• Dişil kişilik ve model aldığı kadınlık ideali, erkek toplumunun ürünleridir. Çarpıtılmamış doğa imgesi, ancak çarpıtılmış bir halde, kendi karşıtı olarak ortaya çıkabilir. Eril toplum, insani olduğunu iddia ettiği noktada, kadınları kendi düzelticisine dönüştürmekte ve kendini böyle sınırlarken aslında efendinin yine kendisi olduğunu açığa vurmaktadır. Dişil kişilik, tahakkümün bir negatif kopyasıdır. Ama bu yüzden de aynı ölçüde kötüdür. Burjuva yanılsamasının çerçevesi içinde "doğa" olarak adlandırılan her şey, toplumsal sakatlanışın izidir sadece: Bir yara dokusu. Kadınların kendi fiziksel doğalarını bir hadımlık hali gibi yaşadıklarını öne süren psikanalitik teori doğruysa eğer, maruz kaldıkları nevroz da onlara hakikatin hiç değilse bir ucunu gösteriyor demektir. Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden kadın, kocasının işine öyle geldiği için kendini bir çiçek olarak gören kadından daha çok şey biliyordur kendi hakkında. Yalan olan, doğanın, varlığına izin verildiği ve uyarlandığı yerde yaşamaya devam ettiği iddiası değildir sadece; uygarlıkta doğa sayılan her şey, sırf kendi tözü gereği, doğadan en uzak şeydir: Uygarlığın kendine nesne olarak seçtiği şey. içgüdüyü temel alan dişilik, tastamam her kadının şiddetle -erkek şiddetiyle- kendini olmaya zorladığı şeydir her zaman: Bir kadın-adam. Zekânın zedelemediği o korunaklı bilinçdışının gerçek durumunu anlamak için, böyle dişi kadınların kadınlıklarını nasıl da parmak uçlarında taşıdıklarını -nasıl, göz süzerek ve kaprisli bir karşı konulmazlıkla, tam da gerektiği yerde kullandıklarını- kıskanç bir erkek olarak bir kez bile görmek yeterlidir. Tam da egonun, sansürün, zekânın ürünüdür bu zedelenmemiş doğa; rasyonel düzenin gerçeklik ilkesine o kadar dirençsizce teslim olmasının nedeni de budur. İstisnasız bütün dişil kişilikler konformisttir. Nietzsche'nin her şeyi inceden inceye tarayan eleştirisinin bu noktadan öteye geçememesi, her zaman o kadar derin bir kuşkuyla karşıladığı Hıristiyanlığın dişil doğa imgesini hiç eleştirmeden devralması, sonunda düşüncesini de burjuva toplumunun emrine sokmuştur. Kadınlardan söz ederken "Dişi" demek gafletine düşmüştü o da. "Kamçıyı hiç elden bırakmayın" öğüdü bunun doğal uzantısıdır: Dişiliğin kendisi de kamçının ürünü değil midir, bir kamçı efekti değil midir? Doğanın kurtuluşu, onun kendi kendini imal etmesine son vermekten geçer. Dişil karakterin yüceltilmesiyse onu taşıyan herkesin alçaltılması demektir.
  • Kadının üretimdeki yeriyle toplumdaki konumu arasında son derece sıkı ve organik bir bağ vardır. Bu, en iyisi, esaslı bir şekilde kafanıza yerleştirmeniz gereken bir tür sosyoekonomik yasadır. O zaman, kadının çok yönlü kurtuluşu için çalışmayla ilişkili bütün sorunları kavramanız önemli ölçüde kolaylaşacaktır. Birçokları, insanlığın henüz vahşilik ve barbarlık durumunda bulunduğu ilkçağlarda kadının durumunun bugünkünden daha kötü olduğuna, evet gerçekte bir köle yaşantısı sürdüğüne inanıyor. Bu doğru değildir. Kadının kurtuluşunun, kültürün ve bilimin gelişmesine bağlı olduğunu, bir halk ne kadar uygarsa, kadınların da o denli özgür yaşadıklarını varsaymak yanlış olur. Ancak burjuva biliminin temsilcileri böyle bir şeyi öne sürebilir. Kadını kurtaracak olanın kültür ve bilim değil, tersine, kadının toplum için yararlı ve üretken çalışma yürüttüğü ekonomik sistem olduğunu biliyoruz. Komünizm böyle bir ekonomik sistemdir.
  • 264 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Yazarımız Colette Dowling 23 farklı dile çevrilen bu kitabını, kendi uyanışı sonrasında görüştüğü pek çok kadına ve tabi ki kendine dair yaptığı analizler neticesinde 1981 senesinde kaleme almıştır.

    "Yaşamının tamamını kocasını düzenli tutmaya ve çocuklarını “korumaya" adayan kadın bir aziz değil, sığıntıdır." diyen yazar yaşadıkları sonucu kendi kedine farkındalığa uyanan nice kadından bir tanesidir. Kitap yedi bölümden oluşmakta olup, dili sade ve akıcıdır. Her yaşta kadının okuma alışkanlığı olsun ya da olmasın rahatlıkla okuyabileceği ve kendine dair pek çok gerçeğe varmasına yardımcı olacak bir kitap olduğunu ısrarla söyleyebilirim.

    Yazarımız ilk başta kendi hayatında yaşadığı fark edişten yola çıkarak kadınların içinde kök salan kurtarılma arzusunu tanımlıyor. Binlerce yıldır kadınlar bir erkek kurtarıcı, koruyucu ve sahipleniciye mecbur bırakılarak yetiştirilmiştir. Gün gelir kadınlar bu maruziyetten silkelenip kurtulmaya ve özgürleşmeye başlar lakin bir yerlerde yine bir zincir olduğunu hisseder. Bu zincir kadınları özgürken bile hüküm altında tutabilecek kadar güçlüdür. Üstelik özgür kadın bunu kendi isteği ile yapar. Çünkü erkek kurtarıcıya ihtiyacı olduğu bilinçaltına tamamen yerleşmiştir. İşte bu yerleşik düşüncenin temel sebebi kız çocuklarının bağımlı yetiştirilme modelidir. Özgürlük, öyle ki günümüz özgür kadınının bir çeşit korkusu olmuştur. Yazar bunu fark ettiği zaman büyük bir içsel yıkım yaşayıp aynı yıkımdan yeniden doğmuş ve bu içsel zincire sahip pek çok kadınla iletişime geçmeye başlamıştır. Ardından da ortaya böyle kıymetli bir eser çıkmıştır.

    "Yetişme tarzımıza ilişkin her şey, bize, bir başkasının parçası olacağımızı; ölene kadar mutlu evlilikle korunacağımızı, destekleneceğimizi, dibe batmaktan kurtarılacağımızı söyleyip durdu." Dowling özgürlük korkusu ve kurtarılma arzusunun kök nedenini işte bu paragrafa dayandırıyor. Yani çocukluk çağı eğitimine.

    Kız çocukları narin ve korunmaya muhtaç yetiştirilirken erkek çocukları yırtıcı ve dışa dönük yetiştiriliyor. Haliyle yetişkinlik çağına gelindiğinde erkekler ailenin maddi ve manevi ağır sorumluluğu altında ezilirken, kadın sırtını kendi isteği ile erkeğe dayayarak ya da erkek tarafından zorla tahakküm altına alınarak yeteneklerinin ve gücünün yabancısı oluyor. Ve yazar, kadınların, hayatlarını sihirli bir dokunuş ile dönüştürecek bir dış müdahaleyi beklemelerini Sindrella Kompleksi olarak tanımlıyor.

    Her ne kadar ataerkil düzen ve toplum baskısı sebebiyle özgürlüğe tamamen kapılamıyor olsak da bu durum yalnızca dışsal sebeplere dayanmıyor. Yazarın da belirttiği üzere özgürlük bize verilse bile içsel bir baskılama bizi bu olguyu kullanmaktan kendi isteğimiz ile mahrum ediyor. Çocukluktan itibaren dayatılan iyi eş ve kutsal anne modelleri, özümüzde yer alan yetenek, güç ve başarı isteklerini törpülüyor ve küçültüyor. Bir süre sonra kadın olmayı, evi iyi yöneten ve çocukları doğru yetiştiren kişi olmakla tanımlar hale geliyoruz.

