“Biraz hava alacağım.”
“Gidiyor musun?”
“Geri geleceğim. Sadece nefes almak istiyorum.”
“Buna inanmalı mıyım?”
“Sen kimseye inanmazsın.”
“Evet ama sana inanmak istiyorum. Hatta bazen bu istek olmaktan çıkıyor, bir ihtiyaç haline dönüşüyor ve kendimi sana inanırken buluyorum.”
“Sana bir şey olacak mı?”
“Olmayacak,” dedi. “Bunu umursar mıydın?”
“Elbette,” diyebildim, sesim titriyordu.
“Bana bir şey olmasını istemiyorsan, sana bir şey olmasın.”
Bu Efken’in kurduğu son cümleydi.