• 92 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Kitap verilmek istenen mesajı çok güzel hikayelere sığdırarak veriyor ve anlatım tarzı bir çocuğa anlatır gibi olduğundan insanı yormayan ve bitirdikten sonra bu konu üzerine düşündüren bi kitap.
  • 94 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Kitabın içeriği oldukça felsefe içeriyor. Tolstoy’un hayatın anlamını aramasını ve bu işe giriştiğinde kendi yolu ve onunla beraber hayatın anlamını aramaya çıkan insanların yolunu anlatan bir kitap.
  • 112 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Hiç düşündünüz mü ?Insan neyle yaşar ?İnsanin Dünya da var olmasını sağlayan yaşamamızı zorunlu kılan etmen ne?

    Bilmiyorum kendimi bildim bileli düşünüyorum.Cevaplarim içinde maddi manevi herşeyi diyorum hemen hemen:)...Sıralıyorum sıralıyorum hayallerimiz geçmişin pişmanlığı, geleceğin kaygısı, Ya da inancımız,umudumuz,sevdiklerimiz,hırsımız belki para,onurumuz vs vs... Sevgili Ahmet Arifin okuduğum şiirinde insanın yaşamasını;
    "umut ile, sevda ile, düş ile"demesiyle de aslında mesajı çakozladım ama bir aciklama olsa ne iyi olurdu :))

    Hayat sadece yemek içme yatma evlenme,üreme üzerinde olmasa gerek bizi yaşamaya iten illaki bir sebebimiz vardır.Zaten kitapta buna da değinmiş Tolstoy;

    "İsa ona şu karşılığı verdi: “ ‘insan yalnız ekmekle yaşamaz, tanrı'nın ağzından çıkan her sözle yaşar’ diye yazılmıştır.””
    (matta 4:4)

    Sevgili Tolstoyun toplumu baz alan fikirleriyle bu eseriyle karşılaşınca cevabını buldum. Bakın tek bir cümleyle şöyle söylüyor;

    "insanlar sadece kendilerini düşünerek var kalıyor gibi görünseler de aslında onlara hayat veren tek şey sevgidir."

    Bu cümleyi okuduğum da bu sevginin ego, para,insan ,yasama sevgisi,acının sevgisi....bakin doğru yanlış herşey olabilir ama temelde bir sevginin var olduğunu anladım .Korkuyu da seviyoruz acıyida kötülüğü de yemeyi içmeyi de ,iyilik etmeyi de...Temel de hep bir umutla işlenmiş bir sevgi var keşke ya da iyikiler arasında.Tolstoyun kitapta bunu Tanrı sevgisine o mesajına bağlamasını sevdim. İnsan Tanrıyı tanıdıkça kulluk ettikçe yaşama dair sevgi ve anlayışı olumlu yöne doğru kayıyor.Tanriyi sevdikçe insan sevmeyi öğrenir diyor.Sevgili Tolstoyun manevi olarak kuvvetli biri olduğunu düşünüyorum.Hatta Islama kavuştuğunu son eserleri ve o günün şartlarında olabileceğini düşünüyorum.Zaten
    Tolstoya da ondan katılıyorum, insan, sevgi ile yaşar. kötüyü veya iyiyi sevebilir.Ona göre yolu değişebilir ama neyi severse öyle yaşar. sevgiyle yaşar. hepsi seçmek ile, seçmek de (secimi Islam üzerinden ya da başka bisey farketmez) hersey sevmekle başlar sevmekte umuda dönüşüyor.

    SÜRPRİZ KAÇIRAN (SPOİLER)

    Sevgili tolstoyun kitabı yazma başlangıcı şöyle ; Askerlikten sonra hayatını hep maneviyatla süslemek ister ama zenginlik onu bir süre engeller. fakat sonunda isa'nın dinini yayarak insanların dürüst bir yaşam sürmesini, iyilikler ve güzelliklerle mutlu bir hayatın mümkün olabileceğini kitaplarında işlemeye çalışır.Din ile insanların biraraya geleceğine inanır kitabin da yer yer incilden kesitler buluruz ondan ya da bir eleştiri.Benim gördüğüm kadarıyla maneviyatı kuvvetli bir yazar ve düşünür.Tolstoy, dini evrensel olarak ele alır ve insanın özündeki iyilikle yaşadığını söyler eserinde .Birde tüm topraklara sahip olma hırsı ile yaşarken ihtiyacı olan toprak parçasının sadece bir metre seksen santimetre olduğunu...Şöyle ki;

