• Bir beyefendi ortaya çıkıp " Ne dersiniz beyler !"diye bağırsa,"Şu akıllıya bir tokat vurup,logaritmacıları cehennemin dibine yolasak da yine canımızın istediği gibi, ahmakça yaşasak nasıl olur ?"derse,inanın, hiç aldırmam.
    Dostoyevski
    Sayfa 32 - EMA Klasik
  • Otlaktan, kümesten ya da ahırdan döndüğüm gibi Garbos beni eve sokar, sille tokat dövmeye girişirdi. Söğüt dalından kamçı başlarda gelişigüzel inerken adam giderek aşka gelir, üzerimde yeni dayak yön. temleri denemeye girişirdi. Tenimdeki yara ve kesiklerin kabuk bağ. layıp iyileşme şansı yoktu hiç, illa ki sarı irinler akar hale gelirlerdi Geceleri Judas’ın korkusundan uyku da tutmazdı. Ufacık bir gürültüye, döşemelerin hafif bir gıcırtısına kulaklarım dikiliverirdi. Odanın bir köşesine büzülüp göz alabildiğine koyu karanlığa bakar dumdum. Evdeki ya da avludaki en ufak bir hareketi, sesi kaçırmamak için kulaklarım uzayıp kabak kadar olmuştu neredeyse.
  • Ve bu tam olarak benim istediğim şeydi - ona bedenimi armağan etmek ve bununla birlikte kontrolü sağlamak.
    Alexander pantolonunu açarken diliyle dudaklarının üzerinden geçti, sonra görüş alanımdan kayboldu. Gözlerimi yanan alevlere diktim, ancak çıplak ayaklarımı ayırdığında ve bacaklarımın arasına geçtiğinde gözlerimi kıstım. O da dizlerinin üzerine çömeldi, kalçamı tuttu ve popo yanaklarımı okşadı, ardından Alexander'in dudaklarının sıcaklığını ferç dudaklarımda hissettim. İnlememek için kendimi zorladım, çaresizce kendimi kontrol etmek için alt dudağımı ısırdım. Dili hızla yarığıma ulaştı, etrafında daireler çizdi ve onu okşadı, ardından tomurcuğuma yöneldi ve onu da öylesine bir düşkünlükle şımarttı ki duyularımın kaybolmasıyla tehdit edercesineydi. Alexander'in dişlerini hissettim, zonklayan klitorisimi kemiriyordu ve bir çığlık attım - beni kurtuluşa sürükleyen doruk noktasına sadece saniyeler vardı.
    Alexander anında kendisini geri çekti ve popoma kınayıcı bir tokat indirdi.
    Keskin bir şekilde nefes aldım, kendimi kaybetmemek için savaşıyordum.
    "Bunu hisset." diye emretti Alexander. "Tatmin olmaya ne kadar yakın olduğunu hisset. Bu duygunun keyfini çıkar. Ama sürüklenmene izin verme."
    "Lütfen." Engel olamadan kelime ağzımdan çıkmıştı bile.
    "Hayır, tatlım." Alexander acıyan popomu ovdu. "Daha uzun dayanabilirsin. Ben ancak sen yalvarmaya başladığında memnun olacağım, sanki hayatın buna bağlıymış gibi.
    55
    Belki de kendini toparlaman için biraz zamana ihtiyacın var. Arkanı dön."
    İtaat ettim ve yanan alevlere doğru döndüm. Umut dolu başımı kaldırdım ve ona baktım, ardından ona doğru biraz yaklaştım ve pantolonun içindeki şişkinliğin üzerine yumuşak bir öpücük kondurdum. Alexander sırıtarak Boxer şortunun içinden penisini kurtardı. Hiç tereddüt etmeden kamışının başını dudaklarımla çevreledim - gevşedim ve devasa şaftını ağzımın derinliklerine aldım ta ki damağıma vurana kadar. Dilimi üzerinde kaydırdığımda gırtlaksı bir ses çıktı boğazımdan.
    "Ağzında aletimle lanet güzelsin... Gözlerin, o kadar büyük, o kadar masum... Seni böyle gördüğüm zaman, seninle en kötü şeyleri yapmak isterdim."
    Ağzımda heybetli aleti, inleyiverdim, o da saçlarımdan tuttu ve büyük bir ihtirasla kendisini dilime bıraktı.
    "Gelmemi istiyor musun?" diye homurdandı Alexander. Cevap vermek yerine yanaklarımı içime çektim ve onu ağzımın daha derinlerine aldım. Ben var gücümle emerken, Alexander başını arkaya attı. Bir saniye kadar donakaldı, ben de gırtlağımı dinlendirdim orgazmın beklentisi içerisinde. Ancak bunun yerine kendisini anında geri çekti ve aletini eline aldı, seğirerek göğüslerimin üzerine boşaldığında.
    Alexander daha önce üzerimdeki sahip olma hakkını hiç bu şekilde göstermemişti. Şaşkın bir halde geriye, topuklarımın üstüne oturdum ve meme uçlarımdan damlayan sıvıya bakakaldım.
