• Anadolu'dan sonra Azerbaycan... Burada dört buçuk, beş milyon Türkçe konuşan Müslüman ve Türk vardır.
    Kafkasya'da - Çerkezler müslümandır ve Türkçeden başka bir lisan bilmezler. Kafkasya’dan sonra büyük Türk dünyası başlar. Buhara, Semerkant, Taşkent, Kâşgar, Yarkent, Hotan, Aksu, Turfan, hâsılı tâ Karakurum’a kadar, Mançuri çitlerine kadar bu geniş yerler hep Türk milletiyle doludur. Hepsi Müslüman olduğu gibi lisanları da Türkçedir. Buralara TÜRKİSTAN denir. Bütün Türkistan’ın lisanı o kadar saf ve mükemmel ve saf bir Türkçedir ki şivece bile İstanbul lehçesiyle büyük bir fark göstermez. Taşkent’te çıkan «Sadâ-yı Türkistan» ve «Sadâ-yı Fergane» gazetelerini İstanbul’da okuyup ta anlamayan var mıdır? Sonra Şimal Türkleri ...Kazan ve Ufa’ya kadar Volga boyunca yayılmış kardeşlerimiz ki bunların lisanları Türkçe olmakla beraber pek yukarılarda şivece biraz bizim lehçemizden ayrılır.
  • 368 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Rus mahkumu Türklerin ve onların medenî dünyaya intikali sürecini genelde eğitim, basın ve edebî yönlerindeki yenileşmeleri ile anlatır çoğu kitap ve yazarı. İbrahim Maraş, -kendisi bir ilâhiyatçı- bu kitabında Rusya Türkleri'nin kendi içindeki cedidcilik-kadimcilik kavgasını daha çok dinî açıdan değerlendirmiş. Oldukça önemli çünkü dünyanın her yerinde reformlar dinî kurumlar veya ruhaniler tarafından sekteye uğratılmıştır.
  • 79 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Yazmayı benimseme, yazarak güzellikler var etme konusunda büyük bir gayret ortaya koyan isimlerden biri Mustafa Uçurum. Günümüz edebiyat dünyası ile temas kuran her okur için tanıdık gelecektir bu isim. Nitekim uzun yıllardır İstanbul dışından, hadi o kelimeyi kullanalım “taşra”dan edebiyat dünyamızın merkezine şiirler, denemeler gönderen, kelimenin tam manasıyla “velûd” bir yazar Mustafa Uçurum. Okur-yazar olmak sanırım en çok Mustafa Uçurum’da anlam kazanan bir özellik. Yazarak okumak da diyebiliriz aslında buna. Şairin Aynası isimli kitabıyla 2018’de Türkiye Yazarlar Birliği deneme ödülünü kazanan Uçurum, Tenhalayın Kalbimi, Çocuklar Çocukluğunu Bilsin, Konuştukça Memleket isimli şiir kitaplarının ardından Çıra Yayınlarından çıkan Dünya Telaşı ile okurlarının karşısında.

    Duyduğuna, gördüğüne kayıtsız kalmıyor şair

    Yazın türleri içinde kuşkusuz A. Haşim’in ifadesiyle en “şahsî ve muhterem” olanı şiirdir. Şiirin kelimelere kazandırdığı irtifa başka hiçbir türle kıyaslanamaz. Şiir burcuna erişmiş şair için diğer türlerde kalem oynatmak ikincil bir uğraştır sanırım. Mustafa Uçurum kalbi kaleminde atan bir şair. Öyle ki her şiiri, bu topraklara ilişkin duyarlılıkları, sorumlulukları hatırlama çabası ile örülü. Türk şiirinin bütün renkleri ve sesleriyle beslenen; sadece esinlenmekle kalmayıp Türk şiirinin ustalarına gereken ihtiram ve ihtimamı gösteren Mustafa Uçurum “dünya telaşı işte kanımın çağıldaması her şeye rağmen” diyerek bu bereketli ırmağa karışma isteğinde. Nitekim onun için “vakit hayli genç, yağmur, rüzgâr, şiir genç”.

