• Dedim ki siz bana gülerseniz ben hiç bulamam kendimi ve fakat upuzun bir vazgeçiştir hayat. Sonra kahkahalar yapış yapış sıvanırken duvarlara başımı çevirince baktığım yerde gördüğüm yerde duyduğum her şeyde vardı bir o. O bir bendi.
    Ben baktıkça eski bir bana benzedi.
    Sen miydin benden giden demek ister gözlerle ardı sıra bakarken o da bana sen misin peşime düşen geride kalma pahasına diye bir bakış attı. İşte tam o sıra ilkokul dağıldı.
    Seslerin arasında çocukluğumdan kalma bir kalabalık vücut buldu. Oysa içimde dolma saran bir teyzenin sessizliği. Bir ilkokul çocuğunun verev payet demesi kadar yersiz yurtsuz, tatsız tuzsuz, dangıl dungul bir cangıl sessizliği.
  • İsmin -de halini bilmem de, insanın ben hali pek fenaymış. Bildiğim bir şey var ama: Ben koştukça içim uzaklaşıyor dışımdan.
  • Açıkçası bir öykü etkinliği için ilk defa eski bir hikayemi paylaşıyorum. Sebebi farklı ama; şehir hikayesi denen kavrama bir örnek vernek istedim. Ne kadar karşılıyor bilmiyorum, ama istediğim benzer bir şeyler. Okuyan hissetsin şehri. Fırsat bulursam yeni bir hikaye de yazarım. İyi okumalar.

