Televizyon izlemek özgüveni artırır. Ekrandaki insanların çoğunun ne kadar aptal olduğunu görünce kendini akıllı hissedersin. Ve bilimsel çalışmalar kendini akıllı hissedenlerin, aptal hissedenlere oranla daha başarılı olduğunu gösteriyor.
Sezgi, sahip olduğun tüm tecrübelerin toplamıdır aslında. Benim düşünceme göre yaşadığın, bildiğin, bildiğini sandığın ya da bildiğinden habersiz olduğun her şey bilinçaltında sessizce yatar. Kafanda uyuyan bu yaratığı çoğu zaman fark etmezsin ama o hep oradadır; horlayarak içine yeni şeyler çeker. Ama arada sırada gözlerini kırpar, gerinir ve sana “hey, bu resmi daha önce görmüştüm” der. Sonra da parçaların resimde nereye ait olduklarını gösterir.
Çok fazla televizyon izliyor olmalısınız, Bay Robertson. Masaya yüz dolar koyup etrafı kolaçan ederek size doğru iteceğimi, kulağıma bir isim fısıldayacağınızı ve başka hiçbir şey söylemeden ayrı yönlere gideceğimizi düşünüyorsunuz herhalde. Gerçek dünyada buraya bir ekip arabası çağırırım, sirenler eşliğinde derhal buraya gelir, sizi kelepçeleyip dışarı çıkarırlar ve ne kadar utandığınıza aldırış etmeden komşularınız seyrederken arabaya bindirirler. Sonra sizi merkeze götürür ve bize bir isim söyleyene ya da avukatınız gelene kadar şüpheli olarak nezarette tutarız. Hatta en kötü senaryoda bir cinayetin çözülmemesi için bilgi saklamakla suçlanırsınız. Bu da sizi haliyle suç ortağı yapar ve altı yıl hapis cezası vardır. Böyle olsun ister misiniz, Bay Robertson?
Bu kitap genç yetişkin olarak tanıtılsa da bence direkt yetişkin olarak da çıkabilirdi. Çünkü hikaye bayağı karanlık, karakterler de genel olarak karanlık, olaylar daha da karanlık… Karanlık dediğime bakmayın, sadece kitabın atmosferi ve konusu bu şekilde olduğu için öyle. Yoksa kitap mükemmeldi, karanlık temasına da bayıldığım için belirtmek istedim. Çok olgun ve ayakları yere basan bir kitaptı bence. Karakterler saçma sapan hiçbir şey yapmıyorlar, hiç mantıksız bir şey olmuyor, her gizem tak tak açıklana açıklana akıyor kitap. İkinci kitap için fazla beklemezsek müthiş olur.