    Anneliğin kutsal olması ifadesine her daim karşı çıkmışımdır. Bunun da sebebi bazı kadınların istedikleri halde anne olamamaları, bazı kadınların ise istemediği için olmamalarıdır. Anne olmayınca birey kutsallıktan uzaklaşıyor mu? Ya da insan olmak mı kutsal bir olgu? Bundan emin değilim fakat emin olduğum şey; ne annelik ne de babalık kutsaldır. Bir çocuğu ebeveynleri olarak en sağlıklı ve kaliteli şekilde, çocuğun kişilik özellikleri ve ilgi alanları doğrultusunda eğitebilmek benim için daha önemlidir. Ama kutsal mıdır, ondan yine emin değilim. İşte buna benzer bağımlı eğitim modelleri kadınları korkak hale getirip mevcut potansiyellerini kaybetmelerine ya da sadece küçük bir kısmını ortaya çıkarmalarına sebep oluyor. Öyle ki kitapta kaynağı verilen pek çok araştırma, kadının dış dünyadaki mücadeleden kendi isteği ile kaçıp evine sığınmanın fırsatını bulunca, bunu direk uyguladığını gösteriyor. Bunu yaparken çok sık olarak hamilelik yolunu seçebiliyorlar. Çünkü o zaman bu kaçışın bir sebebi olmuş oluyor ve böylece kadın kendini suçlu hissetmiyor.

    Yazarın bir bölümde verdiği çok güzel bir paragraf var. Diyor ki: "Kadınlar, tanım (kimlik duygusu) için başkalarına yönelir. Kendilerini, bir başkasının gözünde görme derecesi öyle yüksektir ki, söz konusu başka kişiye bir şey olması (ölmesi veya ayrılması, hatta belirgin bir şekilde değişmesi) halinde, kendilerini artık göremezler. Üç yıllık sevgilisini kaybeden bir kadın (ki milyonlarcasının duygularını dile getirdiğine kuşkum yok), "Sanki varolmamışım gibi bir duygu," diyor."

    İşte bu alıntı bize aslında temel sebebin "bağımlı yetiştirilme" tarzı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ne kadın doğası ne de fıtrat ile açıklanamaz bu. Niye mi? Çünkü gerçeklik payı sıfır. Pek çok kadın bir erkek tarafından terk edildiğinde yaşamına kaliteli şekilde devam edebiliyor, hayatını kazanıp kendi istekleri doğrultusunda yönetebiliyor. Bu da kadın doğası mantığını tamamiyle yıkar.

    Şimdi bağımlı kadınların yönelimlerinden biraz uzaklaşıp, tepkilerine bakalım.
    Bu kadınlar sorunları görmezden gelir ve başlarına gelenlere katlanıp kabullenmek konusunda çok iyidirler. Böylece sorunun kaynağına inerek çözüm bulmaya da gerek kalmaz. Çünkü çözüm aramak ve sorunu ortadan kaldırmak cesaret ister. Fakat bağımlı kadın fobik eğilimi sebebiyle başarısız olacağına inanmıştır. Yazar, fobik eğilimlilerin ergenlik çağlarında güçlü ve kimseye ihtiyaç duymayan tavırlar sergileyip evlenme çağına geldiği zaman kurtarılma ihtiyacını yoğun şekilde hissettiklerini söylüyor. Kadınlar geçmişte oluşan çaresizlik ve güvensizlik duygularını böylesi dönemlerde ortaya çıkarıyor. Evlenip bir erkeğe sırtını dayamayı, kendi hayatını yönetmeye ve sorunları göğüslemeye tercih ediyor. Çünkü bu kadınlar halen daha küçük birer prensestirler. Korunmaya ve kurtarılmaya muhtaç güçsüz prensesler. Peki bu korku duygusunun kökeni nedir? Binlerce yıldır kadınlara doğası ya da fıtratı gereği güçsüz ve korkak olduğu gerek aile gerekse toplum adet ve inançları ile aşılanmıştır. Oysa ki son dönemlerde artık psikolog ve sosyologlar bu duygunun cinsiyetten bağımsız olduğunu ortaya koymuştur. Erkek ya da kız çocuğu olması fark etmeksizin, bir çocuğa doğduğundan itibaren verilen eğitim o çocuğun yetişkin hayatında sahip olacağı pek çok kişilik özelliğini ve vereceği kararları şekillendirir. Bu bağlamda kadınlar güçsüz ve korkak varlıklar değil, zihinleri yanlış eğitim yoluyla gasp edilen varlıklardır. Hal böyle olunca da bir erkeğe dayanarak sorumluluktan kaçma kadının ilk firsatta elde etmeye çalıştığı kurtuluş yolu olmaktadır.

    Kitapta yine bahsi geçen bir takım araştırmalara göre, kadınlarda bağımlılığın yaşla doğru orantılı olarak arttığı, IQ puanının ise ters orantılı olarak azaldığı belirlenmiştir. Bağımlılık arttıkça özgüven ve özsaygı azalmakta, korkular, kaygılar ve başarısızlık inancı artmaktadır. Ebeveynlerin kız çocuğuna karşı aşırı korumacı ve narin yaklaşımları erkek çocuğuna ise daha sert ve kısmen acımasız tavırları bu çocukların öz yeterliliklerine doğrudan etki etmektedir. Erkek çocuğu bebeklikten itibaren duygusal rahatlamayı kendi yolları ile sağlarken kız çocukları hep bir dış müdahale bekleyerek büyümektedir. Bu iç güdüsel davranışlar, çocuklar biraz daha büyüyüp aklı ermeye başlayınca gözlemler ile pekişmektedir. Her şeyi kabul eden, uyumlu, pısırık, korkak anneye karşı kız çocukları içsel bir öfke duyar. Annesi gibi olmamaya karar verse de bu rol model onu bir taraftan tam zıddı, öteki taraftan bir benzerine dönüştürerek yoğun bir iç çatışmaya sürükler. Annenin yanında baba da bu kişilik gelişiminde oldukça etkin rol oynar. Baba belli bir müddet kızını güçlü ve özgüvenli yetiştirse de kız çocuğu babayı bazı konularda yenmeye başladıkça, baba bu durumu savaşa dönüştürerek kızına geri çekilmeyi ve itaat etmeyi aşılar. İşte bu yetiştirme modelleri ister bilinçli olsun ister bilinçsiz, kız çocuklarının annelerine dönüşerek kısır döngüye katılmasına sebep olur. Üstelik bu eğitim modeli sadece ailede değil okulda ve çevrede de desteklenir. Uslu ve itaatkar kız çocuğu bu sayede daima övgüler alır ve ödüllendirilir, ta ki evlenip kendi kendini tutsak edene, ya da iş hayatına karışıp erkeklerden daha geride kalmaya karar verene kadar.

