Zeynep Üstün'ün Kapak Resmi
Zeynep Üstün, Tutunamayanlar'ı inceledi.
13 Oca 23:55 · Kitabı okudu · 31 günde · Beğendi · 10/10 puan

“TAKVİME BAKMIYOR, GAZETE OKUMUYORDU.”
GÜNÜMÜZ İNSANI VE TUTUN(A)MAYANLAR HAKKINDA
Zorlu yaşam koşullarının getirisi olarak, daha çok manevi sıkıntılar nedeniyle gerçek yaşamdan kendini mümkün olduğunca uzaklaştırıp hayatı “oyun” kılmaya çalışan insanların öyküsünü anlatır, Tutunamayanlar.
Romanın ana karakterleri Selim Işık ve Turgut Özben’dir. Ancak Selim, olayların çoğunluğunda aktif olmaktan ziyade, daha çok Turgut’un fikir dünyasında varlığını sürdürmüştür. Zaten Selim için asıl varoluş, vücutla değil fikirle mümkündür. Bu tartışma konusu olabilir. Acaba Selim, toplumsal hayatta varlığını ortaya koyamadığı için mi bu görüşü benimsemiştir, yoksa bu görüş bütün benliğini sardığı için mi topluma karışma isteği duymamıştır? İkincisi daha doğru bir ifade olacaktır. Zira kitapta asıl tutunamayan Selim değil, Turgut’tur. Selim, eğer isterse topluma karışabilecek seviyede biri olmakla beraber, isteseydi Turgut’un dövmeyi arzuladığı bir “tutunan” olan Burhan’a dönüşmesi mümkündür. Olaylar, gazetede Selim’in ölüm haberiyle karşılaşan Turgut’un Selim için “bir şeyler” yapmak istemesiyle başlar. O şeylerin neler olduğunu onun da bilmemesiyle beraber, bunun, bu ani gidişe karşı girdiği bir şok etkisindeki çırpınışları olarak yorumlayabiliriz.
Yazar Oğuz Atay; türleri bir araya getirmek ve “tutunamayacak” konuları seçmek zorluklarını göz ardı etmiştir. Eserindeki kişilerin kendi kişiliğiyle uyuştuğu düşünülmektedir. Bu ihtimali güçlendiren şeylerden biri Atay’ın karakterleri gibi kara mizaha hayatında bolca yer verişidir. -Oğuz Atay’ın son sözü, “Sevinmeyin, daha ölmedim.” Olmuştur.- Bir diğer unsurun ise Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar’ın karakterlerinin soyadlarının “Özben ” ve “Benol” olarak seçilmesinin olduğu kanısındayım.
Bununla beraber yer yer yeni kelimeler üretmiştir Atay. -“ZAMANSPOR” gibi.- Ve romanda yer alan DISCONNECTUS ERECTUS ifadesi, üzerinde düşünülmesi gereken noktalar içerir. Modern hayatın kaçınılmaz getirileri olan yalnızlık, iletişim kurma güçlükleri, teknolojinin bireyi sanılanın aksine toplumdan soyutlayışı gibi sorunların bütünleşmesiyle ortaya çıkan insan profilidir: Tutunamayan. Kitapta geçen kısa bir tanımına yer verecek olursak:
“Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer).
Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme
duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.”
Kitabın genelinde, yukarıda olduğu gibi sembollere bolca yer verilmiştir. Bunun yanı sıra, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ın ardından yazdığı romanı Tehlikeli Oyunlar’ a da “Tutunamayanlar’ın bir nevi devamıdır.” Dersek yanılmış sayılmayız. Bu tür sembollere Tehlikeli Oyunlar’ da daha fazla rastlamanız mümkün. Neden devamı niteliğinde olduğuna gelince, olayların paralel olabilme ihtimali devreye girmektedir. Kıvanç Kardeşler’ in Olric & Oğuz Atay kitabında Turgut’un bir trene binip giderek ortadan kaybolduktan sonra gecekonduda yaşayan Hikmet olma olasılığından bahsedilir. Ayrıca Tehlikeli Oyunlar’da, Tutunamayanlar’daki Olric’in benzeri şekilde karşımıza çıkan bir Albay Hüsamettin Tambay bulunmaktadır.
Romanın Solgun Ateş adlı romanla olan benzerliği dikkat çekmektedir. Bana göre bunun olumlu ya da olumsuz bir benzerlik olarak görülmesi yüksek ölçüde bakış açısıyla alakalıdır. Pakize Kutlu’nun Oğuz Atay’la yaptığı röportajda Atay, Solgun Ateş (Pale Fire) kitabının yazarı Vladimir Nabokov’dan etkilendiğini şöyle dile getirmiştir:
“Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsam, Tutunamayanlar’ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada Selim Işık’ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? Gonçarov’un Oblomov’u, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak istediğinde bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. “Hayatı roman” olanların yazdığı pek görülmüyor.”

Yazının buraya kadar olan kısmını bir nevi özetleyecek olan kısım, Oğuz Atay’la Tutunamayanlar üzerine yapılan röportajdan alınmıştır.
“Tutunamayanlar’dan Selim Işık kimdir?
Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). Adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık’la yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.
Ya Turgut Özben?
Turgut Özben’in durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak, hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selim’le birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.”