• 1008 syf.
    ·36 günde·Beğendi·10/10
    Ne yazabilirim diye düşünüyorum. Ne yazarak anlatılabilir acaba bu kitap? Bin küsür değil on bin küsur de olsa okunur ve hiç sıkılmadan yaşanırdı zihinlerimizde yaşattığı mekânlarda. O kadar içine alan, o kadar derinden yaşatan bir kitap ki bu kitap, sadece okumak istiyorsunuz, sadece okumak… Ama bitmesin istiyorsunuz.

    Sadece bir öykü üzerinden değil, kitapta olan hemen her karakterin bir öyküsü vardı. Sadece tek bir konudan değil bir kaç konudan ilerleyerek anlatılmak istenenleri anlattı üstad. Çok büyük bir eser. Değil bir kere, bir kaç kere okunması gerek. Elden bırakamadan okunan eşsiz çeviriyi de unutmamak gerek. Eğer Karamazov Kardeşler okumak ise niyetiniz Nihal Yalaza Taluy çevirisi olmalı. Yıllar evvel farklı bir çeviriyi okumuştum bu yüzden farkı çok iyi görebiliyorum.

    Belki de Dostoyevski eserlerinin en sevdiğimle yanı budur. Kitabı yazıyor, bizlere okutuyor sonrasında herhangi bir yere bağlamıyor ve ipin ucunu bize bırakıyor. “Artık sen buradan ne yaparsan yap” der gibi bırakıyor hem de. Klasik ve saçma bir karşılaştırma olan Dostoyevski mi Tolstoy mu karşılaştırmasını görüyorsunuzdur mutlaka. İşte bu karşılaştırmada en büyük fark. Tolstoy konuyu mutlaka ama mutlaka bir yere bağlar. Bu ya inanç olur ya din olur ya da aile olur vs. Ama bir yere mutlaka bağlar, bize bırakmaz. Gogol’den örnek verecek olursak -hem farklı bir şey olsun- Gogol eserlerinde sonu tahmin etmek ya da bir yerlere bağlanmasını ümit etmek imkânlı değil. Ne son bellidir ne bağlanacağı yer. Okursunuz ve gözleriniz açılır, ağzınızdan bir sürü a harfi çıkar.

    Karamazov Kardeşler, uzun bir kitap olmasına karşın sürükleyiciliği ve akıcı çevirisi sayesinde su gibi akıyor. Kitabı okumuyor sanki içiyorsunuz. Hatta sonlara doğru ara vermek istiyorsunuz bu güzel kitap bitmesin diye. Belki abartı gelecek ama on cilt daha olsa bu konu üzerinde okumaya devam ederdim. Sadece bu ciltten bile Dostoyevski belki on kitap çıkartabilirdi. Ama bunu tek bir kitapta toplayarak bizleri mest etmeyi tercih etmiş.

    Karamazov Kardeşler Dostoyevski’nin okuduğum en iyi romanı diyebileceğim bir eseri. Herhangi bir şekilde sıralama yapma ihtiyacı duyulursa en başa alınması gereken eşsiz bir kitap. Kitapta sadece insanlarıni hayatlarına girişiniz değil, aynı zamanda insan psikolojisine, hayatın etiklerine, yazıldığı dönem Rusya’sına, ilişki ağlarına, inanca daha doğrusu yaşamda karşınıza çıkabilecek her tür olguya girmiş oluyorsunuz. Bunu yaparken ne bir sıkılma ne bir daralma ne de bir ders alıyormuş tadı alıyorsunuz. Dostoyevski size sadece bir gezinti temenni eder gibi dolaştırıyor. Sadece bir gezinti, hepsi bu. Sonrasında ne çıkartırsın ne düşünürsün bunlar sana kalmış…

    Belki de Dostoyevski eserlerinin en sevdiğim yanı budur. Kitabı yazıyor, bizlere okutuyor sonrasında herhangi bir yere bağlamıyor ve ipin ucunu bize bırakıyor. “Artık sen buradan ne yaparsan yap” der gibi bırakıyor hem de. Klasik ve saçma bir karşılaştırma olan Dostoyevski mi Tolstoy mu karşılaştırmasını görüyorsunuzdur mutlaka. İşte bu karşılaştırmada en büyük fark. Tolstoy konuyu mutlaka ama mutlaka bir yere bağlar. Bu ya inanç olur ya din olur ya da aile olur vs. Ama bir yere mutlaka bağlar, bize bırakmaz. Gogol’den örnek verecek olursak -hem farklı bir şey olsun- Gogol eserlerinde sonu tahmin etmek ya da bir yerlere bağlanmasını ümit etmek imkânlı değil. Ne son bellidir ne bağlanacağı yer. Okursunuz ve gözleriniz açılır, ağzınızdan bir sürü a harfi çıkar.

