hltsevim, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
17 May 22:23 · Kitabı okudu · 19 günde · Beğendi · 8/10 puan

UÇURTMA AVCISI
Özgün Adı: The Kite Runner
Yazarı : Khaled Hosseini
Yayınevi : Everest
Çeviren : Püren ÖZGÖREN
Basım : 38. Basım, Ağustos 2014 (1.Basım, 2004) / 375 Sayfa
Türü : Roman
Kategori : Yetişkin

Kitabın Yorumu
Khaled Hosseini; romanları ünlenince, mesleği olan cerrahlığı bırakıp romancılığa geçiş yapan ABD vatandaşı (Afgan asıllı) yazardır. “Uçurtma Avcısı”; yazarın, ailece yaşadıkları mültecilik serüveninden esinlenerek yazdığı ve Afganistan’daki insanları, kültürü, savaşı ve göç olgusunu işlediği romanıdır.
Romanda; bir çocuğun (Emir); ailesi, Afganistan’da geçen çocukluğu ve unutamadığı yakın arkadaşı Hasan, ailesinin Amerika’ya göçü, burada tutunma çabaları, babasının ölümü, evlenmesi ve nihayet vicdani bir sorumluluk duyarak ülkesine tekrar ziyarette bulunması konu ediliyor.
1975 – 2002 yılları arasında yaşanan ve özellikle Afganistan’la ilgili yakın tarihli olayların (Sovyet işgali, iç savaş, ABD’nin Afganistan’daki operasyonları) da anlatıldığı roman, esas olarak iki – üç aile arasındaki olayları ve kişisel ilişkileri anlatırken, toplumlararası kültürel farklılıklarını (ABD - Afganistan, Peştun - Hazara, İran - Afgan) da gözler önüne seriyor. Özellikle, okur; göç olgusunu ve mülteciliğin insanlar üzerindeki etkisini, eski ve yeni vatan arasındaki yaşam koşullarının farklılığını güçlü bir şekilde hissedebiliyor.
Romanda ana vurgu olarak, bizce; “iyilik yapmak için yeterli cesarete sahip olmanın gerekliliği” ortaya konmuş. Kitaptaki iki olay akılda kalıcı. İlki; Emir’in arkadaşı Hasan ile olan ilişkileri (Emir’i vicdan muhasebesine sokan cesaret yoksunluğu). Diğeri ise; Emir ile Babasının yaşadıkları üzerinden ele alınan ve daha gerçekçi ve duygusal olan “baba – oğul ilişkileri”.
Romanın; cümleleri kısa, dili anlaşılır, anlatımı akıcı ve okuru etkilemesi üst seviyede.
“Uçurtma Avcısı”na, duygusal bir roman diyebiliriz. Kişilerin olaylara tepkileri ile psikolojik tahliller, okuru romana sıkıca bağlıyor. Roman, dur durak bilmeyen olaylar ile bir film senaryosunu andırıyor. Yazarın güçlü tasvir kabiliyeti, olayları anlatış şekli (Emir’in ağzından), olayların seyri; romandan çok “anı” türünü okuyormuş hissi veriyor. Gerek “Uçurtma Avcısı” ve gerekse yazarın diğer romanı olan “Bin Muhteşem Güneş”in film olarak çekilmesi, kitaplarındaki özgün kurgunun yanında, KHALED’in canlı anlatım tarzından da kaynaklanıyor olabilir.
Kitap The New York Times'ın en çok satanlar listesinde bir numaraya kadar yükselmiş, sürükleyici bir romandır.
Sonuç olarak; hem kendi toplumuna ve hem de iltica ettiği topluma uyum sağlayamayan bir ailenin üzerinden göç olgusunu anlamak, savaşın bir topluma yıkıcı etkisini hissetmek için okunabilecek bir romandır.


Kitaptan Alıntılar
* “Hasan’ı da çağırmamı söyledi ama ben Hasan’ın yapılacak işleri olduğu yalanını uydurdum. Baba’yla baş başa kalmak istiyordum” (Sayfa 15)
* “Benim için Amerika, anılarımı gömeceğim yerdi. Baba için, anılarının yasını tutacağı bir yer.” (Sayfa 132)
* “Ama bence Süreyya’nın geçmişini umursamayışımın en önemli nedeni, benim de kendime ait bir geçmişimin olmasıydı. Pişmanlık nedir, çok iyi biliyordum.” (Sayfa 184)
* Yaşamımda öyle çok iyilikle karşılaşmıştım ki. Ve mutlulukla. Bunları hak edip etmediğimi merak ediyordum.” (Sayfa 187)
* “Sohrap’ın suskun olduğunu söylemek yanlış olur. Suskunluk huzur içeriyor. Sakinlik, dinginlik. Yaşam düğmesinin sesini kısmak gibi.
Sessizlik ise düğmeyi kapatmak. Kesmek. Tamamen durdurmak.”(Sayfa 364)


* Değerlendirmem *
8/10

* Dış Değerlendirmeler *
- 1000 kitap’ ta değerlendirme notu; 9 /10 (7689 okur).
- Goodread’deki değerlendirme notu; 4.27 / 5 (2.011.010 okur)
- Penguin/Orange Readers’s Group Ödülü (2006, 2007)

İyi okumalar.

