Tamam. "Tomris", "Turgut" ile evlendi. "Turgut Uyar" da 'Edip ile Cemal' kavga ederken ben de "Tomris" ile evlendim dedi. Ama kimse şu soruyu sormadı;

"Tomris"in kalbi kime yakındı? Ya da Tomris'i en çok sevdi?

Turgut uyar demiş ki:
- En iyi ben yenilirim;
dosta, düşmana, aşka…

Tomris Uyar demiş ki:
- Biri geliyor,
hayatımıza bir makas atıyor;
o yaşadığımız bölüm,
bütünün dışına düşüyor.

Cemal Süreya demiş ki:
- Kim istemez mutlu olmayı
ama mutsuzluğa da var mısın?

Edip Cansever demiş ki:
- Özlemim sanadır,
varsın kar yağsın, daha yağsın
seni arındırıncaya kadar.

Didem Madak demiş ki:
- İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Sabahattin Ali demiş ki:
- Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde “bu böyle olmayabilirdi” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

Tezer Özlü demiş ki:
“ Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak ? ”

Oğuz Atay demiş ki:
- Kelimeler albayım, kelimeler.
bazı anlamlara gelmiyor.

Attila İlhan demiş ki:
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili!

Metin Altıok demiş ki:
Öyle yalnızız ki bu panayırda
Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.
Sevgilim aşk da uyar çevreye
Ve kendine parlak bir yalan arar.

Behçet Aysan demiş ki:
Kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

Nazım Hikmet demiş ki:
Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey…
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum…

Beş Dilim Portakal =)
Herkese portakallı günler!
Çok sinirliydim. Dizimi izleyemedim. Spoiler de yiyemedim. Bu aralar kitap da okumuyorum. Aylak aylak geziniyorum. Baharın gelişi bana da vurdu sanki. Denizin coşkunluğu, martılara simit atma heyecanı falan filan.
Nisan başında birden aklıma esti ve sitenin kültürlü okurlarından biriyle konuştum. Açıkçası, bu kadar güzel olmasını beklemiyordum. Bana göre, bayâ kapsamlı bir liste oldu. Bunun için Esther. Sema 'ya en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Sanırım onun yardımı dokunmadı; o sıraladı, ben de el atıverdim. Onun sayesinde oluştu. Etkinlik adı altında paylaşmasını önerdim, kabul etmedi. =)

Bu bir etkinlik mi, bilemiyorum. Kadın yazarlarımızdan gerçekten haberim yokmuş. Çoğunu bilmiyormuşum. Cahilliğimi portakal suyuyla yıkayıp terlikle kovaladım yahu! :P
Öncelikle, sadece kadın yazarları listeye almamız; erkeklere karşı bir cephe oluşturduğumuz anlamına gelmez, belirtmek isterim. Kadın - erkek olsun, okumak isteyen herkes katılsın lütfen!
Kıyıda köşede kalmış çok fazla kadın yazarımız var. Bunu bir etkinlik gibi görmek ve kendinizi var gücüyle atmak yerine, önce listenin zenginliğine bakın. Küçük bir panikatak geçirme ihtimaliniz var. Listede olmayan ve kadın yazarlarımız varsa, lütfen yazınız. Sema abla yine döktürür. =)
Eğer, yazarlarımızın kitaplarını okumak isteyen olursa, nihayetinde bir etkinlik olmuş olur.
Beraber okumak isteyen arkadaşlar, bildirmeniz yeterli. Mayıs başında okumaya başlarız. Bitiş tarihini sizlere göre belirleriz.
Olmadı, hiç bitirmeyiz. Adınızın bulunması bile yeterli. Muhtemelen, başka bir duyuruyla size tarihleri bildiririm. =)