    "Ayağa kalk. Hemen!" diye emretti Alexander dişlerini birbirine bastırarak. Beni dirseğimden tuttu ve yukarıya kaldırdı, ardından beni resmen odanın içinde çekiştirdi, kal-
    56
    çalarımdan tutarak döndürdü ve taşındığımızdan bu yana misafir odasında duran piyanonun taburesinin üzerine bastırdı. Akortsuz tonların kakafonisi içinde, kollarımla tuşların üstüne düştüm ve ayaklarımın üstünde kalmak için zorlandım. Bilincimin bir parçası bizim oldukça sesli olduğumuzu algılıyordu, ancak bu umurumda değildi. Sadece Alexander vardı. Onun dokunuşları. Onun teni, onun avuç içi ki o da kontrollü bir darbeyle popoma isabet etti.
    "Sen çok sabırsız davrandın." dedi Alexander sitem dolu ve bir darbe daha indirdi, ağrıyan yeri ovmadan önce ve diğer popo yanağıma da bir şaplak yerleştirdi.
    "Ben seninle birlikte gelmek istedim, tatlım. Şimdi senin iki kez gelmeni sağlamam gerekiyor."
    Evet, lütfen.
    Görünüşe bakılırsa, Alexander düşüncelerimi okumuştu, çünkü kolunu belime sardı ve beni bir parça öne doğru itti, öyle ki popom taburenin kenarında asılıydı, ardından aletinin başını dar yarığıma itti. Hiç hareket etmeden bu pozisyonda kalakaldı.
    "Lütfen." diye sızlandım.
    Fakat Alexander kımıldamadı.
    "Seni hissetmem gerekiyor, lütfen beni becer, X."
    Alexander hâlâ harekete geçmek için adım atmıyordu.
    Umutsuz bir halde kıvranmaya başladım ki onu daha derin içime alabilmek için, ancak Alexander koluyla daha da sıkı sardı beni ve benim de sakin durmam için zorladı. Düş kırıklığı ve büyüyen arzu arasında, nefes almaya çalıştım. Bu arada mantığı çoktan güverteden aşağı atmıştım bile, gözyaşlarını yanaklarımdan aşağı süzülürken kıvrandım, sızlanarak ve kızarak kendimi oradan oraya attım. Yalvarmalar-
    57
    dan oluşan, can sıkıcı konuşmalar başlattım, zapt edilemez hıçkırıklarla ve ahlaksız hakaretlerle karışık. Alexander'in dudakları boynumda gezindi - sadece öpmesi bile benden vahşi bir çığlık çıkartmasına yetmişti.
    Ancak Alexander beni rahatlatmak için hiçbir girişimde bulunmadı, aksine bunun yerine beni uyarmadan içime girdi, elinden geldiği kadar derine. Aletiyle beni adeta deldi, el bileklerimden tutarak kollarımı sert bir şekilde arkaya doğru çekiştirdi. Başım, serin fildişi tuşların üstüne düştü ve hıçkırışlarım, ta içimin derinliklerinden dışa çıkmış, dizginle- nemeyen çığlıklara dönüştüler. Şiddetli bir orgazm beni ele geçirmişti. Kaslarım sanki adeta yırtılıyor gibiydi. Bu kadar uzun ve zor dayanmış olduğum gerginlik, her şeyi yutup tüketen bir doruk noktasına boşaldı. Alexander beni mahvetmişti, beni temelimden sarsmıştı ve kendimi onun sarılmasından kurtardım. Beni bir sonra ki dalgaya karşı kamçılarken ona sarıldım.
    Alexander nihayet beni kollarına sararken, gömleğini omuzlarıma koyarken ve beni yukarıya taşırken, göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaşmışlardı, bedenim tamamen tükenmişti. Derin derin kokusunu içime çektim.
  • Kendi içinde alıp götüren bir kitap ile karşı karşıyayız. Aynının içinde farklı olmak, kendi içinde yaşamak örneği verilebilecek bir eser .
    Adeta bir bay C. gibi davadaki K gibi. Okurken bu eserlerden birçok örnek bulabileceksiniz. İçine kapanıklığın ve haklılığın akıl almaz yanlarını insanların tek bir hayat içerisinde farklı gözüküp aynı olduğunu yaşamın doğum gelişim, yaşam ve ölüm ile insan hakları arasındaki ipince çizgiyi bir tokat gibi vuran , toplum içinde adalet kavramının komedi haline gelmesinin kişi üzerinde etkisini kuralların insanı ''bir köpek gibi'' sorgusuz sualsiz kabul etmesi sonucu, kişinin topluma bakış açısının ne kadar alaycı bir bakış açısının var olabileceğini gösteren gerçek bir eser
  • Yaşamadığın acıların üzerine konuşmak hadsizlik midir biraz? Konuşsam haddimi aşar mıyım? Sussam meydanı şeytan bırakır mıyım?..

