Şer'i hukukun yanında saygın örfi bir hukuk vardır. Aynı zamanda Hıristiyanlar ve Museviler için kendi cemaatlerinin hukukunun uygulanması söz konusudur. Hatta Rum Ortodoks cemaati için Turkokratia dediğimiz dönem, yani Geç Bizans hukukunun metinleri ve içtihatlarının devamı söz konusudur. İmparatorluk büyüktür; ama Yeniçağın imparatorlukları gibi sivil hayatta bir israf henüz söz konusu değildir. Doğrusu imparatorluğun zenginliğini doğuran kaynaklar ve bu kaynakların kullanımında kamusal otoritenin, kamu yönetiminin, idarenin heykelleşmesi, soluklaşması ön plandaki endişeydi. Güzel binalar camilerdi, sebillerdi, medreselerdi, büyük kapalı çarşılardı. Şurası çok açık bir keyfiyettir; 16. yüzyıl İstanbulu'nun zarif de olsa en güzel ve zengin binası Topkapı Sarayı değildir.
Nişâburek bir ay doğardı Topkapı göklerinden Kan sızardı şehzadenin burun deliklerinden Şeyh Bedreddin kanatırken feodal bir yâreyi Cenin akardı sarayın mermer oluklarından Altın çağlara doğru aydınlandıkça geceler Haremler boşaldı ölümlerin, ölmez klasiklerinden Yıldızdağı türküleri yandı gülün acısından Ve Hızır'ın Sivas'taki kanlı direklerinden Ozanın ve yoksulun kefeni gökyüzüdür Biri gül, biri ekmek diye öldüklerinden Unutma ki seni seven, seni unutmayandır Zaman geçer, lâkin ölmez, kalır güzelliklerinden
Sayfa 57 - Fe Yayınları, Birinci Baskı, 1991 / Ankara, YANGINLAR ve YAĞMURLAR
Reklam
Ayasofya camii kime satıldı?
Soruyor gençler: Gerçekten de Tek Parti devrinde camiler kapatıldı mı? "İbadete kapatılmış olan Ayasofya örneği taş gibi önümüzde dururken başka kanıt aramaya ne hacet" diyorum kendilerine. Bir şaşkınlık vakfesi. Yüzleri karışıyor. Kimilerinin buruşuyor hatta. "Nasıl yani?" diye soruyorlar. Bu bölüm, işte o "Nasıl
Sayfa 215 - TimaşKitabı okudu
Bizans düşünce, Fatih bilhassa bulunabilen bilim kitaplarının toplatılması emrini vermiştir. Toplatılan kitaplar arasında 64 haritalı eksik bir Ptolemaios Atlası'nın bulunduğu tahmin edilmektedir. Fatih bunun derhal o zaman İslam dünyasının bilim dili olan Arapça'ya tercüme edilmesi emrini vermiş (nasıl ki aynı kitabın ilk Avrupa tercümeleri de Latince'ye yapılmıştır) ve Bizanslı bilim insanları ve o zaman Müslüman olarak kendi hizmetine girmiş olan baba-oğul Amirutzes'lerden bir de içindeki haritaları kullanarak büyük bir duvar dünya haritası yapmalarını istemiştir (Bu harita bugün kayıptır). Amirutzes'ler bu işle meşgulken yeni ama bu sefer tam bir nüsha bulunmuştur. Bu yeni nüshanın işte bugün elimizde bulunan Kodeks Seragliensis Gayri İslami 57 olduğunu biliyoruz. Fatih bu muhteşem atlası özenle incelenmiş ve kütüphanesine kaldırtmıştır. Ancak Fatih'ten sonra ne yazık ki kütüphanesine özen gösterilmemiş, kütüphane dağılmış, parçaları da korunamamıştır. Ptolemaios Atlası da bu ihmalden payını almış, hatta en az bir sene Topkapı Sarayı bodrumunda su içinde kalmıştır.