    Her ne kadar kadın iş hayatında geri planda kalmaya çalışsa da, bence evdeki geri kalmışlık ve kendini adamışlık kadar kendini yetersiz ve yararsız hissetmez. Evde hem evin maddesel sorumlulukları, hem eşinin düzeni hem de çocukların her türlü bakımı kadını kendinden tamamen uzaklaştırmakta ve ruhsuz bir maddeye dönüştürmektedir. İçten içe aslında bir başkasının yani kocasının hayatını yaşadığını bilen kadın bir süre sonra kocasının, karısı olmadan ayakta kalamayacağına kendini inandırır ve kendi bağımlılığını kocasının kendisine olan bağımlılığı şekline dönüştürür. Bu sayede kendini bireysel manada işe yarar hisseder. Oysa ki bu tamamen yazarın tabiri ile kör bir adanıştır. Evlenmeden önce kocasını bir süper kahraman olarak gören kadın evlilik sonrası beklediği tepkileri, kurtuluşu ya da duygusal tatmini bulamayınca hayal kırıklığı ile öfkeye kapılır ve ilişkide sorunlar baş gösterir. Oysa ki erkekler de duygusal tatmine ihtiyaç duyan, sırtını bazı durumlarda yaslayacak güçlü bir kadın ister. Erkekleri bu ağır yükün altına sokmak ne derece doğrudur? Ben söyleyeyim kökten uca yanlıştır. Erkek de kadın da duygulardan ve mantıktan oluşur. Her iki cins de kendi sorumluluğunu kendi alabilmeli ve karşısındaki kişi ile eşit ilişki kurabilmelidir. Aksi durumda taraflar birbirini yoracak, yıpratacak ve yok edecektir. Ama kadınlar bu yıpranmadan genellikle daha büyük bir pay alacaktır, zira yazarın da vurguladığı gibi evliliklerde dengeyi sağlamak adına kendini en çok değiştiren, kendinden en çok kopan ve taviz veren taraf kadınlardır. Bu kadınlar "iyi kadın" olmanın gereği olarak evlilik adaptasyonunu görmektedirler. Oysa ki adaptasyon gerçek benliğinden uzaklaşıp mevcut duruma tam uyum sağlamaktır. Yani istemsiz bir dönüşümdür.

    Şimdi iş hayatından kaçış konusuna biraz da eğilelim. Meslek yaşamına baktığımızda yine kitapta verilen örneklere dayanarak kadınların pasif roller edinmeyi daha çok tercih ettiğini sıklıkla görüyoruz. Erkek mesleği ve kadın mesleği gibi ayrımları kadınlar da en az erkekler kadar kabul ediyorlar. Bir işe imza atarken daha sınırlı ve ürkek konuşmalar yapabiliyor, kendini ifade ederken yeterli özgüveni ve özsaygıyı sergileyemiyor ve hep bir korku pençesinde hareket ediyorlar, herhangi bir tartışmada ya da baskıda sert çıkmak yerine surat asıp ağlayabiliyor ve isteklerini o şekilde yaptırabiliyorlar. Çünkü bu kadınlar halen daha babalarının koruduğu küçük kız çocukları.

    Kadınlar bir taraftan iş hayatında bulunmak isterken diğer taraftan kaçmak isteyebiliyor. Çalıştığı süre zarfında ön planda olacak işler yapmak onları genellikle korkutuyor. Bu da kadınların iş hayatında başarısız, yetersiz ya da kabiliyetsiz oldukları düşüncesini doğuruyor. Oysa ki bu geri çekilmenin sebebi sadece kadın olmanın gereğini pasif varlık sergilemekte görerek yetişmiş olmalarıdır. Bir diğer kaçış sebebi ise evdeki sorumluluklardır. Evli çiftlerde ev işleri ve çocukların bakımı çok büyük oranda kadının üzerindedir. Hem iş yerinde hem de evde uzun mesailer harcayan kadınlar bu yorgunluktan kaçmayı istemekte çok haklılar esasında. Fakat çözüm asla ve kat'a bu kaçış yöntemi değildir. Çözüm ev işlerini eşlerin eşit oranda yüklenmesidir. Bazı kadınlar kocalarının kendilerine ev işlerinde yardım etmelerinden çok memnun. Ama bu bana göre fazlasıyla hatalı bir durum. Eğer ortada bir yardımcı var ise bu demektir ki bir de işin ana yüklenicisi vardır. Yani her daim kadın erkekten daha fazla görev icra ediyor. Eşlerin sorumluluk ve görevleri eşit olarak paylaşması halinde kadınlar mesleki yaşamına daha fazla enerji ayırabilecek ve başarı oranını artırabilecektir. Ama tabi bunları yapabilmek için kadınların da bu görevleri kendine sıkı sıkıya bağlamaktan vaz geçmesi gerekiyor.

    Sona gelirken yine güzel bir paragrafa yer vermek istiyorum. Diyor ki Dowling:
    "Öğrendiğim bir şey varsa o da, özgürlüğün ve bağımsızlığın, başkalarından (genelde toplumdan ya da erkeklerden) alınamayacağı, sadece, yoğun emekler sonucu içeriden geliştirilebileceğidir. Buna ulaşmak için, kendimizi emniyette hissetmek amacıyla kelepçe gibi kullandığımız her türlü bağımlılıktan vazgeçmek zorundayız."

    Yani kadınlar kendi bağımlılıklarını fark edip kabul ettiği zaman mücadeleye de başlıyorlar. Bu süreç elbette ki sancılı bir geçiş dönemidir ve zaman alır. Fakat yol boyunca, aşama aşama sadece kendisi olabildiğini, seçimlerini istediği doğrultuda yapabildiğini, sevdiği şeylere daha fazla enerji harcayarak başarılı olabildiğini kısacası gerçekten özgür olabildiğini gören kadın nihai amacına daha sıkı sarılabilecektir. Bir de kadın olarak doğmanın daha ilk başta şanssızlık ve adaletsizlik olduğunu görmekten vaz geçmeleri gerekiyor.

    Kısacası şansı bir başkasının kurtarıcılığında değil, kendi potansiyelimizde aramamızdır özgürlüğe ve güvene ulaşmanın yolu...

    Ve madem üç yapraklı yoncalar ile doğduk, o hâlde dördüncü yaprağı aramak yerine tüm yaprakları koparıp atmak gerek... Şans dördüncü yaprakta değil...
  • 551 syf.
    ·19 günde·Beğendi·9/10
    Alman Politikacı ve sosyalist yazar Bebel'in 19 yy sonlarına doğru yazdığı kitap, 4 bölümden oluşuyor.

    Ilk bölümde, kadının Ilkçağ'daki konumundan bahsediliyor.
    Aile biçimleri ve analık hukuku, Yunan mitlerinden de örneklendirilerek açıklanıyor. Ardından babalık hukuku kavramı da ele alınıyor. Hristiyanlığın tahakküm altına aldığı toplulukların sayısı arttıkça, iki cins arasındaki rekabet kızışıyor. Bir de Ortaçağ karanlığına gömülen Avrupa'da, kadının konumu feodalizm, kentleşme ve şövalyelik süreçleriyle farklı bir kisveye bürünüyor. Luther ile birlikte gelişen reform hareketleri de yine kadının konumuna tesir ediyor.

    Ikinci bölümde, 19 yy kadınından söz ediliyor. Sanayi Devrimi ile birlikte belirginleşen Proleter&Burjuva savaşı, kadınları da etkiliyor. Zira kadın ve işçinin ortak yanları, ikisinin de sömürülen olmasıdır. Özellikle Ingiltere'de günde 18 saat çalışan proleter erkeklerin, günün geri kalanında yapabileceği iki eylem kalıyordu: Içki ve Seks.
    Bu durum da beraberinde fuhşiyatı getiriyordu. Kapitalist düzen, kadını, insan türünün ayrılmaz bir parçası olarak değil, erkeklerin cinsel objesi haline getirmesinin kökleri, bu dönemde daha da kalınlaşıyor. Böylece çözülen aile yapısı ve toplum birliği, burjuva tarafından daha kolay lokma haline geliyordu.

    Üçüncü bölüm, devletin toplum üzerindeki gücünü konu ediniyor. Devleti yöneten burjuva, kanunları toplumun tamamının değil kendi çıkarlarının lehine yapması, polis ve askerin toplum düzeni için değil burjuvanın safahatı için kullanılması gibi durumlar ifade edilirken, özel mülkiyet kutsallığı adıyla, toprakları zimmetine geçirerek toplumu baskı altına almasına dikkat çekiliyor. Devleti yönetenlerin, toprakların büyük kısmını elde edip toplumu topraksız ve kendisine bağımlı hale getirdiği de yine bu bölümde işleniyor. Peki bu duruma başkaldıran insanlara ne oluyor? Ya burjuva menfaatlerine uygun kanunlar aracılığıyla öldürülüyor ya da burjuva menfaatlerine uygun polisler tarafından işkencelere tabi tutularak şindiriliyor.

