• Kişi toplumun aynasıysa ve aynası işse kişinin.. Yok bu toplumda çalışmaz bu kuram.
  • Hep liderleri sucluyoruz ama unutulmamali ki liderler toplumdan kopan bir parcadir. Toplum liderleri sekillendirir. Sonucta hicbir devleti tek kisi idare edemez.
  • 82. Öykülerde, romanlarda, filmlerde insanlar paso düzgün cümlelerle konuşurlar. İnsan bir harfi olsun yanlış söylemez mi yaw? Hani sanat toplumun aynasıydı? Yok öyle değilse biz sanatın aynası olalım da düzgün cümle kuralım.

    Selim Temo ~ 82. Bilimsel Tez
  • ZÜLEYHA GÜZELLEMESİ
    YUSUF’UN PEŞİNE düşmek için Züleyha olmak gerekir. Züleyha aşk öykülerindeki tek mücadeleci kadın figürüdür. Ne Leyla, ne Aslı, ne de Şirin aşık atabilir onunla. Züleyha Mısır’ın nilüferi. Nilüfer, kadınların asırlardır kapıştığı bir rayiha, nam-ı diğer Lotus çiçeği, Züleyha’nın kokusu. Bugün hala Kahire’nin göbeğinde duran lotus kulesiyle Yukarı Mısır’ın sembolü. Züleyha, Yusuf’un mana-i ismiyle de olsa değerini bilmiş ve uğruna makamını, şöhretini, itibarını, mal ve mülkünü, saltanat sahibi eşini, ve dahi ömrünü feda etmiş kadın. Yusuf için değmez mi?
    Züleyhalar tüm varlıklarıyla savaşırlar. ‘Yusuf’suz dünya tar-ü mar olsun!’ anlayışını bir kadına yakıştıramayanlar, dağları delen Ferhat’a, çöllere düşen Mecnun’a destanlar yazanlar, dilerlerse Züleyha’yı yerden yere vursunlar. O bunlara bir omuz silkip geçer. Hakikatte o hepsinden daha kahramandır. Zira kadın olmanın zayıflığı içinde aşkı için dağları delmemiş, çölleri aşmamış ama göz göre göre kendini yakmıştır. Ona insanlar arası söylence ve masalların değil, Kutsal Kitabın aşk kahramanı olmak lütfu bahş edilmiştir. Evet, insanların dilinde öykülerinde aşkın kahramanı hep erkekler olsa da, İlahi metinde bu böyle değildir. Kahramanlar da insandır, zaaflar taşırlar. Kanaatimce insani zaafların en anlaşılır olanları, aşıkların zaaflarıdır.
    Züleyha’nın zaafı Yusuf’tur. İnsan bir yerde düşecekse, bir kuyuya yuvarlanacaksa Yusuf’tan âlâ düşecek yer mi bulunur? Yahut Yusuf kuyusuna bir düşen, bir daha ordan çıkmak ister mi? Bilinmez.
    Züleyha öyle ele avuca gelmez, iyi mi kötü mü karar verilemez bir karakterdir ki, insan onun üstünü bir kalemde çizemez. Kalem onu çizemez zira ondan çıkan kara mürekkep de Züleyha’nın sevgilisidir. Mürekkep dahi Züleyha’nın Yusuf’a bakan gözlerine bir sürme olmak emelindedir. O ne Nuh’un karısı, Lut’un karısı gibi tenkide medardır, ne Meryem ve Âsiye gibi övgüye. O bu ikisinin arasında bir yerlerde bir iyiye bir kötüye salınır durur. Züleyha’yı bu kadar bizden yapan da kanımca budur.
    Züleyha ile hayalde yahut gerçekte karşılaşan bir adam onunla ne yapacağını bilemez. Öyle kararlı, öyle kendinden emin, aşkında öyle sebatkardır ki ona ardını dönemez, öyle tehlikeli, öyle imkansız, öyle anlaşılmazdır ki korkar da onu bağrına basamaz. Züleyha kelâmı dize getiren kadındır. Kelâm onun dilinde, aleyhine dönmüş kadınları da, makam sahibi eşini de teshir eden bir büyüdür.
    Züleyha’nın bir sözü insanı hapseder, bir sözü insanı azad eder.
    Züleyha’nın adı yoktur. Kıssada salt kadın oluşu nazara verilir. Bu öyle anlamlıdır ki, hem her kadında bir Züleyha gizlidir iması taşır, hem de Züleyha’nın diğer insani sıfatların hepsini aşkın ateşiyle yakıp kül eden ve sadece kadın sıfatıyla yalınkat ortada kalan mahiyetini anlatır. O kadındır, sadece kadın, ne anne, ne eş, ne arkadaş, ne evlat, sadece kadın. Tüm sıfatlardan soyununca her kadın Züleyha olur. Züleyha’ya çare-i necat, sair sıfatları yeniden giyinmekle mümkündür.