Sayfa 106 - İnkılab KitabeviKitabı okudu
Kocamustafapaşa dergâhının postnişini Sümbül Efendi'yi Topkapı Sarayı'na çağırıyorlar. Çavuşlar geliyor, "Padişah hazretleri sizi rica ettiler, istirham ettiler, araba kapıda, bir mesele var, lütfeder misiniz?" "Tabii," diyor hazret ve gidiyor. Birkaç gün sarayda kalıyor. Mesele çözülüyor. Padişah rahat. Muhtemelen ailevi bir meseleydi, bilmiyoruz. Sümbül Efendi, dergâhına dönerken birkaç yüz metre kala arabacıyı durduruyor, arabadan iniyor ve dört ayak sürünerek dergâha giriyor, hücresine kapanıyor. Bir müddet hücrede kalıyor. Sonra meydancı geliyor. "Efendi Hazretleri ne oldu?" diyor. Cevaplıyor Sümbül Efendi: "Öyle taltif gördüm ve meseleyi öyle güzel çözdüm ki padişah çok memnun oldu, ben de onun memnuniyetinden memnun oldum ama nefsim 'Ben buradayım,' dedi. 'Sen meseleleri çözüyorsun. cihan padişahının müşkülünü sen hallediyorsun,' dedi.Aman yarabbi, deyip tövbe ettim ve bu tövbemi size göstermek istedim. Bunun için arabayı durdurup bütün Kocamustafapaşa çarşısından dört ayak sürünüp geçip geldim ve odama kapandım. "
Sayfa 173 - Turkuaz Haberleşme ve YayıncılıkKitabı okudu
Topkapı Sarayında bayramlaşma. Rabbim Bu nizamı bütün Türk ve İslam Devletlerinin tek çatı altında birleşmeyi tekrardan nasip eyle…
Reklam
“Bunlardan yabancı devletlerce yapılan yardımlar genellikle sefâretler aracılığıyla veya bizzat sefâretlerce yapılmıştır. Meselâ Rusya elçisinin eşi göçmenler için kullanılmak üzere, 15 Osmanlı lirasını Hilâl-i Ahmer Merkezi’ne vermiştir. Amerika ve İngiltere devletleri İstanbul sefâretleri Edirnekapı dışında iskân edilen göçmenlere dağıtılmak üzere 2 araba eşyayı şehremânetine teslim etmişlerdir. Mısır Hidivi’nin annesi de Yenibahçe ile Topkapı civarındaki göçmenler için 300 İngiliz lirası, Prens Hilmi Kâmil Paşa’nın eşi Prenses Melek Hanım ise 5 büyük sandık içinde 700 takım eşya bağışlamıştır. İngiliz Konsolunun teşebbüsüyle İzmir’deki göçmenler için 1000 İngiliz lirasıyla, 2000 yorgan toplanmıştır. Öte yandan yine devlet, kuruluş ve konsoloslarca, Selânik, Üsküp gibi, Osmanlı Devleti toprakları dışında kalan yerlerdeki göçmenlere de çeşitli yardımlar yapılmıştır.”
Sayfa 124 - Türk Tarih Kurumu YayınlarıKitabı okudu
Yasaklı organ "Burun" :))) vay be!
Sultan'ın bu saplantısı, insan soyunun başlangıçtan beri yüzünde taşıdığı bir organın adı olan burun kelimesinin on yıllarca yasaklanmasına yol açmıştı. İmparatorluk dahilinde kimse burun diyemez, hiçbir yazar gazeteye böyle bir kelime yazamazdı. Sanki milyonlarca insan bir anda burunsuz kalmıştı. Topkapı Sarayı'nın bulunduğu sahilin adı olan "Sarayburnu" bile insanın başını belaya sokacak bir yerdi. "Sarayönü" gibi bir yeni tarif bulmak gerekiyordu. İstanbullu anneler oğullarına gelin seçerken, çıplak görerek her yerini iyice bir muayene etmek amacıyla hamama götürdükleri kızları "Maşallah pek güzel, ağzı burnu hokka gibi," diye övemedikleri için sadece ağzıyla yetinip "Maşallah öyle küçük ağzı var ki içine iki badem sığmaz," diye yeni methetme yöntemleri geliştirdiler. Sonradan sonraya zenginliğe yetip de elâlemi küçük gören dangalak taifesine "Burnu büyüdü bunun da!" diyemez oldular. Artık kimsenin "burnuna kötü kokular gelemez" di, Galata Köprüsü'nde kimseler "burun buruna gelemez"di, hatta hiçbir ana baba işaretparmağını burnuna sokup hap yapmakla meşgul çocuğunu "Burnunu karıştırma, ayıptır!" diyerek azarlayamazdı.
