"Tek istediğim" demişti Jude'a bir gece, içinde çaydanlıktaki su gibi fokurdayan hoşnutluğu açıklamaya çalışırken, "sevdiğim bir iş, başımı sokacak bir ev, yanımda da sevdiğim bir kişi. Bak bu kadar basit."
"Jude" dedim, "neden yapıyorsun bunu kendine?"
"Çeşitli sebeplerden" diyebildi. "Neymiş onlar?"
"Bazen kendime öyle acıyorum, öyle utanıyorum ki hissettiklerimi somutlaştırmak istiyorum" dedikten sonra bana bir bakış atıp gözlerini yine yere çevirdi. "Bazen de o kadar aşırı duygu yüklü oluyorum ki, hiçbir şey hissetmemek istiyorum bunları uzaklaştırmaya yardımcı oluyor. Bazen de mutlu olduğumu fark edip olmamam gerektiğini kendime hatırlatıyorum.
Sıradan, orta boy bir buzdolabı poşetiydi, içinde on tane jilet, tekli paketlerde alkollü mendil, kareler halinde katlanmış gazlı bez ve flaster vardı. Elimde poşetle kalakaldım; hiçbir kanıtını göremesem, buna benzer bir şeyi daha önce hiç görmesem de bunun amacını biliyordum. Anlamıştım bir şekilde. "Bu ne?" diye sordum poşeti ona göstererek. "Özür dilerim Harold" dedi. "Sana bu ne diye sordum. 'İçinde jilet olan bir poset' deme sakın. Nedir bu? Neden lavabonun altına yapıştırdın?