1- Clarissa P. Estes
2- Sylvia Plath
3- Nilgün Marmara
4- Virginia Woolf
5- Emily Dickinson
6- Charlotte Brontë
7- Emily Bronte
8- Adalet Ağaoğlu
9- Didem Madak
10- Burçak Çerezcioğlu
11- Margaret Mitchell
12- Valerie Solanas
13- Furuğ Ferruhzad
14- Harper Lee
15- Mina Urgan
16- Ursula K. Le Guin
17- Tezer Özlü
18- Aslı Erdoğan
19- Jane Austen
20- Birhan Keskin
21- Sevgi Soysal
22- Tomris Uyar
23- Simone De Beauvoir
24- Svetlana Aleksiyeviç
25- Gülten Akın
26- Lale Müldür
27- Halide Nusret Zorlutuna
28- Halide Edip Adıvar
29- Agatha Christie
30- Alice Munro
31- Doris Lessing
32- Fatma Aliye Hanım
33- Herta Müller
34- Toni Morrison
35- Rauda Jamis
36- Joanne Greenberg
37- Joanne Harris (Beş Dilim Portakal)
38- Elfriede Jelinek
39- Kerime Nadir
40- Füruzan
41- Nezihe Meriç
42- İnci Aral
43- Anne Frank
44- Duygu Asena
45- Ece Temelkuran
46- Nadine Gordimer
47- Pearl S. Buck
48- Nazan Bekiroğlu (Biliniyor ama)
49- Mine Söğüt
50- Selma Lagerlöf
51- Sigrid Undset
52- Melisa Gürpınar
53- Oya Uysal
54- Oya Baydar
55- Lou Andreas-Salomé
56- Inger Christensen
57- İngeborg Gleichauf
58- Ingeborg Bachmann
59- George Eliot
60- Şule Gürbüz
61- Charlotte Perkins Gilman (Çok portakal)
62- Nevâl es-Saadavi
63- Marge Piercy
64- Ayfer Tunç
65- Buket Uzuner
66- Judith Hermann
67- Juli Zeh
68- Julia Franck
69- Kate Atkinson
70- Margaret Atwood
71- Selda Terek Bilecen
72- Aylin Balboa
73- Marguerite Duras
74- Clarice Lispector
75- Marguerite Yourcenar
76- Seray Şahiner
77- Jehan Barbur
78- Leyla Erbil
79- Umay Umay
80- Esra Pekin
81- Latife Tekin
82- Irmak Zileli
83- Ayla Kutlu
84- Pelin Buzluk
85- Perihan Mağden
86- Şebnem İşigüzel
87- Ayşe Kilimci
88- Zeynep Aliye
89- Sibel K. Türker
90- Ayşe Sarısayın
91- Sema Kaygusuz
92- Nazlı Eray
93- Sevim Burak
94- Sevinç Çokum
95- Pınar Kür
96- Safiye Erol
97- Melisa Kesmez
98- Monika Maron
99- Gülten Dayıoğlu
100- Patti Smith
101- Nihan Kaya
102- Semra Eminel
103- Ayn Rand
104- Nurdan Gürbilek
105- İoanna Kuçuradi
106- Marie Lu (istek üzerine)
107- Gonca Özmen
108- Bedia Akarsu
109- Didem Eyüboğlu
110- Ayşegül Çelik
111- Gülayşe Koçak
112- Feride Çiçekoğlu
113- Isabel Allende
114- Gaye Boralıoğlu
115- Feyza Hepçilingirler
116- Müge İplikçi
117- Şenay Eroğlu Aksoy
118- Füsun Akatlı
119- Kanat Güner
120- Bige Güven Kızılay
121- Birgül Oğuz
122- Samiha Ayverdi
123- Karin Karakaşlı
124- Selçuk Baran
125- Susan Sontag
126- Tami Hoag
127- Sennur Sezer
128- Nermin Yıldırım
129- Nalo Hopkinson
130- Elif Ayla
131- Mürselin Kurt
132- Helen Czerski
133- Elizabeth Moon
134- Magda Szabo
135- Jale Nur Turgut
136- Karen Horney
137- Flannery O'Connor
138- Larisa N. Vasileva
139- Louann Brizendine
140- Nancy C. Andreasen
141- Virginie Despentes
142- Rosa Luxemburg

Yazamadıklarım darılmasın. Denk geldikçe ekleriz. Yorumlarda yardımcı olan, yazar ekleyen Aysss , Neytiri , Nasrettin , https://1000kitap.com/Meltek/Duvar/ , Muhayyelll , nneslihann , Marguerite , Yaren , Hatciş , Acemi Okur , Aziz Erdoğan , Maya 'ya ayrıca teşekkür ederim. Yapıtaşlarımızı sunan bhmflzf ( Mehmet ) 'e minnettarım.

