Gördüğü, duyduğu, yaşantıladığı her şeyden içgüdüsel olarak kendi yekûnunu toplar: seçici bir ilkedir o, çok şeyi elekten geçirir. İster kitaplarla, ister insanlarla, ister manzaralarla temas halinde olsun, hep kendi toplumundadır: seçerek, izin vererek, güvenerek onurlandırır. Her türlü uyarana yavaş, uzun bir ihtiyarlığın ve tercih edilmiş bir gururunun ona verdikleri o yavaşlıkla tepki gösterir- kendisine yaklaşan uyaranı sınar, onun karşısına çıkmaktan uzaktır. Ne “şanssızlığa” inanır ne de “suç”a: başa çıkar kendisiyle, başkalarıyla, unutmayı bilir,-her şeyin ona iyi geleceği kadar güçlüdür.