    Gelelim kitabın en iç açıcı, en heyecanlandırıcı dördüncü bölümüne...
    Bu bölüm sosyal devrim ile başlıyor;
    "Çalışan sınıfların kurtuluşu için mücadele, ayrıcalıklar için mücadele değildir. Bilakis eşit haklar ve eşit görevler için ve tüm ayrıcalıkların ortadan kaldırılması için bir mücadeledir."
    Sosyal Devrim'in özünü bu cümle oluşturuyor. Kimsenin kimseyi sömürmediği bir ortamın, hangi şartlarda gerçekleşeceğini yazıyor. Bunun için en temel zaruriyet, özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıdır. Yani "mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi"
    Bu düşünce Atsız kafasındakiler için "vatansızlaşma" olarak anlatılıyor.
    HAYIR!
    Bu düşünce, toprağa hakim olanların, toprağı olmayanları sömürmesini engellemek içindir.
    Sosyalizmde hiç kimse, herhangi bir savaş ya da rekabet içerisinde değildir. Başta toprak olmak üzere tüm mülkler, toplumundur. Bu demek değildir ki "herkesin malı herkesindir."
    Herkese ihtiyacı kadarını tahsis ederek bireylerarası rekabeti ve zenginleşme hırsını ortadan kaldırmaktır.
    Sosyalizmde en güzel yemeği yemek, en iyi evde oturmak, en iyi okularda okumak ya da en lüks arabaya binmek, sadece parası olanların değil, insan olarak doğup öyle kalmayı başaran herkesin hakkıdır.
    Çalışabilir durumda olan herkesin çalışması, üretime herkesin katılması sosyalizmin temel prensibidir. Bu ise, günde iki buçuk saatlik çalışmayı zorunlu kılıyor. Yine sosyalizmde fazla para veren iş değil, kişinin en yatkın olduğu iş yapılacağı için bu iki buçuk saatlik çalışma süresi de keyifli biçimde yerine getiriliyor. Günün geri kalan kısmında birey, sanata edebiyata geziye... Istediği her şeyi yapabilmeye zaman bulabiliyor.

    Kitap, kadın üzerinden, sömürünün dünü ve bugününü anlatırken yarın için de ümitvar olunmasını söyleyerek noktalanıyor;
    GELECEK SOSYALİZMİNDİR
    YANİ ILK PLANDA KADININ VE İŞÇİNİN!
  • 648 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitapla ilgili en güzel incelemeyi, kitabın aynı zamanda çevirmenliğini yapan Mazlum BEYHAN birinci ciltteki "Önsöz" ünde yapmıştır.Ben sadece o önsözün kısa bir özetini aşağıda yayınlamayı uygun buldum.

    Nasıl Yapmalı?’nın içeriği son derece kapsamlıdır. Artık temelleri sarsılmaya başlamış olan feodal Rusya’da yeni güçler doğmuş ve bunlar eskiyle çatışmaya başlamışlardır. Çernişevski; eski insanlarla yeni insanlar arasındaki çatışmanın sınıfsal özünü kavramıştır. Çernişevski’nin eskileri, ülkeyi yönetmekte olan egemenler,beyler, paşalar, toprak sahipleri, kısaca soylular ve onlara bağlı olarak gelişmeye başlayan burjuvazidir. Bunlar aşağılık, kişiliksiz, açgözlü,namussuz insanlardır. Çernişevski’nin yeni insanları; Rahmetov, Lopuhov, Kirsanov ve Vera Pavlovna’dır. İyi yürekli, tertemiz insanlardır bunlar. Ama Rus edebiyatında çokça görülen, işten, eylemden kopuk, habire hayallerkuran öteki iyi yüreklilere benzemezler. Canlı, atılgan, mücadeleci insanlardır. Ahlaki üstünlükleri, sarsılmaz iradeleri ve yüce ülküleriyle örnek insanlardır. İçinde emeğin, çalışmanın yer almadığı biryaşamı düşünemezler. Yalnız kendileri değil, herkes güzel yaşasın,mutlu olsun, yoksullar, mutsuzlar, sömürgenler, asalaklar.

    Bu yeni insanlar için kadın, dosttur, yoldaştır; hayatın bütün alanlarında verimli etkinliklerde bulunacak insandır. Doğa müthiş bir akılla donatmıştır kadını, ama bu akıl topluma hiçbir katkıda bulunamamaktadır, çünkü toplum bu aklı elinin tersiyle itmekte, ezmekte, yok etmektedir.
    Çernişevski Rus edebiyatında bütünüyle olumlu, devrimci kadın tipini yaratan ilk yazardır. Bir küçük burjuva ailesinin kızı olan Vera Pavlovna’nın okuru büyüleyen kimliğine kavuşması hiç kolay olmamıştır. Ailesinden, Mişel Storeşnikov’dan kurtulabilmesi ve Lopuhov’u sevme ve onunla hayatını birleştirme hakkını elde edebilmesi için epeyce acı çekmesi gerekmiştir. Çok sayıda genç kızı yoksulluğun ve çirkefin batağından çıkaran dikiş atölyesini kurması da kolay olmamıştır. Vera Pavlovna’ya göre kadının mutluluğu, duygularını dile getirebilmesinde, aşkta eşit olmasında değildir. Erkekle toplumsal eşitliğini her bakımdan sağlamadıkça mutlu olamaz kadın. Eşitliğin olmadığı yerde gerçek aşk ve mutluluk da yoktur. Kadına saygının olmadığı yerde, aşkın sevinci de yoktur.
    Çernişevski Vera Pavlovna tipiyle kendini toplumun devrimci dönüşümüne adayan kadının destanını yazmıştır.
    Çernişevski eserindeki kişilerin birer masal kahramanı değil, sıradan insanlar olduklarını savunur. Bununla birlikte bir de “özel insan” gösterir: Rahmetov. “Sayıları nerdeyse bir elin parmağını geçmeyen devrimcilerden biri” olan Rahmetov, atılgan, kararlı, özverili, korku nedir bilmeyen, zorluklar karşısında yılgınlığa kapılmayan kusursuz bir insandır. Rahmetov’a verilen göreve bitmiş gözüyle bakılır; noktası noktasına yerine getirir üzerine aldığı işi. Toplumsala boyun eğmeyen kişisel hiçbir şeyi yoktur. Kendisini “iş”ine öylesine verir ki, çok geçmeden onunla tek bir beden olur, “iş”i artık onun kişisel yaşamıdır.Çarlığın kendisine karşı her kıpırdanışı ezme konusunda alabildiğine azgınlaştığı o dönem koşulları içinde Çernişevski, Rahmetov’un yığınlar arasında örgütlenme çalışmalarını yürüttüğünü daha açık dile getiremezdi. “Rahmetov hakkında söylediklerimden çok daha fazlasını biliyorum” diyordu büyük yazar. Bu “özel insan”ın sürekli olarak bir yerlere gidip gelmesi, her gün yeni yeni insanlarla bağlar kurması da onun “bir şeyler”le esaslı bir şekilde meşgul olduğunu göstermektedir.
    Hıristiyan hümanizminin özünü oluşturan boyun eğmeye, katlanmaya, kısaca Hıristiyan ahlakına alabildiğine karşıdır Çernişevski. Bağrında sosyalist geleceğin tohumlarını taşıyan “yeni insan”,başkaları için mücadele etmeyi kendine vazgeçilmez bir görev bilir.Böylece Lopuhov, Vera Pavlovna’nın; Kirsanov, Kryukova ve Katerina Polozova’nın kurtuluşu için mücadele ederken, Vera Pavlovna da yoksulluğun batağında çırpınan genç kızları kurtarmayı kendine görev bilir.
    Sosyalizmin ahlak ilkelerini Çernişevski, erkekle kadın arasındaki özel ilişkiye, aşka, evliliğe, aileye uyguluyordu. Sosyalizm ülküsünü ütopya dünyasından çıkarıp, üstelik de yarı feodal bir toplumun koşullarında yaşayan insanlar arasındaki gerçek ilişkilere taşıması,Çernişevski’nin gösterdiği en büyük yararlılıklardan biridir. 1860-70’ler Rusyasında sosyalizmi, geleceğin toplumsal yapısını oluşturacak bir ülkü gibi görmenin ötesinde hemen bugünden sosyalist ilkelere uygun yaşamaya hazır insanlar bulunuyordu. Çernişevski bu noktada da ütopik değildi, gerçekçi bir yazar olarak romanını yaşadığı gerçekliğe uygun yazmıştı; o böyle insanların bulunduğunu biliyordu, kendisi de bu insanlardandı.
    Nasıl Yapmalı? birçok ilerici kuşağın yetişmesinde, yetkinleşmesinde, “toprağının ikinci bir kez derinlemesine sürülmesinde” çok önemli rol oynamıştır.
  • Selamlar,

     

    Internet'in daha sık kullanılır olmasıyla bilgi akışının hızlanması hepimizin şahit olduğu bir hakikat. Bununla birlikte, kirli bilginin de daha hızlı bir şekilde akarak pek çok zihinde yanlışların filizlenmesine yol açtığını da aynı emniyet hissiyle biliyoruz. Bu ikinci durumun bir yansımasını da Üstad'la alakalı paylaşımlarda sıklıkla karşımızda görmekteyiz.