Halbuki Topkapı sarayı'nda hukuk vardır,ahlak vardır, haya vardır, hak vardır, Adalet vardır, sınırlar vardır.
190 syf.
·
Puan vermedi
·
6 günde okudu
İlber Ortaylı'nın Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek kitabında, Ortaylı'nın çeşitli yerlerdeki söyleşileri ve yazıları derlenip bir araya getirilmiş ve ayrı ayrı bölümlerde farklı konulara dikkat çekilmiştir. İstanbul'un, Konstantiniyye'nin tarihi öneminden bahse başlıyor ilk bölümde ve devam eden bölümlerde Mimar
Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek
Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmekİlber Ortaylı · Timaş Yayınları · 20192,952 okunma
Reklam
Bâb-ı Seraskerî’den İstanbul Ünı̇versı̇tesı̇’ne
Zaman, su gibi akıp gitse de geçmişe şahitlik eden, tarihi hatırlatan, hatırasını yaşatan pek çok mekân ve eser var. Beyazıt Meydanı’ndaki geniş alana yapılan İstanbul’un ilk sarayı, Saray-ı Atîk bunlardan biridir. Osmanlı idaresi, Topkapı Sarayı’na taşınınca, zamanla önemini kaybeden yapı, askerî teşkilatın idare edildiği yer hâline getirildi. Tarihî sürecinde askerî yapı da Ankara’ya taşındı ve buradaki binalar, İstanbul Üniversitesi’ne tahsis edildi. Şimdilerde burada eğitim gören nesillerimiz, tarihini hatırlıyor ve hatırasını yaşıyor…
Yedikıta - Sayı 188
Yedikıta - Sayı 188
Tüm saraylar da tıpkı insanlar ve cemiyetler gibi işlevlerini başka kurumlara devrederler. Klasik devir Osmanlı sarayı, bizim Topkapı Sarayı dediğimiz Saray-ı Amire de 19. yüzyılın modern dünyasında devletler sistemi içerisindeki bir büyük devletin klasik evi olarak işlevini tamamlamış ve görevini yenilerine devretmek zorunda kalmıştır.
Sayfa 101Kitabı okudu
Fatih'in oğlu Cem Sultan ise babasından aşağı kalmaz ancak talihsiz bir şehzadedur. Fatih'in diğer oğlu Beyazıt çağatayce biliyordu Uygurca metinleri kim okuyabiliyor şimdi bizim ilim dünyamızda bile böyle insanlar sayılı örneğin Kanuni kuyumculuktan musiki'den alınıyordu Macar kralı Matthias Corvinus'un kütüphanesindeki Macar musiki külliyatını Topkapı'ya Kanuni getirtti bugün dünya ilim dünyası bu eserden faydalanıyorsa kanuni'nin sayesindedir. bu bir şehzade eğitimi meselesidir; burada yaşamak ve Osmanlıyı yönetmek istiyorsanız böyle olacaksınız.
Sayfa 94
Sur Dışı
Edirnekapı'ya giden bir tramvay hızla geçti önünden, saptı Sarıgüzel Sokağı'na. Oradan da Topkapı'ya doğru yürüdü. Masmavi bir gökyüzünün altında cebinde sadece bir tramvay parası... Özgürlüğün coşkusu içinde, kendini sur dışına attı. Dizlerine güç veren ilkyaz rüzgarını içine çeke çeke elleri cebinde yürümeye başladı.
Sayfa 149 - ÇınarKitabı okudu
Kaşıkçı Elması
Rivayete göre taş bir kâğıt toplayıcısı tarafından bir çöpün içinde bulunur ve değeri anlaşılamayan taş bir eskiciye 3 kaşık karşılığı satılır. Değeri anlaşılınca taş kuyumcudan kuyumcu başına, oradan Sadrazama ve en sonunda IV. Mehmet’e kadar gider. Günümüzde de Topkapı Sarayın’da sergilenmektedir. Kaşıkçı Elmasının bir çöpün içinden çıkması, değersiz görülerek 3 kaşığa satılması onun değerinden bir şey kaybettirmemiştir. 17. yy da bulanan bu taş halen değerini korumaktadır. Hiç şüphe yok ki zamanla iyi bir sarraf değerli olanın gerçek değerini muhakkak anlar.
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.