• 480 syf.
    ·10/10
    Birkaç yıl önce filmini izlemiş, çok sevmiştim. Bu yüzden kitabını okumayı düşünmüyordum ama babam almış nasıl okumaaam.
    Filmdeki hiçbir şeyi unutamadığım için biraz zor okudum açıkcası. Bir şeyin sonunu bilmek hevesinizi kırıyor.
    Herhalde bilmeyen yoktur ama yine de kısaca konudan bahsedeyim. Trafik kazası geçirerek hayatı mahvolmuş bir adam var. 24 saat bakıma muhtaç. Her şeyinizle başkalarının ilgilenmesi ve sizin hakkınızda kararlar vermesi gerçekten iğrenç bir duygu. Haklı olarak hayatına son vermek istiyor. Ama yeni bakıcısı Lou'nun renkli hayatını görünce bir afallıyor. Etrafındaki insanlara daha iyi davranmaya başlıyor. Dışarıya çıkıp gezmeyi kabul ediyor. Peki hayatına son vermekten vazgeçiyor mu?
    ==================
    ====Spoiler İçerir====
    ==================
    ."Keşke vazgeçseydin Will." diye düşündüm kitabı kapatırken ama o durumda ben olsam ben de ölmeyi isterdim. Ne kadar zor bir durum olduğunu yaşamadan anlayamayız.
    Ama Lou'ya çok üzüldüm. Saftiriğim çok aşık olmuştu.
    Yine de bu psikolojiye sahip insanların hayatlarıyla ilgili karar vermemesi gerek diye düşünüyorum. Zaten psikolojisi bozuk, o durumdayken yaşamak istememesi de çok normal. Ama onu hayata bağlayacak şeylerin bulunması gerekiyor. Keşke gerçek hayatta da Lou gibi birleri olsa ve kararlarını değiştirebilse böyle insanların.
    Hâlâ okumadıysanız bir şans verin, filmini de mutlaka izleyin @mrsamclaflin çok güzel. Tabi o zaman ki hali güzel. Şimdi biraz yaşlanmış ve o bıyık asla yakışmamış.
  • Hani çocuk yetiştirme konusunda psikoji biliminin pesinde olanlara "amaann biz bu bilgilere göre büyümedik de noldu sanki ? Bir yerimiz mı eksik ?" deniyor ya . Eksik bu, İşte buramiz eksik kardeşim ! Ulkece psikojiler bozuk ! Bu kadar taciz, tecavüz , hırsızlık, yolsuzluk , cinayet, kadına şiddet, çocuğa psikojik sömürü, trafik terörü, hayvanlara iskence... Yapanin da psikolojisi bozuk , göz yumanın da psikojisi bozuk, susanın da psikojisi bozuk ! Bu duyarsızlık , bu umarsizlik için ağır tramvalar yaşamaya gerek yok aslında . 2-3 yaşındaki çocuğa misafir çocuğudur ayıp diye oyuncağını paylaşmaya -zorlamak, öpsün canım amca diye zorla tanımadığı birinin kucağına verip direnene "vahşi"demek, 4-5 yaşındaki çocuğunuzun saçını okulda bir kız çocuk çektiginde "kızdan dayak mı yedin?" tepkisi göstermek, çocuğunuz bir kızın sacini çektiğinde ona bunun sevgi olmadigini anlatmak yerine "sevmek istedi" diye sıvamak, oğlunuza sünnet düğününde pipisiyle kazanacağı bir erkeklik kutlaması yapmak, kız çocuğunuzla bebek bakımı, ev işleri oyunları oynarken erkek çocuğuyla arabacilik, uçak, tamir ... Vesaire meyletmek, restoranda yediğiniz yemeğin hesabi ödemesi için daima erkek çocuğu görevlendirmek ... yeterli 😏🤷 Yani içinde bulunduğumuz toplumla uyumlu yaşamak istiyorsak sağlıklı bir gelecek zor görünüyor , çok üzücü . #kadincinayetleri #sevmeyinbizi #sunnetdugunuistemiyorum
  • Hayırlı Cumalar, alışveriş çılgınlığı ve sürü psikolojisi
    İnsanoğlunun tüketim psikolojisini inceleyen bazı uzmanlar alışveriş çılgınlığını şöyle yorumluyor;
    Pahalılaşan hayat şartları beynimizdeki acı merkezini harekete geçiriyor.
    İndirim etiketini gördüğünüzde beyniniz, ödül merkezini harekete geçirerek acı çekmemesi için sizi o ürüne almaya yönlendiriyor.
    Kampanyalarda kullanılan, “belirli tarihlerde geçerlidir”, “indirim günleri”,“stoklarla sınırlıdır” ifadeleri ile insanların sürü psikolojisine girmeleri sağlanıyor.