     

    Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde Üstad'a ait olmadığı halde ona aitmiş gibi gösterilen söz ve şiirler oldukça vahim bir bilgi kirliliği oluşturuyor. Üstad'a atfedilen sözler kaliteli olsa dahi bu hal hakikat cinayeti olacakken, bir de bu sözlerin önemli bir kısmında cümle akışının bozuk, mananın sakat ve üslubun zevksiz olduğu dikkat çekiyor. Üstad'ın bu söz ve şiirlerle bilinmesi, herkesin tetkike müsait bir zihin yapısı olmadığından ilerisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

     

    Üstad'ı en doğru şekilde anlatabilmek amacıyla yola çıkan sitemizde, Üstad'a ait olmadığı halde ona atfedilen sözleri bu başlık altında derlemeye karar verdik. Üstad'a ait olmayan söz ve şiirlerin ona yapışıp kalmasının önüne geçme yolunda önemli bir mücadeleye giriştiğimizin farkındayız. Bu sözleri başlık altında paylaşırken, bir sözün bir kişiye ait olmadığını iddia etmenin çok da kolay bir iş olmayacağının bilincindeyiz. Kesin olarak üstad'a ait olmadığını söyleyeceğimiz sözlerde ince eleyip sık dokumak borcu altında oluşumuzun farkındayız. Burada Üstad'a ait olmadığını onaylayacağımız sözlerde bu hassasiyet daima yol gösterenimiz olacaktır. Dolayısıyla internet üzerinde Üstad'a ait olmayan bir sözle karşılaşıldığında, gönül rahatlığıyla müracaat edilebilecek bir çalışma hazırlama çabasında olduğumuzu vurgulama gereği hissediyorum. Gerek tamamını incelediğimiz Üstad'ın basılı eserleri, gerek hakkında kaleme alınan muteber kaynaklar, gerek fikir ve üslubuna aşinalığımız, gerekse de henüz kitap halinde yayınlanmamış olan Üstad'a ait vesikalar üzerindeki bilgi birikimimiz ve araştırma imkanlarımızla aşağıdaki liste hazırlanmıştır.

     

    Başlığa yazılacak olan mesajlar devamlı olarak göz önünde tutulacak ve listenin kolay incelenebilmesini sağlamak üzere, yazışmalar zamanla temizlenecektir.

     

    Üstad'a ait olmadığı halde ona atfedilen sözler:

     

    1- Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık...

     

    2- Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!

     

    3- İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir.

    Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.

     

    4- İnsan sevme hissini israf etmemeli,

    Kim ne kadar sevilmeye layıksa,onu o kadar sevmeli.

     

    5- Hayatın çilesine tahammül gerek

    Değil mi ki sefâ ile cefâ müşterek?

    Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek?

    Bazen dertliler de ağlar, ama gülerek...

     

    6- Gökler ağlıyor biz ağlamışız çok mu?

    Bize yobaz diyorlar haberin yok mu?

    Her ne derse desinler,

    Allah için yobaz olmuşuz çok mu?

     

    7- Yar olmaz servetinin sana bir tek kuruşu,

    Secde yoksa bekleme, kabirde kurtuluşu (Cengiz Numanoğluna aittir)

     

    8- Benim ayağımın altı da müsait başımın üstü de.. Nerde duracağını kendin belirle.

     

    9- Dünya güzel olsaydı doğarken ağlamazdık.. Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.

     

    10- Yüz daha versen, yüz uman yüzler bilirim.

    Yokuşlara kardeş olan düzler bilirim.

    Dünya öküzün üstünde derler;

    Ama dünyanın üstünde nice öküzler bilirim !..

     

    11- Değer verdiklerinin, verdiğin değere layık olmadıklarını anlarsan,

    Sen üzülme bırak layık olamadıkları için onlar utansın.

     

    12- Yalnızım diye üzülmüyorum.. Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz.

     

    13- Dinde zorlama yoktur, insan hürdür elbette.

    İster dünyada pişer, isterse âhirette... (Cengiz Numanoğluna aittir)

     

    14- Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, İMANINI göster.

     

    15- Ey deli gönül aşk mı istiyorsun,

    Yaradan sana yar değil mi

    Hep soğuk mu geçti ömrün,

    Kışın sonu bahar değil mi?

     

    16- Bir insanda olmayınca haya ile edep,

    Neylesin ona medrese ile mektep,

    Okusa da alim de olsa;

    Yine merkep, yine merkep

     

    17- ''Sanki aşk sustu'' dedim...

    ''Aşk hiç susar mı?'' dedi...

    ''Sen susuyorsun ya'' dedim...

    ''Ben aşk mıyım?'' dedi......

    ''Aşksın'' dedim...

    ''Sustu'...

     

    18- Kime yâr dediysek, o yâr açtı yarayı,

    Belli ki gerçek sevenimiz yoktur Allahdan gayrı

     

    19- Boğuşmak, hayat denen sebepsiz savaş için,

    Yaşamak en sonunda dikilen bir taş için,

    Bütün ızdırapların işte en korkuncu bu,

    Bir avuç toprak olmak düşünen bir baş için...

     

    20- Bizi ister bir toz yap savur mahşer yelinde,

    İster sürü çöp yap tufanların selinde,

    Sonunda bir varlığa ulaştır da, Allahım

    Bırakma tabiatın merhametsiz eline...

     

    21- Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin

     

    22- Yedi hristiyan bir danaya ortak olmadıkça, çam ağacı süslemem...

     

    23- Evini yönetirken zorlanan ilerici!

    Üç kıtaya hükmeden ecdadın mı gerici? (Hayati Vasfi Taşyürek'e aittir)

     

    24- Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.

     

    25- Üç günlük dünyaya gayret üstüne gayret

    Ebedi hayat var gayret yok hayret.

     

    26- Sokak lambası gibi olma ey yar!

    Kime yandığın belli olsun...

     

    27- Biz Aşkı erostan merostan öğrenmedik.! Biz Aşkı Mekkeli bir yetimden öğrendik.. O Resul Ki, Hz. Muhammed (s.a.v)

     

    28- Kızgınlığım geçer de; Kırgınlığıma çâre bulamadım!

     

    29- Sevdiğini belli et, gizlemek başkalarına fırsat vermektir

     

    30- Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.

     

    31- Hayırlı eş Allah'ın kuluna özel bir ikramıdır, Hayırsız eş ise dünyanın en ağır imtihanıdır.

     

    32- Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın...

     

    33- Ömür ağaç dalında savrulan bir yapraktır;

    Ne kadar genç olursan ol sonun kara topraktır!

     

    34- Önüne Gelenle Değil, Seninle Ölüme Gelenle Beraber Ol.

     

    35- Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan.

    Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan

     

    36- Ya Allah'a baş eğer hiç kimseye eğmezsin,

    Ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin. (Cengiz Numanoğluna aittir)

     

    37- Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; Dünya beş para etmiyor..

     

    38- Sustum, birikti yanaklarıma alfabe

    Ya ilahi ya Rab sükutumu en güzel duam eyle.