    Mustafa Uçurum; duyduğuna, gördüğüne kayıtsız kalmıyor Dünya Telaşı’nda: “İnsanlığımız ölüyor, evlerimiz dört köşe” Dünyanın her türlü vahametine “içimizde patlamaya hazır direnç” ile karşı koymaya çalışıyor. Dünyada olan bitene, ölümlere, acılara şahitlik ederek büyüyenlere soruyor şair: “Bu kadar yangın nasıl da büyüttü seni?”

    “Allah biliyor ya, en çok kendimizi seviyoruz hepimiz” diyerek modern insanın yalnızlığına, bencillik örerek kendi dünyasına kapanmasına içerliyor şair; “herkes herkese yabancı ikiye bölüyor kendini herkes” diye çıkışıyor bölünmelerimize ve hatırlatıyor: “Şen olanlar da şan alanlar da” farkında olmalı “her şeyin sahibi tutuyor defterimizi”.

    Şair kahırlı adamdır

    Savaşlar, işgaller, açlık, yoksulluk, gözyaşı sadece birinci muhataplarını değil buna şahitlik edenleri de derinden yaralıyor. Taşradaki şair bunu belki daha iyi görüyor: “Dönüyor dünya açtığı yarayı bilerek”. Şair kahırlı adamdır. Hiçbir avuntu kâr etmez buna şayet kavramış ise “bir yerinden kahır denen hançeri”.

    Eliyle kahır denen hançeri kavrayan Mustafa Uçurum “kalbinde yeni bir coğrafya kurmayı” bilen adamdır aynı zamanda, “acıklı şarkılardan gövdesini beş vakit sakınan” bir adam…

    Sakarya, Sivas ve Tokat…“ne çok aşinalığım var şehirlere” diyor şair belki “biraz narkoz, komşu hakkı, söğüt dalı esenlik” iyi geliyor kendisine. Büyükşehir, onda büyük yalnızlıkların şehri. Öyle ki: “Şehirde yalnız kalmak/Betona sıkışmak gibi bir şey”.

    Taşrada bir şairin kalbine kulak vermek isteyenler, yalnız kalmış ama asla kaybolmamış bir şairin derdine ortak olmak isteyenler, Dünya Telaşı işte deyip geçmesin o zaman.

    Orhan Gazi Gökçe ( Dünya Bizim Sitesinden)
  • ❗Dersim değil TUNCELİ❗
    Ya öğrenin ya da bu Yüce Türk Milleti size öğretir ! 😠 bu adamın amacı ne ???? Bırak bu komünist ayaklarını burası Türkiye Cumhuriyeti.!

    "Komünizm, Türk Dünyası'nın en büyük düşmanıdır. Her görüldüğü yerde ezilmelidir."
    Mustafa Kemal Atatürk,

