Bir derviş her gece ibadet eder ama içinde sürekli korku ve öfke vardır. Bir gün mürşidine gider ve der ki: "Efendim, ne kadar dua etsem de içimdeki karanlık bitmiyor."
Mürşidi ona bir kandil verir ve şöyle der: "Her gece bu kandili yak ve gölgene bak. Ondan kaçma, yüzüne bak. Çünkü gölgen, senin tamamlanmamış yanındır."
He
y
Derviş geceler boyu gölgesini seyreder. Önce korkar, son- ra alışır, sonra anlamaya başlar. Ve bir gün fark eder ki gölgesi aslında kendi yaraları, kendi korkuları, kendi arzularıdır. Onla- rı tanıdıkça, içindeki savaş, yavaşça sessizliğe doğru yol alır.
Bastırılan her şey geri döner. Bastırılan öfke günü geldiğin de patlar. Bastırılan arzu saplantı biçimi alır. Bastırılan korku daimi kaygıya dönüşür. Bastırılan kırılganlık sertlikle konuşur.
“Eğer bir kişiden nefret ediyorsanız, o kişinin içinde sizin de bir parçanız olan bir şeyden nefret ediyorsunuzdur. Bizim parçamız olmayan bir şey, bizi rahatsız edemez."