Ali Rıza MALKOÇ, Felsefe Bir Sevinçtir'i inceledi.
09 May 18:48 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

BU YAZI AYNI ZAMANDA ÖNERİ OLARAK BİMER ARACILIĞIYLA
YÖK, MEB VE TBMM BAŞKANLIĞINA İLETİLMİŞTİR.

Kitap İnceleme Yazısı
Kitap Adı : Felsefe Bir Sevinçtir
Yazarı : Prof.Dr. Afşar Timuçin
Yayınevi :Bulut Yayınları
Baskı : 5.Baskı/2006/ 216 Sayfa


Felsefe, sanat, estetik ve edebiyat üstadı olan Yazarı, “Afşar Timuçin’le düşünceye yolculuk” adlı kitap ile tanıdım. Ve kitap okuma planım ve sıram hemen değişiverdi. Araştırma, inceleme, felsefe, deneme, düşünce, şiir, roman, öykü ve çeviri dallarında olmak üzere 89 kitap çalışması olan hocamızın şimdilik 8 kitabını aldım ve keşfedilmeyi bekleyen, bilimsel ve sağduyulu bir vicdanın ürünü olan eserlerini, öncelikli düşünce mirası kabul edip okumaya başladım.
Felsefenin bu kadar yalın, akıcı, etkili ve de sevimli bir dil ile anlatıldığı başka bir kitap okumamıştım.
Felsefenin kelime, alan ve içerik olarak çok farklı tanımları olmakla birlikte, hiçbir bilgisi olmayanların da çok gereksiz, niteliksiz tanımlamaları vardır. Şimdi onları listeleyip de moralinizi bozmayayım. Benim anladığım mânâda felsefe; bilinci yerinde, verimli ve ahlâklı kullanma yöntemi ve sanatıdır. Bilgi ile zihni ve kalbi buluşturmaktır. Bilim, inanç ve düşünceler arası ortak bir iletişim lisanıdır.
İşte felsefenin temel ilkelerini anlama, günlük yaşama doğru aktarma, düşünme ve sorgulamayı toplumsal faydaya dönüştürme seviyemiz, toplumdaki konumumuzu belirleyecektir.
Yazarımızın öneri, gözlem, tahlil ve öğretileri işte bu yönde nasıl bir ortak dil, anlayış geliştirebiliriz düşüncesinin kitaba yansımasıdır.
Olayların tarihi değil, düşüncelerin tarihi, içinde yaşadığımız çağı tartıp, geleceği planlamada daha etkin bir faktördür. İnsanı tanımadan, düşünceler tarihi hakkında bilgi edinmeden, hayatı algılamada zorlanacağız.
Kendimizle barışıp, çevremizle de uyum içerisinde olabilmemiz için ayrıca bilim, etik, estetik, sanat alanlarında da yeterli bilgi ve deneyime ulaşmak gerekiyor. Önce bu yollardan geçmeyen her kaynağa, zararlı maddelerin karışması kaçınılmazdır.
Farklı düşünürlerin düşüncelerinin de aktarıldığı kitapta, tarih bilinci ayrıca çok özel bir yer tutuyor.
Bu zamana kadar yenilenmemiş isek, yenilmiş sayılmayız elbette. Fakat yeni bir şeyler üretmek gerekiyor. Bu yeniliğin de yolu felsefeden geçiyor. Felsefe; tarih ve sosyoloji ile barışık ve dayanışma içinde yol alıyor zaten toplum bünyesinde.
Buradan hareketle felsefenin, sosyal bilimlerin topluma bakan yönünü yorumlamak istiyorum.
Teknik bilgi ve deneyimi ağır basan bir birey olarak sosyal bilimleri de çok önemsiyorum.
Tabandan tavana bu alanda periyodik bir eğitim seferberliği başlatmak gerektiği gibi, tavandan tabana doğru da bu eğitim çalışması hızlandırılmalıdır. Taban ve tavan ortak bir noktada buluşacaktır.
İşte bu nokta; anlaştığımız, barıştığımız, birbirimize güven veren, dayanışmayı teşvik eden, birlikte yaşama sanatını gündeme alan buluşma noktası olacaktır.
İletişim arızaları toplumda derin yaralar açmıştır.