    ❗TUNCELİ’YE DERSİM DİYEN(LER) OKUSUN...
    Televizyon programımdaki 4 konuktan ikisi ,Sırrı Sakık ile Murat Bozlak’tı.
    Diğer ikisi ise Kamer Genç ile Mehmet Gül'dü.
    Programın ortasında Sırrı Sakık, Kamer Genç’e hücum eder:
    -”Siz Atatürk’ü savunarak soykırıma uğrayan Dersimli Kürtlere ihanet ediyorsunuz.”
    Kamer Genç anında şu karşılığı verir:
    -”O kullandığınız cümlede bir kaç tane büyük yalan var.”
    Sırrı Sakık: Ne imiş o?
    Kamer Genç: “Birincisi Dersim bir ilin değil bölgenin adıdır ve benim ilim Cumhuriyetle beraber Tunceli olmuştur.”
    Kamer Bey devam eder:
    “İkinci husus Dersim’de olanlar soykırım değil yeni kurulan bir devletin başkaldıranlara karşı önlem almasıdır. Bir başka yanlışınız ise Tunceli asla Kürt değildir. Biz Hazar kökenliyiz. Dilimiz de sizden farklı yani ne kırmançi ne de zazaca konuşuyoruz.”
    Sırrı Sakık: Seyid Rıza’ya ne diyeceksin?
    Kamer Genç: “İngilizlerin oyununa gelmiştir. Tuncelililerin o dönem önderi, Atatürk’ün yoldaşı olan Diyap Ağadır... O yıllarda Şeyh Said ve Seyid Rıza’yı kullananlar şimdi PKK’yı kullanıyor.”
    İşte Kamer Genç’i bu milli duruşu için seviyor ve saygı duyuyorum.
    Kamer Bey’in şu sözü de alkışlanacak güzelliktedir:
    -”Ben Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde okuyup milletvekili oldum. Cumhuriyet olmasa kuldum.”
  • 16 Nisan 1916 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Kars, Zonguldak ve Kabataş Erkek Lisesi'nde, İstanbul Eğitim Enstitüsü'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 13 Aralık 1979'da İstanbul'da öldü.

    İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda, 1935'te Varlık dergisinde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep şiirin ve edebiyatın içinde oldu. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşklar, bunalımlar, hastalıklar, yalnızlıklar ve ölüm onun kendine has anlatımı ile, çok defa kısa mısralar halinde dile gelir. Ufku zengin ve derin, sahneler canlandırır. 

    İlk şiirlerindeki açık ve yalın söyleyiş, sonra soyuta dönük bir havaya bürünür. Eski ve yeni kelimeleri birlikte ustaca şiirine yerleştirir. Mısralarına değişik ve yeni bir biçim oluşturmaya çalışmıştır. Sağlam, tutarlı ve özel bir şiir dünyası vardır. 

    Eserleri

    Kapalı Çarşı (1945) 
    Çevre (1951) 
    Evler (1953) 
    Eski toprak (1956) 
    Dar Çağ (1960) 
    Yaz Dönemi (1963) 
    Divançe (1965) 
    İki Başına Yürümek (1968) 
    En/Cam (1970) 
    Zebra (1973) 
    Kareler ve Aklar (1975)
  • 201 syf.
    Doğan Aksan, 7 ana başlık altında topladığı Türkçenin Gücü adlı eserinde yabancı dillerin baskısına boyun eğmeden direnen Türkçenin gerçek gücünü anlatmaya çalışmıştır. Türkçenin yapısına ve anlam özelliklerine değinip, söz sanatlarından birkaç örnekle ilerleyerek, mazmunlara yani kalıplaşmış sözlere, bilmecelere ve manilere de yer verir. Özetle Doğan Aksan Türkçenin Gücü isimli kitabında dilimizin günümüze kadar ulaşmış olan zengin söz varlığını okuruyla paylaşır hatta “Türkçeye eğiliniz, tek tek sözlerine bakınız; bu sözlerin birçoğunda şiir tadı bulacaksınız.” sözleriyle de söz varlığımızın önemini ve söz varlığımıza verdiği önemi kendi ağzından duymuş oluyoruz. Değinilen konuların daha açık şekilde sunulabilmesi için her ana başlığın altında bulunan alt başlıklarda ayrıntıları verilmiştir. Bu başlıklar sırayla; Türkçenin Genel Nitelikleri,
    1. Türkçenin Genel Nitelikleri
    - Türkçenin Ses Özellikleri
    - Türkçenin Yapısı, Türetme Gücü
    - Türkçenin Sözdizimi Açısından Özellikleri
    ​Türkçenin Genel Nitelikleri isimli ilk başlıkta üç alt başlık halinde verilen maddelerde üç ayrı konu işlenmektedir. İlk alt başlık olan Türkçenin ses özellikleri başlığında ses düzeninin bir dili diğer dillerden farklı kılan taraf olduğuna değinilerek dilimizin ses özelliklerinden bahsedilmiştir. Ünlü uyumlarının Türkçeyi ses bakımından diğer dillerden ayıran en önemli özelliğin olduğuna ve çok az dilde varlığını sürdürmeye çalıştığına da değinilmektedir (bkz. Altay Dilleri). Yine aynı başlık içinde Türkçe’nin ahenkli bir dil olduğundan söz edilerek bunun nedeninin ünlü uyumları ve benzeşmelerinden kaynaklandığına, dilimizde var olan sekiz tane ünlü harfin de yabancı dillere nazaran daha farklı şekilde kullanımlara sahip olduğu dile getirilmiştir.
    Türkçenin Yapısı, Türetme Gücü isimli ikinci alt başlıkta ise özetle hayatın baştan sona bir öğreti iklimi içerisinde insanlık için yeni ufuklar açtığına, insanın kelimelerle iletişime geçebildiğine ve her geçen gün yeni kelimelere ihtiyaç duyduğuna değinir. / Uluslararası sahada var olmak ve ticaret, teknoloji, sanayi gibi alanlarda ilerleyebilmek için başka bir dile ihtiyaç duyularak farklı milletlerle özellikle kültür alışverişi yapılmıştır. Bu alışveriş yeni dinlerle, yeni dillerle ve yeni kavramlarla tanıştırmıştır. Özetle bu başlık altında dilimizin sözcük türetme ve yapısal özelliklerinden bahsedilmeye çalışılmıştır.
    Son ve üçüncü alt başlık olan Türkçenin Sözdizimi Açısından Özellikleri başlığında ise kendine has özellikleriyle var olan söz dizimi -Altay dillerinde de olduğu gibi- dilimizin özelliklerine göre cümle özne, nesne, yüklem sıralamaya sahiptir. Bu özellik ve sıfatların isimlerden önce gelmesi, zamirler ve ekeylemler gibi birkaç yakın özellik daha bulunmaktadır.

