tuncc

tuncc
@tuncccccc
Without music life would be a mistake
25 okur puanı
Şubat 2023 tarihinde katıldı
“Cezaevindeki babasının, kendisini yurda göndermeyecek kadar sevdiğine inanıyordu. Sırrını kimseye söylemezdi. Çünkü Derda’nın en büyük sırrı, hayatta yapayalnız kalmış olduğuydu. Bu öyle bir sırdı ki, uğruna annesini doğramış ve gömmüştü. Oysa yürüyüşünden bile belli oluyordu. Ellerini cebine sokuşundan. Boynunu bükmesinden. Her adımında yere sürten ayaklarından. Yetişecek hiçbir yeri yokmuş gibi yavaşlamasından. Bazen de, her şeye geç kalmış gibi hızlanmasından. Bir de kokusundan. Ter ve yalnızlık. Belki karşı kaldırımdakiler ya da yanından geçen arabaların içindekiler anlayamıyordu ama bir kere yüzüne bakanlar, çok geçmeden farkına varıyordu. Ardından bakan jandarma eri de fark etmişti. Belki de bu yüzden hem başını sallıyor hem de fısıldıyordu: “Ne biçim hayat, amına koyayım!”
“Bunun dışında ölüleri ve ölü yakınlarını o kadar umursamıyorlardı ki, topraklara gözyaşları eşliğinde bırakılan çiçeklerin saplarını kulaklarının arkasına geçirip bir mezardan diğerine tek adımda sıçrama rekorları kırmaya çalışıyorlardı”
Sayfa 199·Kitabı okudu
“Oysa insan ölünce uyumuyor, hatta çoğu durumda, ölmeden önce uyanıp gözlerini can simidi gibi açıyordu. Dolayısıyla rahat uyumak gibi bir şey söz konusu değildi. Özellikle de uyuyacak bir şey kalmamışsa”
Sayfa 197·Kitabı okudu
“Derdâ, zevk ve acıyı, insanların birbirlerine sırayla verdiklerini öğrendi. Önce Derdâ Stanley’ye sonra Stanley Derdâ’ya, önce çocuklar ebeveynlerine sonra ebeveynler onlara, önce geçmiş geleceğe sonra gelecek geçmişe, önce doğa insana sonra insan... Önce ölüler hayattakilere sonra hayattakiler... Sırayla... Birbirlerine... Acı ve zevk verip... Sonsuza kadar... Mutlu... Dolce vita, amına koyayım !
“Dolayısıyla on dört yaşına saplanıp kalmış kalın kafalılardan biri olan Stanley de, geri döndüğü odasının duvarlarına The Cramps posterleri asarken belki bir aptal gibi görünüyordu ama en azından hayat ve dünya ona ne verdiyse misliyle iade etmek için elinden geleni yapıyordu. Bir şey bildiğinden ya da dünya üzerindeki hayatı tanıdığından değil. Haberleri izlediğinden ya da vicdanının emrinde politik bir eylemci olduğundan değil. Stanley, hiçbir şey bilmeden yapıyordu bunu. Bütün on dört yaşındakiler gibi. Çünkü eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı. Ve çocukların burunları bu kokuları alır, ergen öfkesi olarak da geri verirdi. Ta ki burunları yetişkin uysallığıyla tıkanana kadar”
Sayfa 120·Kitabı okudu