falcı kadınlar kilise günlerinde ciddi ciddi oğlanların yazgılarını okuyorlardı ellerinden; kadınlar için ise gelecek, komediden başka bir şey değildi. hiçbir olanak yoktu, her şey önceden tasarlanmıştı: küçük şakalar, flörtler, kikirdemeler, kısa süren bir kararsızlık, sonra takınılan, zaman geçtikçe de cayılan yabancı, ölçülü bir yüz, ilk çocuklar, mutfaktaki işler bittikten sonra yanlarında biraz daha kalmak, baştan beri duymamazlığa gelinmek, giderek söylenenleri dinlememek, kendi kendine konuşmalar, rahim kanseri, ve sonunda ölümle kehanetin gerçekleşmesi. yöredeki kız çocuklarının oynadığı oyunun evreleri bile böyleydi:
yorgun / halsiz / ağır hasta / ölü.
bana benzeyen, görünüşte bendeki ihtiyaçlara, tutkulara, arzulara sahip bu insanlar niçin kırarlar beni? ancak benimle eğlenmek, bana çatmak için yaratılmış bir avuç gölgeden başka bir şey mi bunlar?
anadolu, şatafatın, gösterişin, reklâm ve palavraların hiç geçmediği bir diyardır. burada umumî ölçüye göre iyi ve geniş yaşayan adamın adı bir batakçıdır. iddialı kimselere bir geveze nazariyle bakılır ve reklâmcıya sadece yalancı denir.