• %3 (34/1646)
    Weber'in en kapsamlı ve en geniş içerikli kitaplarından birine inceleme yazmak gözümü korkutuyor olsa da bir yerden başlamam gerek düşüncesiyle henüz ilk cilt'in yarısındayken bu satırları yazmaya başlıyorum. Uzunca bir süre düşündükten sonra Weber'in eserlerine inceleme yazmanın bir kere daha zor olduğunu fark ediyorum. Öncelikle Weber her şeye yine her şeyin ortaya çıktığı noktadan başlıyor "Yasal düzen ve Ekonomik düzen" . Şu soru ile konunun içerisine çekiliyoruz. Yasa olarak özünde geçerli olan nedir? Toplulukların bu yasalara olan itaatini yasal bir zorunluluk olarak göremeyiz. Aksine Weber sadece bireyin kendisine bir gelenek olarak aktarılıp içselleştirilen hayatın alışkanlığına bağlı olarak yasal normlara uygun hareket edebileceğini söylüyor. Bundan da şöyle söz ediyor "Bizim anladığımız şekilde " Yasa " sadece, ampirik geçerliliği ihtimaliyle ilgili belli özel güvencelerle donatılmış bir " düzen " dir." Şimdi gelelim güvence altına alınmış yasalara. Toplumun her kesiminde belli başlı normlar vardır Weber'e göre eğer bu normları bir şekilde ihlal varsa "zorlayıcı araçlar" diye tanımladığı hem fiziksel hem de psikolojik araçlar uygulanmaya başlanır. Dolaylı olarak bir yasal zorlama işlemi sağlanmış olacaktır. Yine de bu araçlar yasal düzenlemeler değildir. Nitekim Weber'e göre şiddet kullanarak yasal zorlama sadece devletin tekelinde olan bir şeydir. Devletin dışında şiddet vasıtasıyla yasal zorlamaya başvuran diğer tüm gruplar heteronm veya heterosefal olarak düşünülür. Bir diğer nokta Yasa, Gelenek; Weber için gelenek meşruiyetin eski ve en evrensel tipidir. Yasa ise ussallığa dayanan en saf meşruiyet tipi tabii hukuktur. Çünkü modern uygarlık anlayışında en yaygın meşruiyet yasallığa olan inanç, biçimsel olarak doğru olan ve alışık olunan tarzda yapılan kânunlara rızadır. Burada en mühim nokta uzlaşıdan kaynaklanan bir düzenle, dayatılan ve baskı ile kurulmuş düzen arasında ki ayrımın sadece görece olmasıdır.

    Meşruluğun Temeli; Weber'e göre her sistem meşruluk inancını kurmaya ve ilerletmeye çalışır. Ve yine bu sistem egemenliğini sağlayabilmek adına politikayı gerçekleştirebileceğine güvenilen özel bir grup gerektirir. Tabi ki meşruluğun temeli sadece bundan oluşmamaktadır. Her gerçek egemenlik gönüllü asgari bir boyun eğişi, yani itaate çıkarı işaret eder. Politikaları gerçekleştirebilmeleri için seçilen özel idari kadronun üyeleri itaate; gelenek, duygusal bağlar, saf maddi çıkarlar bileşimi ya da ideal güdülerle birbirine bağlı kalabilirler. Çünkü bu güdülerin niteliği geniş oranda egemenliğin türünü belirleyecektir. Meşru egemenliğin üç saf tipi bulunmaktadır. Birincisi "Rasyonel temeller" otorite konumuna yükselmiş olan idari kadronun emirler yayınlama hakkının yasallığa olan inanca yani yasal otoriteye dayanır. İkincisi "Geleneksel temeller" çok eski gelenek ve göreneklerin kutsallığa inanılan yerleşmiş inanca ve onların altında uygulanan otoritenin meşruluğuna dayanır. Üçüncüsü "Karizmatik temeller" tek bir kişinin ve onun tarafından emredilen ya da ortaya çıkartılan normatif kalıpları düzenin istisnai kutsallığına, kahramanlığına ya da örnek olabilecek karakterine bağlılığına dayanır.

    Max Weber'in sosyolojik tipolojisini derinden incelediğimiz de bürokrasi, bireylerin ve grupların ekonomik davranışlarına net bir bakış atıyoruz. Din sosyolojisin de oluşturmak istediği disiplinli bir sosyolojik analizi burada da olduğu gibi görebileceksiniz. Ekonomik pazar alanların da bireylerin veya toplumların nasıl çatışma arenalarına dönüştüğünü satırları okurken daha iyi anlamaya başlıyoruz. Weber Sosyal Darwinizm ve Marksizm gibi fikirlerin Dünyayı çözüme ulaştırabilecek tek bir fikir olarak öne çıkmasına şiddetle karşı çıkıyor. Bu yüzden de Weber yükselen rasyonalizasyonu tarihten örnekleri aktararak harmanlıyor ve yorumluyor. Kitabı kaleme aldığı sıralarda tarihçi bir arkadaşına "ekonomi ve toplum" adlı eseri için aforoz edilebileceğini söylemesi de son derece ilginçtir. Nitekim Weber'in düşüncelerin de anlaşılması zor ve son derece keskin bir sosyolojik disiplin bulunmaktadır.


    Weber diyor ki, gelişmenin seyri, geleneksel kardeşliğin hesaba katılmasını ve eski dini ilişkilerin yerine bunun geçmesini içerir. Bu tabir ile Weber akrabalık temelli eski sosyal eylem türlerinin yerine verimli bir ilişki öneriyor. Yani davranışlar amaca yönelik rasyonalite içermeliydi. Weber akrabalık anlamında eski hareketlilik biçiminden katı kurallar çerçevesinde yeni bir biçime geçiş öneriyor, sermaye ile birlikte yani kapitalizmin büyümesi de doğal olarak kaçınılmaz bir hale geliyor. Okuyanlara başarılar.
  • 420 syf.
    ·Beğendi·9/10 puan
    BBC'nin Diskdünya serisinden esinlenerek özellikle "Bekçiler" alt serisini baz alarak sunduğu "The Watch" adlı diziyi izlemek isteyenler bu kitabı en azından öncesinde okumalı. Atmosferi ve karakterleri kavramak, ne oluyor yahu demek istemiyorsanız öncelik bekçiler kitaplarında Asayiş Berkemal kitabını okumanız olmalı.

    Dizi esinlenme olduğu için ciddi anlamda çarpıtılmış. Karakterler neredeyse benzer olsa da kişilikleri noktasında epey eksiklikler var. Her zaman dizisi, filmi yapılsa çok hoş olur diye düşünsem de yapımcıların değişiklik merakı maalesef başarısızlık yaratıyor.

    Niran Elçi'nin harika çevirisiyle bir solukta okunacak bir kitap. Terry bu eserde karakterlerin karakteristik yapılarını yine harika anlatmış.

    Delidolu'nun böylesine geniş bir seriyi yayınlama azmi takdir edilmeli. Kolay değil. Günümüzde üç veya beş kitaplık serilerin bile satış kaygısı sebebiyle yarım bırakıldığı düşünülürse yaptıkları büyük iş gerçekten.

    Serinin uzun olması ve fantastik türe yabancı olanların alışmasının zor olacağı kitaplar gerçekten fakat Terry gerçekten hem kültürel hem de bilimsel olarak engin bir bilgi birikime sahip. Sistem, toplum eleştirileri bir yana yaşadığımız dünyada geçmişten bugüne dek adını duyduğumuz birçok isim bu koca dünyada karşımıza çıkıyor. Göndermelerini yakalayabilmek için en az yazar kadar bilgi ve birikim gerekiyor. Sanat, bilim, tarih, kültür gibi alanlarda çok fazla katkısı var.

    Açıkçası fantastik işin eğlencesi. Bugün dünyada neye maruz kalıyorsanız hepsinin tam anlamıyla çarpıtılmış bir eleştirisini mizahla birleştirip sunuyor. Belki de dünya ancak böyle katlanılıt bir hal alıyordur.

    Tüm seri tamamlanmadığı için hepsini bir solukta okuyamıyorum. Basılmış bir kitap kalmayacak diye endişe duyuyorum. Hayatın çekilmezliğinden insanı soyutlayan çok kitap yok ne de olsa.
  • 256 syf.
    ·56 günde·Beğendi·10/10 puan
    Eğitim ve öğretim hakkında, sistemin dişlileri hakkında, kendi bilgi edinme yöntemlerimiz hakkında sorgulatan ve başka türlü bakış açıları kazandıran bir kitap, yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım.
  • 17. yüzyıl sonlarında eğitim aracı olarak, çıraklığın yerini okullar almaya başladı. Bu da çocuğun yetişkinlerle birlikte olmasını ve yaşamı dolaysız yoldan ve onlarla kurduğu ilişki sırasında öğrenmesini engelledi.Öğrenme sürecinin uzamasına ve onda yaratılan çekingenlik duygularına karşın çocuk, yetişkinlerden tümüyle ayrı tutuldu ve bir tür karantina ile toplumdan uzaklaştırıldıktan sonra dünyaya salıverildi.Bu karantina da okul oldu. Okulların ortaya çıkmasıyla birlikte çocukların dört duvar arasına kapatıldıkları bir süreç başladı ve günümüze dek ulaştı, biz buna eğtim diyoruz. -Zorunlu Eğitime Hayır,Cathrine Baker
  • Ortam ve durum davranışlarda bu kadar önemliyse, ömrümüzün en önemli bölümünde çok uzun bir zamanımızı geçirdiğimiz okulları düşünelim. Üzerimize bir etiket olarak yapışan özelliklerimiz belki de sadece okuldaki davranışlarımızdı.İlk kez okul hayatında karşılaştığımız bir durum olmasaydı belki de asla öyle biri olmayacaktık.Dahası, belki çok farklı ortamlarda vakit geçirsek, okuldaki davranışlarımızın istisna olduğu belli olacaktı.Hele ki karakterimizin inşaa olduğu yılları okulda geçirdiğimiz için, belki de hiç kendimizi keşfetme fırsatı bulacağımız durumlarla karşılaşmadık ve olduğumuz kişiden haberimiz bile yok.
  • 144 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10 puan
    Lisans öğrenimim sırasında ders kitaplarından tanıdığım Peter Atkins'in "A Very Short Imtroduction" dizisinde bulunan bu kitabına daha iyi bir ad olamazdı doğrusu. Karmaşık konulara kısa bir giriş niteliğinde genel okuyucu kitlesi göz önünde bulundurularak yazılmış Chemistry: A Very Short Imtroduction ve Physcal Chemistry: A Very Short Inroduction'dan sonra Evreni Yöneten Dört Yasa kitabında da Atkins, fizikokimyanın ana disiplini olan termodinamik yaslarını kısaca anlatmaya girişmiş.