    Boğazda bir pazar sabahı

    Soğuk, sert bir rüzgar esiyor. Burnumu dolduran deniz kokusu. Klasik Çanakkale kışı. Sabahki sis dağılıyor yavaş yavaş. Saçma bir gemi geçiyor boğazdan. Durup bakıyorum. Normalde gemilere bakıp hayal kurmak yaptığım şey değil. Bakıyorum bu kez ama. Standart sabah sıkkınlığı var; iş, güç, aile, saçma şeyler. O gemide düşünüyorum kendimi, hiç bir farkımın olmayacağına eminim ama. Yine aynı keyifsiz pazar sabahı. Sevmiyorum denizi normalde, işte bir sabahları. O da on buçuğa kadar. Saate bakıyorum sekiz buçuk daha. Ne mutlu eder denizcileri diyorum. Dememle iki yunus geminin sancağında zıplıyorlar bana cevap verir gibi. Koşullandırıldığımdan mı Pavlov tarafından bilmiyorum, ama ağzımın kenarında ve gözlerimde bir gülümseme beliriyor. Böyle bir kaç şey var çoğunluğa dahil olduğum. Atalarımız Afrikadan göçerken Kızıldeniz'de yunus görünce heyecanlanmışlar herhalde. Bu da o zamandan kalma bir refleks olabilir hepimizde olduğuna göre. Gökkuşağı, Yakamoz, Uğur böceği gibi. Bunlar da her şeye olur olmaz tepki vermişler. İnsanoğlunun dengesiz olmasına şaşmamalı. Rüzgarı severim diğer şeylerin aksine, huysuzluğun da bir sınırı olmasına inananlardanım. Aslında sevdiğim başka şeyler ve kişiler de vardır, ama kendimi o kadar açık edemem. Yürüyorum rüzgara karşı. Yazı yazmanın diğer şeylere göre avantajı insana hayal kurma şansı tanıması. Şimdi benim o iskelenin sonunda bekleyen pardösülü adamlardan birisi olduğumu düşünebilir bir çok kişi. O da Kızıldeniz kadar olmasa da eskiden kalma bir imge. İnsanları hayal kırıklığına uğratmayı sevmesem de bu yanlış düşünceyi gereksiz bir şekilde uzatmayı da istemiyorum. Değil, fazla standart bir kabanla klasik türk erkeği modunda yürüyorum rüzgarda. Gemi çoktan geçmiş, bana bir şey ifade etmemiş. Ben ne yapacağımı düşünüyorum o sırada. Fazla insan yok bu saatte. Pazar, sabah ve soğuk çünkü. Yürüyen bir kaç kişi var. Biri başörtülü orta yaşlı bir kadın. Garip geliyor, ama türkçesini henüz adlandıramadığım, politically correct, olma durumu yüzünden kendime kızıyorum,bu gayet normal bir durum diye. Sonra tekrar kızıyorum , neden yeterince rahat olamıyorum kafamın içinde bile. Kafamdaki bu kavga devam ederken kadın kayboluyor, başka insanlar geçiyor yanımdan. Tırsak tarafımın kavgayı kazanmasından bir an sonra bir gemi düdüğü sesi duyuyorum. Bakıyorum tabi, gemi düdüğü sesi duyan herkes gibi. Biraz önceki gemiden geliyor. Zor diyorum boğaz kenarında yaşamak kendi kendime. Sonra utanıyorum birden, sokaktaki adam olarak nitelendirilebilecek birinin söyleyeceği sözün aynısını kullandığım için. Rahat tarafım yine yüzsüz, belki de olması gerekendir bu, diyor, standart türk kişiliğine dönüşmen. Düşünmemeye çalışıyorum, yürüyorum. Kapalı hemen her yer, açmıyor artık insanlar dükkanları erkenden diyorum. Çocukluk günlerine dönüyorum, o sabahın köründe ekmek almak için kat ettiğim yolları. Kötü anlamda düşünmüyorum ama, mutluyum o zamanlar, her çocuğun olması gerektiği gibi. Değişik oyunlar oynuyorum kendi kendime, sonunda fırına ulaşınca seçiyorum ekmeği - tava ekmeği alıyorum genelde- fırıncı gülerek karşılıyor beni. O zamanki fırıncı ile şu anki aynı mı ki? Gerçekten hayat bilgisi kitaplarında geçen o güler yüzlü bakkal, kasap , manav bu adamlar mı? Bir tüccar ne kadar dürüst olabilir? Fazla düşünmemeye çalışıyorum, zaten ben ne kadar dürüstüm ki? Bebek gibi saf kavramı geliyor aklıma birden. Üşüyorum biraz, ne yapacaktım ben, boş veriyorum. Bir banka oturuyorum, boş hepsi. Ağlayarak istediğini yaptıran bebekler geliyor aklıma, daha 3-5 aylıkken yaşamayı öğreniyorlar. Belki de insan iyi doğmuyor diyorum.Büyüdükçe iyi olmayı seçebiliyor sadece, ya da sahtekar kalmayı. İnsan değil, tüm canlılar yaşamak için her şeyi yapabiliyor sonuçta. Bukalemun gözde bir hakaret günümüzde, ama bukalemunlar bunu biliyor mu k?. Onlar da hayatta kalmaya çalışıyor, yılbaşı dansözü de, yüzme öğrenmesi için denize atılan küçük çocuk da. Hepsi gerektiğinde hile yapıyor. Belki de, esas iyi insanların yaptıkları sahtekarlık aslında. Yaşamak için ihtiyaç duydukları şeyler fazlasıyla karşılanmış onların. Tuzları kuru yani. En kolayı başka insanları seyredip eleştirmek ve kendinle övünmek. Benim şu gemide çalışan birini, ya da Ali Ağaoğlu'nu eleştirmeye hakkım var mı gerçekten? Hepsi yaşamaya çalışıyor, eskiden beri kendisine öğretilen şekilde. Gemidekiler de düdükle cevap veriyorlar bana. Kalkıyorum, hatırladım sonunda ne yapacağımı. Su kartını dolduracaktım. Yoksa çıkmam normalde bu saatlerde dışarı. Yürüyorum tekrar. Yavaş yavaş şehir canlanıyor. Açılmıştır herhalde diyorum, dokuz olmuş saat. Bir iki araba, bir de otobüs geçiyor yanımdan. Karşıya geçiyorum sonra. Rüzgar fazla değil buralarda. Yürüyorum biraz daha, Orhan Veli'yi hatırlıyorum. Fakirmiş o da. Sait Faik gibi. O İstanbul sokaklarında, Knut Hamsun Oslo'da, Dostoyevski St. Petersburg'da farklı zamanlarda benim yaptıklarımı yapıyorlardı. Gerçi hiç birinin benim gibi su almak için uğraştığını sanmıyorum. Su bedavadır gibi geliyor onların zamanında. Tahmin edebilirler miydi hiçbiri bugünü. Göreceli her şey. Ederlerdi herhalde. Artık deniz kokusunu, rüzgarı hissetmiyorum. Belediyeyi bulup içeri giriyorum . Kimse yok bekleyen. Kartı veriyorum. Dolduruyor adam. Hayatını yazsak roman olacak bir adam mı bu, bilmiyorum? O benim hakkımda ne düşünüyor. Bu kez önemsemiyorum, o da önemsemiyor zaten. Önemseyecek daha önemli şeyleri vardır herhalde. Teşekkür edip ayrılıyorum. Batının ahlaksızlığı yanında teşekkürü de almışız iyi ki. Konuşacak bir parça bir şey oluyor yabancılarla. Çıkıyorum, balık kokusu bu kez. Hazır gelmişken sardalye alayım diyorum. Daha gazap üzümlerine çok var. Zamanı geçiyor bunların diyor balıkçı sulu sulu, uskumru vereyim. Tamam diyorum ama rahatsız olduğumu da fark ettirerek. Adamın sululuğu kayboluyor, asıyor suratını. Balığı alıp gidiyorum. Uskumru sevmem ki ben. İki üç kedi görüyorum ilerde. Döküyorum önlerine. Kedileri de çok sevmem , ama imzalamışım toplum kontratını bir kere. İyi olacağım böyle zamanlarda. Otobüs görüyorum ilerde. Biraz önce yanımdan geçene benziyor. Biniyorum.
  • 104 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Bu kaçıncı sevmem seni..
    ..dört oldu sanırım ..
    Dörtleri sevmem aslında ..
    her sey üçte bitmeli .. 1..2..3
    üç benim uğurlu sayım..
    bir dünya safsata yazılmış üç üzerine numaralojide..
    çok da umurumda değil...
    merak da etmiyorum artık derinlerdeki anlamları.. ..
    ..yoruldum
    ..oysaki ki en büyük özelliğidir kedinin "merak" ..
    ..ta ki bir gün onu öldürene dek .. 1..2. 3

