1945’te yazılan Transit, dilimize yine çok geç kazandırılan umutsuzluk zamanlarında umutlarla dolu bir roman. Anna Seghers’ın II. Dünya Savaşı sırasında, Nazi işgalinden kaçıp Marsilya’ya gitme ve oradan da Amerika’ya (aslında gidilmek istenen pek çok yerden bahsediliyor) gitme hayalleri...
⠀
1937’de Nazi işgalinden kaçan Seidler, Marsilya’da insanların Amerika’ya ulaşmak için transit vizesi aldığı yerdir. Çeşitli tesadüflerle Weidel adlı yarı ünlü bir yazarın tesadüfen kimliğine bürünecektir. Ardından, Yaşar’ın dostları, arkadaşları ve karışı Marie’de olayın içine karışacaktır. Seghers, harika olay örgüsüyle kurguluyor eseri. Göçmenlik ve mülteciliğin aynı kefeye konulması gibi sosyolojik sorunlar üzerinde duruyor. Ne yazık ki, ayak basılan her toprak, hemencecik vatan olmuyor... Andre Breton ve Claude-Levi Strauss’ın karakter olarak karşımıza çıkma ihtimalini beklediysem de olmadı, sağlık olsun. Özellikle finaliyle yürekte bir delik açıyor ve Ahmet Arpad’ın çevirisi inanılmaz! Unutmadan, Heinrich Böll’ün harikulade önsözü yer alıyor.
#ölmedenönceokunacak1001kitap seçkisinden!
⠀