• Hangi zamanda olduğunuzu unutun. Ne geçmişte olun ne günümüzde...Zihninizi boşaltın tamamen ,tüm bildiklerinizden sıyrılın yeni bir benlik kazanacaksınız...

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü , toplumun değişimine uyum sağlayamayan bir kişinin karışık yaşamını ele alırken edebiyatımızda öncü bir roman değildir.Topluma ve hayata karşı yabancılaşma meselesi işlenmiştir.Konu bakımından edebiyatımızda pek fazla işlenmemiş olan modernist roman veriminin parçası konumundadır.

    Hayri İrdal'ın yaşamıdır esasında okuduklarınız.Yani hikayenin merkezinde enstitü değil bir yaşam hikayesi yer almaktadır.
    Tartışılmaz kült bir eserdir Saatleri Ayarlama Enstitüsü.Diğer taraftan bakıldığında groteks bir eser olmasından eğlenceli bir yanı da mevcuttur.Bu nedenlerden ötürü okurken afakanlar basarken bir de bakmışsınız altını çizdiğiniz cümleler de mevcut. ilk 60 sayfadan sonra aktı gitti bende.Ama ilk 60 sayfayı okurken aklımda deli sorular gezindi durdu hep ,birde elimden Türkçe sözlüğü düşmedi başlarda.

    Yazarın psikolojik tahlilleri de beni çok etkiledi.Değişen insanın yaşadığı buhranları çok güzel tahlil ederek sergilemiştir.
    Roman, öykü, deneme, makale, edebiyat tarihi, şiir türlerinde eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar,1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Maraş Milletvekili olarak bulunmuştur. Roman, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaşarken yayınlanan son romanıdır.

    1K Antalya Okuma Grubu olarak benim ilk defa katılıp birbirinden değerli okurlarla tanıştığım toplantıda seçtiğimiz kitaptı.Zaten listemde vardı eninde sonunda okuyacaktım ama daha önce okumak bana oldukça çok şey kattı. Yazarı daha yakın bir kadraja alabilirim artık.

    Zor bir kitap olmasından mütevellit inceleme yazmaya çekindiğim bir kitaptı. Kitaba haksızlık edecek ya da yetersiz kalacak bir inceleme yazmak korkusu yaşarken , okuduğumdan uzunca bir zaman geçmesine rağmen kendimi klavyenin başında buldum.Yapacağım eksiklik ya da hatalardan dolayı affınıza sığınıyorum.

    Bolca alıntı paylaştığım eserde tam anlamıyla doymuş bir okur olarak kitabı tamamladım.Kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında gösterilebilir diyorum ve cümlelerime kitaptan birkaç alıntyla son vermek istiyorum.Teşekkürler:)

    "Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız"

    "İyilikler de kötülükler gibidir.Beraber gelirler."

    "İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir."

    "İnsan ,her şeyden evvel iştir,iş ise zaman."
  • Her ne kadar aşk romanı olarak geçse de değişen ve gelişen bir toplum incelemesi var. Bunun için de döneminde aşırı gelenekselci bir yapısı olan New York sosyetesi ele alınmış ve bu kadar kapalı bir toplumda bile zamanında felaket gözüyle bakılan değişimlerin, çok değil, bir jenerasyon sonra ortaya çıkabileceği anlatılmış. Bu geleneksellik, toplum yüzünden gerçek aşkın feda edilmesi, insanların benliklerini yitirmesi, kimliklerini unutması aktarılmış. Bireysel renklerden toplumun ağarmış tek renkliliğine uyum işlenmiş bu kitapta. En aykırı insanların bile bu geleneklerden nefret ede ede nasıl toplumun kölesi haline geldiği, bu uğurda nelerden vazgeçtikleri, neleri kaybettikleri gösterilmiş. Bu kitaba sadece aşk hikayesi demek haksızlık olur bence. Hiç yaşanmadan yitip giden hayatlar, hiçbir mantığı olmayan zorbalıklar var bu kitapta. Çok trajik bir kitap ama aynı zamanda gerçekçi bir kitap. Günümüz Türk toplumunda da böyle durumlar yok mu sonuçta? Sevdikleriyle birlikte olmalarına izin verilmediği için kaçan gençler ve onları öldüren aileler, çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları, her bireye biçilen cinsiyet rolleri, toplumun bizi şekillendirişi ve benliğimizi bazen May gibi hiç sahip olmadan kaybetmemiz... Topluma ayna tutan bir kitap demek oldukça yerinde olur bence.

