Kitapta Toroslarda çadırda yaşayan bir aile ve hemen yanlarında yeni başlayan bir arkeoloji kazısındaki öğrenciler ve hocaların başından geçenler anlatılıyor. Kahramanımız Çakır Hasan, eşi, gelini ve torunlarıyla hem davar güdüyor hem de gelen arkeologlara pek saygı duyuyor, onlara hizmet etmekten zevk alıyor. Gel gör ki çok saygı duyduğu, bu kazının başındaki profesör, Çakır Hasan’a aynı samimiyetle bakmıyor. Bir gün torunlarından biri hasta olan Çakır Hasan hem dönemin (yanılmıyorsam 70ler) hükümetinin eksiklikleriyle, hem sağlık politikasındaki engebelerle hem de “koskoca bilim adamı” diye gözünde büyüttüğü akademi dünyasının çetrefilleriyle uğraşmaya çalışıyor. Betimlemeleri ve yorumlarıyla insanı sanki o yaylalarda gezip çayını içiyormuş gibi hissettiren bir roman. Yazarın başka kitaplarını da merak ediyorum şimdiden. Yayla’yı herkese tavsiye ederim.