anadolu, şatafatın, gösterişin, reklâm ve palavraların hiç geçmediği bir diyardır. burada umumî ölçüye göre iyi ve geniş yaşayan adamın adı bir batakçıdır. iddialı kimselere bir geveze nazariyle bakılır ve reklâmcıya sadece yalancı denir.
- sopalar ve taşlar kemiklerini kırabilir ama kelimeler seni asla incitmez.
- taşlar ve sopalar kemiklerinizi kırabilir ama artık kelimeler de sizi öldürebilir.
- taşlar ve sopalar kemiklerini kırabilir ama sen yine de şu kahrolası sözlerine dikkat et.
- taşlar ve sopalar kemiklerini kırabilir ama kelimeler canını öyle bir yakar ki, şaşarsın.
- taşlarla sopalar kemiklerinizi kırabilir ama yine başlıyoruz işte.
- taşlarla sopalar kemiklerinizi kırabilir ama bizim rolümüz sadece iyi birer izleyici olmak.
her nesil sonuncu nesil olmak istiyor. her nesil bir sonraki anlayamadığı müzik akımından nefret ediyor. kültürümüzün dizginlerini salıvermekten nefret ediyoruz. asansörlerde kendi müziğimizin çaldığını duymaktan. devrim marşımız bir televizyon reklamının fon müziği olmuş. kıyafetlerimizle saçlarımızın aniden nostaljik kaçıvermesinden nefret ediyoruz.
antların değersiz olduğu bir dünyada, yeminlerin anlam ifade etmediği bir dünyada, verilen sözlerin bozulduğu bir dünyada, kelimelerin tekrar güç sahibi olduğunu görmek güzel olurdu.