    O halde konuşuyorum.

    Dikkat! Bu bir iç döküştür.

    Dünyada sadece iyi insan ve kötü insan vardır diyoruz değil mi? Ama dünyanın gücünü elinde tutan Firavunlar, sahte ilahlar, tağutlar insanları ikiye ayırırken Müslüman olup olmadığına bakıyor sadece.

    Müslüman değilsen, cool'sun, çağdaşsın, bilgilisin, el üstünde tutulması gerekensin.

    Müslüman isen, sen bi halta yaramazsın çünkü örümcek kafalısın, gericisin, cahilsin, at çöpe gitsin.

    {"Müslüman isen"den sonrasını henüz beş vakit namazını bile kılmayan sözde Müslümanlara söylemiyorum elbette. Ki böylelerinin rengi gridir. Ne o yönden ne bu yönden olamamış, arada kaynamış gitmiş.. Allah ıslah etsin.

    » Sözde Müslüman olup olmadığını, imanının seni harekete geçirip geçirmediğinden anlayabilirsin.}

    Ben kendimi dinimden ötürü cehalet içinde görmüyorum, elhamdülillah. Ama genel bakış bu. Adın Müslüman mı? O saatten sonra yaptığın her şey boşa. Bi işe yaramaz. Sen ne yaparsan yap, ne kadar çabalarsan çabala. Bi kere sen inancından kaybettin. Boş insansın.

    Ama ne hikmetse, acilen toprağın altını boylamak zorundasın. Çünkü varlığın tehlike. Varlığın zalimlerin tahtını tehdit ediyor. Bu yüzden Müslüman'san en kısa zamanda öldürülmelisin. Ve sen! Ürememeli, çocuk yapmamalısın. Senden bir tane bile olmasına tahammülleri yokken çınar ağacı olmanı katiyen istemezler. Soyunu kesmek için binlerce "aile planlaması" gibi safsata getirirler önüne.

    ÖZDE MÜSLÜMAN İSEN ! . .

    {Sözde Müslüman olup olmama konusunda turnusol kağıdı: Kafirlerin seninle anlayamadığın bir derdi olduğunu düşünüyor musun? Yoksa seni çok mu seviyorlar, insanlığından ötürü (!) ??}

    Bu birinci meseleydi.

    İkincisi ise,

    Bazı kitaplar tokat gibidir. Hayallerini gösterir insana. Kitaptaki kişilerin yaşamlarıyla kendininki karşılaştırırsın. Ya haline şükredersin. Ya da anlatılan kişi gibi olmak istersin.

    İşte baş kahramanımız Macide, olmak istediğim kişiydi benim. Kendini geliştirmiş bilgili bir anne, dini için savaşan mücahide, saliha kadın, ihlaslı mümin, aktif Müslüman, iyi ve itaatkâr bir eş..

    Âh..

    Hayaller hayatlar kısmındaki o can yakıcı ayrımdayım şimdi..

    Ne olacağım demem gerekirken, ne oldum demenin bedelini ödemekteyim şimdi, manen. Beni anlıyor musun?

    Koca bir gafletin içinde debelenip durmaktayım bataklığa düşenin misali.. Mücahide olmaya azmetmişken neden bu hale geldiğimi de iyi biliyorken, nasıl düzeleceğimi bilememekteyim.

    Ben bir kitap okumadım. Ben bir tokat yedim..
    (Acıma -gafletime- şahit oldun, dua etmeden geçme...)

    Kitap için bir şiir..



    UMUT

    Savaş..
    ve getirileri..
    götürüleri..
    binler can verir binler can alır;
    paylaşılamayan topraklar..
    dünyanın gözü kapalı, sağır kulaklar..

    acının tarifini Batılı derinden anlatır.
    çünkü acıyı Doğuluya derinden yaşatmıştır.
    batılı çizer. Doğulu'ya oynamak kalır.

    Ancak bu böyle sürmez ilelebet.
    Çünkü insanlar için çıkarılmış en hayırlı millet,
    Gösterecek insan görünümlü vahşet önederlerine,
    Neymiş İslamiyet, neymiş insaniyet..
  • Ana teması dostluk üzerine kurulu eserleri her zaman daha çok sevmişimdir. Bu eserde de George ve Lennie'nin mükemmel dostluğunu görüyoruz. Çok guzel hayalleri var ancak her anlamda pek zıtlar. George zeki, Lennie bir o kadar saf, George ufak tefek, Lennie inanılmaz cüsseli bir adam. Ancak her şeyin masallardaki gibi güzel olmadığını, hayalini kurduğumuz bazi şeylere gercekte asla ulaşamayacağımızi da tokat gibi çarpıyor yüzümüze yazar . Kapitalist sistemin de bir eleştirisi diyebiliriz bu eser için.
  • Atatürkü din düşmanı gösterenlere karşı tokat gibi bir kitap. Çok güzel bir çalışma olmuş. Detaylı, belgelere dayalı ve çoğu çarpıtmanın cevabı bulunacak bir eser.