    Karamazov Kardeşler, uzun bir kitap olmasına karşın sürükleyiciliği ve akıcı çevirisi sayesinde su gibi akıyor. Kitabı okumuyor sanki içiyorsunuz. Hatta sonlara doğru ara vermek istiyorsunuz bu güzel kitap bitmesin diye. Belki abartı gelecek ama on cilt daha olsa bu konu üzerinde okumaya devam ederdim. Sadece bu ciltten bile Dostoyevski belki on kitap çıkartabilirdi. Ama bunu tek bir kitapta toplayarak bizleri mest etmeyi tercih etmiş.

    Kitabın herhangi bir özetini yapmak istemiyorum. Kabaca değinmek istiyorum sadece. Sizlere konu hakkında üstün körü bir bilgi vermek ve ilginizi çekmek adına. Adından da anlaşılacağı üzere kardeşlerin hikâyesi bu kitap. Birde baba var tabi. Her ne kadar baba desek de siz bakmayın tam olarak babalık gereklerini yapmayan bir baba. Kardeşlerden biri babası gibi kadın düşkünü, bir diğeri nihilist, en küçük kardeş ise dini bütün bir insan. Bir kardeş daha var esasında ama bu konuya girmiyorum. Çünkü o gayrimeşru bir çocuk. Fakat hikâyede yeri çok büyük.

    Sadece kardeşler değil elbette daha birçok karakter daha var. Kardeşlerin âşık olduğu kadınlar, kitabın çıkış noktası olduğunu düşündüğüm İlyuşa, çiftlikteki kâhya, handaki kumarbaz Polonyalılar ve küçük kardeşin keşiş hocası… Çok geniş bir karakterler zinciri ve bu zincirin tüm halkaları bir şekilde birbirleri ile bağlı. İşte kitabın en sevdiğim yeri de bu oldu. Bu karakterlerin hepsinin bir hayatı var ve biz bu hayatlara tek tek değiniyoruz kitabı okurken. Üzerinden bir betimleme ustalığı ile geçmek yerine, derinlemesine bir karakter analizine giriyoruz.

    Kitabı okurken bu karakter neden böyle yaptı şimdi? Diye sorduğum çok yer oldu. Tam bu soruyu sorduğumda Dostoyevski, “şimdi siz soruyorsunuz neden böyle bir davranış sergiledi, çok hatalı bir hareket bu diye. Ama bir bakalım neden böyle yapmış” diyerek o karaktere giriyor ve bir bakıyoruz konunun bizim tahmin dahi edemeyeceğimiz bir yönü varmış. İşte bu kitapta en fazla etkilendiğim bu oldu. Kitabın yazılışına olan hayranlığımı belki on misli kuvvetlendiren bu durum, kitabı okurken büyük bir keyif verdi.

    Çok fazla uzatılabilecek bir konu ama dediğim gibi burada zaman kaybetmeden hemen alın ve okumaya başlayın. Ama unutmayın herhangi bir çeviri değil bu çeviriyi tavsiye ediyorum. Çünkü inanın çeviri çok ama çok önemli. Özellikle klasik eserlerde buna dikkat etmek size bir klasik eseri sevdirir ve güzel bir okuma yapmanızı sağlar.

    İyi okumalar.

