• Timur kendisini sadece dünya üzerinde ulaşabileceği yere kadar hırsını doyurmak için Allah tarafından gönderilen "Allah'ın kulu" olarak değil Türk halkının da gerçek ve tek temsilcisi olarak görüyordu. Yörüklerin bol paçalı şalvarları içinde başında yüksek keçe başlığı ile tam bir Türk gibi gibi giyinirdi; ordusu geleneksel Türk silahları olarak ok ve yaylarla silahlanmıştı. Sarayı'nda sadece Türkçe konuşulur ve Türkçe yazılırdı... Saf Türk kanı taşıyan soyu ise henüz Hristiyan hanedanlarının kanıyla bozulmamıştı...

    Cengiz Han'ın eski kanunlarını içeren "Yasa" adlı kitabını Kur'an'dan bile daha değerli tutar ve takip ederdi. Ordusu eski örneklere göre onbaşılar yüzbaşılar ve tümen ağlarda olan binbaşı komutasında 10, 100 ve 1000 askerden oluşan birliklere ayrılmıştı. Burada da üst komuta bir beylerbeyinindi ve devletin işleri (divan beyleri, dilekçe ve arzlarla ilgili arz beyi gibi) beyler ve (dört) vezir tarafından yürütülüyordu.

    Timur'un Tatarları tıpkı Beyazıt'ın gibi Osmanlılar gibi tuğun altında savaşıyorlardı. Tamamen Türk olan bu devlet, ayrıca Osmanlıların hala bazı yönlerden kaba kalmış devleti'nden daha zengin hatta daha medenileşmişti. Bursa'da her şey eskisi gibi sade tutulurken Semerkant ve Keşe'de birçok ev ve otağ da, sadece savaş sırasında üşmanları bile hayrete düşüren İpek kumaşlara, biri, değerli kilimlere, masif altından mobilyalara, altın tabaklara, değerli taşlarla bezenmiş küçük eşyalara rastlanırdı ve Bizanslılar bile bu görkemi ve zenginliği tarif etmeye kelime bulamazlardı...

    Türkistan'da beyaz Tebriz mermerinden devasa camiler inşa ettirilip, güzel porselen çinilerle süslendi. Suriyeli ve hileli mimarlar burada her zaman iş buldular. Medreselerde dünyaca ünlü hocalar ders verdi. Osmanlı sultanı ikinci derece sanatçılarla ve daha az tanınmış hoca ve yazarlarla yetinmek zorunda kalırken büyük Timur'un çevresini birçok şair ve yazar sarıyordu...