Önce dizisini izlemiş sonra kitabını okumuş bir okur olarak dizide çok az detaylara yer verildiğini gördüm. Kitap kesinlikle dizisinden daha çok okuru içine alıyor. Sade akıcı ve okuru başkarakter olarak hissettiren bir anlatımı var. Efsanevi ve mitolojik unsurlara ilginiz varsa kesinlikle tek solukta okuyacağınız bir kitap.
Bazı cümlelerde kendini bulursun. Bazı dizeler kanına bazı mısralar gözüne dokunur. Hangi tür olursa olsun. İster hikaye ister roman isterse şiir. Ada da da kendime ait hissettiğim mısralara denk geldim. Bir takım düşüncelere daldıran. Sayfa 87. Saçımı taratmaya bayılırdım...ve hep birinin saçlarımı taradığını hayal etmişimdir. Birinin.
Yine bir cümlede geçiyor "Herkes bir kapı mı arıyor, çıkış kapısı?"(sayfa 127)
Bu cümlede kendimi değil yaşama eylemini bulduğum bir cümleydi. Sahi yaşadığımız hayatlar da bu cümle ile çok bağlantılı değil mi? Evet, herkes bir kapı arıyor. Yaşama hayatta kalma uğruna mücadele veriyor. Kimisi bir vakit beklediği o kapıya ulaşıyor ve hiç bilmediği bir başka yola doğru yolculuğa çıkıyor, kimisi de vakti az kaldığı halde son çıkışı kaçırıyor. Şans mı denmeli, kader mi ya da gayret mi? Kim bilir belkide hepsi.
Ada sadece bilim kurgu ve macera içermiyor. Olağanüstücülüğün gölgesi ile gerçekleri gözler önüne seriyor. Daha da değer biliyor insan, bir kez daha şükrediyor.
AdaLynne Matson · Yabancı Yayınları · 20183,384 okunma
SPOİLER İÇEREBİLİR!
Raporuma ana karakterin umursamaz halleri, hayatını gelişigüzel yaşayışı ve annesine karşı olan duyarsızlığının beni çok rahatsız etmesi ile başlamak istiyorum. Bunun asıl nedeninin sevgi nedir ve değer nasıl bilinir gibi sorulara yabancı bir ailede çocukluğunu geçirmiş olmasına bağladım. İşin güzel tarafı Marie Meursault ‘un farklılığının ve tuhaflığının bilincindeydi. Ve onu bu şekilde olduğu gibi kabullenmişti. Sayfa 44 “Yine bir süre sustuktan sonra tuhaf biri olduğumu beni hiç şüphesiz bu yüzden sevdiğini ama belki de günün birinde yine aynı sebepten ötürü benden nefret edeceğini mırıldandı”.
Meursault'un her olayda tepkisiz ve duygu barındırmayan tavrı beni çok etkilese gerek ki; kitap bitiminde ben de birtakım umursamazlık ve boş vermişlik oluştu. Eninde sonunda çözüm yolu bulunan bir takım olaylar karşısında takmama eylemim devreye girdi. Annesinin ölümü, adam öldürüşü, hapse girişi gibi olaylar karşısında Meursault her ne kadar ruhsuz ve duygusuz bir karakter gibi görünse de bütünüyle bu kategoriye girdiğini düşünmüyorum. Denize girdiğinde rahatlaması ve mutlu olması, hapisteyken bir nebze beslediği umudu Meursault'u oluşturan duygulardan birkaçı. Hüzün ya da pişmanlığı kitapta cümlelere sevmiyor oluşu bu duyguları hissetmediğini göstermez. Neticede insan hissettiği her duygu ya da düşünceyi gün yüzüne çıkarmayabilir ve zorunda da değildir
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137bin okunma
Hiç ama hiç bir zaman, binlerce insanla birlikte dalgalandığım dört bir yanından sıcaklıkla ve sözcüklerle kucaklandığım, ama yine de bu doluluğun akışından kopuk olduğum şu anki kadar büyük bir paylaşma, bir insan yakınlığın ihtiyacı duymamıştım.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,8bin okunma