• Şarkılar bilirim çığ tutmuş
    Resimler, heykeller, destanlar
    Usta ellerin yapısı
    Kolsuz,yarı çıplak Venüs
    Trans-nonain sokağı
    Garcia Lorca'nın mezarı,
    Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin
    Kar altındadır.
    Ahmet Arif
  • Zenginlerin vergi kaçırabileceği sayısız yöntem vardır. Fakirler dolaylı vergilerden kaçamadıklarından, oran olarak zenginlere kıyasla çok daha fazla vergi öderler. Yani devletiniz bile fakir olduğunuz için adeta sizi cezalandırır.


    Mesela 250 lira verip çürük dişinize dolgu yaptıramadığınız için ertesi yıl kanal tedavisine 950 lira ödemeniz gerekir.

    1300 lira verip kasko sigortası alamadığınız için geçirdiğiniz ilk büyük kazada 25 bin liralık faturayı karşılamak zorunda kalırsınız.

    Düzenli olarak check-up yaptıramadığınız için kanser olduğunuz ancak 3. evrede fark edilir. Kemoterapi tedavisi size 30 bin liraya mal olur.

    3500 lira verip kaliteli bir ortopedik yatak alamadığınız için sırt problemleri yaşarsınız ve ilerleyen yaşlarda sırt ameliyatına 35 bin lira vermeniz gerekir.

    Ailenizden kalma bir eviniz olmadığından, dünyada etrafı duvarlı bir noktada durmanıza izin vermesi için tanımadığınız birine kira ödersiniz. Her ay maaşınızın neredeyse yarısı kiraya gittiğinden ev alacak parayı, hatta ev kredisine girmek için gereken ön ödemeyi dahi biriktiremezsiniz. Dolayısıyla, kısır bir döngü içinde, kirada oturduğunuz için kirada oturmaya devam edersiniz.

    Yıllardır yoksul ve işsiz olduğunuz için temiz, düzgün ve yeni kıyafetleriniz yoktur. Bu yüzden iş görüşmelerinde iyi bir izlenim bırakamazsınız. İnsan kaynakları müdürü iyi bir insan kaynağı olmadığınızı düşünerek sizi işe almaz. Çünkü işlere genelde “prezantabl,” yani zengin gösteren adaylar tercih edilir.

    Her şeyin daha ucuz olduğu mega süpermarketlere gidecek arabanız olmadığı için mahalle marketlerinden daha pahalıya alışveriş yapmak zorundasınızdır.

    Zaten standart market alışverişi bile fukaraya daha pahalıdır. Yiyecek ve içecekleri çoklu paketlerde almak her zaman daha ekonomik olur. 32’li tuvalet kağıdı alamayıp 4’lü paket aldığınız için her defasında daha az para verirsiniz ama toplamdaki ödemeniz daha fazla olur. Veya aile boy paketler yerine küçük boy, iki buçuk litrelik içecek yerine bir litrelik aldığınız için birim başı daha çok para ödersiniz.

    Sağlıklı beslenmek artık lüks sayılır. Taze sebze, meyve ve et yiyemediğiniz için trans yağlı, karbonhidratlı, yüksek tuzlu, bol şekerli ve işlenmiş gıdalarla beslenirsiniz. Bunun faizini ilerleyen yıllarda damar tıkanıklığı, obezite ve diyabet gibi hastalıkların yüksek hastane masrafları şeklinde ödemek zorunda kalırsınız.

    Kışın evinizdeki kombiyi yeteri kadar açamıyor olmanın bedeli zatürre, bronşit ve farenjit gibi hastalıklara yakalanmak olur. Çok hasta olursanız işe gidemezsiniz. İşten çıkarılırsanız doğalgaz faturasını hiç ödeyemezsiniz. Hastalığınız kronikleşir, hastanelere düşersiniz. Fakirliğiniz fakirliğinizi arttırır.

    Her şey nakitte ve peşinde daha ucuzdur. Fakat mobilya, otomobil, beyaz eşya gibi pahalı şeyleri nakit alabilecek paranız olmadığı için indirimli fiyatlardan genelde istifade edemezsiniz. Tezat bu ya, peşin indirimlerinden o tasarrufa en az ihtiyacı olan zenginler faydalanır.