    Ne diyordum ..
    Ali Lidar .. Evet ..
    ..seni merak ettim ..
    "Veysel gelsin beni alsın Şirintepe parkındayım" dediğinde merak ettim. .

    Çorabının tekini buldun mu acaba mütemadiyen düştüğün dalgınlıklarda merak ettim ..

    "Ne eksikse sen tamamla" yorgunum dediğinde öpüp üstünü örttü mü beklediğin. ..
    ..merak ettim ..

    Annen baban sustu mu "bağırmak tedavülden kalktı mı " mesela. .
    Sana da "Sakin " diyen oldu mu?
    Söylediler mi sorduğunda "neden seni sevmediğini " en son babana sormuştun cevap verdi mi ?
    .. merak ettim

    SEN ....
    Asla başarısız bir proje değilsin ..
    hiç bir yerin yanlışı ya da sokağın çıkmazı değilsin ..
    ben seni sevdim ..
    Apartman gölgelerinde sevdim ..
    "Aranıza karışmaktan vazgectim" dediğinde sevdim ..
    "Çırkinim dediğinde sevdim ..
    Bu şiiri sana yazmadım dediğinde küsmedim..
    Vasıfsız vuruşlarında incinmedim ..
    "Herkes gider " dedim sen _dilinde :)
    Sinir krizi de geçemiyorum ayrıca :) Niye?diye sorup durma:)
    Evet şarkıyı dinlerken ağlamayı beceremedim ama bu şarkıyı hep sevdim ..