Okurlar:
1- Esther. Sema
2- Kendimi yazmama gerek var mı?
3- Hüsne
4- Sıçrayan Midilli
5- Mehmet A.
6- Neytiri
7- inci
8- Sezen B.
9- özlem
10- Murat Ç
11- https://1000kitap.com/Hayvansever/Duvar/
12- https://1000kitap.com/likeapanda/Duvar/
13- Eylem Okur
14- Yaren
15- İnci Küpeli Kız
16- Büşra A.
58- Sarius
17- https://1000kitap.com/Cheersdarliin/Duvar/
18- Nüans
19- Merve Dursun
20- Aysss
21- Arzunalbant
22- Uykucu Midilli
23- Tuco Herrera
24- Yağmur.
25- Erhan
26- Esengül E.
27- Esra D.
28- Hatciş
29- Kitaplara Fısıldayan Kız
30- nneslihann
31- Lâlcivert
32- Marguerite
33- Necip Gerboğa
34- Nesrin Ay
35- https://1000kitap.com/deligoz/Duvar/
36- bhmflzf ( Mehmet )
37- Mithril / Danny
38- Lale Lotte
39- Acemi Okur
40- Aziz Erdoğan
41- https://1000kitap.com/Bolahenk/Duvar/
42- NigRa
43- ™ Parende
44- Bal
45- Aristokrat
46- https://1000kitap.com/...rsonbahargunu/Duvar/
47- https://1000kitap.com/Meltek/Duvar/
48- Ahzen
49- Hatice doğan
50- Sherlock Holmes
51. Necmettin Zafer
52- Muhayyelll
53- Filiz Taşcı
54- M.Kenan Ademoğlu
55- Cizmesizkedi
56- Merve D.
57- Elif K.

Gün Ce, Turgut İle Tomris-Bir Bozuk Saattir Yüreğim Hep Sende Durur'u inceledi.
25 Oca 17:03 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Turgut Uyar ve Tomris Uyar’ı tanımak adına güzel bir başlangıç kitabıydı. Unutmayayım, hafızamda tutayım diye bir cümleyi pek çok kez okuyup altını çizdim.

Berzah 5. ( Yorumlar lütfen :)
Pazartesi, Salı’ya koştu, Salı O’nu Çarşamba’yla aldattı ve koyunlar hapisten çıktı. Seyyar kafeslere bindirilip, yuvalarına teslim edildiler. Efkar bir günü daha öldürdü, toplam da 11.315 ölü gün olmuş oldu. Ekran bozuk bir plak gibi, yine aynı görüntüleri tekrar etti. Bilgisayar başına geçip, bir sigara daha yaktı. Kendini öldürmek için içilen toplam 116.800 zehir…
Bir piyanist gibi klavyenin tuşlarına basar, sayfa üzerinde somut ama altında soyut akan bir melodi oluşur. Midas’ın Kulaklarının anlayabileceği bir şey değil bu…
Beyin duymalı, beyin görmeli, beyin hissetmeli…
Kalp mi?
Beyin zaten kalbin rahmin de gizli…
Oradan doğup gitmişse,
Vay hayline…
Efkar, kalkıp yatağına uzanır. Artık umudunu
kesmiştir, anlamsızca teslim olur, gelecek olan her türlü sonuca. Karanlık aslında bir aydınlıktır, aydınlığın içine doğan bir karanlıktır. Kaplar göz perdesini, nerede görüyordur rüya dediği alemi? Hangi gözün gördüğü yer de?.
Zihni tekler, nasıl geçtiğini bile fark etmeden, Turgut Uyar’ın karşısında olduğunu görür.
Turgut Uyar – İyi misin?
Efkar – Nihayet!
Turgut Uyar – Çok farklı bir kimliksin sen.
Efkar – Sizin sözünüz kadar farklı değil.
Turgut Uyar – ( Gülümser. ) Hangisiymiş o?
Efkar – Ben yokum desem kimse bırakmıyor, yokum diyorum inanmıyorlar! Yokum diyorum! Bulup çıkarıyorlar… Yokum… Lambamı üflüyorum ve bir bardak su içiyorum.
Edip Cansever – Peki genç oğlan, hafıza sandığın da, benim kelimelerim de tutsak mı?
Efkar – Tabi ki! Unutulmuş gibiyim ben ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. Bilmem ki nasıl anlatmalı?

