Arkadaş tavsiyesiyle, konusunun ne olduğunu bile bilmeden okumaya başladım ve böylece yine boğazımı düğüm düğüm eden, önerebileceğim bir kitapla daha tanıştım. Afganistan’ın savaş yıllarını en acı yönleriyle yüzünüze soğuk bir tokat gibi çarpıyor yazar. Açlıkla, sefaletle, zulümle geçen zoraki hayatlar. Ülkelerini terk etmek zorunda kalan aileler. En kötüsü de bu ülkede kadın olmak..
Çocuk doğuramamakla kız çocuğu doğurmanın neredeyse aynı kefeye konulduğu, kız çocuğunun sevgiden, şefkatten yoksun bırakıldığı, dışlandığı, hırpalandığı bir dönem anlatılıyor ve okurken yüreğiniz sızlıyor.
İki kadın düşünün. Farklı hayatlardan gelip aynı kadere mahkum bırakılan. Koca koca adamlar düşünün minik minik kızları kendilerine eş yapan.(Ben eş diyeyim siz hizmetkar anlayın. Zira günümüz eş tabirinden epeyce uzak.. ) Kadın düşünün yanında bir erkek yoksa hiçlikle eşdeğer kılınan. Ve daha bahsedemediğim bir sürü acı. Güzel bir nokta da; yazar bunlardan bahsederken dönemin siyasi gelişmelerini de yerinde bir şekilde ekliyor.
Üzüleceksiniz, hüzünleneceksiniz, acıyacaksınız ve bu kadarı acıya katlanılamayacağını düşüneceksiniz. Ama anlayacaksınız. Kadınların en güçlü varlık olduğunu, asıl kadın yoksa bir erkeğin hiçlikle eşdeğer kılınması gerektiğini anlayacaksınız.