     

    39- Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı?

    Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?

     

    40- Ben bir garip insanım..

    Ne tahtım var,ne tacım..

    Tut elimden Allah'ım.

    Yalnız Sana muhtacım.

     

    41- Fazla ciddiye almayın bu hayatı, nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız.. (Derman İskender Över'e aittir)

     

    42- Yılbaşı, Noel, Fişek; Yeryüzünde Özgürlük Diye Tepinir Eşek..!

     

    43- Allah'tan korkana, ölüm yâr gelir;

    Ölümden korkana, dünya dar gelir.. (Cengiz Numanoğlu'na aittir.)

     

    44- Allah dersen mürtecî, Tanrı dersen çağdaşsın;

    Bu özürlü beyinle, akıl nasıl bağdaşsın?.. (Cengiz Numanoğlu'na aittir.)

     

    45- Hayvanlara kızmayın, mâzeretleri çoktur,

    Meselâ, hiçbirinde, utanma hissi yoktur (Cengiz Numanoğlu'na aittir.)

     

    46- İki günlük yol için, hemen sıvanır kollar;

    Ve iğneden ipliğe, hazırlanır bavullar

    Bir yol var ki, hazırlık, düşünülmez nedense;

    Musalla taşlarında, çalınırken davullar. (Cengiz Numanoğlu'na aittir.)

     

    47- Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan Peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz...

     

    48- Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için,

    dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir.

     

    49- Gençliğine güvenip vakit çok erken derken

    Belki elveda bile diyemezsin giderken... (Ahmet Mahir Pekşen'e aittir)

     

    50- Ne gelirse başımıza Hakk'tandır...

    Fakat geliş sebebi Hakk'tan ayrılmaktandır...

     

    51- Bir "hoşçakal"a sığdırdı beni, yere göğe sığdıramadığım.

     

    52- Sakın ola köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı deme, olurya tam yarı yolda köprü yıkılıverir. Öteki tarafa ayının yeğeni olarak gidersin.

     

    53- İki Çeşit İnsan Vardır ! Zaman Geçtikçe Hatalarıyla Yüzleşen, Zaman Geçtikce Yüzsüzleşen !

     

    54- Başörtüsü Bilime Engelmiş.! Siz Uzaya Mekik Gönderdiniz de, Başörtüsüne mi Takıldı?

     

    55- Dünyada bin yıllık tarihi silinen ve o günü bayram olarak kutlayan başka bir millet daha yoktur.

     

    56- Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil

     

    57- Var mı Allah'tan yukarı, kabirden aşağı..?

    Toparlan ruhum gidiyoruz; sen yukarı, ben aşağı..!

     

    58- Kadın Mezarlığa Girerken Başını Kapıyor, Dışarı Çıkarken Açıyor, Ölüye Karşı Kapayıp, Diriye Karşı Açmak Akıl Almaz.

     

    59- Bu ülkede biri size; çağdışı, yobaz, gerici, eski kafalı, deli, aşırıcı diyorsa emin olun ki doğru yoldasınız.

     

    60- Moda, Cehennemde bir oda..

     

    61- Arsızlığa cesaret, zinaya aşk dediler. Bir neslin ahlakını, işte böyle yediler!

     

    62- Geminin tek kaptanı olur, gerisi mürettebattır. Kalbin de tek sahibi olur, gerisi teferruattır

     

    63- Her kahkahanda Allah'a teşekkür etmiyorsan, Neden her ağladığında O'na kızıyorsun?

     

    64- Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir ; Yaşamak güzeldir.

     

    65- Herşeyin İlacı Zaman Diyenler... Bir de Bu Kelimeyi Tersten Okumayı Deneseler...

     

    66- Tanrı sizi korusun, bizi Allah korur.

     

    67- Denildi mi bir yerin adına "Türk" beldesi, Gözüm al bayrak arar,kulağım ezan sesi...

     

    68- Yıkılasın ey israil ! Enkazını göreyim . Sana ülke diyenin yüzüne tüküreyim.

     

    69-Makyajı abdest olan bir kadının hayatıda güzeldir, hayasıda..

     

    70- Secde görmemiş alnın alınyazısı olmak istemem.

     

    71- Örtü şuuruyla takılmadığında da Allah katında bir değeri olsaydı, Cennetin baş köşesine rahibeler otururdu.

     

    72- Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz...

     

    73- Yaprak sıkılmıştı ağaçtan, bahane idi sonbahar...

     

    74- Bak da ibret al yere düşen yaprağa,

    eskiden o da yukardan bakardı kara toprağa...

     

    75- İnsan namaz kılarsa namaz da insanı insan kılar.

     

    76- Parası olan pazardan, imanı olan mezardan korkmaz!

     

    77- Hayatta üç çeşit insandan korkacaksın; dağdan inme, dinden dönme, sonradan görme!

     

    78- Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları ise alçak olmaya gönüllüdür.

     

    79- Ya İslâm'da erirsin

    Ya inkârda çürürsün

    Yol mezarda bitmiyor

    Girdiğinde görürsün. (Abdurrahim Karakoç'a aittir.)

     

    80- İnsan, büyük bulmaca, çözmeden öleceğim

    İnsan bulsam inan ki , alnından öpeceğim!

     

    81- Deden bile söndüremedi İslamın nurunu,

    Sen mi söndüreceksin Ebu Cehilin torunu? (Nevzat Karataş'a aittir.)

     

    82- Kişiye göre davranacaksın, küçükle küçük olacaksın hatta;

    Ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta...

     

    83- İnsanlar ikiye ayrılır: vaktini "beşe" ayıranlar, vaktini "boşa" ayıranlar...

     

    84- Şah damarına bakmayı akıl edemeyenler Allah'ı hep gökyüzünde aradılar. Bilmezmisin Allah mekân münezzehtir.

    Yukarda Allah var demek bile Allah'a sınır çizmektir.

     

    85- Hayvandan insana dönen yoktur ama, insandan hayvana dönen çoktur.

     

    86- Dualarımda özgür biri olduğumu hissediyorum... Bir ben, bir de beni bilen...

     

    87- Hayat dediğin Allâh için değilse,

    Ne çıkar hayat önünde eğilse.

     

    88- Bir lastik yuvarlak, 3 manyak, 22 dangalak, bir yığın avanak...

     

    89- Benim dünyam namazımı kıldığım yer kadardır.

     

    90- Batı'ya özene özene, özümüzü kaybettik. Oysa biz, Batı'nın hayranlıkla izlediği, gıpta ettiği bir medeniyet idik...

     

    91-Dün çimen benim ayaklarımın altında idi. Bu gün üstümde bitiyor, Görüyor musun? Toprak günahlardan başka herşeyi örtüyor!

     

    92- Sonunda 'eyvah' diyeceğin şeylere başında 'eyvallah' deme. Pişman ol, fakat pişman ölme.

     

    93- Öyle birine ata de ki Peygamber övgüsü almış olsun.

     

    94- Güzele bakmak değil, güzel bakmak sevaptır.

     

    95- Savaşın ortasında komutansız kalmaktır babasız kalmak...

     

    96- Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu,

    Haram ile beslersen onu, hakaret ile öder borcunu!

     

    97- Konuşsam dilim yanar... Sussam kalbim

     

    98- Dostlarımı hiçbir zaman satmadım, çünkü hepsi beş para etmez çıktılar.

     

    99- Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; ilk yarısının hasretiyle geçer.

     

    100- Yalan söylemek beceri ister. Biz de becerikli insanlara aşık oluruz.

     

    101- Ölümüz dirimiz. Her gün birimiz.

    Bir gün hepimiz. Hakk'a gideceğiz...

     

    102- Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!

     

    103- Kapkara tabloya ak mı diyelim?

    Necis olanlara pak mı diyelim?

    Biz bir batıl için başka batıla,

    Allah'tan korkmadan hak mı diyelim?

     

    104- Uygarlığa engelmiş takke, türban, cübbeler...

    Bize yobaz diyor hippi, ayyaş, züppeler!

     

    105- 'Hayatımda biri yok, birinde hayatım var' diyebilmektir Aşk...