Tomris Uyar söze atılır sonunu aynı anda tamamlarız.
Tomris & Efkar – Yalnız bile değilim.
Tomris Uyar – Evet, benim de favorilerimdendir o.
Efkar – Bir tane daha var. “Ben sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim.” Bende sizin gibi hissediyorum açıkçası ama sizin bulunduğunuz bu gazetede, okuyucunuz çok, bundan emin olabilirsiniz.

Cemal Süreya’ya uzaktan bakmaktadır.
Efkar – İzninizle Cemal Abi’ye de selam vermeden, çıkarsam bu ( zihnine gelir gelmez siler. ) mekandan, çok pişman olurum.

Cemal Süreya’nın masasına gelir. Cemal, Behzat Ay ve Ömer Uluç aynı masa da oturmaktadır.
Efkar – Şey, oturabilir miyim acaba?
Cemal Süreya – Bizde seni bekliyorduk, ışığınla herkesi mest ettin, bize de bir pay çıkarsa ne mutlu, hoş geldin.
Efkar – Hoş bulduk Cemal Abi. Ömer abi resimlerinde kullanmış olduğun renk karışımları gerçekten, çok uyumlu, bunu da söyleyeyim içimde kalmasın. Behzat abi sevgiler, günlüğünü yeni sipariş verdim, gelince mutlaka aktaracağım şeyler olacak.
Behzat Ay – Günlüğüm mü?
Efkar – Benim kendi günlüğüme abi, sizlerle aynı masa da oturmanın, ne büyük mutluluk olduğunu yazacağım.
Behzat Ay – Biz de seninle tanışmaktan büyük keyif duyduk.
Efkar – Cemal abi iznin olursa, affına sığınarak, sevgilim de çok merak ediyor, bu Üvercinka kim abi?

