• "Bir şey içime oturmuş kalmıştı. Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orda olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da başka bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım. Yerimi kız kulesine bıraksalardı. Ne alakaysa?"
  • Bir şey içime oturmuş kalmıştı. Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orada olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım. Yerime Kız Kulesi’ni bıraksalardı. Ne alakaysa?


     İlhami Algör
  • Küçük bir Günaydın 🎉

    Küçük bir beden, çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş. Ufak balıklar daha lezzetli olurmuş. Ateşe küçük odunlar atılırsa alevler artarmış. Sağanak dediğimiz, küçük bir yağmur damlasıyla, kocaman bir toz bulutunu yok olurmuş. Muazzam bir aydınlık, küçük bir delikten görünebilirmiş. Küçük bir saman çöpü, rüzgârın yönünü gösterebilirmiş. Büyük bir geminin batmasına, küçük bir delik yetermiş. Yükte hafif olmak, pahada ağır olmaya engel değilmiş. Deve büyükmüş ama ot yermiş, şahin küçükmüş ama et yermiş. İnsanlar küçücük bir iyilikle kocaman bir cömertliği öğrenirmiş. Büyük makineleri küçük çarklar çalıştırırmış. Bazen büyük bir aşkı başlatan, küçük bir gülümsemeymiş. Ulu bir çınarın veremediği kokuyu, küçük bir yasemin verebilirmiş. Büyük paralara alınan hediyelerin sağlamadığı mutluluğu, küçük bir bakış sağlayabilirmiş. Küçük sevinçleri bilmeyenler, büyük keyifler yaşayamazmış. Öyleyse 'küçük' deyip geçmeden önce, ne kadar 'büyük' sonuçlara varabileceğini düşünelim; yanımızdayken değerini bilmediğimizin küçük anları sonra bulamayabiliriz.

    ***
    Çıkınınızda, küçük bir gülümseme, bir yağmur damlası, bir yasemin kokusu, unutulmaz küçük bir anınız hep olsun. Küçük de olsa, varsın olsun. Yeter ki, umut etmeyi, sabretmeyi ve biriktirmeyi bilelim; küçük küçük. Haydi başlayalım⭐
  • Bir şey içime oturmuş kalmıştı. Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orada olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım. Yerime Kız Kulesi’ni bıraksalardı. Ne alakaysa?
  • Az önce sana, parasızlık yüzünden üniversiteden ayrılmak zorunda kaldığımı söylemiştim. Biliyor musun, istesem ayrılmayabilirdim. Okul için gerekli parayı annem gönderebilir, üst baş, boğaz sorununu da kendim halledebilirdim: Özel dersler çıkıyordu, elli kopek veriyorlardı ders başına. Razumihin veriyor ya hani!.. Ben öfkelenmiştim, çalışmak istemedim. Evet, öfkelenmiştim… bu sözcük tam yerinde! Ben o sıralar tam bir örümcek gibi çekilmiştim. Öyle ya, görmüştün sen benim kaldığım o rezil yeri!.. Biliyor musun Sonya, alçak tavanlar, daracık odalar insanın aklını ve ruhunu öylesine boğar ki!.. Ah, nasıl nefret ederdim o rezil odadan! Ama yine de oradan dışarı çıkmak istemezdim. Özellikle istemezdim! Günlerce dışarı çıkmazdım, ne çalışmak, ne de yemek yemek isterdim, boyunca yatardım. Nastasya bir şeyler getirirse yerdim, getirmezse günüm öylece geçerdi. Hıncımdan, özellikle bir şey istemezdim! Geceleri yakacak mumum yoktu, karanlıkta oturur ve bir mum alacak para kazanmazdım. Okumam gerekti, oysa ben kitaplarımı satmıştım; masamın üzerindeki not defterlerimin, kâğıtlarımın üzerinde şimdi bile bir parmak toz vardır! En sevdiğim şey uzanıp yatmak ve düşünmekti. Boyuna düşünürdüm… Sonra düş görürdüm, tuhaf tuhaf düşler… Bunların ne tür düşler olduğunu anlatmam gereksiz! Ancak, işte bu sıralarda düş gibi bir şeyler kurmaya başladım… Hayır, böyle değil! Yine anlatmadım!.. Biliyor musun, o sıralar durmadan kendime şunu sorardım: Neden böyle aptalım ben? Madem başkaları aptal ve ben onların aptal olduklarını kesin olarak biliyorum, öyleyse neden onlardan daha akıllı olmak istemiyorum? Sonra, herkesin akıllı olmasını beklemenin, çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini… İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini! Ya, böyle işte! Bu bir yasa Sonya, yasa. Akılca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık! Kim daha yürekliyse, haklı olan da odur. Her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koyucu olurlar. Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır! Bugüne kadar böyle gelmiş, bu bundan sonra da böyle gidecek! Bu gerçeği ayırt edemeyenler kördür!
  • Canımın acımasına izin verecek kadar canlı değilim arık. Çoktan toz ttu beni mutllu edecek nedenlerin yüzü. Üstelik bu acılardan kurtulmak istediğim de söylenemez. Olduğu kadar kabul ediyorum artık hayatın bana sunduğu gerçekleri. Aynı gökyüzünün altında olmak yetiyor bazen. Bazen de bu bile fazla geliyor. Anlayacağın benim için sonuç hep aynı. İki nokta arasında kalmış, sonunu aramış, aradıkça da sonuna kalmış bir hayatın tek gerçeğisin sen...
    Serkan Özel
    Sayfa 28 - Destek yayınevi