    Kitabın başlarına aşırı bilgi yüklemesi yapılmış. Tüm karakterleri bir an önce tanıtma kaygısıyla geçmişlerinin, hatta atalarının açıklanması akıcılığı engellemiş ve sıkıcı olmuş. Hatta bazı yerlerde yazar kendini elle tutulur bir şekilde hissettiriyor. Fakat karakterlerin kimlikleri yerlerine oturduğunda akıcı ve ilgi çekici bir hale geliyor, yazar kayboluyor ve hikaye başlıyor. Sadece biraz sabretmek gerekiyor. Başta olayın akışını kesecek kadar uzun olan betimlemeler kitap ilerledikçe çok daha canlı bir hale geliyor.
  • Derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir..
  • BEN BURADAYIM SEVGİLİ OKUYUCUM, SEN NEREDESİN ACABA?

    Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" kitabı bu cümleyle bitiyor. Burada okuyucusuna bir sitemi var yazarın. Çünkü Atay yaşadığı dönemde (1970ler) okuyucuları tarafından anlaşılamamış. Öyleki sağlığında hiçbir kitabının ikinci basımını görememiş yazar. Şu an ise Korkuyu Beklerken kitabı 40. basımını geçmiş durumda.Şimdilerde çok okunmasının ve anlaşılmasının sebebi, yazarın döneminin önünde olmasıdır bence. Kitabı okudum ve artık "ben de burdayım" diyorum.


    Oğuz Atay'ın kitabı sekiz hikayeden oluşuyor.Hikayelerinde öne çıkan ortak temalar; yabancılaşma, yalnızlık ve umutsuzluk.Yazar bir olaydan çok marjinal kişilerin hayatlarını bize anlatmış.Her hikâyede marjinal bir kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların topluma uyum sağlayamayan, yaşama tutunamayan ve yaşama yenilen küçük insanlar olduğunu görüyoruz.Kısaca yaşamda dikiş tutturamayan sekiz ayrı karakterin hikâyelerini okuyoruz.

    Hikâyeleri genel olarak beğendim. Ama içlerinde en çok " Beyaz Montlu Adam" hikâyesini sevdim. Bu hikâyenin kahramanı sessiz bir dilencidir ve hikâyede toplumun bireyi nasıl kuklalaştırdığı anlatılmaktadır. Kitaba adını veren " Korkuyu Beklerken" hikâyesi de çok güzeldi. Yazar kitabın en uzun hikâyesinde gölgesinden bile korkan bir adamı ironi ve mizahi bir dille çok başarılı bir şekilde anlatmış. Yine sevdiğim bir başka hikâyesi de
    " Babama Mektup" adlı hikâyesiydi. Bu hikâyede kahraman ölmüş babasına bir mektup yazmıştır. Aslında hikâyedeki kahraman Oğuz Atay'ın kendisidir.

    Oğuz Atay'ın kendine özgü mizahi bir üslubu var. Karamsarlık, umutsuzluk ve yalnızlık temalı hikâyelerinde bile bu mizahı çok rahat görebiliyoruz. Bu kitabındaki anlatımını da gayet akıcı buldum.

    Oğuz Atay denilince akla "Tutunamayanlar" gelir. Bu da bence yazarın hak ettiğinden az okunmasını sağlayan bir etkendir. Çünkü okuyucular Atay'a bu kitapla başlayıp büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve diğer kitaplarına da önyargılı olarak bakarlar. Benim de üniversite yıllarında ilk denemem bu kitabıyla olmuştu. Güzelim kitap aylarca benimle dolaşmaktan sefil oldu ve kitabı yarılayamadan bırakmak zorunda kaldım. Ama Oğuz Atay' a büyük bir saygım vardı ve büyük bir romancı olduğunu biliyordum. Kitabı anlayamadığım için kusuru kendimde gördüm. Şimdi anlıyorum ki, Tutunamayanlar yazarın en son okunması gereken kitabı. O yüzden Atay'a başlanması gereken en uygun eserin "Korkuyu Beklerken" olduğunu düşünüyorum.


    Yazar eserlerini 1972-1975 yılları arasındaki kısa bir dönemde yazmış. Genç yaşta (43) ölmesiyle birlikte malesef yazamadığı eserlerde doğmadan ölmüştür. Böyle bir yazarı genç yaşta kaybetmek edebiyatımız için büyük bir kayıptır.

