• YAĞMUR

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat.  Yıllardır bozbulanık suları yudumladım, Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları, Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.  Hasretin alev alev içime bir an düştü, Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü, Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde, Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.  İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin, Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla, Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin, Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla, Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak, Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.  Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım, Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı, Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.  Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü, Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü, Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe, Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.  Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden, Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına, Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden, Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına, Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin, Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.  Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım, Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide, Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.  Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü, Göğsümüzden umutlar bican düştü, Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin, En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.  Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan, Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar, Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan, Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar, Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri, Paramparça, ateşler şahının hayalleri.  Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım, O mücella çehreni izleseydim ebedi, Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.  Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü, Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü, Katil sinekler deldi hicabın perdesini, İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.  Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında, Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin, Ebedi aşka giden esrarlı yollarında, Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin, Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü, On asırlık ocağın savururdum külünü.  Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım, Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak, Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.  Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü, Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü, Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara, Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.  Badiye yaylasında koklasaydım izini, Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar, Seninle yıkasaydım acılar dehlizini, Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar. Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya, Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.  Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım, Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu, Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.  Haritanın en beyaz noktasına kan düştü, Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü, Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi, Hakların temeline sanki bir volkan düştü.  Firakınla kavrulur çölde kum taneleri, Ahuların içinde sevdan akkor gibidir, Erdemin, bereketin doldurur haneleri, Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir, Şemsiyesi altında yürürsün bulutların, Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.  Devlerin esrarını aynalara sorsaydım, Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler, Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.  Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü, İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü, Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer, Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.  Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini, Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir, Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini, Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir, Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından, Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.  Madeni arzuların ardında seyre daldım, Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini, Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.  Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü, Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü, Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali, Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.  Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin.  Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım, Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.  Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü, Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü, İniltiler geliyor doğudan ve batıdan, Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.  Islaklığı sanadır ahımın, efganımın, İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler, Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın, Nazarın ok misali karanlıkları deler. Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin, Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.  Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım, Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar, Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.  Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü, Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü, Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün, Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.  Nefesinle yeniden çizilecek desenler, Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek, Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler, Anneler çocuklara hep seni içirecek, Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin, Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.  Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım, Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın, Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.  Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü, Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü, Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın, İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.  Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım, Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım, Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım, Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım, Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım, Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım, Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım, Senin için görülen bir düş de ben olsaydım, Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım, Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım, Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım, Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın, Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...

    Nurullah Genç ( 1960 -          )
  • Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat. Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım. Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü. İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak. Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım. Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü. Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin. Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım. Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü. Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri. Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım. Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü. Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü. Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım. Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü. Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya. Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım. Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü. Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların. Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım. Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü. Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından. Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım. Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü. Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü. Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin. Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım. Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü. Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin. Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım. Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü. Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
    ~ Nurullah Genç ~
  • Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

    Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

    Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

    Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

    Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

    Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...

    Nurullah Genç
  • Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

    Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

    Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

    Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

    Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

    Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
    Nurullah Genç
    Sayfa 11 - 23
  • Vâr eden’ in adıyla insanlığa inen Nûr
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından
    Rahmet vâdilerinden boşanır âb-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kâinat

    Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir ân düştü
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebî’nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtâbını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebû Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü âvaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûlâ, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

    Yağmur, gülşenimize sensiz , baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzîde mektuptur, çağların ötesinden
    Ulaşır intizârın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükûtu yâr, sevinci duâlar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezîr yaşadım ki, yaşanmamış, mâzide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel cân düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser mâverâdan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hira’dan
    Bir devrim kokusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça , ateşler şâhının hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakının da dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakışta ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu;fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Kâtil sinekler deldi hicâbın perdesini
    İstiklâl boşluğunda arılan nâdân düştü

    Dolaşan ben olsaydım Sâve’nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedî aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyyâ bir şûlenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü
    On asırlık ocağın savurdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fıtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana râm olanlara
    Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü

    Bâdiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebvâ da esen rüzgâr
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyada

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gurûrumu
    Bahîra’ dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkûmlar yargılıyor; hâkimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firâkınla kavrulur çölde kum tâneleri
    Ahûların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur hâneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrârını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelân düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyârından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerimden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madenî arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

    Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; âsuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayâlî
    Hazîndir ki, dertleri aşmaya ummân düştü

    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdâbında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenîn
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melâl zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz, kıtalar boyu uzanan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra’yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir ; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, bir güm elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şâhikası gülümserdi yüzüme
    Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır âhımın, efganımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir ekşimeyen cevheri efkârımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silimdi hayalimden bütün efsûnu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefsinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nûrunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklarına hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü’mindir semâ; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle olsaydım
    Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasına heyhat, sû-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz’an düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazân düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
    Nurullah GENÇ
  • Varedenin adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebinin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

    Dolaşan ben olsaydım Savenin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

    Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebvada esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

    Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

    Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyrayı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

    Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

    Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mümindir sema; sana muhtaçtır zemin.

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen izan düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
  • ".........................................................

    Taze umut türküleri söylerim
    Kararan gönüller bahara döner
    Toprağın çatlayan dudaklarına
    Ansızın sağanak yağmurlar iner
    Dağarcığın sevda dolu sarnıçsa
    Karşında zifiri karanlık söner
    Gül yetişir,sen de gül,gül ömrünce
    Gittiğin her yere kokusu siner. "
    Hayrettin Durmuş
    Türk Dili Dergisi 'nden
    Sayı:778 Sayfa :104