Nereden başlanmalı derseniz; eğitim ve toplumsal alanları planlayanlara, bu amaçla yasa çıkaranlara şunu önerebilirim: Sosyal bilimler yaşamı ve bireyi destekleme merkezi kurulmalı.
Devlet bütçesi, eğitim kadrosu yeterli olduğu sürece, bu merkezler, bölge, il, ilçe hatta mahallelere kadar yayılmalıdır.
En deneyimli akademisyenlerden, emekli olanlardan; sosyoloji, psikoloji, felsefe, tarih, temel hukuk, edebiyat, estetik, iletişim ve yönetim bilimleri alanında dersler verilmeli bu merkezde.
En az 18 aylık eğitim sonunda sınavdan başarılı olan ve en az belirlenen 50 kitabı okuyanlara başarı sertifikası verilmelidir.
Dünya ölçeğinde geri kalmışlığımızı kapatmak istiyorsak, kısa sürede olağanüstü bir performans yakalamak istiyorsak, toplumsal ortak yaşam alanlarında daha kaliteli bir ortam oluşturmak istiyorsak;
Bu eğitimi öncelikle Vali, kaymakam, belediye başkanı ve tüm milletvekilleri almalıdır.
Yasa ile belli bir takvime bağlanarak; bu eğitimi almayan hiçbir birey, milletvekili veya belediye başkanı adayı olamamalıdır. İsterse ilkokul mezunu, ister yüksek lisans mezunu olsun, bu eğitimden geçmelidir.
Ben seçtiğim vekilin bilinç, eğitim, algı ve analitik düşünme düzeyinin benden kat kat fazla olmasını arzu ederim. Yüksek hitabet, belagat, hamaset; meclise, kanunlara ve halka nasıl bir artı değer katabilir ki?
Maddi gücü ve meydan nutuk edebiyatı yeterli olan bir iş adamı veya müteahhit vekil olup, yasama organında kanun yaptığında, toplumun beklentisini ne kadar ve nasıl algılayabilir?
Veya bir ses sanatçısının, toplumu ilgilendiren kanun, proje ve yatırım önerilerine ne kadar bir katkısı olabilir?
Madem ki bu geçici idari görevler, milletvekilliği, belediye başkanlığı olarak karşımıza çıkıyor, mesleği ne olursa olsun, toplum ortak bilincinde kabul görebilmesi için böyle bir sosyal bilimler eğitimi zorunlu olmalıdır.
Bu eğitim seferberliğini zamanla başka alanlarda da yaygınlaştırmak gerekir.
Unvanı ve eğitimi ne olursa olsun, rektör, dekan, okul ve hastane müdürü, polis, zabıta, jandarma gibi toplumla birebir yakın ilişkide olan tüm idari kadrolar bu eğitimden nasibini almalıdır.
Bugüne kadar belirlenen ve uygulanan yöntemlerle mevcudu bile koruyamayıp, irtifa kaybettiğimize göre, yeni metotlar geliştirmek ve bu arayışa girmek zorunluluktur.
Bu manada insani değerlerimizi uçurabilirsek, uzaya füze göndermek için çok daha kolay teknik çalışmalar yapma ihtimalimiz doğacaktır.
Oynak bir zemine temel atamadığımız gibi, çok kaynayan çorba kazanının tuzuna bile bakamıyoruz.

Sadece sezgi ile, dayanaksız öngörülerle hareket edenler, felsefenin kriterlerine muhtaçtırlar.
Bilim, din ve felsefeyi amacından uzak bir öngörüyle algılayıp, bilincimizin bir parçası haline getirdiğimizde, maalesef toplumsal bütünlük yara almaktadır.

Her şey insan için; eğitim, sevgi, barış, huzur, toplum ve devlet. Bu bütünlüğü sağlamak ve kalıcı kılmak için bireylere ve kurumlara ayrı ayrı sorumluluklar düşüyor.
Kaliteli bir eğitim, her alanda ve her düzeyde, kabul görmesi ve uygulanması, öncelikli ve olmazsa olmazımızdır.
09.05.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis

esra çelebi, Üç Damla Kan'ı inceledi.
 06 May 20:57 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Gökten üç elma düştü derken düşen elmaların hepsi ardından intiharı cinayeti getirir mi be Sadık Hidayet!
Sadık Hidayet'i bilenleriniz bilir melankolik takılmış zamanında abimiz. Üstüne bir de büyülü gerçekçilik ile uğraşmış ki bu ikisi birleşince az ilerisinden Stephen King çıkacak sanırsınız. Yok o kadar değil abartmayayım. :D
Gelelim Üç Damla Kan'a... Daha öncesinde Kör Baykuş'unu okumuştum Sadık Hidayet' in şimdi bakıyorum da o kitapta çok ilgimi çeken nesne, olay tekrarlarından burada da var. Özellikle üç damla kan motifi yerli yerinde tam zamanında kullanılmış.
Her bir hikayede aslında toplumun eleştirisini yapmış diyebiliriz Sadık hidayet için. Zaten bulunduğu topluma bir türlü uyum sağlayamamış bir kişilik olduğunu da biliyoruz hani. Yine de kitabından da bariz bir şekilde anlayabiliyoruz elbette.
.
Neyse efendim Sadık Hidayet bu İran edebiyatına şöyle bir göz atmak isteyenlerin ilk bakacağı kişilerden biri. Ama yine de siz okuyacaksanız önce Kör Baykuş'u okuyun.
Ve hoşçakalın efenim bir sonraki bilmem ne zaman yayınlayacağım incelememde görüşmek üzere :)

F.owl, bir alıntı ekledi.
 30 Nis 22:10 · Kitabı okudu · İnceledi

İyi Seyirler...
Topluma uyum sağlamanın gizli birinci koşulu TV seyretmek ise bu koşulun koşulu da olup biten her şeye seyirci kalmaktır.

Kaosa Mütevazı Bir Katkı, Murat MenteşKaosa Mütevazı Bir Katkı, Murat Menteş
Portakal Çiçeği, Bir Çift Yürek'i inceledi.
18 Nis 16:00 · Kitabı okudu · 13 günde · 4/10 puan

Kitapla alakalı çok kaliteli inceleme yapan arkadaşlar var. Bu sebeple, tekrara düşmeden, kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Öncelikle, bu kitap bir deneyimi aktarıyor. Her ne kadar yaşanıp yaşanmadığı konusunda spekülasyonlar olsa da; ben böyle insanlar olduğuna ve bu yaşam biçimine canı gönülden inanıyorum.

Nasıl bir yaşam biçimi mi? Doğayla uyumlu bir yaşam biçimi.

Nasıl insanlar mı? Sürekli şükreden, ellerindekiyle yetinen, her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanan, doğaya ve hayvanlara saygı duyan, iletişim için telapatik yolları kullanan, her bireyin farklı özellikleri olduğunu ve bu özellikleri yüzünden dünyaya gelip, yine bu sayede topluma ve dünyaya katkı sağlayacağını kabullenip onları teşvik eden, asıl mutluluğun bir arada, rekabet etmeden, değerli değersiz iş gücü ayrımı yapmadan, saygı duyarak, severek, destekleyerek elde edilebileceğine inanan insanlar.

İnsanlar doğayla uyumlu bir şekilde yaşayabilir mi? Yoksa doğayla savaşarak onu yenmeli ve galip mi olmalıdır? Şimdiye kadar, yüzyıllar boyunca insan ırkının hayatta kalmasının sebebi doğayla savaşmasından değil, ona uyum sağlamasındandı. Ne zamanki insan doğayla savaşmaya başladı, o zaman geri dönülemez yollara girdi. İşte tam da o zaman, yeni ve insanoğlunun şimdiye kadar hiç düşünmediği sorunlarla yüz yüze geldi. Hava kirliliği, susuzluk, küresel ısınma, sağlıklı gıdanın azalması, enerji kaynaklarının tükenmesi, hayvan ırklarındaki azalış, buna bağlı olarak ekolojik dengenin bozulması ve yine yeniden yılan hikayesi gibi aynı sorunların katlanarak artması.

İnsanlar bu kadar iyi olabilir mi peki? Ya da bu kadar anlayışlı? Ya da bu kadar farkındalığı yüksek? Fikrimce, olmuştur ve olabilir. İnsanların, kendilerinin en kötüsü olabileceğini, en kötü şeyleri yapabileceğini düşünebiliyorsak; neden kendilerinin en iyisi olabileceklerini ve en iyi şeyleri yapabileceklerini düşünemeyelim ki?

Belki de bu umut dolu değerlendirmeler, Yaşar Kemal'in dediği gibi, yaradılışımın karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince meyilli olmasından mütevellittir. Bilemiyorum..