- Devamı 6. Bölüm'de... -
yorumlar lütfen :)
5. Bölüm

Berzah 3. ( Yorumlar lütfen :)
Gözlerini açtığında yine alarmının sesiyle güne uyandı. Gözlerinden akan yaşlar, mutsuzluğu yüzüne vurmuştu. Hala görmüş olduğu rüyanın etkisindeydi. Alarmı tatil günlerinde de çalıyordu. Kimi zaman bunu bilerek tercih ediyordu. Çünkü o anın kıymetini bu şekilde daha da değerlendiriyordu. Gözlerini tekrar kapattı. Rüya alemine geçmek için ama uyku tutmuyordu. Dua etmeye başladı, tüm kalbiyle görmek adına. Sadece o rüyanın devamı için bile işi bırakabilirdi. Yok bir türlü uykusu gelmiyordu. Bilgisayarda dün açmış olduğu belgeselin bitmiş halinin görüntüsü ekrandaydı. Bilgisayardan ölmeme günün fotoğrafını açtı. Fotoğraf Avcılar Meyhanesi olarak değil bugünün Çiçek Pasajında bulunan Sev İç Restaurant’ında çekilmişti. O dönemin adıyla Neşe Restaurant’ı haritadan konumuna bakıp, belgeseli tekrar baştan açıp yatağa uzandı ve gözlerini kapattı. Devamını hayal edip durdu, karanlık dipsiz kuyusunda…
Nihayet karanlık onu çekip aldı. Yer ile temas etmiş ayaklarından başını kaldırarak önünde bulunan asmalı konağı gördü.
( Çok şükür! Bin şükür! Düşünme başka bir şey. Oraya koş hemen Efkar! )
Rumeli’den, Beyoğlu’na doğru koşmaya başladı. Heyecandan ve sevinçten ayakları sanki yere basmıyor gibiydi. Adeta uçarcasına ilerliyordu. Etrafından geçen insanlar dönüp, Efkar’a bakıp duruyordu. Uzunca geçen koşuşturmacanın ardından havanın kararmasıyla Taksim meydanına nihayet gelmişti. İstiklal Caddesinden ilerleyerek, Çiçek Pasajı’nın önüne geldi. Heyecanla Pasaj dan içeriye girdi…
Gözlerinden yaşlar akarak yaklaştı mekana hayretler içerisinde. Camdan içeriye bakınca, gözlerine inanamadı. Öylece baka kaldı…
( Mekanın içinde Turgut Uyar, Nezihe Meriç’e dönmüş onu dinlemekte, İsa Çelik anı ölümsüzleştirmek için bir sandalyeyi çekip üzerine çıkıp, fotoğraf çekmek için uğraşmakta. Can Yücel yine bir konunun derinliğinde, Tomris fotoğraf çekecek olan İsa Çelik’e doğru bakmakta, Edip Cansever yine düşünceler içerisin de Nezihe Meriç’in anlattığından bir şiir devşirmekte. Cemal Süreya diğer arkadaşlarıyla ayrı bir masa da oturmakta. Ben mekanın içine doğru hayret ede ede yürüyorum. Kapıdan içeriye girdiğimde İsa Çelik fotoğrafını çekmiş sandalyesine doğru yöneliyor. Hayretler içerisinde kapının girişinde hiçbir şey yapamadan sadece baka kalıyorum. Garson yanıma doğru yaklaştı. )
“Birine mi bakmıştınız?”
- Şey, herhangi bir yere oturup izleyebilir miyim?
“Nasıl? Anlayamadım?”
- Yer var mı?
“Maalesef hiç yerimiz yok.”
( Turgut Uyar'ın oğlu, Turgan Uyar tam karşımızda duruyordu. Benim hayretler içerisin de masalarına bakışımı görmüş olacak ki. Oturmak için yalvarır gözlerle baktığımı görünce dayanamayıp. Garsona işaret etti. )
- Buraya oturabilir.
( Yanında ki boş sandalyeye geçtim. Garson önüme tabak ve kadeh servisini açtı. Turgan Uyar )
“ Çekinmene gerek yok, adım Turgan. “
Karşısında ki kişiyi göstererek…
“ İsmet ve Erol.”
Efkar’ı selamlarlar.
- Ne büyük bir şeref sizlerle tanışmak.
İsa Çelik yanımıza yaklaştı elinde ki fotoğraf makinesi ile İsmet’e dönüp.
İsa Çelik - “İsmet bir ölük halin var, iyi misin?”
Tombalıcı İsmet – “Artık öleceğim gibi hissediyorum.”
Tomris Uyar uzaktan lafa atladı. Garsona bir büyük rakı söyledi.
Tomris Uyar – “Öyle şey mi olur İsmet. Önümüzdeki yıl bugüne kadar bu rakıyı muhafaza edeceksin ve gelecek yıl açıp içeceğiz.”
İsa Çelik – “Öyle verirsek kesin içer bu alçak İsmet, daha sonra başka bir rakı koyar yerine, ben biliyorum ne yapacağımı.”
Dedi ve içeriye gitti.
Ben hayretler içerisin de Ölmeme Gününün gerçekleşmesini ağzım açık bir şekilde izliyorum. İsa rakıyı bir kağıda sararak geldi. Rakıyı iyice bantlamış İsmet’in açmaması için. Kağıda sarılmış rakıyı, elinde ki kalemle herkese imza attırmaya başladı. Ne büyük bir şans yakaladın ya İsmet! Herkesin imzası var sarılmış rakının üstünde, Tomris yüksek sesle kadehini kaldırarak seslendi!
Tomris Uyar – Dünya Ölmeme Günümüz, o zaman kutlu olsun!