     

    106- Ne senden rüku artık, ne de benden kıyam...

    Bundan sonra.. Selamun aleyküm, Aleyküm selam.

     

    107- Namaz; adım bile atmadan 'Sevgili'ye yürümektir.

     

    108- İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork!

     

    109- Benim bir tanrım yok Allah'a çok şükür.

     

    110- Orta Doğu'nun gayri meşru çocuğu; İsrail! Döktüğün kanda boğulacaksın!

     

    111- İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır...

     

    112- Gerçek bir dosta sahipsen, dünya'nın geri kalanına ihtiyacın yoktur.

     

    113- Tövbe kapısı açık dediysek, yeni günahlara koşman mı gerek?

     

    114- Ali! hoca as,

    Sabiha bomba at,

    Kazım rahat dur,

    Fethi partiyi kapat,

    İsmet tuzu uzat,

    Öyle işte...

     

    115- Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline!

     

    116- Ne gariptir ki toplum olarak, yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız. (Halil Cibran'a aittir.)

     

    117- Şimdi Fatih kalksa mezarından, ne ben onu tanırım ne o beni tanır. Ama İstanbul'u Bizanslılar almış deyip bir daha savaşır.

     

    118- Japonlar kendi alfabeleri ile 3000 yıl önce yazılmış bir kitabı okuyabiliyorlar. ... İngilizler kendi alfabeleri ile 1200 yıl önce yazılmış olan bir kitabı okuyabiliyorlar. ... Bizler 100 sene önce ceddimizin yazdığı bir kitabı okuyamıyoruz !?

     

    119- Ölüden mektup gelmiş, diri okur anlamaz.

    Sorsan herkes Müslüman! Ne şükür var ne Namaz...

     

    120- Haram kazanılan aş, aştan sayılmaz.

    Hak için akmayan yaş,yaştan sayılmaz.

    Kişi başım var diye övünmesin;

    Secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz

     

    121- Kafire karşı ELİF gibi dimdik, ALLAH'a karşı VAV gibi eğilirim

     

    122- Kadın olmak, her erkekte bir parça bırakmak değil, bir erkekte bütün olabilmektir. Erkek olmak mükemmelliğini bir çok kadında ispat etmek değil, tek bir kadına mükemmeli yaşatabilmektir.

     

    123- Rabbin huzuruna biçare giden, bin çareyle döner.

     

    124- Veren de O, alan da O, nedir senden gidecek?

    Telaşını gören de can senin zannedecek.

     

    125- Ölüm bir saniye kadar yakınken, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanın alemi ne?

     

    126- Ey şehr-i Ramazan, geldinde gidiyorsun öyle mi?

    Seni tutmayanlar, sana tutunamayanlar düşünsün sonunu..

     

    127- Karıncayı bile incitmeyeceğim deme. "Bile" sözünden karınca incinir.

     

    128- Uğruna ölmekse eğer seni yaşatmak, bin defa ölürüm de adına leke sürdürmem. Gururdur, namustur 'BAYRAK' Aksa da kanım korkma; haini güldürmem...

     

    129- Ezanları duyduğunda şükretmeyen bir gönül taşıyorsan yüreğine bir sela oku !

     

    130- Üstad'a sormuşlar... Aşk'la sevda arasındaki fark nedir...? Üstad cevap vermiş: "Aşk hevesin bitene kadar... Sevda nefesin yetene kadar."

     

    131- HATIRANA DÜECEĞİM

    Kopkoyu bir sis içinde bir akşam

    Hatırına düşeceğim belki

    Bir an ıslayacak yağmur yüzünü

    Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın

    Sonra sıcak yatağında uzun uzun

    Ağlayacaksın Ağlayacak.!

     

    Boğazında bir şeyler düğümlenecek

    Ah yanımda olsaydı diyeceksin

    Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak

    İliklerine işleyecek bensizlik

    Kahrolacaksın...!

     

    Bir sigara tüttüreceksin ihtimal

    Ufku seyredeceksin saatlerce

    Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü

    Sonra hayalim gelecek karşına

    Bir Şiirimi mırıldanacaksın

    Hıçkıracaksın..!

     

    Gönlünden atamadığın gibi kafandan da

    Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece

    İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü

    Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman

    Anlayacaksın..!

     

    Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin

    Kafan gibi kaleminde işlemeyecek

    Unutmak isteyeceksin her şeyi

    Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi

    Kıvranacaksın.!

     

    132- Nerelisin diye sormuştu; oralı olmadım..Tepkisizliğimi görünce o da oralı olmadı..Artık ikimizde oralı değildik hemşeri sayılırdık..

     

    133- Adam olmak cinsiyet meselesi değil şahsiyet meselesidir.

     

    134- Elin oğlu okur atomu böler, bizimkiler okur milleti böler

     

    135- Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.

     

    136- Allah tanrının belasını versin!

     

    137- Öyle ucuz değil gül koklamak. Gül tutan ele diken batmalı. Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!

     

    138- Bir doğrunun imanı bin eğriyi düzeltir.

    Mukaddes davalarda ölüm bile guzeldir. (Abdurrahim Karakoç'a aittir.)

     

    139- Biz yılbaşında hediye getiren noel babanın değil, Miraçtan namaz getiren Hz. Muhammed'in ümmetiyiz

     

    140- Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; Sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek. (Üstad'a ait olan beyit:Düşünmek)

     

    141- Bir bekleyenin olmalı. Sen kendinden vazgeçsen de senden vazgeçmeyen...

     

    142- Bir nar ağacı var bir de dar ağacı

    Namerde nar düştü yiğide dar ağacı

     

    143- Bizler açlıkdan karnına taş bağlayan Peygamberin , doymak bilmeyen ümmetiyiz

     

    144- Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım.

     

    145- Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken.. Ya kazanırken, ya da kazandığını yerken.

     

    146- Ölüm her aklına geldiğinde 'ah' edip 'vah' edip inleme. Bu halinle Rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; O geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.

     

    147- Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem,

    Hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermayem.

     

    148- Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki katilini affedersen seni yine öldüreceğini..

     

    149- Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkumsa; gönülden düşen insan da unutulmaya mahkumdur.

     

    150- Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme ! Yoksa, unutulursun.

     

    151- Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de, aşağılıktır.

     

    152- Soruldu mu ne bilirsin diye;"Haddimi bilirim" Soruldu mu ne istersin diye; "Haddimi bilir, hakkımı isterim" demeli...

     

    153- Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile dememelisin, Dua etmelisin ki taşa takılan bi ayağın var...

     

    154- Payımıza sükût düştüğünden beridir, kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk.

     

    155- Sizde olan tükenir onda olan sonsuz,

    Feza sizin olsa ne yapacaksınız Onsuz.

     

    156- Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

     

    157- Salaklık bulaşıcıdır.

     

    158- Bin günahın olsa da bana, bir gün ahım yok sana...

     

    159- Nazım benim cezaevi arkadaşımdı, düşüncelerimiz farklı olsada..

     

    160- Ben ve Nazım herzaman kavga etmiştiriz ama biz hapishanede birbirimize ekmek vermiş insanlarız ey benim düşümdekiler nazım sevin demiyorum ama saygı duyun onun kadar türkiye sevdalısı yoktur.

     

    161- Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin sen?

    Lokantanın garsonu bile; 'hesap lütfen' diyor

     

    162- Kıtmir bir köpekti. Ashab-ı Kehfin köpeği. Ama cennete gitti. Kim olduğun kadar kimlerle olduğun da önemli.

     

    163- Hayatı müsvette yaşamayın; temize çekmeye vaktiniz olmayabilir!

     

    164- Yanlızca Allah'a inanın, gerisi inanılacak gibi değil.

     

    165- Şu dünyada kimsenin bulamadığı huzuru arayacak değiliz. Kalkar abdest alır. Huzurda eğiliriz.

     

    166- İki kişilik duanın adıysa saadet, Ya Rabb'i beni onunla beraber affet...

     

    167- Bir çok eser ortaya koydum, bir çok şiir kaleme aldım, düzinelerce yazı yazdım, ama hiç biri ile övünemem övünülecek bir şeyim varsa oda Maraşlı olmamdır.

     

    168- Hava kirliliğinden değil, haya kirliliğinden nefes alamıyoruz.

     

    169- Kurban olduğum Allah'a bile günde beş vakit ulaşılabiliyorken,

    Kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun.

     

    170- Basit kişiler hep ilgi görür, kaliteli kişiler hep yalnızdır. Ucuz malın alıcısı çoktur.

     

    171- Mecnun olup Leyla için çöller aşmışsın ne fayda! Mümin olup Mevla için secdeye varmadıktan sonra....

     

    172- Ne şirinde vefa var, ne leyladır sana yar.

    Hep Allah güzel vekil, hep ALLAH insana yar...

     

     

    173- Üzülme davanın sahibi Hak'tır,

    Hak olan davada zafer muhakkaktır.

     

    174- Bir gemi arıyorum pusulası İmandan.

    Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..

     

    175- Deli gibi sevmek bir işe yaramıyor, sadece uykusuz bırakıyor.

     

    176- Şeytan, önce insana, Allahı unutturur;

    Sonra, Çağdaş çöplükte, ne bulursa yutturur. (Cengiz Numanoğlu'na aittir.)

     

    177- Namaz, camiden çıkınca, Hac, Mekke'den dönünce, Ramazan, oruç bitince başlar...

     

    178- SORU VE CEVAP

    Bir yumak gibi hayat, kör düğümlerle dolu

    Ömür süreli sınav, sonsuz meçhul sorulu

    Avutmak mı kendini, yumakla kedi gibi?

    Uyumak mı, ölmek mi? Yokmu kurtuluş yolu

     

    Bulunmaz sorulara raflarda bazen cevap

    Bulunmazsa raflarda âleme rahmet kitap

    Düğümlenmiş kalplere, şaraptan beter şarap

    Mü'min'e nur afitap zümrüt köşklerin holü

     

    179- Kızgınlık gürültülüdür, kırgınlık sessiz...

     

    180- BİR YUDUM İNSAN

    Denizin ve güneşin battığı yerde,

    Bilin ki yeni umutlar da yeşerir,

    Gündüzün bittiği, karanlığın bastığı yerde,

    Bekler durur gece bitmez.

     

    Her haliyle bitecek o gece,

    Yerini bırakacak, güne gündüze,

    Ağaçlar yemyeşil rengi besbelli,

    Yaşıyorum hala bu yeni günle.

     

    Denizin ve güneşin birleştiği yerde,

    Umutlar tükendi ve umutlar bitti,

    Gündüz bitse de, karanlık gelse de

    Umrunda değil artık bir yudum insanın..

     

    181- Boş yere canı yanmaz insanın. Ya bir eksiklik vardır geleceğe dair, ya da bir fazlalık geçmişten gelen.

     

    182- Sarhoşu bile 'Allah' diye nara atan bir toplumdan umut kesilmez!

     

    183- Yarına sağ çıkmaktan nasıl olurum emin?

    Genç bir delikanlının tabutu geçti demin. (Ahmet Mahir Pekşen'e aittir)

     

     

     

    184- Bir kadına 365 gün seni düşündüm dersen; diğer 6 saatte ne yaptın der.

     

     

     

    185- Nimete şükredersen fazlasını bulursun. Aç gözlülük edersen nimetten de olursun.

     

     

     

    186- Öleceğini bilerek yaşayan tek canlı insandır ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar

     

     

     

    187- Can saatini Rahman, ezelde kuruvermiş...

    Bir gün göreceksin ki o saat duruvermiş...

     

     

     

    188- Başım önde bu aralar. Suçlu olduğumdan değil! Görülmeye değer hiçbir şey kalmadığından... (Cezmi Ersöz'e aittir.)

     

    189- İnsanları tanıdıkça seveceksin yalnızlığını...

     

    190- İpi kopan tesbihim,

    Dağılmış tane tane,

    Acı ama teşbihim,

    Hani nerede imame?

     

    Taneleri toplayın,

    Hakk ipine derleyin..

    Bir imame bağlayın...

    Tevhid gelsin meydane. (Mehmed Said Çekmegil'e aittir)

     

    191- Güneş ile dünya arasına ay girince dünya karanlıkta kalır.

    ALLAH ile kul arasına dünya girince kul karanlıkta kalır.

     

    192- Kula kulluk etme! Unutma ki sen de kulsun.

    Ve kimseye gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa, unutulursun

     

    193- Dünyayı verseler iki gözünü vermezsin

     

     

    İki gözünü verene neden secde etmezsin?

     

    194- Adalet mülkün temeli ama bir de insanlığın temeli var, o da sevgi.

     

    195- Sen gülerken gamzene ansızın düşüversem

    Susuşunla ölürken, gülüşünle dirilsem...

     

    196- Cevabımın şiddetinden susuyorum!

     

    197- Secdelerdeymiş aşk.. Bulmak alnıma düştü.(Behçet Necatigil'e ait olan şiir:Akşamlar, Savaş Sonu)

     

    198- Ol der hemen oluverir.. Ol de olalım Rabbim.. Kul olalım.. Kül olalım .. Gül olalım

     

    199- İnsan değer verdiği şeylere; gözüyle bakar, yüreğiyle taşır. (Mehmet Deveci'ye aittir.)

     

    200- Amerikan politikasını korumakla mükellefiz.

     

    201- "Ermiyor çağdaşların aklı başka bir aşka;

    İki duble rakıyla, mini etekten başka.." (Cengiz Numanoğlu'na aittir)

     

    202- Yeryüzü dediğin koca bir mabed,

    Geldik bu mabede maksat ibadet,

    Ezanlar ederken secdeye davet;

     

    Hep yarın diyorsun, oysa kim bilir;

    O yarın belki hiç gelmeyebilir... (Cengiz Numanoğlu'na aittir.)

     

    203- Stadyumlar maç için deği, bir dava sevdası için dolarsa, o gün kurtuluş günüdür.

     

    204- Benim inandığım sistemde, sabah bir masumun öldürüldüğünü duyarsanız,

    Akşam darağacında sallanan birini görürsünüz.

     

    205- Biz bize gerici diyenlere "deh" demek için gerideyiz.

     

    206- Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz. Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir. Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor. Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor...

     

    207- Müziği kısmaya üşendiğiniz ezanı şimdi dört gözle bekliyorsunuz.

     

    208- Bu millet gol dediği kadar ol deseydi şimdi islam oluvermişti.

     

    209- Benim için yanan bir tek sigara var.

     

    210- Kadın diri diri gömülürken, Onu oradan çıkarıp ayaklarının altına Cenneti seren dinin adıdır, İSLAM.

     

    211- Aydınlık yolu herkes bulur, mesele karanlık yolda ışık aramak.

     

    212- NEFSİMMİŞ MEĞER

    Yıllardır kendimi, güyâ tanırdım;

    Sanık ben, yargıç ben, hep aklanırdım.

    Şeytanı, en büyük düşman sanırdım;

    Ondan da beteri.. Nefsimmiş meğer...

     

    Gönlümü, hevâya kaptıran oymuş,

    Şuûru şehvete saptıran oymuş,

    Tutkuları, putlar yaptıran oymuş,

    En sinsi düşmanım.. Nefsimmiş meğer...

    ... (Cengiz Numanoğlu'na aittir)

     

    213- Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,

    Din de gitti, dünya da gitti elimizden.

     

    214- Sen Aşkı "ELİF" gibi dik Tutarsın da,

    Ben "VAV" gibi, Egilmem mi Yollarında...

     

    215- Korkutuyorsa Kıyamet,

    Durma sen de kıyam et!

    ____________

    Facebook: http://www.facebook.com/...zilaAitOlmayanSozler

    Twitter: http://www.twitter.com/NFK_asilsizsoz

    Instagram: http://www.instagram.com/NFK_asilsizsoz

     

    NOT: "Gerçek Necip Fazıl Sözleri" başlıklı listemiz için: http://www.n-f-k.com/...nakly/

    Necip Fazıl Kısakürek