Çok sevdiğim dostlarımdan hediye gelen bu kitabı okuyup kapağını kapattığımda, kısacık olmasına karşın çarpıcı bir etki bıraktı bende. Kitaplarla yaşadığımız şeyler arasında benzerlik görünce büyülenmiş gibi oluyoruz bazen. Kendi hayatlarımızı, acılarımızı ve deneyimlerimizi biricik sandığımızdan fikrimce.
Kitap, kimi insanların hayata devam edebilmesi için "deliliğe" ihtiyacı olduğunun, kendi gerçekleriyle yüzleşebilmek yerine kendilerinin ve etrafındakilerin tüm gerçekliğini yıkmayı tercih ettiklerinin bir hikayesi aslında.
Yazık ki iyi ve normal kimseler bu "deliler"in kurbanı olabiliyor; onları düzeltmek için verilen her çaba, kişinin kendini mahvetme hikayesine dönüşüyor.
İnsan, benliğinden uzaklaşmamalı, onu sevmekten ve kabul etmektense zihninde kurduğu bir dünyada, olduğunu zannettiği kişi olarak yaşamamalı. Kitapta karakterimiz tam da bunu yapıyor, psikolojik sorunları olan biri kendini dâhi, eşsiz bir varlık sanıyor, öyle olmadığı gösterilince, elinden oyuncağı alınınca olanlar oluyor, kendisinin ve sevdiklerinin ışığını söndürmeyi bir şeyleri kabullenmeye yeğliyor.
Muhakkak okunsun, okutulsun, ders alınsın derim.
“Dürüst insanların tümü, ekmek parası kazanmak için ne iş yaparlarsa yapsınlar, aynı gruba mensuplardır, tıpkı alçak ve edepsiz insanların siyasi görüşleri veya meslekleri ne olursa olsun aynı 'sınıfa' mensup oldukları gibi.„
“Bütün akşam sizi düşleyeceğim, bütün hafta, bütün yıl. Yarın kesinlikle buraya geleceğim, tam buraya, bu noktaya, tam bu saatte geleceğim ve yaşadıklarımızı anımsayarak mutlu olacağım. Artık burası benim gözbebeğim.„