- Devamı 4. Bölüm'de. -
yorumlar lütfen :)
3. Bölüm

Berzah 2.
Her zaman ki monotonluk devam eder. Servise biner uyumak için gözlerini kapatır ama nefes alamadığını hisseder, her zaman ki gibi panik atağı devreye girer. Artık o kadar sık bu travmayı yaşamıştır ki, panik atak, normal atak haline gelir. Nefes alamadığını düşündükçe, nefes aldığını da düşünerek çatışma yaratır beynine, savaş devam ederken, bir başka düşünce daha meydana gelir…
Kalp atışları…
Vücudunu o kadar yoğun hisseder ki Efkar, nefes alışlarını, kalbinin atışlarını sanki onları çalıştırmanın sorumluluğu da ondaymış gibi gelir ve tüm bu stres kaygısı yetmezmiş gibi bunu da stres haline getirir. Yine yorgun argın varılan iş yeri…
Masasının başına geçer, kulaklığını takar. Bilgisayardan kampanyaları açıp, çağrı almaya başlar.
Çağrı bağlanma sesi.
“Alo?”
- Merhaba, iyi günler efendim ben Metsis genel merkezinden arıyorum, ismim Efkar. Mümtaz Bey’le görüşecektim.
“Ne var sabahtan beri arıyorsunuz, ne var!”
- Efendim taahhüdünüzün sonuna geldik. Yenilemek için rahatsız etmiştim, indirimli olarak.
“Etme kardeşim, yenilemek istersek biz ararız!”
- Anla-
Telefon kapanır suratına, nefes almadan bir diğeri bağlanır.
“Efendim!?”
Artık dilinden anlamsızca çıkan giriş cümlesi, gelişme cümleleri, kapanış cümleleri o kadar yoğun yaşanır ki. Bir ara çağrı gelmese bile kendiliğinden müşteri hatta bağlandığını düşünerek.
- Merhaba, iyi günler ben Metsis’den arıyorum ismim Efkar.
Müşteri falan bağlanmamıştır. Kendi kendine masa da geveler, bu ardı ardına birkaç kere gerçekleşir. Molaya çıkar…
Gün bitmeden kullanılan mola süresi 110 dakikanın üstüne gelir. Bugün geçilen mola bir sonra ki iş günü, molaya çıkmamak üzere misliyle geri dönecektir. Neyse ki bugün Cuma ve yarın tatildir. Ama bir sonra ki Cumartesi maalesef yine iş günü olacaktır. Akbaba çağırır ve yanına gider.
“Efkar’cım çağrılarını dinledim. Hatalı bilgi paylaşımları söz konusu, birkaç da merkezden hata almışsın bu ay prim tutarsa yüzde üçü kesilecek bilgin olsun.”
- Anladım efendim, pekala.
“Bu arada salma kendini, primi tutturmana az kaldı. Tamam mı?”
- Tabi ki.
“ Geçen ay unutma 2525.tl kazanmıştın.”
- ( Evet ama brüt olarak, vergiler ve şirketin kesintisiyle elimize geçen 1124’dü sanırım. )
Diye söylendi içinden…
- Haklısınız efendim yine daha fazlasını kazanacağım umarım.
“ Kolay gelsin. “
- ( O size geliyor, bize değil. )
Diye söyleyemedi yine.
- Teşekkürler efendim.
Akbaba’nın yanından uzaklaşıp, eşyalarını toplamaya başladı. Şirketin kapısından çıkıp, bir sigara yaktı ve sevgilisini arayıp özlem giderdi. Sigarasını söndürüp, serviste ki yatağına geçti. Telefonu kapatıp, yine normal atakları içerisinden uyumaya çalıştı. Servis otobana çıktı, kalp atışlarına yine yönelip, nefes darlığıyla cebelleşirken, yakaladığı boşluktan kaçmayı başararak, uyumayı başardı. Otomatik beyninin alarmı devreye girip, onu kaldırdı. Korkulu gözlerle etrafına bakarak durağı geçip geçmediğini kontrol etti. Tam zamanın da uyanmıştı evinin orada inip bakkala yöneldi. Kendisine ve babasına sigara alıp, evine geçti. Annesi her zaman ki gibi sofrayı hazırlamış, aile yemeğinin ardından biraz aile ile vakit geçirdikten sonra Efkar yine sevgilisini arayarak özlem giderir. Dudaklar uyumuş, bilgisayardan güzel bir müzik açarak, küfürler, nefretler, bağrışmalar yapışmış olan kulağına pansuman yapmaktadır. Bir boş sayfa açıp, hayallere dalar, içini kusar, birikmişleri kurgulayarak