Kutadgu Bilig, bir alıntı ekledi.
 18 May 08:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih`ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

Çile, Necip Fazıl KısakürekÇile, Necip Fazıl Kısakürek
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
16 May 06:10 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sarayburnu'ndaki hastane yeterli gelmediği için yine Abdülhamid zamanında bu defa Haydarpaşa'da askeri ve sivil okulları birleştirecek büyük bir tıp okulu kompleksinin yapımına girişilmiş, 1909'daki taşınmanın ardından Balkan ve Dünya savaşları sırasında tamamen askeri bir hastane haline getirilmiştir.

Hastane Cumhuriyet döneminde Topkapı Sarayı'nın gölgesinde başladığı hayatında yeni bir kavşağa girmiş, 1941'de Ankara'ya taşınmış, 1947'de ise ismi GATA'ya çevrilmiştir. (Ufak bir not: İstanbul'daki Haydarpaşa Askeri Hastanesi de, 1980'de çıkartılan bir kanunla GATA'ya dahil edilmiştir.) Böylece Abdülhamid'in temellerini attığı kurumlardan biri daha Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu sağlam birikimin öncüsü oluyordu.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

Bugüne ithafen...
Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım
Kudüs'te Mescid-i Aksa'da
Belki bir batı karanlığında Topkapı'da
Yangına uğramışsa
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini

Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini

Çün defterler açılıp hesap soruldukta
Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta
Milletim omuz omuza verip
Kıyama duruldukta.

Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini
Sabırla söküyorum bu tarih gecesini.

OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, bir alıntı ekledi.
11 May 12:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

Çile, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 166)Çile, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 166)
Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
09 May 11:39 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"...o dönemde Oxford’da bir Muhiddin İbni Arabî Derneği olduğunu öğreniyorum; büyük şaşkınlığa ve heyecana kapılıyorum. Dernekle irtibata geçiyorum ve bu derneğin, hazretle ilgili yayınlarını, onun virdini,"Hizb-ud’ Devr’ul A’lâ” adlı özel duasını getirtiyorum ki; bu çok dramatik bir şey… Dua Topkapı Sarayı’ndan alınmış; İngiltere’de basılmış ve tekrar döviz karşılığında bana geri geliyor..."

Bir Ruh Macerası, Ayşe Şasa (Timaş Yayınları(epub))Bir Ruh Macerası, Ayşe Şasa (Timaş Yayınları(epub))
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
09 May 03:51 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyveağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadığını sormuş.
Beyit şöyle:
“Dirahta ger ziyan etse karınca,
Günah var mıdır ânı kırınca?”
(Eğer karınca ağaca zarar verir, onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Şairliği de bulunun Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap vermiş:
“Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

Tarihten Günümüze Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler, İsmail ÖzcanTarihten Günümüze Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler, İsmail Özcan

İlkokulda nöbetçi öğrenci diye bir şey vardı. Bunlar işlerini çok ciddiye alırlardı, sanırsın Topkapı Sarayının muhafızları.:))

Gülseven Çakır, bir alıntı ekledi.
05 May 22:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

#alıntı
#BirCesurKadınHalide

Şark Ekspresi tüm Avrupa boyunca pek çok yere uğruyor ancak sadece bir şehirde saray bahçesinden geçiyordu...

İstanbul’da Topkapı Sarayı’nın bahçesinden...

Bahçesine tren yolu kurulan kaç saray vardı ki dünyada?

Sultan Abdülaziz geleceğin demiryollarında olduğunu öngörmüş, güzergahının saray bahçesinden geçecek şekilde planlanmasına karşı gelenlere, son söz sahibi olarak tek bir cümle ile cevap vermişti:

“Memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım.”

Bir Cesur Kadın Halide, Yeşim Demir (Sayfa 35 - Destek)Bir Cesur Kadın Halide, Yeşim Demir (Sayfa 35 - Destek)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
01 May 15:40 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Atıf Bey, öldükten sonra elbisesini ancak kesmek suretiyle üzerinden çıkartabildiklerini söyler. Nitekim Fatih Sultan Mehmed de son seferi sırasında Gebze'de vefat edince, kaftanı kesilerek üzerinden çıkartılmıştır ki, bugün Topkapı Sarayı Müzesi'nde bu kolları kesik haliyle teşhirdedir.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
29 Nis 20:10 · Kitabı okudu · 9/10 puan

1624 Mart'ının son günleriydi. Topkapı Sarayının kubbelerinde yaldızlanan güneş, açık pencereden içeri bir damla altın gibi damlıyor, ayakta pencereye karşı duran Sultan Murad'ın göğsünde geziniyordu.

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu