Bineceğim uçağın kalkmasına iki saat vardı.Sırtıma astığım çello kutusu ve peşimden sürüklediğim büyük boy bavulla ağır ağır yürümeye başladım.Etrafımdaki herkesin acelesi vardı.Ama bir havaalanında olduğumuz ve binecekleri uçaklara geç kaldıkları için değil.Acele etmeye bağımlı oldukları ve acele etmeden nasıl yaşanır bilemedikleri için.Çünkü bı çağda herşey acildi.Sokaklar,caddeler ve evlerdeki hayat daima aceleyle yaşanıyordu.Dolayısıyla her yerde olduğu gibi bu havaalanındada insanlar yanımdan birer ambulans gibi geçip gidiyordu.Evet tam da ambulanslara benziyorlardı.Çünkü aslında acil olan tek şey içinde yaşadıkları hastanın durumuydu.Çünkü o hasta, aşktan bilgiye paradan tatile kadar bu hayatta her şeye geç kaldığına dair sanrılar görüyor ve geç kalma nöbetleri geçiriyordu.Ancak ambulansın acilen yetişmeye çalıştığı yer hastane değil,ölümdü.