    2. Türkçenin Anlam Yapısı ve Anlam Özellikleri
    1) Türkçenin Sözvarlığının Anlam Açısından Başlıca Özellikleri
    2) Türkçenin Kavramlar Dünyası
    - Eski Türkçe Dönemi ve Sonrası
    - Eski Anadolu Türkçesi
    - Türkiye Türkçesi
    - İkilemeler
    - Anadolu Ağızları
    - Somut Kavramlar
    - Soyut Kavramlar
    ​İkinci ana başlık olan Türkçenin Anlam Yapısı ve Anlam Özellikleri başlığı altında
    Dilimizin asıl gücünü görebilmek ve ilerleyebilmek için yapılması gerekenin başka dillerle karşılaştırmak olduğuna vurgu yapan Doğan Aksan, ilk alt başlık olan Türkçenin Anlam Yapısı ve Anlam Özellikleri başlığında ise dilimizin söz varlığı açısından somut anlatıma sahip olduğuna yanı sıra ayrıntılı dil kullanıldığına ve dil içinde benzetmelere yer verildiğine değinir.
    ​İkinci alt başlık olan Türkçenin Kavramlar Dünyası bölümünde ise günümüz Türkçesine doğru, eski Türkçeden uzanan dil hikayesine yer vermiştir.
    Dilimizin söz varlığı oldukça zengindir. Türkçede birkaç kavramla açıklanabilen bir isim/sıfat diğer dillerde tek kavramla açıklanabildiğine ve önceki başlıklarda değinilen ikileme konusunun genişletilerek örneklendirilmeye çalışıldığına değinilmektedir.
    Bir dilin, coğrafi farklılıklara, çeşitli kültürel ilişkilere vs. bağlı olarak lehçelere ve ağızlara ayrıldığı görülür. Türk dili, Türklerin geniş bir coğrafyaya yayılmaları, farklı kültürlere sahip halklarla ilişki içerisine girmeleri ve farklı dinsel çevreler içerisinde bulunmaları gibi sebeplerden dolayı onlarca lehçeye ve daha yerel olarak da ağızlara bölünmüştür. Lehçeler ana dilden tarihin bilinmeyen dönemlerinde ayrılmış geniş kapsamlı dil dallanmaları iken, ağızlar lehçelerin içerisindeki, çevresel, coğrafi vs. faktörlerin etkisiyle oluşmuş yerel/bölgesel söyleyiş farklılıklarıdır. Anadolu Ağızları alt başlığında ise Doğan Aksan günümüzde Anadolu ağızlarının yazı diline oranla daha geniş bir sözvarlığına sahip olduğunu dile getirmiştir.
    Doğan Aksan Somut Kavramlar ve Soyut Kavramlar alt başlıklarında Anadolu Ağızları alt başlığında vermiş olduğu örnekleri derleyerek, verdiği örneklerin anlamlarını ve hangi bölgeye ait olduklarını anlatmıştır.
    3. Anlam Olaylarına Söz Sanatlarına Tanık Örnekler
    1) Dilde Benzetme ve Benzetme Örnekleri
    2) Dilde Aktarmalar ve Aktarma Örnekleri
    - Deyimler ve Deyimlerde Aktarmalar
    - Somutlaştırma ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
    - Anadolu Ağızlarında Somutlaştırma
    - Türkiye Türkçesinde Öteki Deyim Aktarmaları
    - Anadolu Ağızlarında Öteki Deyim Aktarmaları
    - Ad Aktarması ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
    - Anadolu Ağızlarındaki Ad Aktarması
    3) Deyimlerde Nükteli Anlatım Eğilimi ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
    - Anadolu Ağızlarının Deyimlerinde Nükteli Anlatım Eğilimi
    4) Atasözleri ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
    - Anadolu Ağızlarında Atasözleri

    Doğan Aksan, Dilde Benzetme ve Benzetme Örnekleri başlığında tüm dillerin anlatımlarına güç kazandırmak adına ortak olarak kullandıkları benzetmelere değinerek örneklendirmeye çalışmıştır.
    Edebî sanatlar, dilin gerçek ve sembolik her türlü anlamını karşılamak, az sözle çok şey ifade etmek, anlam ve çağrışım ilgileri kurmak, harf ve sözcüklerin şekil olarak görüntülerinden ve ses değerlerinden yararlanmak amacıyla üretilmiş söz söyleme sanatlarıdır. Edebî sanatlar, ince duyguların, keskin zekâların ve estetik duyarlığın ürünü olarak doğmuştur. Dilde Aktarmalar ve Aktarma Örnekleri başlığında ise söz sanatlarına başvurularak anlamın güçlendirilmesi anlatılmıştır.
    Atasözleri ve deyimler, dilimizin söz varlığının en önemli birimlerinden olup deyiş güzelliği, anlatım gücü ve kavram zenginliği bakımından üzerinde detaylıca durulması gereken dil yapılarıdır. Bir dilin anlatım yollarına, o dili konuşan toplumun geçmişine, yaşam biçimine, geleneklerine, inançlarına ve daha pek çok özelliklerine dair önemli ipuçları içeren deyimler ve atasözleri Deyimler ve Deyimlerde Aktarmalar başlığında açıklanmıştır. Doğan Aksan’ın araştırmalarında Ömer Asım Aksoy’un saptadığı deyim sayısı 5742 olduğu belirtilmektedir.
    Somutlaştırma veya diğer bir adıyla somutlama, deyim aktarmaları konusunun alt başlıklarından biridir. Normalde soyut bir anlam ifade eden bir kelimenin, somut bir kavram veya durumu ifade etmek için kullanılmasına “somutlaştırma” denilmektedir. Somutlaştırma ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri başlığında somutlaştırmayı, Soyut ve somut kavramlar arasındaki bu aktarmanın sıklıkla birbirine karıştırılması ve Anadolu ağızlarındaki somutlaştırmalardır örneklerle anlatılmıştır. Bu başlık Ad Aktarması ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri ve Anadolu Ağızlarında Ad Aktarması başlıklarındaki örnekler incenerek sonlandırılmıştır.
    Bu alt başlıktan sonra sırayla Deyimlerde Nükteli Anlatım Eğilimi ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri, Anadolu Ağızlarının Deyimlerinde Nükteli Anlatım Eğilimi, Atasözleri ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri, Anadolu Ağızlarında Atasözleri başlıkları altında örnekler verilerek deyimler konusu açıklanmaya çalışılmıştır.

    4. Kalıp Sözler
    - Kalıp Sözler ve Türkçedeki Örnekleri
    - Hayır Dualar, Beddualar
    Bir dilin söz varlığı, çeşitli öğelerden oluşur. Bu öğelerin bir kısmı, konuşan kişinin her kullanımda özgürce seçebildiği, bağımlı ve bağımsız kullanılabilen, sözlüklerde madde başı olan sözcüklerdir (elma, uzay, cam, söz, ile, gibi, koş- (mak), ara-(mak), vb.). Bunların yanında bir başka grup da her zaman belirli bir biçimde kullanılan atasözleri, deyimler, ikilemeler ve kalıp sözlerden oluşan kalıplaşmış öğeleri içerir. Türkçenin söz varlığının bir bölümünü oluşturan bu öğelerin, sözlü ve yazılı iletişim sırasında sıklıkla tercih edildiği görülmektedir Dördüncü başlık olan Türkçenin Gücü’nün dördüncü başlığı olan Kalıp Sözler başlığının içeriğinde kalıp sözlerin kültürler arası farklılıkları dile getirdiğine değinerek verdiği örneklerle açıklamaya çalışmıştır.
    Maddi ve manevi kültürümüzü, geleneklerimizi, inançlarımızı, kültürümüzü yansıtmayı başaran, derin bir anlam içeren hayır yahut şer konuda dile getirilen kalıplaşmış sözlerdir dua ve beddualar. Bir diğer alt başlığımız olan Hayır Dualar, Beddualar bölümünde. Doğan Aksan bu alt başlık altında kendisine özgün örneklerle konuyu açıklamaya çalışmıştır.
    5. Bilmecelerimiz
    - Bilmecelerimizden Seçilmiş Örnekler
    Bir şeyin adını anmadan vasıflarını üstü kapalı söyleyerek o şeyin ne olduğunu bulmayı dinleyene – veya okuyana – bırakmaktan ibaret olan eğlence yönü ağır basan edebî sözlere bilmece denir. Kitabın beşinci başlığı olan Bilmecelerimizden Seçilmiş Örnekler başlığı altında yine maddi ve manevi kültürümüzü yansıtan farklı yörelerden çıkan bilmecelerimizden bahsedilmiştir.
    6. Manilerimiz
    - Manilerimizden Seçilmiş Örnekler
    Altıncı başlık olan Manilerimizden Seçilmiş Örnekler başlığı altında, yörelere göre değişiklik gösteren manilerin toplumun tamamı tarafından benimsenen ve topluma mal olmuş deyişlerdir.



    7. Yabancı Dillerin Baskısına Karşı Türkçenin Gücü
    Türkçenin Gücü isimli eserin son başlığı olan Yabancı Dillerin Baskısına Karşı Türkçenin Gücü bölümünde ise verilmiş tüm başlıkların içeriğinin genel olarak özeti sunulmuş ve sonuç paylaşılmıştır.
    “... Yeter ki dilimizin gücüne inanalım, anadili bilincinden, anadilimize saygı ve sevgiden uzak olmayalım.”