“Birkaç dakika sonra babam pabuçlarıyla çoraplarını çıkarıp ayaklarını berrak sulara daldırdı, bir süre suyun içindeki ayaklarını seyretti. Sonra gözlerini yumarak gülümsedi. Bu gülümsemeyi uzun zamandır görmüyordum. Aniden derin bir nefes aldı ve “Bu bana neyi hatırlattı biliyor musun?” dedi. (…) “Çocukluğumu.” (…) Bu yaşlı adama, yaşlı beyaz ayaklarını berrak nehir sularına daldırmış oturan, sayılı günlerinin sayılı anlarından birini yaşayan yaşlı babama baktım ve birdenbire sadece bir çocuk, bir küçük oğlan, gencecik bir delikanlı olduğunu düşündüm; bütün hayatı önünde uzanmış onu bekliyordu, tıpkı beni bekleyen hayatım gibi. Bu düşünce daha önce hiç aklıma gelmemişti. Derken zihnimdeki imgeler -babamın şimdiki ve bir zamanlar ki hali- birbirine karıştı ve babam o anda yabani, aynı anda hem genç hem yaşlı, ölmekte olan ve yeni doğmuş tuhaf bir yaratığa dönüştü. “Babam bir mite dönüştü.”
(Daniel Wallece’den)