• O sokaktan her geçtiğimde kalbim hızla çarpıyor.. Gözlerim gözlerine değeceği anı beklemekte buluyorum kendimi, korkuyla her defasında... Bir heyecan bedenimi sarıyor.. Bir iki üç saniye.. O gelmedi.. Ben durmadım.. Zaman geçti.. Geçiyor... Ama içimden hala geçmiyor... Geleceğini sayan saat tik tak tik tak sesleri kulağıma işledi.. Bir şey duyamaz oldum..
  • Hayatımızın tam ortasında, salonda asılı duran bir sarkaçlı saatimiz var. Yaşı benden, belki anne ve babamdan bile büyük. Çalıştığı bir zamanı hatırlamıyorum. Ama dedemin onun çalışması için verdiği her emeğin şahidiyim. Gerçi emekler boşa çıktı saat çalışmadı hala da çalışmıyor. Belli ki çalışmayacak. O zamanlar en son bir parçasının kırıldığı ve o parçanın da yurtdışından getittirilmesi gerektiğinden bahsettiler kendi aralarında. Hayal meyal hatırladığım bir kare çocukluğuma dair. O zaman mümkün görünmemişti tamiri. Yıllar imkan getirse bile o saati salonun ortasından kaldırıp da o imkanı yeniden sorgulayacak biri çıkmadı henüz. Sanırım onun sesini değil varlığını istiyoruz biz. Saatin aslına hakaret mi acaba bu yaptığımız? Ben de Bülent gibi, bizim Celalli saatçi gibi, Mualla gibi düşünmeliyim, acaba bu saat bizde kaç hayata müdahil oldu?

    Bir saat tik tak' ı ile başladı zaman bu sayfalarda. Başlangıcın sonu, sonun başlangıcı. Bülent düştü ardına önce, sonra Atilla' nın babası, sonra Atilla. Metin kayıp saatinden dert yanarken duvarın bir saat gibi sürekli işlemesi deli ediyordu insanı. Sesin sahibinin profilini çizmek adına saatçide saat sesleri dinledi Bülent. Mualla bir saat getirdi. Tuttu o saati de eve getirdi. Eve saat geldi ama duvar yine de vazifesinden vazgeçmedi. Bülent Mualla' yı, Mualla Atilla' yı bekledi. Bir avuç kömürse tüm işçileri. Maden altında kalan baba zamanın tik tak' larında veda etti. Bir parça kömür tozu havaya uçtu, bir evin gamına düştü. Son kez düştü. Sonra anlaşıldı mesele. Duvarın değil, bir afacanın maharetiymiş seslerin müsebbibi. Sebep sonuca bağlanınca toplandı bir bavul ana yadigarı bir evin ortasında. Biri koştu gidenin ardından. Hala merak içindeyim yakalandı mı zaman? Tuttu mu yelkovan akrebin kuyruğundan?
  • Bazen sessiz kaldığınız zaman çevrenizdeki daha önce hiç fark edemediğiniz sesleri fark edersiniz. Odanızdaki her şeyi susturabilirsiniz ama bir tik tak vuran saati susturamazsınız.
  • Kalbin tik-tak sesleri hayatla başlamış ölüm bestesinin notalarıdır...
  • Yağmurlu ve soğuk bir gecenin sabahına saat sayıyorum. Gözlerim saatin tik tak sesleri arasında akrep ve yelkovanı takip ediyor. Bu gece hiç bitmeyecek gibi. Yine o gün olanları düşünüyorum, öncekilerle kıyaslayarak. Ve yine aynı kanıya varıyorum; umursanmıyorum...
    Çevremdeki insanlar için daha ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Bunları düşündükçe beynimde oluşan bir sızı ve ardından göz çevremde oluşan yanma hissi... Sanırım ağlıyorum.
    Gözlerimi ne tarafa çevirsem yakın sandığım insanların beni umursamaz hallerini görüyorum artık. Bu savaşı kendi içimde başlatıyorum. Bütün öfkemi, sinirimi içimdeki sese haykırıyorum. Tabii ki sonuç değişmeyecek. Ay gökyüzündeki yerini güneşe bırakınca olaylar olduğu gibi devam edecek.
    Saatin ilerlemediği, yağmurun dinmediği o soğuk gecede yastığım su olmuştu ağlamaktan. Başımda insanı çılgına çeviren bir ağrı...
    Ve yalnızlık...
    Bu tür olayları çok sık yaşadığımdan dolayı artık mutlu olabilecek şeyler bulamıyorum kendime. Bunalmışlık hissi. Bunlara katlanacak dermanımın olmadığını fark ediyorum. Bedenî değil, ruhanî bir dermansızlık bu.

    -KB
  • Odamdayım. Yani memlekette. Beni ben yapan , her acıyı tattığım ve bilmem kaç kez kaybedip tekrar ayağa kalktığım o 16metre karelik bir alanda. Duvarda yaşı Benden büyük olan eski bir duvar saatinin yıllar yılı bitmeyen enerjisi ile “tik tak “ sesleri. Her santiminde el emeğim olan odamın duvar boyaları . Gözümü hangi köşeye çevirsem canlanan anılar. Aşk, gülmeler , acılar , ağlayışlar , kaybedişler ve yeniden başlamalar bıkmadan , usanmadan. Ama şimdi bu odaya yabancı hissediyorum. Uyuyamıyorum mesela bakın . Kaçasın var bu odadan , evden hatta ve hatta çok sevdiğim şehrimden. Şimdi öyle yabancılaşmışım ki . Sokaklarına , caddelerine... Her köşesinde bir anı. Galiba bu savaşı ben kaybettim. Kendi odamı, evimi, sokaklarımı kaybettim. Şimdi ise zamanın geçmesini ve bu şehirden kaçıp yaşamak zorunda olduğum yere gidip tekrar buraları özlemek istiyorum...