    Kalitelisine paranız yetmediği için ucuzunu aldığınız ürünler kolay bozulur, çabuk eskirler. Mesela bütün mutfak aletleriniz kalitesiz olduğu için sık sık yenisini almak zorunda kalırsınız. Uzun vadede böyle temel ihtiyaçlara daha fazla para harcarsınız.

    Güvenlikli siteye aidat yetiştirecek, sakin bir muhitte yaşayacak ya da alarmlı güvenlik sistemi alacak durumunuz olmadığı için evinize hırsız girer. Televizyon, dizüstü bilgisayar vs. gibi sahip olduğunuz üç beş kıymetli zımbırtıdan da olursunuz.

    Ailenizin maddi durumu iyi olmadığı için öğrenciyken kafelerde, barlarda, özel dershanelerde çalışmak zorunda kalırsınız. Okuldaki başarınız, haliyle, bundan olumsuz etkilenir. Maddi durumunuzu düzeltmek için elinize geçen en önemli fırsatı bile yoksul olduğunuz için doğru dürüst değerlendiremezsiniz.

    Zenginlerin vergi kaçırabileceği sayısız yöntem vardır. Fakirler dolaylı vergilerden kaçamadıklarından, oran olarak zenginlere kıyasla çok daha fazla vergi öderler. Yani devletiniz bile fakir olduğunuz için adeta sizi cezalandırır.

    İhtiyaçlarınız için bankadan kredi çekmeye kalksanız, daha yüksek faiz ödemeniz istenir. Çünkü sizin daha riskli müşteri olduğunuz düşünülür. Ya da tam tersinden, tasarruflarınızı bankaya yatıracak olsanız bankalar 3 bin lira için yüzde 9 faiz, 20 bin lira için yüzde 16 faiz, 250 bin lira için yüzde 22 faiz verirler. Para daha çok parayı çeker. Kapitalizmde paraya en az ihtiyacı olan insanların parası hızla çoğalırken ihtiyacı olanların parası sürekli azalır.

    Sizi zengin edeceğini iddia eden kişisel gelişim uzmanı Tony Robbins’in seminer bileti 3000 dolar, Robin Sharma’nın zenginlik eğitimleri 10 bin dolar, 2012’de Türkiye’de gelen yalan profesörü Seth Godin ile bir akşam yemeğinin fiyatı ise 2500 euro’dur. Bu dünyada hangi fakir Seth Godin ile yemek yemek için 2500 euro verebilir? Yani kapitalizmde zengin olmak için bile zengin olmanız gerekir…

    Demem o ki fakirlik faiz ödetir. Kapitalizmde fakir olduğunuz için yapamadığınız küçük harcamaları ileride faiziyle birlikte yapmak zorunda kalırsınız. Fakirlik, kısır bir döngü içinde, daha çok fakirlik getirir. Tiyatro yazarı James Baldwin “yoksul olmak pahalıdır” derken işte bunları kastediyordu. Oyun fakirler aleyhine hileli bir şekilde kurulmuştur. Çünkü bu modern kölelik düzeninin kurallarını zenginler belirler. Ve şuna emin olun, siz Bill Gates’in hiç ama hiç umurunda değilsiniz.

    A.aba
  • Keyif verici alışkanlıkların azı çoğu olmaz, ya bırakırsın ya yaparsın: Kumar, alkol, sigara, şeker, trans yağ. İyi bir başlangıç gibi gözüküyordu değil mi? Ben şu an bunları biliyorum, zaten daha fazlasını bilmek, bana hiçbir yönden fayda getirmiyor, çünkü sigara, şeker ve trans yağ kullanıyorum. Bunları azaltarak bitirmeye yolunu seçtim, imkanlarım buna müsait. Sigara bu konuda istisna, çünkü sigara içtikçe ihtiyacı gideren bir madde değil, arttıran bir maddedir, tam bir meret. Sigarayı sona bırakıyorum, onunla sonra hesaplaşacağız. Hatırladığım kadarıyla Satranç kitabında ne demiş Stefan Zweig" Hiçliğe mahkum ettiler. Sigara gibi bir sakinleştirici bile vermediler..."
  • Kaybolduktan 35 Yıl Sonra Geri Dönen Uçak




    Yıllar evvel ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolan sıradan bir yolcu uçağı.
    Uçağı bulmaya kendini adamış eski bir gestapo şefi.
    Federal Alman hükümeti tarafından örtbas edilen belgeler. Kaybolmasının ardından geçen 35 yılın sonunda sanki birkaç saat evvel havalanmış gibi Brezilya’da bir hava alanına indi. Bu uçak 35 senedir neredeydi? Ayrıca kaybolduktan yıllar sonra havaalanlarına iniş yapan başkaca uçaklarda var…




    4 Eylül 1954 uzun boylu, pardesülü, fötr şapkalı gizemli bir adam aceleci adımlarla elinde valiziyle Aachen havalimanına gelir. 513 Numaralı uçuşla Santiago Amerika’ya bir bileti vardır. Valizini teslim ettikten sonra uçağın kalkış saatini beklemeye başlar. Derken bir anda aceleyle ayağa kalkar ve arkasını dönerek havaalanından çıkıp gider. Bu gizemli yolcu kimdi? İsmini deepweb de çok aramama rağmen bir türlü bulamadım. Eğer siz bir yerlerde bulabilirseniz Lütfen yorumlara yazın. Uçuş saati geldiğinde Trans World Airlines’ a ait Lockheed L-049 Constellation modeli Star of Lisbon isimli uçak 88 yolcu 4 personel olmak üzere toplam 92 kişi ve birde gizemli adamın valizi ile rutin uçuşunu gerçekleştirmek üzere sorunsuz şekilde havalanır. Gece yarısına doğru uçak Atlantik okyanusu üzerindeyken kaptan pilot Miguel Victor Cury Aachen’de ki kule ile bağlantıya geçerek Yoğun bir türbülansa girdiklerini ve uçağın elektrik sisteminde kesintiler olduğunu rapor eder. Daha sonra telsiz kapanır. Yaklaşık 30 dakika sonra telsizde yine kaptan pilot vardır. Sesi korkmuş ve hırıltılı duyulurken önlerinde masmavi bir ışık bulutu gördüklerini söyler. Bu uçakla kurulan son irtibat olmuştur. Bir faha uçaktan kimse haber alamadı. Uçağın radarda kaybolduğu tam konum ve civarında 1 hafta süren aramalar neticesin de yaklaşık 450 km çapında alan pek çok ülkenin katılımıyla ortak oluşturulan arama kurtarma ekipleri ve askeri donanmalarca tarandı. Uçağa dair en ufak bir iz yoktu. Eğer okyanusa düşmüş olsaydı ufakta olsa bir parçaya muhakkak su üzerinde rastlanırdı. Uçak sırra kadem basmıştı. Uçağın soruşturma dosyasını Münih kayıp büro departmanı üstlendi ve dosyanın başına da son derece sert ve inatçı bir mizaha sahip olan eski gestapo şefi Paul Kramer atandı. Uçağa dair elde fiziksel bir kanıt yoktu. Kramer bu yüzden yolcu listesi üzerinde çalışmaya başladı. Yolcular sıradan insanlardı. Ancak listede olup da uçağa binmeyen gizemli yolcu dikkatini çekti. Bilet almak için verdiği ikamet adresi İtalya’nın bir liman kenti olan Triesteydi.

    Yapılan incelemede adamın havalimanından ayrılıp aynı gün trenle İtalya’ya gittiği anlaşıldı. Bunun üzerine Kramer gizemli yolcunun ikamet adresine gitmek üzere İtalya’ya doğru yola çıktı. Adrese vardığında buranın eski bir katedralden eve çevrilmiş bir yer olduğunu fark etti. Görünüşe göre evde kimse yoktu. Arama yapmak için İtalyan polisine izin başvurusunda bulundu, başvuru sonucunu beklerken Fedaral Alman hükümeti apar topar dosyayı kapatarak uçağı kayıp ilan etti ve Kramer geri çağırıldı. Federal hükümetin kayıp bir uçak vakasına müdahale etmesi son derece sıra dışıydı. İnsanlar uçağın bir şekilde düştüğünü ve bulunamadığını düşünüyordu. Sonralarındaysa bu olay unutulup gitti. Tarihler 12 Ekim 1989’u gösterdiğin de yani olaydan tam 35 sene sonra Brezilya’nın Porto Alegre havaalanının radarlarında uçuş planında olmayan bir uçak belirdi. Uçak alçak irtifada ve standart süratin altında yavaş yavaş havaalanına yaklaşıyordu. Kuleden yapılan telsiz çağrılarına hiçbir cevap vermedi. Uçağın silüeti uzakta belirdiğinde etrafında yıldırım benzeri mavi ışıklar dolandığını gören kule yetkililer tekrar telsiz iletişimi kurmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Ne olduğuna bir anlam veremediler bir elektrik arızası olduğunu düşündüler ve uçağın iniş yapmasına izin verdiler. Garip şekilde bir anda ortaya çıkan bu uçak İnişe geçtiği esnada etrafında ki şimşek benzeri ışıklar bir anda kayboldu ve ardından naif biçimde başarılı bir iniş yaparak pistin sonunda durdu. Fakat bir şeyler yanlıştı. Uçak rölanti vaziyette çalışır durumdaydı Pilot motorları stop etmemişti. Uçaklar sadece kalkış esnasında piste ilk çıktıklarında motorlarını rölanti de çalıştırırdı. Protokole göre indikten sonra aprona yanaşarak motorlarını stop etmek zorundaydılar. Ayrıca yanlış olan başka şeylerde vardı. Bu uçak pervaneliydi ve çok eskiydi Pervaneli motorların yolcu uçaklarında kullanımına 25 sene önce son verilmişti. Uçak çağın getirdiği teknolojik koşulların çok gerisindeydi yinede oldukça yeni görünüyordu. Üzerinde Trans World Airlines yazısı vardı oysa bu havayolları 1956 senesinde kapanmıştı. Bu 513 sefer sayılı star of lisbon uçağıydı ve görünüşe göre 35 sene sonra geri dönmüştü? Fakat bu nasıl olabilirdi? Olaya anlam veremeyen yetkililer havalimanı güvenlik personelinden bir ekip kurarak uçağı incelemeleri için yolladılar. Uçağa giren araştırma ekibi kaptanın telsiz mesajlarına neden cevap vermediğini hemen keşfetti. 88 yolcu ve 4 mürettebattan geriye sadece iskeletleri kalmıştı. Kaptan Miguel Victor Cury’nin iskelet haline gelmiş eli hala uçuş lövyesinin üzerindeydi. Havalimanı yetkilileri Brezilya hükümetiyle bağlantıya geçerek durumu aktardılar.



    Hükümetse uçağa kesinlike dokunulmamasını söyledi. Aynı gün akşam saatlerinde Brezilya hava kuvvetlerinde bir ekip uçağı yakınlardaki bir hava kuvvetleri üssüne götürdü. Gazeteler konuyu haberleştirdi ve olay dünya çapında yankı buldu. Amerika’nın Weekly World News gazetesinin ünlü muhabirleri Irwin Fisher aracılığıyla olayı araştırmaya başladı. Bilim adamlarından fikir alındı. Çoğu fizikçi aynı görüşteydi. Uçak bir solucan deliğine girerek zaman yolculuğu yapmıştı. Fakat bu konuda kamuoyuyla paylaşılan bir delil yoktu. Weekly World News gazetesi yetkililerden cevap alabilmek adına pek çok defa Brezilya hükümetine başvuru yaptıysa da bir sonuç alamadı. 1996’da paranormal araştırma uzmanı Celso Atello Uçağın Ambarlara çekilmesinden sonra neler olduğunu öğrenmek üzere kapsamlı bir araştırma yaptı. Ayrıca cenazeler uçaktan ölenlerin ailelerinden kalan bireylere de teslim edilmemişti. Uçak ordu ambarlarına çekildikten sonra bir grup uzman uçağı incelemiş ayrıca Brezilya hükümeti Alman arşivlerinde bulunan uçağın soruşturma dosyasının kopyasını talep etmişti. Ekip yolcuların 1954 ten kalma eşyalara sahip olduğunu görmüş kimliklerini tespit etmişlerdi. Ayrıca uçağın kara kutusunda yapılan incelemede kaptanın 1954 te yaptığı son telsiz konuşmasından sonra başka bir şey kayıt edilmediği anlaşıldı. Kargo bölümünü açtıklarında çoğu valizin sağa sola savrulmuş ve eşyaların ortaya saçılmış olduğunu gördüler. Ortalık adeta bir müzeyi andırıyordu çünkü etraftaki tüm eşyalar çok eskiydi. 1954 tarihli gazete ve dergiler, koleksiyon parçası plaklar gibi binlerce demode eşya vardı. Ayrıca iskeletlerin bulunduğu koltuklarda hafif yanık izleri göze çarpıyordu. Metal kısımların bazı kesimlerinde de hafif erimeler tespit edildi. Uçakta eser miktarda radyasyonda bulundu. Ertesi günü Paul Kramer’in 1954 te üstlendiği dosya Almanya’dan geldiğin de Esrarengiz adamın valizi için uçağa tekrar girildi fakat kargo bölümünde valize rastlanmadı. Acaba Kramer hayatta olsaydı bu olay karşısında nasıl bir tepki verirdi? İncelemelerin ardından iskeletlere otopsi yapıldı. Ortaya cevap yerine daha fazla soru çıkmıştı. Çünkü otopsi sonucuna göre insanlar 1954te bulundukları yaştaydı daha da ilginci ise yeni ölmüşlerdi. İnsanlar bir anda yüksek enerji ile içten yanarak buharlaşmışlardı. Belki de uçak iniş yaptığı esnada henüz herkes halen hayattaydı ve o mavi şimşekler kaybolurken uçağın içinde ki insanları da öldürmüştü. Brezilyalı yetkililer cesetleri ve eşyaları yakarak yok etti. Uçağı da üzerindeki yazıları boyayla kapattıktan sonra bir uçak mezarlığına koydular 1995 senesinde uçak parçalara ayrılarak sırlarıyla beraber yok edildi. Atello’ya göre uçak kesinlikle bir zaman yolculuğu gerçekleştirmişti ve yolcular uçak indiği sırada ölmüşlerdi ve 35 sene geçmesine rağmen hiç yaşlanmamışlardı. Konuyla ilgili pek çok bilgi ve belge toplayarak bir kitap yazdı. Kitabın içerisinde uçağın askeri hava üssüne çekildikten sonra yapılan incelemeler de çekilen fotoğraflara da yer verdi.



    Ancak kitabın basımına ve dağıtılmasına asla izin verilmedi. Yıllar sonra konuya ilgi duyan bir gazete Atello’ya ulaşarak bilgi edinmek istedi. Atollo’nun elindeki neredeyse tüm materyallere izinsiz şekilde devlet tarafından el konulmuştu. Gazete konu hakkında uzun bir makale yazarak olayı tekrar gündeme getirdi. Makalenin sonundaysa Celso Atello’nun şu sözlerine yer verdi. Halkın bu uçakla ilgili her şeyi bilme hakkı vardır ve hükümet olup biten her şeyi kamuoyuyla paylaşmak zorundadır. Bu uçak bir zaman tüneli içine girdi ve mucizevi şekilde 35 sene sonra çıktı. Olay delillerle sabittir, tüm dünyaya anlatmak yerine örtbas etmeyi seçtiler. Böyle bir şey dünyamızı görme biçimimizi ve bilim anlayışımızı sonsuza kadar değiştirebilir. Bu sır gibi bilgileri, özellikle uçuş 513’te ölen insanların akrabalarından saklamak bir insanlık suçtur. Aslında 513 numaralı uçuş bu konuda tek örnek değildir. Buna benzer birkaç olay daha delil ve belgeleri ile havacılık tarihine geçmiştir. Pan Amerikan hava yollarına ait 914 sefer sayılı uçakta 1955 te Newyork’tan Miami’ye gitmek üzere havalanmış benzer şekilde kaybolmuş, aradan geçen 37 yılın ardından 21 mayıs 1922’de Venezuella Karakasta yerel havalimanının kulesiyle irtibata geçmiş ve izin alarak iniş yapmıştı. Uçakta 4 mürettebat 57 yolcu bulunuyordu. Uçak indikten kısa süre sonra tekrar havalandı ve yeniden ortadan kayboldu. Hava alanı çalışanlarından oluşan görgü tanıkları yolcuların halen genç göründüğünü söylemişlerdir. Ayrıca Uçağın pilotu kuleyle telsiz bağlantısı kurarak nerede ve hangi tarihte olduklarını sormuştur. Uçak ardında 1955ten kalma bir takvim bırakarak sırra kadem basmıştır.
  • "Caelum non animum mutant qui trans mare currunt."

    - İnsan denizin ötesine de kaçıp gitse, ruh halini değil ancak yukarısındaki gökyüzü parçasını değiştirmekle kalıyor...

    -Horatius
  • Omega-3’ün hayatımızdaki yeri tartışılmaz

    Anne karnındaki bebekten, gençliği korumaya, cilt güzelliğinden kalp krizine önemi, herkes tarafından kabul ediliyor. Ediliyor da, acaba aldığımız omega-3 bizleri yeterince koruyor mu? Stanford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Harris ve Münih Üniversitesi’nden Prof. Dr. Von Schacky, bu sorunun cevabını bulmak için omega-3 testini geliştirmiş. Ülkemizde de kullanılan bu test, kandaki omega-3 miktarını ölçmenin yanında, omega-6 ve trans yağlardan, doymuş yağlara kadar 23 çeşit yağ düzeyini ölçüyor.

    Omega -3 testi nedir?

    • Omega 3, vücut tarafından üretilemeyen ve mutlaka dışarıdan alınması gereken bir yağ asitidir.

    • EPA, DHA ve ALA olmak üzere 3 kısımdan oluşur ve sağlık açısından vazgeçilmezdir.

    • EPA ve DHA’nın ana kaynağı balıklar ve bazı su ürünleridir. ALA ise kaynağını koyu yeşil yapraklı sebzelerden alır.

    • EPA hücre zarı oluşumu için önemlidir.

    • DHA kalp ve damar sistemi başta olmak üzere beyin fonksiyonları bağışıklık sistemi, göz gibi pek çok doku ve organın fonksiyonu ve korunması için gereklidir.

    Omega-3 testi alyuvar membranlardaki omega-3 yağ asitlerinin seviyesini ölçmektedir.

    Omega–3 İndeksi yüksek olan kişilerde kalp hastalıklarından ani ölüm riski çok ciddi oranda azalmaktadır. Bunun yanı sıra omega–3 seviyesinin düşük olması ve hücresel yaşlanma, göz kuruluğu, demans, depresyon, eklem hastalıkları gibi başka sorunlar arasında ilişki olduğunu gösteren kanıtlar artmaktadır. Çoğu insan yediklerinden yeterince omega–3 almamaktadır ve yaş, kilo, cinsiyet, beslenme alışkanlıkları, hayat tarzları, metabolizma ve bağırsaklardaki emilim arasındaki farklar, kişilerin omega– 3 seviyelerinin kesin olarak belirlenmesini imkânsız kılmaktadır. Bu seviyeyi tam olarak belirlemenin tek yolu Omega-3 testidir.
    .

    Test neden yapılmalıdır?

    Omega-3 İndeksiniz çok farklı hastalıkların habercisi olabildiği için bu testin yapılması önemlidir. Omega-3 İndeksinizin sağlıklı kabul edilen aralık içinde olması çok önemlidir.

    Omega-3 İndeksinin düşük olması aşağıdaki anlamlara gelebilir;

    • Yüksek hücresel yaşlanma hızı ve ölüm riski
    • Yüksek akut koroner sendrom riski
    • Yüksek “hastanede” ventriküler fibrilasyon riski
    • Depresyonun tekrarlanma sıklığının artması

    İdeal değerler
    Omega-3 indeksi ideal anlamda yüzde 8-11 arasında olmalı. Burada ilginç bir bilgi veriyor Prof. Schacky: “İndeksin yüzde 4’ün altında olması, ani kalp durmasını ileri derecede artırıyor. Bu değeri normal seviyelere yaklaştırmak dahi, riski uzaklaştırıyor.”
    “Teste ne gerek var? Bol bol balık yiyelim veya omega-3 kapsülü alalım” düşüncesinde olabilirsiniz. “Burada çok daha önemli başka bir durum var. Acaba vücudunuz aldığı omega-3 ten yararlanabiliyor mu? Fazla miktarda alsanız da, pek çok sebepten dolayı vücudunuz omega-3’ten yaralanamıyor olabilir. Araştırmalarımızda gördük ki, çok fazla sigara içmek, besinler, kilo, bazı hastalıklar, yemeklerin hazırlanış şekilleri gibi faktörler omega-3’ten yeterince yararlanılmasına mani oluyor. Bunu bilmenin tek yolu, omega-3 testi yaptırmak ve çıkan sonuca göre hareket etmek.
    Evde de uygulayabilirsiniz
    “Peki, omega-3 değerleri yüzde 8-11’in üzerine çıkarsa ne olur?” “İndeks değeri yüzde 15’lere çıktığında kanama riskinde artış olabilir”.
    Böyle yüksek değerlerde, ilaveten Aspirin, C ve E vitamini gibi takviyeler de kullanılıyorsa, kanama riskini dikkate almak gerek. Bu test iki türlü uygulanabiliyor, tıbbi kuruluşlarda damardan kan alınarak ya da özel test kitiyle evde parmak ucundan alınan kanla. Bu kan sonra bir merkeze gönderiliyor.
    Beslenme ve Diyet Uzmanı Hale TAŞGIN
    http://www.haletasgin.com
  • 2003 senesinde İzmir-Alsancak Kıbrıs Şehitleri caddesinde gündüz saatlerinde eski nişanlım ile gezerken etrafta kıyafetleri ve görünümleri itibariyle (kirli,saçaklı ve pasaklı) orada bulunan insanların orada ne işi olduğunu tartışırken,karşımızdan gelen 2 adet at gibi travestinin yanağımdan makas alması ve sözleri ile taciz edildim.Dinsel,cinsel,fikirsel ve düşünsel her şeye saygım olmasına rağmen,nişanlımın yanında,şekil değiştirseler bile eskiden erkek olan o insanların tacizine dayanamayıp kafa göz Allah ne verdiyse dalarak iffetimi korudum :) Tabi bu trans arkadaşların birbirlerini çok kollayıp koruduğunu o zamanlar bilmiyorum,çömezim.Ben ikisiyle boğuşurken bir ıslık sesiyle beraber iki kişi olan travestiler sanki bölünerek çoğalmışçasına anında yirmi kişi oldular.Arkamı döndüğüm zaman 15-20 adet 43 numara topuklu ayakkabı giyen abla-abilerin bana elleri çantalarının içinde (jilet,bıçak,falçata vs takmak için) koştuklarını görünce,kafasını çöpe soktuğum travestinin o an boynunu çöp tenekesine sürtüp kesmeyi düşündüm,nasıl olsa ben ölecektim,en azından birini de yanımda götürürüm diye düşünürken önce sağ,sonra sol kolumdan sıkı,kirli,pis ve güçlü ellerin tutup beni adeta ayaklarımı yerden keserek,havada uçurarak kaçırdıklarını gördüm ve o an ''öldüm ve kurban olduğum Allah beni melek yaptı uçuyorum'' diye düşünürken 300 metre sonra kendimi ekip otosunun içinde buldum.Nişanlım da ekip otosunda beni bekliyormuş,sonradan öğrendim.Beni o an delik deşik olmaktan ve en önemlisi ''travestiler tarafından öldürülen genç'' yaftalamasından,(ki Allah ölümün bile hayırlısını versin.Travesti tarafından öldürülmek ne demek ya?Ücrette mi anlaşamadık,muamelesini mi sevmedim? Taciz edildim ve sadece bedelini ödetmek istedim ama bunu asla kimse bilmeyecek belki de yaftalanacakdım.)kurtaran insanların o kirli,saçaklı ve pasaklı gibi görünen sivil polisler olduğunu gördüğüm zaman kimseyi dış görünüşüyle yargılamamak gerektiğini ölüm gibi aklıma kazıdım.Aldığım diğer en önemli ders ise,tacizin ne kadar iğrenç bir şey olduğunu anlamamdı.Gönlü varsa alayına gidin hemcinslerim ama hiçbir kadını,erkeği,insanı,hayvanı ve bitkiyi taciz etmeyin.

    Selametle :)