    Züleyha’nın salt kadın oluşunu anlamayanlar, kıssada kadın nefsinin nasıl tasvir edildiğini de ayırt edemezler. Bir kadın için en mühim şey hemcinsleri tarafından onaylanmaktır. Kadınlar kadınlara arka çıktığında kadınların önünde durabilecek ne bir aziz, ne de Yusuf kalmamıştır. Sair kadınlar cadı kazanları kaynattıklarında, Züleyha gibi güçlü bir kadın imgesinin seçtiği yol, hiç şüphesiz daha büyük bir cadı kazanını kaynatıp tüm kadınlara yemek olarak sunmasıdır. Züleyha’nın sofrasından kalkan Züleyha olur. Gerçek şu ki, kadınların ekseriyeti de biraz cadıdır. Cadılık, belki de bir kadının vicdanından kaçıp kurtulmuş nefsinin adıdır.
    Hak verin ya da vermeyin! Fark etmez. Züleyha’yı bir kez gönül kulağıyla dinleyen, onun Yusuf’a tutkusuna bitimsiz mazeretler bulur.Onun bakarak ya da konuşarak ikna edemeyeceği insan yoktur.
    Yusuf müstesna! Züleyha’nın gücü ve nüfuzu, iş Yusuf’a gelince tuzla buz olur. Belki de Züleyha’nın aşkının sebebi budur. Kadınlar genellikle hükümlerinin geçmediği erkeklere aşık olurlar.
    Ben onun kadın oluşunu kınamam, sair sıfatlardan azat oluşunu da anlarım, Yusuf’un güzelliğiyle kör eden bir güneş, ilmi ve hikmetiyle nefes kesen bir melek olduğunu da bilirim, ancak Züleyha’yı Yusuf’u yakışıyla kınarım. Onun en büyük günahı budur. O Yusuf’u zindana attırmıştır. Varlığına, ama onun olmayışına tahammül edememiştir. Züleyha’nın en büyük suçu, kendine değil Yusuf’a kıyışıdır.
    Aşkın tehlikeli salınımları. Cazibe dafia, tutku nefret…
    Zannım odur ki insan mecazi aşktan çıkamazsa, hele de Yusuf gibi çok kuvvetli bir sebebe takılıp kaldıysa artık iflah olmaz. Ondan her şey beklenir. Öyle ya birini put edinirseniz ondan kurtulmanın tek yolu o putu kırmaktır. Kim bilir belki putperest bir kültürün ferdi Züleyha’nın yaptığı da sadece budur. Ya tapacaksınız, ya kıracaksınız, mecazi aşk için başka yol yoktur.
    Yusuf zâhirde mahpus, bâtında hür. Züleyha zâhirde özgür, bâtında Yusuf’a müebbet mahkum. Yusuf Züleyha’yı “HAYIR!” demesiyle hapsetmiştir, Züleyha Yusuf’u “Götürün!” demesiyle.
    Züleyha ahlakında da Âdem soyundandır. Âdem gibi günahkar, onun gibi tevbekar. Günah işleyip tevbe eden. Böylece uzaklaştığı rahmete geri dönen. Bir kez gözden uzak olsun diye hapsettirdiği adamı, temize çıkaran da o olmuştur. Sevdanın karası gibi günahın karasını da yüklenmiş, Yusuf’u aklamıştır Züleyha. “Yusuf yanlış yapmamıştır.O korunmuştur”
    Yusuf temizdir, Züleyha suçlu.
    Yusuf temize çıkmadan zindandan çıkmayacak kadar onurlu, bir suçluyu affedecek kadar merhametli.
    Züleyha tüm toplumun huzurunda söylemiştir suçunu, tüm eşrafın nazarında yere çalmıştır şerefini. Yanlışını sonunda düzeltmiş, toplum önünde adına kara çalınsa da, aşkın önünde temize çıkmıştır. Bu yüzden gayrın nazarında hor ve zelil de olsa, aşıklar nazarında şerefli ve azizdir Züleyha. O çok çetin bir sınavdan, zorlu bir savaştan düşe kalka, yaralı ama muzaffer çıkmıştır.
    Yusuf el- Vedud aynası, el- Vedud seven ve sevilen, bu yüzden Züleyha’nın muhabbeti ya Yusuf’tan ya Yusuf’un Sahibinden muhakkak karşılıklı.
    Bilenler için tartışmaya hacet yoktur, hikayenin sonunda istiğfar olmasından daha mutlu bir son da olamaz . Zaten Allah’ın böyle bir tevbeye cevap vermemesi düşünülemez.
    Allah Züleyha’yı affeder!
    Buna apaçık delil şudur ki, Züleyha, sonu nasıl olursa olsun, Yusuf’la anılır olmuştur. Kıssaların en güzelinde insanların en güzeline adı bitişmiş, onunla beka bulmuştur. Ona bundan güzel ödül mü olur?
    Öyle ya Yusuf’a fâni dünya dardır, ona ancak dâr-ı bekada kavuşulur
  • Her dönemin popüler gündemi idam, şu aralarda da gündemde. Bu konuda o kadar çok yorum olunca ben de sesiz kalamazdım, maydanoza zam gelmemişti henüz çünkü.