    "pahom’a koca bir arazide yürüyüp gidebildiğin kadar alan senin ancak güneş batmadan geri dönmen şartıyla denir. pahom çok fazla toprak var diye düşündü ve gittikçe gitti, ancak başlangıç noktasından çok uzaklaşmıştı ve güneş batmaya yaklaşıyordu çok yorulmuştu geri dönememekten korkuyordu. koştu ve tepeciğe ulaştığında güneş batmıştı ve reis karnını tutarak gülüyordu. “ne kuvvetli adam dedi, bir sürü toprak kazandı” ancak pahomu yerden kaldırdıklarında ağzından kan gelmişti ve pahom ölmüştü. pahom’un adamı kazmayı aldı ve pahomun sığabileceği bir mezar kazıp onu gömdü. işte pahomun ihtiyacı olan toprak sadece 1 metre 80 santimetreydi..."

    Kitaba gelirsek ; ismini veren hikayede görevini yerine getirmediği için dünyaya bırakılarak tanrı tarafından cezalandırılmış meleğin, fukara bir kunduracı tarafından himaye altına alınmasını anlatıyor.

    Tolstoy insanın ne ile yaşadığı sorusuna hikayesindeki melek karakteriyle cevap verir: tanrı sevgisi ile...

    Tanrıya inanmayanların yaşamadığını düşünüyor sevgili Tolstoy hak veriyorum.
    Objektif düşündüğüm zaman.Inançsizlik sevginin 1.katili olarak görüyorum.Kitapta şöyle diyor;

    "İnsan anne-babasız yaşar, Allah’sız yaşayamaz."

    Kitap öykülerden oluşuyor ve genel de iyilik teması üzerinde nasihatler var.
    Kitapta beni en cok etkileyen kısim;meleğin durumu, insanlara yardım edişi, dünyaya indiğinde tek başına, yalnız hissetmesi hala bünyemde tesiri geçmemiş duygulardan.
     iyi olmanın ve sevmenin üstünlüğü, tanrının varlığı, pazarlıksız ve fedakâr yaşam anlayışı, tanrıya teslimiyet ve çokça açgözlülük konuları hâkimdir.

    Yine çok sevdiğim okuduğum bir rivayete göre; tolstoy'un bu kitabının içindeki (insana ne kadar toprak lazım?) hikayesinde başkurtlar olarak bahsettiği türk toplumudur. Bu hikayede dönemin türk toplumunun genel yaşayış ve kültürel ögelerine yer verir. Kitabın genelinde görülen didaktik taraf ise tam anlamıyla türk toplumlarının karakter yapısıyla verilmiştir.

    Içinizdeki sevgiyi hep diri tutun ve yayın yaşayın ne olursa olsun.Bu güzel eser de sizi masum bir çocuğa çevirecek;Içinizdeki aydınlığı arttırmaya vesile olacak uyandıracak..

    Okuyun okutun...iyi okumalar..
  • 639 syf.
    ·106 günde·Puan vermedi
    Bir çok yazar tarafından şimdiye kadar yazılmış en iyi romandır yorumu doğal olarak okuyucu üzerinde bir yüksek beklenti yaratıyor. Genelde böyle yüksek beklentiler hayal kırıklıklarına yol açar fakat Anna Karenina için bu geçerli değil.

    Eser bence adını hak edercesine baş kadın karakteri yeterince güçlü yansıtıyor.

    Anna'ya ve Kiti'ye baktığımızda kadın zihninin karmaşasının daha fazla, ruhunun daha derin ve duyarlılığının daha yüksek olduğunu görüyoruz. Fakat buna karşın, anyı kompleks durumu kadın zihnini işgal eden konuda bulamıyoruz. Konu tek, o da kadın-erkek ilişkisi.

    Vronski'ye ve Levin'e baktığımızda, erkek zihninin görece olarak daha sade ve basit mekanizmalarla çalıştığını görüyoruz. Buna mukabil, konular daha çeşitli ve karışık. Siyaset, kariyer, para, sanat, inanç, kadın.

    Birçok kişinin dile getirdiği bu kadın-erkek farkı, takibi bu eserde ilk kez dile getirilmiyor. Hatta dile getirilmiyor. Zamanın Rusya'sında bu farklılık olanca doğallığı ile yaşanıyor. Eser de bu yaşantıya bize tatlı bir tempoda aktarıyor.

    Eser ana karakterlerin ilişkileri ile beraber, zamanın Rus toplumsal yapısını da bir ölçüde okuyucuya veriyor.
  • 104 syf.
    ·3 günde·Beğendi
    1-kitabı akıcı buldum, ayrıca düşüncesini çok ince bir titizlikle karşı tarafa empoze ediyor, farklı farklı birçok konuya değinse de kitabın sonunda  ne anlatmak istediğini güzel toparlamış.
    2-Genel olarak yazdığı birçok şeye katılmaktayım ama maalesef  hakikat gerçeği değiştirmez. Örneğin; kitapta "ideal bir insan"  betimlemesi yapmış; devlete ihtiyaç duymadan kendi haklarını koruyabilen, işini yetenek ve ilgi alanına göre seçen, ihtiyaç sahibine karşılıklı menfaat gütmeden yardım eden vs. Fakat bu betimlemeler kulağa her ne kadar hoş da gelse ütopik. Çünkü; bana göre bu, - temeli üst düzey ahlak  olmak üzere- eğitimli insan topluluklarıyla sistemli bir şekilde işlerlik kazanabilecek birşey. Fakat mevcut bir gerçek var ki o da  kapitalist sistem tarafından  insanların sorgulama yeteneklerinden, doğruyu yanlışı ayırmasına kadar tüm ilkelerinin uyuşturulması, (İnsanlar arasındaki ilişkiler insanların doğru ya da yanlış davranışlar olarak düşündüklerine göre değil, avantajlı pozisyonların çıkarlarına göre düzenlenmiştir.)

    3-Kitabın, bana kazandırdığı en güzel düşünce ise; "fiat justitia pereat cultura" oldu diyebilirim, Lev'in "fiat justitia ruat coelum" adlı sözden yola çıktığı, kendi düşüncesiyle harmanladığı harikulade bir bakış açısı ...

    Kanun nedir? Ve insanlara yasa yapma gücünü ne verir?
    Organize şiddet nedir?
    Mantıklı insanlar nasıl oluyor da sosyal yaşamlarının temel bağının makul anlaşma ile değil de şiddet olduğunu fark etmeden yaşayabiliyor?
    gibi bir çok soruya farklı bir bakış açısı ile cevap vermiş, cevaplar sizi tatmin eder/ etmez bilemem ama okunmasını kesinlikle tavsiye edebileceğim bir eser
    (Diptespitler
    "Biz siziniz ama toprak bizimdir" 2.Alexhander--
    Georgizm--Lev ve Rus milliyetçiliği)
  • 553 syf.
    ·14 günde·8/10
    Tolstoy'un Ortodoks klisesinden aforoz edilmesine sebep olan kitap. Kitabın bazı kısımları ceza hukuku derslerinde okutulması gerekiyor bence. Suçlu olan biri kime karşı suçlu ve neden suçlu. Bir kişinin suçlu olduğuna kim neye göre karar veriyor. Sistem tarafından dışlanan biri kanunlarca suç olarak tanımlanan bir faaliyeti yapmak durumunda mı bırakılıyor? Sürekli sorgulamamıza sebep oluyor okuma boyunca.
    Kitabın adının neden Diriliş olduğunu kitabı bitirince anlıyorsunuz.
    Zengin bir Rus prensi olan Nehlüdof'un yaşadığı şatafatlı hayatı, jüri üyesi olarak katıldığı bir dava sonrası tamamen değişmeye başlaması, yok yere ceza alan insanları kurtarmaya çalışan bir kişiye dönüşmesi ama aslında kendini bulmasını anlatıyor. Kitabın sonu pek beklediğim gibi olmadı. Bende biraz yarım kalmış izlenimi yarattı. Ama gene de kitabın kalitesinden hiçbir şey kaybettirmiyor bu.
    Mukakkak okunması gereken bir dünya klasiği.
  • 146 syf.
    ·4 günde·Beğendi·7/10
    Ölüm döşeğindeki bir adamın kendisi, ailesi, ve geçmişi ile olan hesaplaşması üzerine yazılmış bir kitap. İyi bir hayat yaşadığını düşünen İvan İlyiç amansız bir hastalığın pençesine düştükten sonra aslında yalandan bir hayat yaşadığını farkeder, mutlu olduğunu düşündüğü zamanlarda aslında hiç de mutlu olmadığı ama etrafına mutluymuş gibi davranığını idrak eder.
    Kısa olmasına rağmen etkileyici bir eser. Tolstoy'un kendi edebiyat türünü çıkarmaya başladığı ilk kitaplardan.