İnsanın kendisi, konumu ve misyonu ne kadar önemli olursa olsun, sonuçta o, yaratan değil, sadece yaratılandır. Tanrı değil, insandır o. İnsan en güzel bir biçimde yaratılmıştır ve odak bir konuma yerleştirilmiştir, ancak yeryüzünün egemeni değildir. Bu nedenle, kendisi dışında kalan canlı-cansız varlıkları sınırsızca ve kuralsız bir biçimde kullanabilme yetkisi kendisine verilmemiştir.
S:38
Dünyevi nimetler, teknolojik gelişmeler insan için var edilmiş olmakla birlikte, insan dünya için değildir. Başka bir ifade ile, insan sadece kendi hizmetine sunulan dünyayı tüketmek amacının çok daha ötesinde bir amaçla yaratılmıştır. Din, insanı ilahi alanla bağlantılı bir yere konumlandırmıştır. Böylece insana, hayvani özelliklerini düzelterek Allah'a ulaşabilme yeteneği kazandırılmaya çalışılmıştır.
S:37
İnsan dışındaki kainat varlıkları, tesbih ve övgü ifade eden kozmik düzenin sağlanması ve devam ettirilmesi görevini yaparken bunu şuursuzca ve seçim hakları, ikinci bir alternatifleri olmaksızın yaparlar. Zira yüce Allah onlara sorumluluk duygusu yüklemediğinden, şuur sahibi varlıklar değildirler ve sırf maddeden yaratılmışlardır. Onların yaratılmasından gaye, Allah'a tesbih, kainattaki ilahi icraatı alkışlamak ve insana hizmet etmeleridir.
S:36
Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez; çünkü ya birinden nefret eder ve ötekini sever yahut da birini tutar ve ötekini hor görür. Siz Allah'a ve zenginliğe kulluk edemezsiniz.
S:24