    https://youtu.be/9KkAtcPku2k

    Sen sağ ben selamet yağmura dikkat ettim ..merak etme
    Vakitsiz yağıyor yapacak bir şey yok :)
    Ayaklarım üşümüyor söylediğinin teknikle ısıtıyorum onları. .
    Dün San Antonio kilisesine gittim Katedral bulamadım buralarda ..
    bahçeye seni gömmeme izin vermediler ..
    ..üzgünüm
    Acele gidişlerinin ve kayboluşlar ardından sallamaya mendil de yok hiç bir yerde ..
    Yoksa seni ..
    ..yine
    .....severim
    Şu kedi beslemek işine aklım takıldı:)
    Birde yüksek sesle "Kafka" okumak neyimize gerek..
    Hayatın orta yerinde öptüğün o kadını düşündüm biraz ..
    "Merhamet et...
    ... merhamet bir bakışınla mümkün " dediğin o kadındı yüksek ihtimal ..
    Gövdeme iyi bakmak gibi bir fikir soktun aklıma komik oldu :))
    Haklıydın ve bu can yaktı :)

    "Ateşle buz neyse seninle ben oyduk"
    Ayrı ayrı çok güzel ..
    Birlikteyken ölümcül .."
    ....diye tekrarladım. .

    Kuyuya beton döktüm ..
    hatta üstüne bir de Thomas Bernard "Beton " okudum sağlam olsun diye ...

    Ekinoks geldi geçti "bana ne " dedim ..
    Ruhumda kir görmedim o yüzden çabucak geçme dediğin o noktayı "çabucak " geçtim ..

    Dağınık sicimlere dönmüş "içim" i de toplamak gelmedi "içim " den _affet:)
    Üşendim :))
    Tıpkı kahin kargayı vurmaya üşendiğim gibi ..

    Ay tutulması olsaydı izleyecektim _olmadi onun yerine Sebahattin Ali okudum ..
    Anti_emperyalist ..
    Mukavemetsiz ..
    Narkotik. .siirlerle devam ettim ..

    Yani demem o ki
    Ottowa da bir yerlerde canım geyik kanı çekerken .
    ."Ben seni severdim sevmesine de toplum buna hazır değildi " dedim :)) güldüm :)
    Kışa rağmen koştum :)
    Gülümsedim ..
    Denedim ..
    Çok amin ..

    On dakikada deliğinin çağına erdim. .
    Sümbülteber çiçeğinin nasıl bir şeye benzediğini merak etmedim "çiçek sevmem" ..
    Ağaç severim ben "Sedir ağacı "
    bir de "Sakura" ...
    'Bir ağaç bize yeter dedim ikincisini mavi saplı bir baltayla "yok ettim " ..

    Yukarısını "konmaktan vazgeçmiş kuşlar"a bıraktım belki "pes" ettim bilmiyorum "melek " de değilim ..
    Eflatun bir at hiç değilim. .
    Ağustosta doğdum ama ağustos böceği de değilim. .
    o yüźden #sustum

    "Susarız ve ..
    Ne derlerse o
    Bundan sonra ..ne
    ..derlerse
    ..o

    Peki ..demenin kaç kilo duygu barındırdığı öğrendim bolca. .
    Çok acayip değil "çok acaip" in farkına vardım. .

    Bütün bu okuduklarımı"gazete kağıdına " sardım sonra :)) ...
    ruh halimi çekmeceye kaldırdım ...
    Arzın merkezine bir bilet aldım ama yine Nemo ile okyanusa daldım :)
    Sarı rengi hiç sevmedim ..
    Haksızlık bu ! ..diye isyan da etmedim
    Biterken..
    ..dedim sadece
    Giittim...

    Dip Not ..
    "Bu incelemeyi sadece kitabı okuyanlar anlayacaktır "

    Şiir le kalın ..
  • 74 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Kitaba başlamadan önce Kafka'nın hayatına baktım biraz, aslında adam hiç beğenmemiş bu kitabını, hatta kitabın ana karakteri olan böcekten de korkuyormuş.Kitabı için şöyle demiş "Dönüşümü çok itici buluyorum. Okunmaz bir sonu var. Yetkinlikten her bakımdan uzak. O zamanlar çalışmam, o iş yolculuğu yüzünden kesilmeseydi herhalde çok daha iyi olurdu "

    Hatta adamın nişanlısı bile beğenmemiş kitabı :) ve yazmış olduğu mektuplardan birinde şöyle demiş " Seni düşünerek dinlenmek için okuduğum, şimdi bir yana bıraktığım bu öykü nasılda eşi bulunmaz bir iğrençlikte ! Şimdiden yarıyı biraz geçmiş bulunmaktayım ve bu öyküden hiç memnun değilim çünkü beni umarsızlığa sürüklemekte "