    Birçoğu bu çılgınlığın yanlış olduğunu biliyor ama kendini sürüden ayıramıyor.

    **

    Türkiye’de Cuma gününe hürmeten adı “Muhteşem ya da Efsane Cuma” olarak değiştirilmiştir.

    Türkçesi Kara Cuma olan Black Friday, ABD’de Şükran Günü’nden sonra gelen ilk Cuma gününe denir.

    Şükran Günü nedir?

    ABD ve Kanada’da hasada ve geçmiş yılın tüm nimetlerine şükretmek için kutlanan bir ulusal bayramdır.

    O gün 1932’den bu yana Noel alışveriş sezonunun başlangıcı kabul edilir. Mağazalar çok erken saatte açılır ve geç kapanırlar ve beklenmedik derecede indirimli satış yaparlar.

    Neden “Black Friday” denir?

    Bu sorunun tek bir cevabı yok.

    Ortaya atılmış birkaç iddia mevcut;

    En mantıklı olan iddia şöyle;

    1961’de ise çok da hoş olmayan görüntülere sahne olan Şükran Günü sonrası indirimi, Black Friday olarak anılması polisler tarafından kullanılmasıyla başlamış.

    Black Friday olarak anılmasının sebebi, o gün oluşan alışveriş hacmi, trafik kazaları ve hatta insanlar arasındaki şiddet gibi birçok durum bu ismin kullanılmasına neden olmuş.

    Önce polisler tarafından kullanılan bu isim zamanla alışveriş çılgınlığının ismi olmuş.

    Uluslararası Perakende Federasyonu’nun raporuna göre, yalnızca 2008 yılı dışında (Mortgage Krizi) son 15 yıl içinde gerçekleşen Black Friday harcamaları, her geçen yıl katlanarak devam etmiş.

    **

    Özellikle insanları mağazaların kapılarında geceden yatıran ve talan edecek kadar gözü dönmüş yığınlara çeviren bu indirim çılgınlığının arkasında yatan, sosyolojik ve psikolojik gerçekler neler?

    Tüketici davranışları uzmanı ABD’li profesör James Mourey’e göre; insanlar alışveriş yaptıklarında ve güzel bir fırsat yakaladıklarında psikolojik olarak doyuma ulaşıyorlar.

    Çünkü sevdiğiniz bir şeyi gördüğünüz zaman beyninizin ödül merkezi harekete geçiyor.

    Öte yandan, aynı araştırmada fahiş fiyatların da beynin acı merkezi insulayı aktive ettiği gözleniyor.

    Yani; indirim etiketlerine yönelmenizin nedeni tamamen, beyninizin sizin acı çekmenize razı olmamasıymış!

    **

    Ekonomik kıtlık ilkesine göre; Fırsatlar sınırlı olunca daha cazip hale geliyor. İndirimleri belli zaman sınırları içerisinde gerçekleştirmek, insan psikolojisinde daha çok arzu edilmelerine yol açıyor.

    Reklamlarda sıklıkla kullanılan, “stoklarla sınırlıdır” ya da “belli tarihler arasındadır” ibarelerinin amacı tüketicilerin zihnini dönüştürmek.

    Televizyonlarda ya da sosyal medyada izlediğimiz alışveriş kuyrukları ve izdiham haberleri, zihinleri alışverişe hazırlıyor.

    Tüketici uzmanı Profesör Mourey diyor ki; "Çok istenilen o ürünü satın almak, beyinde görev bilinci oluşturuyor".

    Yani şirketler önce beyni yıkıyor sonra malı satıyor.

    **

    Alışveriş çılgınlığına kapılmadan önce şöyle bir düşünün;

    Almak istediğim o ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?

    İhtiyacın varsa ve bütçen de müsaitse, indirim de gerçekse al, yoksa sürüden ayrıl.

    Ekonomiyi kurtarmak ve canlandırmak senin ilk vazifen değil.

    Senin ilk vazifen önce kendini kurtarmak.

    Önce kendini kurtar ki başkalarını da kurtaracak gücün olsun.

    **

    İnsanlar sevilmek, eşyalar kullanılmak içindir.

    Şimdi eşyalar seviliyor, insanlar kullanılıyor.

    Dünyadaki kaosun nedeni de bu diyordu Cemil Meriç.