    Son olarak "Korkuyu Beklerken" kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • Topluma uyum sağlamanın gizli birinci koşulu TV seyretmek ise bu koşulun koşulu da olup biten her şeye seyirci kalmaktır. Seyircilerden müteşekkil bir toplumdaki entelektüellerin, vatandaşların göz hizasına gelerek “Sayın seyirciler, bırakın şu seyretme işini” demeleri de seyirlik bir durumdur: Medyaya yamanmış entelektüel 'derin komedyen'dir; onun hüznüne hem ahmaklar hem de akıllılar gülebilirler.
  • Çağdaş psikolojide insanda normallik ölçütü sabit değerler üzerine inşaa edilmiyor artık. Bunun sakıncaları görülmüştür. Toplumun, ağzına pelesenk olan normallik/anormallik ölçütleri de (özellikle hakaret ve ego tatmini amaçlı aşağılayıcı ölçütler) ise bilimsel bir değer ifade etmez. Krizli toplumlar, krizli bireyler yaratırlar ki, krizli bir toplumda normallik ölçütü o toplumun kriterlerine(nasıl bir birey ürettiğine) nazaran ölçülebilir. Aksi halde Türkiye toplumunun %95 anormal sayılırdı. Krizli toplumun krizli birey üretmesi, o toplumun yaşadığı kaosa çözüm arayış itkisinin belirtisidir.. Bu tamamen normal ve olması gerekendir. Bireyin topluma uyum çabasının sonucudur bu.. Çağdaş insanın bakış açısına göre, Amazon ormanlarında yaşayan ilkel bir kabile üyesi kendi toplumunda tamamen normal olsa bile çağdaş toplumda tam bir akıl, hatta ruh hastası muamelesi görebilir.. Maalesef bu durum çağdaş toplumun ego ve cehalet örüntüsüdür.. Çağdaş olmak, bireyi başkalarını kendinden aşağı görerek tatmin olacağını sanma yanılgısından kurtarmıyor yazık ki... Çağdaş bireyin empatik olması beklenir ama aksine dışa açık profil, maskelenmiş, hatta inkar edilen, kedini kendisine bile ifade etmekten aciz kalan bir içe dönüklük içerir..
    Perihan Yılmaz
  • ”İyi misin, bir isteğin var mı ?” “Her şeyim var “
    ”Haklı olma ihtiyacı sıradan insanlara özgüdür “
    (Muhteşem:)
    “İnsanın eninde sonunda alışmayacağı hiç bir düşünce yoktur”
    ️”Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle sonuçlanıyor , öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim, aldım-verdim, benim-senin kavgasının anlamı ? “
    “Bazı insanların sırf normal olabilmek için , olağanüstü enerji sarfettiklerini kimse bilmez “


    Yine tam zamanında okuduğum bir kitap “Yabancı”.
    Son zamanlarda tanıştığım bir çok eser için bu yorumu yapıyorum.
    Ne önce ne sonra ,tam zamanında , tesadüfe yer bırakmadan ben adım attıkça üzerime tek tek ekleniyor “farkında” olma hali.
    Pek memnunum.
    Kendime yabancı olmayı düşündüm kitabı kapattıktan sonra.
    Kendime mi, topluma mı , çevreme mi ?
    Kendimizden olmayanı ötekileştiren, bizi herkes gibi olmaya zorlayan toplum , absürd biçimde ancak bu kadar güçlü aktarılabilirdi.
    Şüphesiz kahramanımız gibi sivri bir duruş sergilemek benim hayata uyum sağlama felsefeme oldukça ters düşüyor ama Meursault’ un ne olursa olsun kendi erdeminden vazgeçmemesi beni oldukça etkiledi .
    Bu erdemi bir cinayet için hafifletici sebep değil elbette ama tam da Ernesto Sabato-TÜNEL “ in üzerine okuyunca , 2 anlatıcının da okuyucuyu taraftarı olarak kazanma eğilimi bana 2 kitabı da merakla , bir çırpıda okutmaya yetti.Tünel de Castel bunu bağıra bağıra tabiri caizse yakamıza yapışarak yapıyor , Yabancı da ise Meursault daha soğuk ve tarafsız gibi görünse de oldukça zeki hali ile bunu yüksek bir bilinç ile bize işliyor.
    Varoluşçuluk, nihilizm, ateistlik kavramlarını harmanlamak açısından yine yazıldığı çağın çok ötesinde olup günümüze de oldukça uyan bir roman .
    Yer yer yahu insan bu kadar da kayıtsız olamaz bu denli nesnel nasıl bakar diye sinirlendirse de , kahramanın karakterini anlamamızda çok yardımcı oluyor .
    (Bknz Can Yayınları sf:75)
    Benim ilk Camus maceram harika bir başlangıç ile oldu, farklı bakış açıları ile insanları biraz daha anlamak , yargılamamak, hırslanmamak adına güzel bir kazanım oldu benim için Tavsiye ediyorum.#albertcamus #edebiyat#kitapsevgisi#kitapyurdu#canyayınları#yaratıcıyazar#distopya#varoluşçuluk#nihilizm#ernestosabato#yazıyorum