    Kafka, Gregor Samsa için karakter olarak neden böceği seçtiği konusu ise ; babasının bir mektubunda edebiyata olan eğilimini kastederek "Sen bir böceksin ,parazitsin ailenin sırtında " demesinden esimlenerek yazdığı söyleniyor.
    Aslında kitabın kahramanı olan Samsa'nın dönüştüğü böcek çok az anlatılmış. Gregor'un dönüşümü hiç sorulanmamış. Hatta Kafka kitabının böcekle bağdaştırılmaması için kitabın kapağını tasarlayan ressama bir not bırakmış.Bıraktığı notta kesinlikle böcek çizilmemesini istemiş. İlk zamanlarda bu istek dikkate alınsa da daha sonraları kapağında böcek resmi olan kitaplar yayımlanmış.

    Bir diğer vasiyeti de ; kitaplarının not ve mektuplarının ölümünden sonra yakılıp yok edilmesiymiş.Ancak arkadaşı Max Brod bu vasiyeti yerine getirmemiş.

    Nişanlısının kitabını beğenmemesi hatta iğrenç bulması yetmezmiş gibi (gerçi kendisi de beğenmemiş ) Darbe üstüne darbe yemiş adamcağız.

    Kitabın bana ne hissettirdiklerine değinecek olursam ;Dönüşüm düz anlatımın çok çok ötesinde, satır aralarında önemli detaylar barındıran, kendi kısacık fakat anlattıkları ve hissettirdikleri dev bir kitap olmuş.
    Mesela Gregor Samsa'nın çalıştığı mağazanın yöneticisi geldiğinde kapıyı açmadan önce konuştuklarının anlaşılmasına rağmen, kapıyı açtıktan sonra anlaşamamaları önyargıyı anlatıyor gibi..
    Günlük koşturmaca ve yaşam kavgası içerisinde insanın insanlığını kaybetmesi üzerine oldukça ağır bir eleştiri yapmış yazar..

    Yararlı değilsen, kimse için bir anlam ifade etmiyorsun..

    Yürümeyi bırakıp durmayı seçtiysen eğer, toplum üzerine basıp geçiveriyor hiç acımadan..

    Farklı bir bakış acısına sahipsen eğer dışlanıveriyorsun..

    Her ne kadar kitabın sonu hayal kırıklığı olsa da benim için, empati yönümün geliştiğini düşünüyorum.

    Artık böceklerden nefret etmiyorum

    Keyifli okumalar dilerim ..
  • 80 syf.
    ·2 günde·8/10
    Ana düşüncenin son sayfaya saklandığı kitaptır;

    Gregor Samsa konu olarak toplum ve aile baskısı içinde tekdüze bir hayat yaşamaya zorlanan sıradan bir insan gibi gözükebilir, hatta bu günümüz bir çok iş sahibi yetişkinin ruh halini de yansıtıyor. İnsanoğlunun hayvanlardan (hamam böceği) farklı olarak düşünebilme yetisiyle yaratılmasının verdiği sorumluluklar ile dünyada yaşamaya çalışmasına yenik düşmesi ve artık işe yaramaz olduğumuzda en sevdiğimiz ailemizin bile gözlerinde fazladan bir yük olarak görülmeye başlanması çoğumuz için geçerli olmasa bile bazı aile yapısının tartışılmaz gerçeğidir.

    Burada bir diğer husus ise her ne kadar romanda roller farklı olsa da ailede zamanında ekonomik güç olarak görülen baba veya annelerin yaşlılıklarında işe yaramaz ve sürekli bakıma muhtaç olmasının ve bakım işlerinin toplumda bir vazifeden ziyade zulüm gibi gözükmesinin ortaya çıkardığı manzaradır.

    "Ölse de kurtulsak artık." ki ailenin Samsanın ölümünden sonra hiçbir şey olmamış gibi yürüyüşe çıkıp farklı farklı hayaller kurması buna kanıttır.

    Kısaca, romanında sıradan hayatların akışına farklı bir yönden bakmamızı isteyen Kafka amacına ulaşmıştır.