    Metin Yılmaz duygularımızın tercümanı olmuş.
  • Tolstoy söylediğinden beri mutlu ailelerin hikayesi yoktur denir. Mutlu filler için de aynı görünüyor.
    José Saramago
    Sayfa 179 - Kırmızı Kedi
  • 196 syf.
    EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRÜYOR GÜZELİM (SPOILER OLACAKTIR)

    https://www.youtube.com/watch?v=9RUThN5wWOE

    "Zannederim ki bu romanı şimdi okuyanlar önce merak duyacaklar -tüm bu yaygara neden kopmuştu?- sonra da Savaş ve Barış'ı, Anna Karenina'yı, Diriliş'i yazan gözde yazarlarının böyle bir şey de yazabilmiş olmasını huzursuzluk, çaresizlik ve şüpheyle karşılayacaklar." diyor Doris Lessing, önsözde. Bu kült eserlerin hiçbirini henüz okumadım, fakat "böylesi düşünce yapısına sahip bir romanı hangi kafayla yazdın be üstat" demeden de edemedim doğrusu. Nitekim bu durumun gerekçeleri de önsözde ve sonsözde net bir şekilde anlatılmış. Tolstoy, fanatik bir Hristiyan anlayışla bezemiş kurgusunu. Gelgelelim, günümüz koşullarıyla değerlendirildiğinde hem birçok absürt davranışa hem de onca devir ve kültür farklılıklarına rağmen birçok da benzerliğe şahit oluyoruz okurken.

    Kitap yayınlandığı dönemde baskı ve sansür tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, hatta romanın sıradan insanların alamayacağı kadar pahalı bir edisyonla basılmasına karar verilmiş. Fakir kitleyi böylesi "zararlı" fikirlerden korumak lazım gelir elbette. Roosevelt'in Tolstoy'a "cinsi ve ahlaki sapık" ithamı ise işin tuzu biberi. Eee... Rejimlerin, hükumetlerin böylesi fikirlerle dolu bir kitabı eleştirmesi gayet doğal. Nitekim evlenmek, dolayısıyla çocuk doğurarak nüfusu artırmak, devletlere külfetin yanında ucuz iş gücü, oy kullanacak seçmen ve de cepheye sürecek asker de sağlar. Önsöze dair son olarak da şunu söylemeliyim, resmen ters köşe oldum. Kitaba dair spoiler yememek adına, kurguyu bitirdikten sonra dönüp önsözü okudum ama hiç beklemediğim bir anda, Anna Karenina romanından spoiler yemiş oldum. Aklınızda bulunsun.

    Konuya gelecek olursak, bir tren yolculuğuyla başlıyor her şey. Yolculukta birkaç kişi arasında kadın-erkek ilişkileri ve sevginin bahsinin açılması, Pozdnişev'in evlilik hayatını ve karısını öldürmesine varan süreci anlatmasına sebep oluyor. Hoş, böyle dertli tasalı insanların bir fırsat bulup size bir şeyler anlatması için bir şeylerin fitili ateşlemesine de gerek yoktur. Yeter ki onlar anlatacak olsun, siz de birazcık da olsa dinleyici yanınızı gösterin yeter. Ana karakterimiz Pozdnişev olsa dahi, anlatıcımız başka biri. Bu kişi, yazarın kendisi de olabilir. Fikrim yok. Anlatıcı başka olsa dahi, kitap boyunca Pozdnişev'i dinliyor olacağız.

    Kitabı hikayesi üzerinden değil de, not aldığım yerleri üzerinden değerlendirmek istiyorum. Kitapta geçen "bedensel tutkunun, insanlığın iyilikte birleşmesine engel oluşu" savına katılmıyorum. Hatta tamamen aksini iddia ederek, bedensel tutkudan nasibini almamış insanları, insanlığın iyilikte birleşmesine engel olan sebepler olarak görüyorum. Fakat bedensel tutkudan arınmış insanlığın, dünyadan silinip gideceğine hak verebilirim. Ne de olsa soyun tükenmesine kadar gider bu süreç. Fakat bu, Pozdnişev'in belirttiği gibi mutlu mesut bir siliniş olmayacaktır. Ben olsam, daha dramatik bir son yazardım, tabii günümüz şartlarından da beslenerek... İnsanoğlunun kadın ve erkek bireyleri, birbirlerinden ölesiye nefret ederler, birbirlerine duydukları tutkudan eser kalmaz, tutkunun yanında birbirlerine duydukları hiçbir iyi duygu da kalmaz. Böylelikle nesil devam etmez, ya da ne bileyim, yapay rahimler, suni sperm sağlayıcılar, üreme kapsülleri icat edilir, ya da robotlar (veya uzaylılar) dünyayı istila edip bizleri soyumuz kuruyana dek köleleştirir... Demem o ki, kadınlar ve erkekler! Birleşiniz! Birbirinizden soğumadan, birbirinize karşı anlayışlı olunuz! Karşılıklı anlayıştan besleniniz! Daha ne diyelim?

