• 328 syf.
    Rousseau'nun veya Hobbs'un entelektüel merhumları mıyız? ve eğer ikisi de değilse, modern bilim bize evrim ve insanın iyiliği hakkında ne öğretti?

    Erdemin Kökenleri, işbirliği ve erdemin evrimsel yönlerinin pek de teknik ol(a)mayan bir tartışması üzerinedir.

    konumuz son derece karmaşık bir konudur ve hâlâ aktif bir araştırma alanıdır. bu kitap, konusunun tüm ana yönlerini kapsıyor ve yeni başlayanların bu alanda ilerlemek için ihtiyaç duyacakları temeli ortaya koyuyor. ama sadece temeli ortaya koyuyor. okumanızı Robert Axelrod ‘un The Evolution of Cooperation kitabıyla eş zamanlı yapmanız naçizane tavsiyemdir.

    Ridley’in basitleştirme pahasına da olsa harika yazmasını ve görüşlerini çok net bir şekilde açıklamasını ne kadar takdir etsem de, aşırı derecede kendinden emin bir vurgusu olması ve çoğu zaman tartışmalı konuları çözülmüşcesine sunmasını desteklemediğim için incelemeyi fikir dünyasını tanıttıktan sonra devam ettireceğim.

    Ridley evrimsel psikolojiyi büyük ölçüde kabul eden bir yazar.
    -19. yüzyıl sosyal teorisyenleri Peter Kropotkin ve Adam Smith'e atıfla başlar, ancak çoğunlukla ekonomi ve antropoloji alanındaki 20. yy. çalışmasına gönderme yapar; psikolojik araştırma çok daha az bir kapsamda getirilir.-
    son notlardaki referanslar, akademik makaleler ve diğer yarısı popüler kitapların bir karışımıdır.

    Ridley, çeşitli noktalarda "asil vahşet" fikrine karşıdır ve erdemin doğrudan onlara inşa edildiğini ancak erdemli bir toplumda yaşadıklarının farkına varabildikleri için yabancılara güvenmelerini genellikle ‘iyi’ karşılar. ona göre ‘erdemli’ bir canlı, sadece adil anlaşmalar yapar, aynı zamanda daha geniş bir işbirliğine dayalı toplumu teşvik etmek için genel erdemi kullanır: hile dar görüşlüdür, işbirliği daha fazla kâr getirir.
    fakat ekolojik erdemin olasılığı konusunda ise biraz kötümser, bu toprak sevgisi değil, ileri görüşlülükte çok daha zor bir sorun olduğudur. bununla birlikte, bazı yıkıcı kişisel çıkar sorunlarını çözmek imkansızdır, belki de imkansız değildir.

    Ridley, konu ne olursa olsun, ister monarşiler ister büyük bürokratik hükümetler, zorlayıcı kurumlara karşı bir argüman olan yinelenen bir temayla siyasete giriyor. bugüne dair okumalarımdan anladığım kadarıyla göstermek istediği asıl şey, bireyler veya küçük kolektifler arasındaki akışkan anlaşmaların herkese fayda sağlama olasılığının çok daha yüksek olduğu. bu aynı zamanda mülk sahipliği için de geçerlidir; insanların kimseye ait olmayan veya çok büyük bir kolektif mülk tarafından tutulan toprak veya kaynaklara gerektiği gibi bakamayacağını savunuyor.

    kitaba dönüyoruz.

    alt başlığın da işaret ettiği gibi, Ridley kitapta sürekli olarak "insan içgüdüleri" konusuna tekrar tekrar dönüyor. içgüdülerin doğrudan üreme stratejisi için seçilebileceğinden şüphe duyan veya metodolojik ilgi arayan insanlar bu kitapla tatmin olmayacaktır. ilgilenen olursa alta okuduğum makaleleri/blog yazılarını ve birkaç kitap önerisi bırakacağım.

    temel düşünce akışını özetlemeye çırpındım, meraklıları sinek gibi üşüşe: #101261610

    fazla meraklısı olmayanlar için:
    kısaca;
    kendisinin deyimiyle, kültürel alışkanlıkları ne zaman benimsediğimize ilişkin bazı söylencelerin yanlışlığını ortaya çıkıyor. ahlâkın kiliseden önce, ticaretin devletten önce, alışverişin paradan önce, toplumsal sözleşmelerin Hobbes’den önce, refahın insan haklarından önce, kültürün Babil’den önce, toplumun Antik Yunan’dan önce, kişisel çıkarların Adam Smith’den önce ve açgözlülüğün kapitalizmden önce de var olduğunu ileri sürüyor.

    kabul edin yahut etmeyin, evrimsel bakış açısının moleküler biyolojiden ekolojiye kadar tüm biyolojiyi aydınlattığı su götürmez bir gerçek. meslektaşlarımın bu bakış açısını hakkıyla kavrayabilmesini diliyorum.

    keyifli okumalar. (: