Egzomorfizm, sözlük anlamıyla bir bireyin dış görünüşünde veya davranışlarında köklü bir dönüşümü ifade eder. Kitap, bu kavramı Banu adlı karakterin Doruk ile tanışması sonrasında yaşadığı değişim üzerinden işler. Doruk, psikoloji üçüncü sınıf öğrencisidir. Boş zamanlarında palyaço kostümüyle animatörlük yapar. Banu ise otuzlarında, kariyer sahibi, evlenip ayrılmış ve bir çocuğu olan bir kadındır. Hayatı, toplumsal baskılar ve kişisel travmaların etkisiyle oldukça cansızdır. İkili birlikte zaman geçirdikçe aralarındaki samimiyet artar ve Doruk, Banu’nun kendini fark edip kabullenmesine yardımcı olur. Kitap, güven, değişim ve kişisel yeniden doğuş temalarını işlerken, zaman zaman yüksek tansiyonlu bölümleriyle okuyucunun kendi hayatını sorgulamasına da olanak tanır.
Roman, içerik bakımından dolu ve doyurucu bir konuya sahiptir. Doruk karakterinin psikoloji okuması, Banu'nun onun sayesinde kendini bulması gibi psikoloji ağırlıklı noktalar, kitabın düşünce temelini sağlamlaştıracak unsurlardır. Aynı şekilde ikili arasındaki duygusal ve fiziksel çekim de bunu destekleyecek niteliktedir. Ancak konu bakımından yoğun olan kitap, yazımda çeşitli eksikler barındırmaktadır.
Karakterlerin tanışma ve buluşma sahneleri ile aralarındaki diyaloglar, zaman zaman yapay bir izlenim yaratır. Kitabın ilk bölümü büyük ölçüde Doruk’un bakış açısıyla kurgulanmıştır. Karakterin kadınlar üzerindeki etkisi, cazibesi ve otoritesi kendi perspektifinden aktarılır. Ancak yazar bu durumu anılar veya doğrudan diğer karakterlerin deneyimleri aracılığıyla sunmadığından, inandırıcılık düzeyi sınırlı kalır. Bu bağlamda Doruk’un kişiliği, zaman zaman egolu bir portre olarak algılanır. Romanın ilerleyen bölümlerinde Banu’nun bakış açısı devreye girer ve onun Doruk’a karşı duyduğu etkiyi aktarır. Ancak