    Ara sıra Eylül ve Leyla'yla dellenen toplumun gazını almak için ortaya atılır idam söylemi. Sonra her şeyde olduğu gibi unutulur. Herkes farkındadır çünkü, bizim gibi ülkelerde kimsenin yarın ne olacağı belli olmaz. Zamanında büyük kola boykotları vardı, hatırlayan var mı? İtalyan arabalarının neden yakıldığını bilen? Her şey unutulur buralarda. İşimize öyle geliyor çünkü.

    Red Kit'deki asalım adamını hatırlarsınız hepiniz, mezarcı olan hani. Hiç yüzü gülmedi, ne yazık ki, tüy ve katran önce geldi her zaman. İnsancıl bir çizgi roman/çizgi film Red Kit. İnsancıl mı? İdam insanlık dışı bir şey mi peki. Bir saniye Red Kit mi? O da batının başka bir oyunu değil mi ki peki?

    İdamla ilgili meseleye iki açıdan bakabiliriz, empati kavramını henüz yitirmemiş olan bizler. Standart senin anana, bacına yapsalar aynı şekilde düşünecek misin modu bunların ilki. Yetişme tarzıyla ilgili bir şey biraz da bu. El kadar çocuğu kale almayıp, yılan kendisini sokunca şiddete başvurmak. Kendisine her bağıran otobüs şoförünü, kazıklamaya çalışan manavı Taksim Meydanında sallandırmak. Sonra da markette kasiyerin dikkatsizliği yüzünden bedavaya getirdiği kolayı keyifle yudumlamak. Çok farklı konulara gittim galiba bu kez, idama döneyim yine.

    İkinci açı asla başımıza gelmeyecek bir açı ama. Ya o idam edilecek şahıs biz olursak. İmkan ihtimal yok zaten. Öyle bir şeyi hak edecek ne yapmış olabiliriz ki biz? Özümüzde iyi birisiyiz. Hepimiz öyle değil miyiz zaten? Bozukluk yok bizde o sapıklar gibi. O yüzden bu kısmı direkt atlamamız lazım belki de. İlerde idam edilme olasılığımız yok elbette. Hiç bir adalet sistemi bizim gibi kendi halinde insanlara bunu reva görmez. Hiç bir adalet sistemi mi? Yine saçma bir şekilde açıldım, özüme döneyim.

    Çok eskiden okumuştum Victor Hugo'nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü nü. Ondan sonra da her bilinçli insan sever gibi idam karşıtı olmuştum. Yıllar geçtikçe insan, mevcudu muhafaza etmeye meyilli oluyor, yani sağa yöneliyor daha çok. Ben buna karşı bir olgu olarak yaşamaya çalışsam da hep - daha yenilikçi görüşlerim var şu anda belki- yaşamın akışında feda edemeyeceğim şeylerin de olduğunun bilincindeyim. Değişiyor insan istediği ve istemediği biçimde hep.

    Peki şu aralar ne düşünüyorum idam ile ilgili. Yok net bir şey kafamda. Evet gerçekten de idam çözüm değil dışarıdan bakılınca. Ama aynı yerden bakılınca demokrasi de en mükemmel sistem olarak görünüyor. Adalet de mülkün temeli olarak görünüyor. Kim iddia edebilir şu küçük kızların katilinin ölümden korkmadığını. Ya da hadım edilmekten? Elbette gerçekten sorunlu insanlar var, tedavi edilmeyi kastetmiyorum, toplumdan uzaklaştırılması gereken. Ama bizdeki, ülkemizdeki sorun bu değil, yetiştirilme tarzı gereği bazı şeyler normal olarak görülüyor belki. Kadına şiddet mesela. Özgecan'ın katilinin babası da annesini dövmüştür belki eskiden bolca. Öyle görmüş, öyle biliyor. Bunun bir tedavisi yok, bu ağaç artık eğilemez, sadece kırılabilir.

    Daha Otomatik Portakala girecektim ki yine gereksizce uzattığımı fark ettim. Neyse başta söylediğim gibi cahilce karalamalar sadece bunlar, bilinç akışı bir nevi- nereye aktığının farkında olmayan bir bilinç. Toplumun sözde okuyan kesiminin aynası olan bir sitedeyiz. Hoşgörü hakim her zaman. Linç kültürü en azından twitter kadar yoğun değil. O yüzden söylediklerimin de yanlış anlaşılmayacağını varsayıyorum fazla. Zaten bir şey demedim ki ben hiç. Karar bile veremedim idam gerekli mi değil mi diye. Sonuçta herkesin kendisine yakışanı beğenmesi idam. Büyük resmi görmek gerek sadece:)