    Değerlere dikkat edelim.
    Yaşar Süngü
  • İntihar, gençlik çağında trafik kazalarından sonra en önemli ölüm nedenidir.
  • 1.Dünya iki yüzlülükte altın çağını yaşıyor. Hemen her alanda bir ikiyüzlülük almış başını gidiyor. Araştırmaların, bilimin bunca ilerlemesine, üniversite mezunlarının, akademisyenlerin bunca çoğalmasına karşın en önemli sosyal konular içerik olarak köydeki Dilber teyzenin seviyesini aşmıyor çoğunlukla.

    Mesela şiddet mevzu. Tüm dünyada yükselen bir şiddet var fakat bu görmezden gelinerek, bilimsel çalışmalar hasır altı edilerek, sanki sadece kadına şiddet varmış gibi bir algı oluşturuluyor.

    Ülkemiz üzerinden bakarsak, 2017 yılı içinde toplam 409 kadın öldürülmüş bunun yanında 1778 de erkek öldürülmüş. Toplam cinayet sayısında 2018 verilerini bulamadım. Yazdığınızda sadece kadın sayıları çıkıyor. Çünkü öldürülen erkekler çocuklar hiç gündemimizde değil. Sanki çocuk ve erkekler insan değil, öldürülmeleri hiç problem değilmiş gibi hareket ediliyor. Kadına şiddetten başka şiddet yokmuş gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa şiddet genel olarak her yıl hızla artıyor fakat sadece kadına şiddete odaklanıldığı için işe yarayacak çözümler de üretilmiyor.

    Kadına şiddet konusununda da bilimsel çalışmalar yapılsa o da yok. Şiddetin sebebi nedir sonuçları nedir, nasıl azaltılır, pek kimsenin umurunda değil.

    “Erkek saldırgan- Kadın kurban” Suçlu bulunmuş ne de olsa.

    Her ne kadar bilimsel olmasa da çözümü de bulmuşlar kendilerine göre. Çözüm: Cinsiyet eşitliği. “Kadına şiddeti bitirmek için erkekliği bitirmemiz lazım” dediler ve erkekliğe savaş açıldı.

    En basitinden bir örnek vereceğim. Önceki yıl İstanbul’da Ayşegül isminde bir öğretmeni boşanma safhasındaki eşi önce kayınvalidesini sonra Ayşegül öğretmeni öldürdü.

    Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk twitter hesabından okul geçidinde karşıdan karşıya geçerken erkeğin önde göründüğü bir trafik görsel ile beraber mesaj yayınlamıştı. Mesaj şöyleydi:

    “Bu levhalar gibi daha pek çok şey cinsiyet eşitsizliğinde toplumsal bir bilinçaltı oluşturuyor. Bu algının önüne geçebildiğimiz, kız çocuklarına verilmesi gereken önemi önce eve, sonra okul sıralarına, devamında da hayatın tamamına taşıyabildiğimiz, bütün bir toplum yek avaz ‘Şiddete son’ diyebildiğimiz zaman, o zaman Ayşegül öğretmenin hatırasına daha güçlü sahip çıkacağız. Bunları cesurca yapabilmemiz için bize gayret, Ayşegül öğretmene Allah’tan sonsuz rahmet diliyorum.”

    Bakan Selçuk, bir erkek bir kadın figürünün olduğu levhayı “erkek önde kadın arkada bu değer vermemek” diye yorumlamış. Oysa bu görsel çocuğunu karşıya geçiren bir baba kız olarak algılanmaya daha müsait, sonuçta okul geçidi ve erkek büyük görünüyor. Bakan Selçuk bunu kendince yorumlamış ve böyle söylemiş. Velev ki biri mecbur olarak önde görünecekse o zaman kadın önde olduğunda şiddet mi bitecek? Bunun da çaresini bulmuşlar. Değişen görselde kız önde arkasında kadın mı erkek mi belli olmayan bir figür var.

    Ayşegül öğretmenin öldürülme sebebi ülkemizde cinsiyet eşitsizliği olmamasından kaynaklanıyormuş. Bakan Selçuk erkeğin ayrılma aşamasındaki kadını öldürmesini kadına değer vermemeye bağlamış. Cinsiyet eşitliği olsaymış bu cinayetler olmayacakmış. Ne kadar yüzeysel bir yorum. Hem de Milli Eğitim bakanından. “Suçlu erkeklik” Çözüm erkekliği azaltıp erkekleri kadınlaştırmak.

    ETCEP projesi ile okullardan uygulanan cinsiyet eşitliği çalışmalarını bir hatırlayalım. Cinsiyeti yok sayan, kadın erkek rollerini ortadan kaldıran, cinsiyetini kendin seç, eğitimleri ile mi yoksa “Erkekler de pembe giyer” “Kız işi erkek işi yoktur” gibi pankartlar ile mi, yoksa küçük kızların eline “Çocuk da yaparım kariyer de” pankartı, erkek çocuklarının eline “Aslan parçası değilim” yazıları ve erkek çocuklarına “Herkes rahmi kadar konuşsun” gibi kızların içinde utandıracak, edep dışı pankartlar taşıtarak ve rahmi olmadığı için erkekleri aşağılayarak mı erkeklere kadına değer vermeyi öğreteceklermiş. Buna kargalar bile güler.

    Bu çalışmalarla ancak kız çocuklarını erkeklere karşı düşman edersiniz, erkek çocuklarını da aşağılayarak cinsiyetinden utandırıp psikolojisini bozarsınız. LGBT nin de önünü açarsınız.

    Ayşegül öğretmenlerin öldürülmemeleri cinsiyet eşitliği eğitimine kaldıysa işimiz yaş demektir. İnsana değer vermek böyle öğretilemez. Önce bu sığlıktan kurtulmak lazım.

    Ortada bir sonuç varsa o sonucu oluşturan sebepler de vardır. Sebepleri değiştirmeden sonucu değiştiremezsiniz. Sebep ne olursa olsun hiç kimsenin birbirini öldürme hakkı yoktur. Bu ayrı bir konu. Cinayetin sebebini görmek, katile hak vermek değildir. Başka cinayetler olmasın diye alınabilecek tedbirler açısından gereklidir.

    Mesela bu olayda ortada iki yıldan beni boşanamayan ayrı yaşayan bir karı-koca var. Bir büyük, bir de iki yıl önce ayrılık aşamasında doğmuş bir çocuk var ve baba tam da kadını çocuğun doğum gününden önce öldürmüş. Bu baba iki yıl boyunca çocuklarını görebilmiş mi? Neden önce kayınvalidesini öldürdü? Neden boşanamamışlar. Kadın istediğinde hakimler çok çabuk boşuyor. Nafaka davaları mı oldu şiddetli.

    Bunları hiçbiri öldürmesini haklı çıkaramaz. Fakat bunları yok da sayamayız. Belki de bunların hiç biri değildi kocası psikopattı. Sebep her şey olabilir fakat erkekliği sebep göstererek cinsiyetçilik yapamazsınız. Bu bütün erkeklere hakaret olur, erkekleri aşağılamak olur.

    Biz sebepleri görelim, çözüm üretilsin. Kanunların adaletsizliği yüzünden beş yıl, on yıl boşanamayan yeni bir hayat kuramayan insanlar var. Yıllarca çocuğunun hasreti ile yanan babalar var. Nafakasını ödediği evladının yüzünü unutmuş. Üzüntüden psikolojisi bozulmuş. Neredeyse bütün cinayetler boşanma aşamasında oluyor fakat çoğu kişi “erkekler boşanmayı kabullenemiyorlar” sığlığından öte geçemiyor.

    Sen kanunlar vasıtası ile erkeği evden at, nafakaya mecbur kıl, çocuğunu görmek için haczetmek zorunda kalsın, bazıları hacizle bile göremiyor, malının mülkünün yarısını cebren al, erkeğe her türlü sosyal, psikolojik şiddeti uygula, sonra erkek de cinnet geçirip boşanamadığı kadına şiddet uygularsa “şiddetin sebebi erkeklikten” deyip çık.

    Ayrıca şiddet konusunda uzmanlar yüzde seksen alkol ya da uyuşturucu etkisi var diyorlar fakat nedense alkol dile getirilmiyor, erkekliği suçlamak daha çok işine geliyor birilerinin.

    Sema Maraşlı
  • Bir toplantıda trafik kazalarının %23'ünü alkollü sürücülerin yaptığı istatistiği sunulmuş. Muhtemelen alkolü çokça seven ve alkollü araç kullanmakta beis görmeyen birisi söz istemiş istemiş ve şu yorumu yapmış:Söz konusu istatistiğe tersten bakılırsa, kazaların geriye kalan %77'sinde alkol yok; bu kazalara çay, kahve, kola, meyve suyu ve ayran içenler sebep oluyor.. O halde alkol içmeyenlere dikkat edilmesi gerekiyor.Çünkü onların kaza oranları, alkol alanlara göre 3 kat daha fazla!