• 208 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Onu sevmem, bunu yapmam, nefret ederim, şu zamana ölürüm, ... zaten hep öyledir, biliyorum çünkü hep bilirim......

    Bu ve bunun gibi daha nice nice cümle kalıplarından oluşan, akıcı ama akmayan bir kitap. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşattı benim penceremden.

    17 yaşındaki Holden'ın dünyaya bakışını anlatırken ben az biraz ergenlikte olur böyle şeyler mesajını aldım, katılamadım ama aldığım bu mesaja. Holden'ın serkeş hallerini okurken bizde buna benzer bir kitap vardı, neydi neydi diye söylendim durdum. Sonunda Evraka!!!

    Islıkla Çağrılan Ergen Kadir'in dünyaya bakışı ile baya bir yerden yere vurulmuştuk. Emine Batar'ın 4 yılda yazdığı, her bir kelimenin hayatımıza dokunduğu, kendi içinde tutarlı ve bize bir ergenlik dönemine hangi pencereden bakacağımız konusunda da farkındalık oluşturan bir roman.

    Birbirlerine tematik olarak çok benziyor bu iki kitap. Ama Kadir'in hayatında etkinlendiğim halde Holden'ı gözümde hiçbir yere taşımayan şey aslında ergenlik dönemi gelişim özelliklerinin tüm olumsuz yanlarını üstünde taşıyor olması. Egosantrik bakış açısıyla dünyaya bakarken bir anda karşılaştığı rahibeler için içinde fedakarlık ırmakları akması, samimiyeti; bir tarafta nefret ettiği arkadaşına yapışması halinde, aslında uyumlu olduklarını anladığımız arkadaşını hiç aramaması. Bunu canının istememesi :D
    Tutarsızlıkla ilerleyen bölümlerin neresinde ne olacak derken bitiyor Holden'ın yürüyüşleri :D
    Mutlu kelimesinin 2 yerde geçtiği, buna karşılık lanet olsun kelime grubunun her sayfada gözümüze çarptığını da belirteyim.

    Üstüne seni neydi bu kadar ünlü yapan diye biraz interneti karıştırınca, beni kendine çekemeyen Holden, John Lenon katilinin idolüymüş, onu öğreniyorum. En yasaklı, en popüler, en çok sansürlenen kitaplar listelerinde iyi sıralar elde edilen kitap da anladığım kadarıyla işte o Holden'ın bana işlemeyen ruhu.


    Ben, kendimce daha iyi bir 17 yaş kafası,
    dünyayı daha iyi yorumlayabilecek muhakeme gücü ve içindeki egosantrik bakışı kendi özüne döndürebilen, kendini keşfetme sürecini başlatan bir gençlik diliyorum.

    Yoksa,
    Her şeyi ben bilirim diyenler,
    Bananeciler kadar çoğalmış sananeciler
    Canım istemiyor yapmam, canım istedi üzebilirim, vurabilirim, keyifciğim diyenler
    Ve
    Dünyadan banane ben mi kurtarıcam diyen, tahammülü bitik, sorumluluklarına sırt çevirmiş, "mış" gibi yaşayan vitrin insanlarının sayısı katlanarak artıyor.

    İçinizdeki Holden'dan kurtulun ;)

    Daha iyi kitaplarla, keyifle...
  • Robert Houdini'nin tüm yaşamı, sahnenin ortasına koydurttuğu para kasalarının içinden çıkmakla geçer. Havasızlıktan boğulmasını bekleyen seyircilerin nefeslerini tutarak izledikleri gösterilerde bir tek kasa yetmez Houdini'ye. İç içe konulan iki kasanın içinden de çıkmayı başarır. Ünlü sihirbaz için en güvenilir, şifreli, çelik kasaların üstüne kapanmasıyla oluşan karanlıktan aydınlığa çıkmak, çocuk oyuncağına dönüşür. Dünyanın birçok kentinde sahneler gösterisini. Ve yıllardan sonra bir gün, kendisiyle röportaj yapan bir gazeteciye şunları söyler: “İnsanlar kasaların içinden dışarıya nasıl çıktığımı sordular hep. Yanıtı çok basit: Kasalar dışardan açılmamak için yapılır, bense hep içerdeydim!.."
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Bazı kitapları okurken aklımdan şu cümle geçiyor:" Keşke ben küçükken okuduğum kitapları kendim seçip, ruhumu besleyebilecek kadar zeki olsaydım." Özkan Öze' nin tüm kitapları bende bu cümleyi yankılandırıyor. Ve haklı olarak şimdiki çocuklar çok şanslı diyorum. Elime aldığımda hikayenin böyle bir şey olacağını hiç tahmin etmezdim. Ruhunuzun amentüsünde hala aç bir yer varsa, sorularınız mantık çerçevesine oturtulmadan susturulmuşsa ve en çok da ilerde çocuğum sorduğunda ya cevap veremezsem kaygısını güdüyorsanız içinizin saklı dehlizlerinde... Özkan abiyle tanışın. Hem kendiniz için, hem evlatlarınız için.. Yakın zamanda son çıkan kitabından önce birisi ' büyüklere de kitap yazacak mısınız?' diye sormuştu. Halbuki her yazdığı çocuklara gibi görünüp içindeki soruları hala cevaplayamayan en büyüklere değil mi ki? Siz bu kitapları okuduktan sonra kâinat kitabını daha dikkatli okumak istemiyor musunuz? Çocuklara tefekkür etmeyi öğretecek kitaplar yazdığı için, sorgulamanın her insanın hayatında yeri olduğunu gösterdiği için, asıl önemli olanın soruları cevaplamadan bırakmamak gerektiğini üstüne basa basa anlattığı için defalarca teşekkürü hakeden bir yazar.. Bir yazardan öte, abi.. Ömrü uzun, kalemi daim, okuru bol olsun duamızdır..
  • SOS sinyalini alan "ile de France" adlı gemi, Andrea Doria'ya çarpışma anından üç saat sonra ulaşır. Fransız gemisinin ardından pek çok gemi yardıma gelir. Kaptan Calamai, tüm mürettebata gemiyi terk etme emri vermiş olsa da, kendisi her saniye okyanusa daha da gömülmek­ te olan Andrea Doria'dan ayrılmayı kabul etmez. Gemi batmadan önce motorlar tarafından kıyıya çekilmeyi bek­ leyen Kaptan Calamai, Özdemir Asaf'ın şu dizelerini anımsatır:
    Yalnız Hem kaptanı Hem de tek yolcusudur
    Batmakta olan geminin ...
    Onun için Ne sonuncu ayrılabilir Gemisinden, Ne de ilkin
  • 375 syf.
    Zaman Akıp Gidiyor
    Okuduğu kitapların sayısı toplamda 50’yi geçmeyen 25’li yaşlarında birine kitap önerecek olsanız ne önerirdiniz? Elbette ki kişinin okuduklarına ve ilgi alanlarına göre değişebilecek bir cevap bu. Ama zaten benim bunlarla işim yok, söylemeye çalıştığım, okuduğu kitap sayısı bu denli az olan bir insanın okuyacağı o kadar çok kitap var ki önünde. Zaman asla durdurulamayan, sürekli akıp giden bir nimet bizim için. Ve bu zaman içerisinde okunmaya değer binlerce hatta milyonlarca kitap var. Ortalama olarak bir kitabın bir haftada bitirildiğini varsayarsak, okuyacağın kitabı öyle bir seçmelisin ki, bir haftan (ortalama) boşa gitmesin. O kitap hayatından bir haftayı çalmış olmasın. Sana kattıklarının yanında onun için harcadığın zamanın lafı bile olmasın. Umarım ‘zaman kaybı’ olarak nitelendireceğiniz kitaplarla karşılaşmamanız, seçmemeniz dileğiyle. Dolayısıyla; ‘İyi kitaplar, iyi ki varlar.‘


    Kısaca Kitabın Konusu
    Dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri olarak kabul edilen Afganistan’nın başkenti Kabil’in Vezir Ekber Han nispeten sakin sayılabilecek bir döneminde geçen hikayede baş kahramanlarımız Emir ve Hasan’dır. Doğumunda annesini kaybetmiş olan Emir’in, sert mizaçlı babasına kendisini ispatlama ve ilgi görme çabası. Etnik kökeni ve babsının bedensel rahatsızlığı nedeniyle akranları arasında her zaman alay konusu olmuş olan Hasan. Emir’in babası, bölgenin nufuzlu kişilerinden, yardımsever ve cesur bir kişidir. Hasan’ın babası Ali ise Emir’in babasınınn evinde hizmetçi olarak çalışmakta, zaman zaman da oğluyla beraber ev ve bahçe işlerini yapmaktadırlar.

    Hasan, Emir’e her daim sadık kalmış, her zaman yardımına koşmuş, dostluğun ve kardeşliğin ne demek olduğunun adeta vücut bulmuş halidir. Hatta Emir için başını türlü zorbalıklara ve belalara sokmaktan asla geri kalmamaştır. Ancak Emir’in bu dostluğa aynı ölçüde karşılık verememesi, zorbalara karşı onun gibi cesaretle duramaması ömür boyu çekeceği bir vicdan azabına dönüşmektedir.

    Hükümete yapılan bir darbe ile Monarşinin yerini Cumhuriyet almıştır. Ardından Sovyetlerin etkisiyle Kominist bir baskı süreci başlamıştır. Emir ve babası bu baskı sürecinde Amerikaya göç etmişlerdir. Orada geçen yıllarda yaşam koşulları, geçim derdi, soyo-kültürel farklılıklardan kaynaklanan bir takım sorunlarla başa çıkmaya çalışırken aynı zamanda Emir’in sosyal ve psikolojik dünyasının da bir yansımasını görmekteyiz. Uzun bir süreden sonra bir gün babasının eski bir dostundan mektup alır ve tekrar Afganistan’a gider. Afganistan’a gittiğinde ise bazı gerçekleri öğrenir. Bu gerçekler onu bir kez daha geçmişiyle yüzleştirir.

    Kitap, ihanetin ve sadakatin bedellerini, babaların oğullarıyla ilişkilerini ve babaların çocuklar üzerindeki etkilerini göstermektedir. Sevgi, yalan, dostluk ve fedakarlıklarla dolu bir hikaye… Zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip olan toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seren savaşın izlerini görmekteyiz. Gaddarlıklar, ırkçılık ve insanlara yapılan zulümlerin hikayesi…


    Okur-Zaman Puanı
    ‘Zaman Akıp Gidiyor’ başlığı altında düşünmeye zorladığım konu ‘iyi kitap’ seçimiydi. Bir insanın ömründe okuyabileceği tüm kitapların, dünyadaki tüm kitaplara oranını alsak bir hayli küçül bir sayı elde ederiz. Okuyacağımız kitabı seçerken biraz da olsa bunu düşünerek seçim yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu felsefeye de bundan sonraki kitap değerlendirmelerimde de kullanabilmek adına bir isim ve puan sistemi vermek istiyorum. Bu felsefenin ismini, ‘Okur-Zaman’ olarak vermek istiyorum açıkcası bu ismin üzerine pek düşünmedim, ileride belki değiştirebilirim. Şimdilik Okur-Zaman olarak nitelendirmek ve bu felsefeye uygun kitapları da 1’den 10’a kadar puanlamak istiyorum.

    ‘Uçurtma Avcısı’ kitabının Okur-Zaman puanının bir hayli yüksek, yani 8 olarak veriyorum. Benim gibi çok duymuş ancak okumaya fırsat bulamamış, daha farklı öncelikteki kitaplara yer vermiş iseniz, tavsiyem bir ara fırsat tanıyın bu kitaba.


    Ancak!
    Kitabın başarısı su götürmez bir gerçek. Ancak;
    Afganistan’da savaşa maruz kalmış 2 çocuğun hikayesini anlatmış. Dedim ya düşünmeye sevk ediyor kita diye. İster istemez, Suriye, Irak, Yemen, Pakistan, Afganistan, Libya, Çad, Ürdün, uganda ve bunun gibi nice ülkeler ve bu ülkelerde savaşa maruz kalmış, nice ‘çocukluğunu yaşayamamış çocuk’ vardır. Sadece Suriye’yi ele alalım. UNİCEF Türkiye Milli Komitesi verilerine göre ülkemizde 1.6 milyon süreli çocuk bulunmaktadır. Savaştan kaçmış, ülkemize sığınmış. (Ki bu durumdan rahatsız olan bir çok vatandaşımızda yok değil, vizdanları nasıl elveriyor anlamak mümkün değil.) Diğer tarafta bunlar kadar şanslı olmayan savaşın ortasında acı çekerek açlıktan sefaletten ölen çocuklar. Bununla birlikte Mülteciler Derneğinin verilerine göre akdenizi kullanarak Avrupa’ya umuda yolcula çıkan 15.000’den fazla kişi boğularak ölmüştür.

    Bunza zalimliğin, vicdansızlığın en çok yaşandığı bölge olan Ortadoğu coğrafyasının en önemli sebeplerinden biri de ‘Petrol’ rezervidir. Bir damla petrolün bir damla kandan daha değerli olduğu bu toprakların, bugün ki durumunun sorumlusu kim dersek alacağımız cevapların bir çoğu Emperyalist güçler olacaktır. Yıllardan beri en büyük emperyalist güç olarak bölgede Amerika var. Afganistan’da Rusya ile mücade ettiği için Taliban’a silah veren Amerika. Taliban ile mücadele gerekçesiyle Afganistana giren ve coğrafyayı yerle bir eden Amerika. Ve yazarımız. ABD Başkanı George W. Bush ve Bayan Laura Bush, yazar Khaled Hosseini’yi 16 Eylül 2007 Pazar günü Hosseini’nin romanı olan “Uçurtma Avcısı” nın film uyarlamasının gösterimi için Beyaz Saray’a davet ediyor. Ve daveti kabul eden Khaled Hosseini.

    ABD Başkanı George W. Bush ve Bayan Laura Bush, yazar Khaled Hosseini’yi 16 Eylül 2007 Pazar günü Hosseini’nin romanı olan “Uçurtma Avcısı” nın film uyarlamasının gösterimi için Beyaz Saray’a davet ediyor. Ve daveti kabul eden Khaled Hosseini.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde (UNHCR) 2006 yılından beri iyi niyet elçisi olarak çalışmalar yapan Khaled Hosseini’yi bir yazar olarak yere göre sığdıramaz olsak ta, bebek katili George Bushile yan yana duruşu ve bundan gurur duyuşu ile eserleri benim nezlimde anonim değerindedir
  • Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Veya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için. Onlar da, aramaktan vazgeçerler.