Kitapla ilgili daha yüzeysel incelemeleri sona sakladım bu sefer. İlk olarak, kitabın Dharma Yayınlarından olan çevirisini okudum, çeviriyi beğenmedim. Düşük ve anlaşılmaz cümleler var. Noktalama işaretlerinin yanlış yerde kullanımları da oldukça rahatsız edici. İkincisi, yazarın üslubu çok, nasıl demeli, basit. Zaten yazarın edebi yönü olmasını beklememek lazım; deneyimlerini, dili döndüğünce anlatmış. Mesleğinin sağlık uzmanlığı olması da, edebi yönünün zayıf olmasına neden olmuş olabilir.

Ve son olarak, bu tarz kitapları önceden okumuştum, takip ettiğim sayfalar da vardı. Ancak, özellikle Batılılar tarafından yazılmış bu tarz "ruhsal aydınlanma", "ruhsal değişim", "ruhsal deneyim" hikayeleri inandırıcılıktan çok uzak geliyor bana. O samimiyeti, o ruhsal değişimin etkilerini hissedemiyorum. Batılılar gibi yazan Doğulu yazarlarda da benzer bir durum mevcut. Bu kitapta da aynısı oldu. Dolayısıyla, kadının yaşadıklarından ziyade, Aborijinlerden aktarılan cümlelere daha fazla odaklandım ve bu şekilde kitaptan en yüksek faydayı sağlamaya çalıştım.

Okumayı düşünen herkese iyi okumalar dilerim.

Nedim Topcu, İnsanın Anlam Arayışı'ı inceledi.
08 Nis 23:58 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Logoterapı, hastaya kendi yaşamında anlam bulması ıçm yardım
etmeyi bir görev saymaktadır. Logoterapi, hastanın, kendi
varoluşunun gizli logosunun (anlamının) farkına varmasını sağlaması
ölçüsünde analitik bir süreçtir. Bu kadarıyla logoterapı
psikanalize benzer. Ne var ki, bireyin bilinç alundakılen bilince
çıkarma çabasında, logoterapi kendini bilinç altındaki içgüdüsel
olgularla kısıtlamak yerine, anlam istemi kadar bireyin kendi varoluşunun
potansiyel anlamı gibi varoluşsal gerçekliklen de dikkate
alır. Ne var ki terapi sürecinde noölojik boyutu ele almaktan
kaçınan bir analiz bile, hastanın, varlığının derinliklerinde
gerçekte özlediği şeylerin farkına varmasına çalışır. Logoterapı.
inşam, temel ilgisi sadece itkilerinin ve içgüdülerinin doyumu ve
giderilmesinden ya da id’in, egonun veya süperegonun çatışan
istekleri arasında sadece uzlaşma sağlamaktan ya da sadece topluma
ve çevreye uyum sağlamaktan ve uyarlamaktan değil, bir
anlam bulma çabasından oluşan bir varlık olarak görmesi ölçüsünde
psikanalizden ayrılmaktadır.

Elçin, Naif. Süper.'i inceledi.
08 Nis 20:53 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

(İncelemesinde spoiler vermemek için kendini parçalayan kızın dramı vol 32) Bu aralar farklı bir tarz arayışı içindeyseniz Erlend Loe tam da aradığınız yazar olabilir. En az Doppler kadar beğendiğim bu kitabını da 3-5 satır övmeden geçemedim. Doppler'da bunalım geçirip hayatı sorgulamaya başlayan bir aile babasıyken; buradaki kahramanımız 25 yaşında, topluma uyum sağlama konusunda problemleri olan bir genç. Şahsına münhasır sorunları ve çözümleri var. Üzerine saatlerce felfese yapılası konuları süper-naif ele alıyor. Çok kısa sürede okuyup bitirebileceğiniz tebessüm garantili canım benim kitap. Önüme gelene tavsiye edeceğim :)

Güvercinlerin Yengesi, bir alıntı ekledi.
26 Mar 19:18 · Kitabı okudu · İnceledi · 5/10 puan

Öğrencilerimizin birer kitap kurdu olması, zaten hiç kimsenin doğru dürüst bilmediği Avrupa’nın başkentlerinin adlarını bir bir sayıp dökmeler ya da unutulmuş savaşların tarihlerini ezberlemeleri bizi pek ilgilendirmiyor. Bizim için önemli olan çocuğun topluma uyum göstermesidir.

Lolita, Vladimir Nabokov (Sayfa 205 - İletişim)Lolita, Vladimir Nabokov (Sayfa 205 - İletişim)

"Toplum ateştir" -Schopenhauer

"Toplum hastalıktır" -Nietzsche

"Toplum yaradır" -Locke

"Toplum sıradanlıktır" -Sartre

"Toplumdan uzaklaştıkça kendine yakınlaşırsın" -Platon

"Derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir" -Jiddu Krishnamurti