sayfalara boşaltır. Sayfalar akıtılan spermlerden, güzel çocuklar doğurur, çocuk git gide büyür, olgunlaşır, bir oyun haline döner ve bu hayaller zihnin de bir tedavi haline gelir. Biraz iyileştikten sonra kafa dağıtmak için biraz araştırma yapar ve sonrasında duş almak için banyoya geçer. Nihayet o an gelir, yarın kalkma telaşı olmada ve huzurlu rüya görme umuduyla yatağa yöneldi. Gözlerini kapattı ve rüya alemine geçmek için beklemeye koyuldu. Nasıl olurda zihnini uyutmadan, geçişi sağlayabilirdi ki? Kalp atışları, nefes alışverişleri yine ön plana geldi. Sanki bunları düşünerek öleceğini sanıyordu. Düşünmemek için kendine çatışma yaratıyordu. Kafasında ki kirli düşüncüleri dağıtmak için bilgisayardan, bir belgesel açtı, yoğun savaşın ardından gözlerini açmamak için bir hayli direndi…
Gözlerini kapatsa da içinde bulunduğu zifiri karanlık onu tesiri altına almıştı, yattığını unutmalıydı ki yavaş yavaş zihin tekledi…
- ( Eski İstanbul şehrinin bir yerindeyim. Rumelihisarı burası evet, fakat Fatih Sultan Mehmet köprüsü yok? Etrafta eski moda kıyafetli insanlar, bir film çekiminin tam ortasında mıyım? Bir bank üstünde unutulan gazete gözüme ilişti, hemen alıp baktım. Gazetenin tarihi 24 Mart 1981’i gösteriyordu? 1981 yılındayım!? Gazete de bulunan haberler Madeni 1 ve 5 TL tedavüle çıktığını yazıyordu. Sıkıyönetim ile ilgili haberler, kültür sanat kısmında da, inanmıyorum! Yeditepe Şiir Armağanı “Yangın” adlı şiir kitabıyla Cahit Külebi’ye verilmiş. Ne güzel bir şiirsin sen…
“Şimdi damlarda yanıp söner, isli lambalar gibi insan gözleri. Daha çok atılacak, it gibi sokaklara, delik deşik insan ölüleri…”
İnanmıyorum Cahit Külebi yaşıyor! Tanışmalıyım! Bir saniye… )
Arkamdan geçen bir adamı durdurdum.
- Şey pardon.
“Buyurun beyefendi?”
- Gerçekten bugünün tarihi 24 Mart 1981 mi?
Adam gülümseyerek.
“Yok siz iki gün geri de kalmışsınız efendim. Bugün Mart’ın 26’sı.”
Gülümseyerek ilerledi.
- 26 Mart 1981?! Ama bugün o meşhur ölmeme günü değil mi?!
Ne yapacağımı bilemiyorum anlamsızca bir ileri, bir geri gidip duruyorum. İnanamıyorum ya ölmeme günündeyim! Ama bir saniye o muazzam anı kaçırmamam gerek. Nerede buluşacaklardı? Cemal Süreya, Tomris Uyar, Turgut Uyar, Can Yücel, Edip Cansever, İsa Çelik, Ömer Uluç, Muhteşem Sünter, Salim Şengil, Mehmetcan Köksal, Dürnev Tunaseli, Behzat Ay, Nezihe Meriç! Hepsi ama hepsi orada olacak! Avcılar Meyhanesi tabii ya! Tekrar az önce konuştuğum adama seslendim.
- Şey pardon!
“Buyursunlar eski zaman dilimin de kalmış genç adam.”
- Pardon?
“Mübalağa yapıyorum efendim, kusura bakmayın kırıcı olduysam.”
- Yok şeyi soracaktım acaba Avcılar Meyhanesi tam olarak nerede?
“Şu ileride ki asmalı evi görüyor musunuz?”
- Evet.
“Onun yanından girip, yüz metre ilerleyip, daha sonrasında sola dönerseniz, tam karşınız da olmuş olacak.”
- Çok ama çok teşekkür ederim.
( Bir saniye… Rüyadayım! Rüya görüyorum! Hem de zaman da yolculuk konulu! Kalkma sakın Efkar, lütfen! )

- Devamı 3. Bölüm'de. -
yorumlar lütfen :)
2. Bölüm

Turgut uyar demiş ki:
- En iyi ben yenilirim;
dosta, düşmana, aşka...
Tomris Uyar demiş ki:
- Biri geliyor,
hayatımıza bir makas atıyor;
o yaşadığımız bölüm,
bütünün dışına düşüyor.
Cemal Süreya demiş ki:
- Kim istemez mutlu olmayı
ama mutsuzluğa da var mısın?
Edip Cansever demiş ki:
- Özlemim sanadır,
varsın kar yağsın, daha yağsın
seni arındırıncaya kadar.
Didem Madak demiş ki:
- İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin