• Denizi ve ormanı, açlığı ve başkaldırmayı ayırmadın
    bırakılmış bir köşebaşının en güzel tanımıdır adın
    Seversin diye söylerim her şeyi, sana uygun olsun
    çünkü her şeyin birbirine uygununu sen bulursun
    Gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
    ruhum, ateş yüreğim , kokum, birlikte öyle
  • Her kadın Tomris Uyar olmak ister, ama her erkek Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever olamaz..
    Üç büyük şairi kendine aşık edebilen tek kadın Tomris'dir.
    Cemal en güzel şiirini onun varlığına, Turgut en güzel şiirini onun yokluğuna, Edip en güzel şiirini onun hiç olmayışına yazacaktır.
    Bu olay bile edebiyata yön verenin, aslında kadın olduğunun canlı ispatıdır..
  • seversin diye söylerim her şeyi, sana uygun olsun
    çünkü her şeyin birbirine uygununu sen bulursun
    gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
    ruhum, ateş yüreğim, kokum, birlikte öyle
    Turgut Uyar
    Sayfa 276 - YKY
  • Tomris Uyar için bir şiir kurma çalışması

    seversin diye söylerim her şeyi, sana uygun olsun
    çünkü her şeyin birbirine uygununu sen bulursun

    gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
    ruhum, ateş yüreğim, kokum, birlikte öyle
  • 80 syf.
    ·2 günde
    ———————————————————————
    İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 8
    ———————————————————————

    Bir yazarın kitaplarını art arda okumak, sanırım çok da doğru bir yöntem değil. Çünkü o yazarın diline, anlatımına, her şeyine alışıyorsunuz. Alçak insan! Nelere alışmıyor ki!..

    Alışkanlıklar kötüdür. Evet, o yazarı iyice gözlemleyebiliyor, dilini, anlatımını, iç dünyasını, hislerini, kısacası her şeyini biliyor, ortak oluyorsunuz. Bir yandan güzel olan bu durum, bir yerden sonra sizi sıkmaya başlar. Artık size bir tat vermemeye, her şey gibi bunun da monotonlaştığını fark etmeye başlarsınız. Ve insan, monotonluktan bıkar. Alçak insan! Nelerden bıkmıyor ki!..

    Eskiler ne güzel insanlarmış. Belki de onların tabiri ile "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" durumudur. Bilemeyiz. Fakat sözleri, gerçekten de altın kıymetinde... Onlar ki, "Sevildiğin yere çok gitme" demişler. Ne de doğru söylemişler.. Sevildiğin yerde el üstünde tutulursun, ama bu ziyaretlerin süreklilik arz edince şikayetler başlar. Alçak insan! Nelerden şikayet etmiyor ki!..

    İşte, bir yazar da böyledir. Üst üste okunduğunda her şey tek düze gelmeye başlar. Bu yüzden de ara vermek gerekir. Farklı yazarlar, farklı türler okumak, araya kimi zaman sevmediklerini de katmak gerekir. Örneğin, hep roman okuyan romandan, hep öykü okuyan öyküden, hep şiir okuyan şiirden sıkılmaya başlar. Hep aynı yazarı okuyan da o yazardan soğumaya başlar. Bu yüzden aralara bir şeyler serpiştirmek gerekir. Sinema ile uğraşan ve kalitesiz bir film izlediğini gördüğüm bir arkadaşımın dediği gibi, "Kanka, her zaman iyi film izlemek iyi değildir. Moralini bozuyor insanın. Böyle görünce artık film çekmek istemiyorum. Ama arada kötü filmler izlediğim zaman, kendime güvenim yerine geliyor. İnsanlar bunu çekip film diye sinemaya sokabilmişlerse, ben daha iyisini yaparım diyorum." Yanılıyor mu sizce? Hayır...

    Diyeceğim o ki, Tomris'e biraz ara vermem lazım. Üç kitabını okudum. Bu üçüncüsü.. Bütün bu yazdıklarımı da bu yüzden yazdım. Çünkü hikayeleri okudukça sadece şunlar aklımdan geçiyordu; "evet, yine Tomris.. klasik Tomris dili.. klasik Tomris anlatımı.."