    Pozdnişev'in evlilik kararını bu kadar çabuk alışı ve bunu da sadece cinsel çekimle yapışı, sonrasında çektiği (ve de çektirdiği) sıkıntıları göz önünde bulunduracak olursak, bizlere flört veya sözlülük-nişanlılık evrelerinin ne kadar da gerekli olduklarını gösterir nitelikteydi. Çiftlerin aralarında, onları sadece kısa süreliğine bir arada tutabilecek parametreler varsa ve evlilik kurumu da bu sallantılı parametreler üzerine inşa edilirse, o kurumun sallanması ve nihayetinde de yıkılması kaçınılmaz olacaktır. Yıkılması muhtemel bir evlilik üzerine konulan her tuğla ise, yıkımın dramatikliğini üst seviyeye taşıyacaktır.

    Tuğlalardan bahsetmişken, tabii çocuklardan bahsediyorum. Evvelden beri süregelen, fakat benim bir türlü dayanağının ayırdına varamadığım bir düşünce var: Kötü giden bir evliliği, çocuk yaparak kurtaracağını sanmak. Tam bir şehir efsanesi. Burada da şöyle bir hisse kapıldım, iyi bir eş değil sadece kavga etmedikleri zamanlarda iyi bir yatak arkadaşı olan eşini Pozdnişev, çocukları sayesinde bir kimliğe daha bürüyebiliyor: İyi bir anne. Gelecek neslin devamlılığı adına gerekli bir şey bu. Belki de bazı evlilikleri devam ettiren sebep budur fakat evlilikleri kurtaran sebep bu olamaz. Ortada bir çocuk olmadıktan sonra, iyi olmayan bir eşi de iyi bir anne veya iyi bir baba olarak tekrardan değerlendirmeye lüzum kalmaz.

    Çocuklarla paralel gelen bir başka konu ise, gebe bir kadının arzulanabilir olup olmaması ya da gebe kadının kendini çekici bulup bulmaması. Bu durum, Pozdnişev'in kıskançlığını bir nebze de olsa törpüleyebiliyor. Ne de olsa karısı artık, o "aşık" olduğu bedene sahip değil. Başka erkekler de bu şişmanlamış, göğüsleri sarkmış, kalçası genişlemiş kadını arzulanabilir görmeyeceklerdir. Bu onu biraz rahatlatır. Fakat doktorların müdahalesi ile artık çocuk doğuramayacak olan karısı, yenilenmiş, eski güzelliğine ve alımlılığına yaklaşmış bir hale gelmiştir. Bu durum kadın açısından güzeldir, beğenilmek ve güzel hissetmek hemen her kadının hoşuna gider. Fakat paranoyak ve de kıskanç bir koca için bu hiç de istenebilecek bir şey değildir.

    Karakterler bazında son olarak şunu söyleyecek olursak, Pozdnişev, evliliğin başında cinsel dürtülerle donanmış hızlı bir aşık, sonrasında anlaşmazlıklarla yoğrulmuş bir ilişkide debelenen kıskanç bir koca, karısını kıskanacağı adamı dahi kendi eliyle evine sokan bir ezik, fakat çorapla olmaktansa en azından terliklerini giymeyi dert edinen bir aciz. Bir insanı, daha da önemlisi karısını öldürmüş bir adamın, böylesi güç istenciyle ve dış görünüşüyle dertlenmiş olması, onun anca komple bir aciz olduğunu gösterir.

    Gelelim sonsöze ve Tolstoy ustaya karşı tezler sunmaya... Fanatik bir Hristiyanlık anlayışıyla bezeli fikirleri, müritleri tarafından dahi tam anlamıyla benimsenemeyecek düzeyde bana kalırsa. Öncelikle bedensel aşk, hayvani bir düzeye indirgenmesi gereken bir durum değildir. Hele ki daha evvelden de dediğimiz gibi, evlilik hayatında elzem bir durumdur. Evlilikte seksi aşağılık bir durum olarak görmek, eşlerin birbirinden soğumasına ve doğal olarak ihanete kadar sürükler. Sadakatsizlik konusunda ise, günümüzde dahi yüceltildiği ve matah bir şeymiş gibi gösterildiği ortada. Lakin sadakatsizliğe karşı maddi bir cezadan söz edecek olursak, bunu çoğunlukla erkeğin çektiği aşikar. Özellikle boşanmalardan sonra verilen süresiz nafakalar, insanların evlilikten korku duymalarında önemli etkenlerden.