    Termodinamik yasaları, Sıfırıncı, Birinci, İkinci ve Üçüncü yasalar olarak adlandırılır. Peki neden "Sıfırıncı"? Sıfırıncı yasa bulunduğunda birinci ve ikinci yasalar çoktan bulunmuştu, ancak Sıfırıncı Yasa daha temel bir olgu olduğu için birinci olması gerekiyordu. Yıllardır kullanılan terminoloji değiştirilemeyeceğinden "Sıfırıncı Yasa" adını almıştır.
    Sıfırıncı Yasa, 3 sistemden ikisi birbiriyle termodinamik denge içindeyse, üçüncü sistem de diğer iki sistemle ayrı ayrı termodinamik dengede demektir.
    Birinci Yasa, kısaca enerjinin korunumu olarak tanımlanır. Yoktan enerji var edilemez, var olan enerji de yok edilemez. Enerji dönüşür, dönüşürken bir bölümü kaybolur ama yok olmaz. Örneğin bir ampul yaktığınızı düşünün, ampule giden elektrik enerjisinin bir bölümü kabloda ve ampulde ısı enerjisine dönüşerek enerjinin tamamı elektrik olarak aktarılmaz. Herhangi bir iş makinesi yapıyorsunuz diyelim -buz dolabı gibi- birinci ve ikinci yasaya uymak zorundadır.
    İkinci Yasa: Entropi, düzensizlik olarak tanımlansa yanlış olmayacaktır. Neredeyse her şey entropiyi artırabilir. Evrende her şey daha düzensiz bir yöne doğru gider ve evrenin entropisi sürekli olarak artar. Sıcaklık ve hacmin artması yani genişleme katı fazdan gaz faza geçerken entropi artar. Sudan örnek vermek gerekirse, sıvı suyun 1 molü 18 gram ve 18 ml'lik hacim kaplar. Su gaz formu olan buhar olduğunda ise yaklaşık olarak 20 litre kadar hacim kaplar. Yani aynı kütledeki buhar suyun hacmi 1000 kat artmıştır. Bu tabii ki buhar suyun bulunduğu ortamın entropisini artırır. Gaz faza geçerken moleküller arası çekim kuvvetleri zayıflar, ki bu yüzden buhar su molekülleri birbirinden uzakta olur ve oldukça düzensiz hareket ederler.
    Üçüncü Yasa: "Mutlak Sıfır"a inilemez, yani 0°K (-273°C) sıcaklığına ulaşılamamaktadır. Yapay yollarla yalnızca 4°K'de sıvı helyum elde edilebilmiştir. Bunun üzerine çalışmalar sürmektedir. Ancak şu ana değin mutlak sıfır aşılamamış bir engeldir.
    Kısaca anlatmış olduğum bu dört yasa evrenimizi şekillendirmektedir. Bilimin her alanı için çalışmalar bu yasalarla çelişemez, çünkü bunlar evrenin, doğanın yasaları. Eh elbette bilimdeki her şey gibi yanlışlarıabilir bu yasalar.. Tabii aksi yönde tutarlı ve ciddi kanıtlarınız varsa.

    Kısa bir giriş kitabı olan bu kitaptan kısaca hangi konular üzerinde ilerlediğine dair naçizane bilgi vermek istedim. Konuların kendisi biraz karmaşık ama olabildiği kadar anlaşılır duruma getirilmeye çalışılmış. Bilime, özellikle kimyaya meraklıysanız bu kitabı önermekten kıvanç duyarım.
    Aslında benim için fizikokimya ve termodinamik hakkında konuşmak biraz manidar, çünkü fizikokimya benim püsküllü belamdır. İkisi laboratuvar olmak üzere 7 fizikokimya dersi almıştım ve bitirme tezimi stajımı tamamlamama karşın yıllarca fizikokimya 1 dersini veremediğim için mezun olamıyordum. Mezun olunca da fizikokimya kabusları peşimi bırakmadı. Neyse ki o kara günler geride kaldı. Artık işsiz bir kimyagerim çünkü. :)
    Şaka bir yana, üzerinden o kadar yıl geçmesine karşın hocamızın şu sözleri hala kafamda çınlıyor:
    Performans... İrdeleyiniz...
    İçselleştiriniz...
    Herkese keyifli okumalar diliyorum, esenlikler.