    Ama bu eser biraz farklıydı sadece. Yine klasik dil vs ama... Diğer iki kitabına (Gecegezen Kızlar ve Yaza Yolculuk) göre anlatımı daha az kapalıydı. Onlara oranla daha sadeydi. Kesinlikle kapalı bir anlatımı yok demiyorum. Yine kapalı anlamlar doluydu. Sadece diğer iki kitaba göre daha açık ve sadeydi anlatım. Gecegezen Kızlar'da hikaye karakterlerini masal karakterleri ile harmanlamış, Yaza Yolculuk'ta her hikâyede bir mimarî yapı yer alıyorken bu kitapta günlük hayata açılan pencerelerdi sanki. Emekli Albay Halit Akçam her nedense zihnimde Turgut Uyar olarak canlandı. Belki de onun da askerî okulda okumuş olmasının ve Tomris Uyar'ın da hikâyenin başına "Turgut'a" diye yazmasından kaynaklanmış olabilir. Bilmiyorum...

    80 sayfaya yine bir dünya sığdırmayı başarmış Tomris. Ne diyeyim ki, seni okumaya ara verecek olmak beni üzüyor Tomris. Fakat ne yapayım ki, sana alışıp da bendeki kıymetinin düşmesini de istemem. Bu senenin sonuna kaldı seninle tanışmak ve yine bu senenin sonuna kaldı seninle vedalaşmak.. Ama kısa bir süreliğine... Tekrar geleceğim Tomris!.. Ara ara geleceğim yine sana.. Senin elinin değmiş olduğu, senin kaleminden çıkmış her yazıyı okuyacağım.. Emin olabilirsin..

    Şimdi anlıyorum... Edip'i (Cansever), Cemal'i (Süreya) ve Turgut'u (Uyar)... Daha iyi anlıyorum... En şanslıları olan Turgut'u da kıskandığımı belirtiyor ve yazıyı öyle kapatıyorum...

    Okuyun!.. Tomris'i okuyun!.. Geleceğim bekle... Dönünce ıslık çalacağım... Beklesin kulağın pencerede...
  • Okuduğumuz kitaplarda nasıl ki;


    İlhan Berk'in piposu,
    Sezai Karakoç'un inançlı yalnızlığı
    Ece Ayhan'ın karaşınlığı
    Cemal Süreya'nın sürgünlüğü
    Turgut Uyar'ın en güzel Arabistanı
    Edip Cansever'in Çağrılmayan Yakup'u,
    Beşir Fuad'ın bilekleri,
    Sadık Hidayet'in Kör Baykuş'u,
    Özge Dirik'in Kalabalık'ı
    Sezai Karakoç'un Mona Rosa'sı,
    Birhan Keskin'in ba'sı,
    Nilgün Marmara'nın çığlıksız düşü,
    Tezer Özlü'nün elektroşokları,
    Yusuf Atılgan'ın C'si,
    Cahit Zarifoğlu'nun Yedi Güzel Adam'ı,
    Oruç Aruoba'nın Haikular'ı,
    Leylâ Erbil'in Cüce'leri,
    Ülkü Tamer'in Kıştan Üşüyen Virgül'leri,
    Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı,
    İlhami Çiçek'in ıssızlığı,
    Tomris Uyar'ın uyumsuzluğu,
    İsmet Özel'in dolaşan dilleri,
    Bilge Karasu'nun kedileri,
    Sait Faik'in çıplak heykelleri,
    Demir Özlü'nün Bunaltı'sı,
    Gülten Akın'ın kara saçları,
    Ergin Günçe'nin genç ölenleri,
    Oktay Rifat'ın Perçemli Sokak'ı,
    Metin Altıok'un kavakları,
    Ece Ayhan'ın Bakışsız Bir Kedi Kara'sı
    Cemal Süreya'nın Üvercinka'sı,
    Edip Cansever'in Ruhi'si

    varsa hiç bir şey olamadan ahh ile vahh ile geçti bir ömür. :))