    Gebelik ve emzirme sürecinde cinsel ilişkiye girmenin kadın açısından ne gibi sorunlara yol açabileceği ya da açıp açmayacağı konusunda bir fikrim yok. Ama her cinsel hazzın da bir çocukla neticelendiğini düşünecek olursak, günümüzdeki hayat pahalılığında ve işsizlikte bu işin sonu vazektomi operasyonlarının tavan yapmasına kadar varırdı.

    "Şöyle ki, ana babalar çocuklarını insan gibi insan olacak biçimde yetiştirmek kaygısını taşıyacak yerde..." Burada Tolstoy'un tezini çürütmek gerek. Doğum kontrolünden ve zevk için seksten hazzetmeyen yazarımıza uyacak olursak, evin içi, özellikle de erken evlenen çiftlerde bolca çocukla dolacak ve bu da onlara insanca bakmaya engel teşkil edecektir. Tabii zengin veya aileden varlıklı değilseniz.

    Bedensel aşk ve nikah, insanın kendisine hizmettir ve Tanrıya, insanlara hizmetten alıkoyar diyor Tolstoy usta. Daha sonrasındaki yaklaşımı ise tam bir tezat. Tanrıya ve insanlara hizmetten alıkoyan bir kurumdan, Tanrıya ve insanlara hizmet edecek nesiller yetişmesini bekliyor. Anlayan beri gelsin.

    "Yalnızca ideal olarak ahlakı alın; kimin kiminle olursa olsun, her düşüşün, tek, ömür boyu sürecek bir evlilik olduğunu varsayın..." Vay Tolstoy'um vay... Yanlış evliliklerin yani senin deyiminle "düşüşlerin", ömür boyu sürdürülmesini dayatan bir yaklaşım bu. Günümüz koşullarında, özellikle de şiddeti çözüm gören zihniyetlerde bunun karşılığı kadın cinayetleri gibi toplumsal sorunları doğurmakta. Bana sorarsan evlilik kadar boşanmak da bir haktır. Ama tabii inancın doğrultusunda sen de bunu söylüyorsun, sen de kendince haklısın ne diyelim...
  • _Dünya’yı Değiştiren Kitaplar Listesi_

    1. odysseia (homeros, mö 8. yy)
    2. tom amca'nın kulübesi (harriet beecher stowe, 1852)
    3. frankenstein (mary shelley, 1818)
    4. 1984 (george orwell, 1949)
    5. things fall apart (chinua achebe, 1958)
    6. binbir gece masalları (çeşitli yazarlar, 8-18. yy)
    7. don kişot (miguel de cervantes, 1605-1615)
    8. hamlet (william shakespeare, 1603)
    9. yüzyıllık yalnızlık (gabriel garcía márquez, 1967)
    10. ilyada (homeros, mö 8. yüzyıl)
    11. sevgili (toni morrison, 1987)
    12. ilahi komedya (dante alighieri, 1308-1320)
    13. romeo ve juliet (william shakespeare, 1597)
    14. gılgamış destanı (yazarı bilinmiyor, mö 22.-10'uncu yüzyıllar)
    15. harry potter serisi (jk rowling, 1997-2007)
    16. elçinin masalı (margaret atwood, 1985)
    17. ulysses (james joyce, 1922)
    18. hayvan çiftliği (george orwell, 1945)
    19. jane eyre (charlotte brontë, 1847)
    20. madam bovary (gustave flaubert, 1856)
    21. üç krallığın hikayesi (luo guanzhong, 1321-1323)
    22. batıya yolculuk (wu cheng'en,1592)
    23. suç ve ceza (fyodor dostoyevksy, 1866)
    24. gurur ve önyargı (jane austen, 1813)
    25. su kenarı (shi nai'an, 1589)
    26. savaş ve barış (leo tolstoy, 1865-1867)
    27. bülbülü öldürmek (harper lee, 1960)
    28. geniş, geniş bir deniz (jean rhys, 1966)
    29. ezop masalları (aesop, mö 620-560)
    30. candide (voltaire, 1759)
    31. medea (euripides, mö 431)
    32. mahabharata (vyasa, mö 4. yy)
    33. kral lear (william shakespeare, 1608)
    34. genji'nin hikayesi (murasaki shikibu, 1021'den önce )
    35. genç werther'in acıları (johann wolfgang von goethe, 1774)
    36. dava (franz kafka, 1925)
    37. kayıp zamanın izinde (marcel proust, 1913-1927)
    38. uğultulu tepeler (emily brontë, 1847)
    39. görülmeyen adam (ralph ellison, 1952)
    40. moby-dick (herman melville, 1851)
    41. their eyes were watching god (zora neale hurston, 1937)
    42. deniz feneri (virginia woolf, 1927)
    43. ah q'nun gerçek hikayesi (lu xun, 1921-1922)
    44. alice harikalar diyarında (lewis carroll, 1865)
    45. anna karenina (leo tolstoy, 1873-1877)
    46. karanlığın yüreği (joseph conrad, 1899)
    47. monkey grip (helen garner, 1977)
    48. mrs. dalloway (virginia woolf, 1925)
    49. kral oidipus (sophocles, mö 429)
    50. dönüşüm (franz kafka, 1915)
    51. the oresteia (aeschylus, mö 5. yy )
    52. cinderella (yazarı ve tarihi bilinmiyor)
    53. howl (allen ginsberg, 1956)
    54. sefiller (victor hugo, 1862)
    55. middlemarch (george eliot, 1871-1872)
    56. pedro páramo (juan rulfo, 1955)
    57. the butterfly lovers (halk hikayesi, çeşitli versiyonlar)
    58. canterbury masalları (geoffrey chaucer, 1387)
    59. the panchatantra (mö 300 dolaylarında vişnu sharma'ya atfedildi. )
    60. the posthumous memoirs of bras cubas (joaquim maria machado de assis, 1881)
    61. the prime of miss jean brodie (muriel spark, 1961)
    62. the ragged-trousered philanthropists (robert tressell, 1914)
    63. song of lawino (okot p'bitek, 1966)
    64. altın defter (doris lessing, 1962)
    65. geceyarısı çocukları (salman rushdie, 1981)
    66. nervous conditions (tsitsi dangarembga, 1988)
    67. küçük prens (antoine de saint-exupéry, 1943)
    68. usta ile margarita (mikhail bulgakov, 1967)
    69. ramayana (mö 11. yy, valmiki'ye atfedilir)
    70. antigone (sophocles, mö 441)
    71. dracula (bram stoker, 1897)
    72. karanlığın sol eli (ursula k le guin, 1969)
    73. yeni yıl şarkısı (charles dickens, 1843)
    74. américa (raúl otero reiche, 1980)
    75. kanun önünde (franz kafka, 1915)
    76. cebelavi sokağı'nın çocukları (naguib mahfouz, 1967)
    77. ıl canzoniere (petrarch, 1374)
    78. kebra nagast (çeşitli yazarlar, 1322)
    79. küçük kadınlar (louisa may alcott, 1868-1869)
    80. dönüşümler (ovid, ms 8)
    81. omeros (derek walcott, 1990)
    82. ivan denisoviç'in yaşamında bir gün (aleksandr solzhenitsyn,
    83. orlando (virginia woolf, 1928)
    84. rainbow serpent (aborjin hikaye döngüsü, tarihi bilinmiyor)
    85. hayallerin peşinde (richard yates, 1961)
    86. robinson crusoe (daniel defoe, 1719)
    87. kendi şarkım (walt whitman, 1855)
    88. huckleberry finn'in maceraları (mark twain, 1884)
    89. tom sawyer'in maceraları (mark twain, 1876)
    90. the aleph (jorge luis borges, 1945)
    91. çiftçinin ağıtları (m.ö. 2000 dolaylarında eski mısır halk hikayesi)
    92. kral çıplak (hans christian andersen, 1837)
    93. the jungle (upton sinclair, 1906)
    94. the khamriyyat (ebu nuwas, 8. yüzyılın sonu- 9. yüzyıl)
    95. the radetzky march (joseph roth, 1932)
    96. kuzgun (edgar allan poe, 1845)
    97. şeytan ayetleri (salman rushdie, 1988)
    98. gizli tarih (donna tartt, 1992)
    99. the snowy day (ezra jack keats, 1962)
    100. toba tek singh (saadat hasan manto, 1955)
  • Âdem’den Önce
    Alice Harikalar Diyarında
    Altın Gözde Yansımalar
    Altıncı Koğuş
    Amerika
    Amok Koşucusu
    Arayışlar
    Artamonovlar
    Ateş Yakmak
    Ay Işığı Sokağı
    Ay’a Yolculuk
    Ayaktakımı Arasında
    Babaya Mektup
    Bahçede Eğlence
    Bahçede Eğlence Ciltli
    Ben, Claudius
    Benim Üniversitelerim
    Beyaz Diş
    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    Bir Çöküşün Öyküsü
    Bir Hanımefendinin Portresi
    Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
    Bir Safdilin Hatıra Defteri
    Boyalı Peçe
    Bozkır – Bir Yolculuk Hikâyesi
    Bütün Şiirlerinden Seçmeler
    Canavar
    Çatal Dil
    Ceberut Martin
    Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler
    Clarissa
    Çocukluğum
    Dalgalar
    Dava
    Define Adası
    Demir Ökçe
    Deniz Feneri
    Deniz Kurdu
    Denizler Altında Yirmi Bin Fersah
    Doktor Hastalandı
    Doktor Moreau’nun Adası
    Dönüşüm
    Dört Oyun
    Dörtlerin Yemini
    Dr. Jekyll ile Bay Hyde
    Dünyalar Savaşı
    Duvarcı Ustası Don Gesualdo
    Ekmeğimi Kazanırken
    Ellerin Zamanlarla Dolu
    Ermişin Bahçesi
    Felice’ye Mektuplar
    Feniçka
    Geçmişe Yolculuk
    Genç Bir Doktorun Anıları
    Gezgin
    Gitanjali – İlâhiler
    Gömülü Şamdan
    Görünür Karanlık
    Hayatım – Bir Taşralının Hikâyesi
    Homeros’un Kızı
    Huckleberry Finn’in Maceraları
    İnsanın Esareti
    İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği Anlar
    İstanbul Treni
    Kadransız Saat
    Karmaşık Duygular
    Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar / Casanova – Stendhal – Tolstoy
    Kendileriyle Savaşanlar / Hölderlin – Kleist – Nietzsche
    Kırık Kanatlar
    Kısa Öykünün Büyük Ustaları
    Kızıl
    Kızıl Kahkaha
    Köpek Kalbi
    Korku
    Korku Vadisi -Sherlock Holmes-
    Küçük Burjuvalar
    Kule
    Kum ve Köpük
    Küskün Kahvenin Türküsü
    Leonardo’nun Yahuda’sı
    Lord Jim
    Lyon’da Düğün
    Martı
    Martin Eden
    Mecburiyet
    Meczup
    Meselenin Özü
    Mozart ve Deyyuslar
    Muhteşem Gatsby
    Mürebbiye
    Mutlu Prens
    Oda Müziği – Bütün Şiirleri
    Olağanüstü Bir Gece
    Ölümcül Yumurtalar
    Otomatik Portakal
    Oz Büyücüsü
    Peter Pan
    Pinokyo
    Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor
    Ruth
    Şato
    Satranç
    Seksen Günde Dünya Gezisi
    Serbest Düşüş
    Şeytan Tozu
    Şeytan’ın Günlüğü
    Sineklerin Tanrısı
    Tanrı Claudius
    Tom Sawyer’ın Maceraları
    Üç Büyük Usta / Balzac – Dickens – Dostoyevski
    Üç Kız Kardeş
    Üç Örnek Öykü ve Bir Önsöz
    Üç Yıl
    Usta ve Margarita
    Uyanış
    Vahşetin Çağrısı
    Vanya Dayı
    Vişne Bahçesi
    Yahuda İskariot
    Yakıcı Sır
    Yalnız Bir Avcıdır Yürek
    Yıldız Gezgini
    Zacharius Usta
    Zaman Makinesi / Bir Buluş