• 203 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Taşıdığı nitelikler itibariyle Türk-İslam tefekkür tarihi içerisinde çok büyük ehemmiyet arz eden Kutadgu Bilig eserini birçok farklı perspektiften inceleyen yazar, kitabın müellifi olan Yûsuf Has Hâcip'i ve onun yaşadığı fikrî zaman ve zeminin eserine nasıl yansıdığını, muhtelif makalelerle açıklamaya çalışmıştır.

    Kutadgu Bilig'in anlam ve mahiyetini tam mânâsıyla kuşatabilmek için eserin üzerinde etkilerini gördüğümüz kelâm, tasavvuf ve felsefe gibi ilimlerin dışında, yazıldığı dönem ve coğrafyanın da şartlarını bilmek elzemdir. Zirâ Yûsuf Has Hâcip kendisine tevarüs edilen inanç ve gelenekle beraber, yaşamış olduğu yerin siyasi, sosyolojik ve kültürel koşulları içerisinde bu şâheseri kaleme almıştır.

    Hanefî-Mâtürîdî zihniyete bağlı olan Yûsuf Has Hâcip devrindeki kelâmcıların aksine eskiyi tamamen reddetmemiş, Türklerin İslâm öncesinden kalma birtakım kültürel unsurlarını yeni dinin gereklilikleri içerisinde değerlendirmiş  ve onlara yeniden şekil vermiştir.

    Eserin yazıldığı muhit olan Türkistan'da İslâmiyet'e geçiş süreci kitabî İslâm tasavvurundan ziyade şifahî İslâm kaynakları ve de mistik unsurlar etrafında şekillenmiştir. Yani o bölgede halk arasında itibar gören tasavvuf ehli sûfîlerin sözlü nakîlleri aracılığıyla İslâm düşüncesi yayılmış daha sonra fakîh ve kelâmcılarla birlikte İslâmiyet halkla intibak etmiş ve o coğrafyada vücûd bulmuştur. Bölgede yeni tanınan inanç sistemini yaymak için yola çıkan sûfîler Basra-Bağdat istikametinde Horasan ve Mâverâünnehir'den Türkistan'a uzanan hat boyunca İslâm'ı tebliğ seferlerini gerçekleştirirken kendi zühd yaşam anlayışlarını da bölge halkına benimsetmeye çalışmışlar. Yûsuf Has Hâcip'e de tesir eden bu zühd geleneği Kutadgu Bilig kitabında "akîbet"i temsil eden Odgurmuş karakterinde şahsiyet kazanır fakat Balasagunlu Yusuf Odgurmuş'u, Ögdilmiş başta olmak üzere eserdeki diğer karakterler üzerinden eleştirerek yeni bir zahid prototipi oluşturmaya çalışmıştır. Bunun nedeni klâsik zahidlik geleneğindeki tecrit anlayışıdır, halktan ayrı bir yaşam biçimi benimseyen zahidi tenkit ederek esas imtihanın toplum içinde yaşayarak gerçekleşeceğine inanmış bu durumu "halvet der-encümen" şeklinde bir kavramla telakki etmiştir.

    Yazar Mehmet Şeker, Nakşibendîliğin ilk nüvelerinin de Kutadgu Bilig'de görüldüğünü bu tarikata zemin teşkil edecek izler taşıdığını dile getirir kezâ Ahmet Yesevî'de ruhunu bulan Yesevîliğin izlerine de yine bu eserde rastlanır. Bunun yanı sıra eser Hallâc-ı Mansur'dan da akisler taşır. Hallâc'ın: "İlâhî! Sana nasıl şükredileceği hususunda aczimi biliyorsun; o halde sen kendine benim yerime şükret. Zirâ şükür sadece Sana'dır" sözü aynıyla Kutadgu Bilig'de geçmesi bunu ispatlar niteliktedir. Diğer yandan Kutadgu Bilig'deki itîkad konusunun Yûsuf Has Hâcip'ten önce yaşamış olan İbn Sînâ ve Fârâbî'nin eserlerinden mülhem olduğunu söyleyen kimseler mevcut ise de eserin iyi incelendiği takdirde işlenen konunun Balasagunlu Yûsuf'ta farklı bir şekilde cereyan ettiği ortaya çıkar. Yûsuf eser içinde Allah'ın mevcudiyetini kelâmi bir çerçevede açıklamaya çalışmıştır bu yönüyle de Fârâbî ve İbn Sînâ'dan ayrılır. O felsefî bir yolla bunu kanıtlama amacı gütmez nitekim Yusuf Allah'a önce iman edip daha sonra inancını akıl terazisine vururken İbn Sînâ ve Fârâbî rasyonel bir tecrübenin sonunda Allah'a iman ederler.

    Kutadgu Bilig'e hangi cephelerden yaklaşabileceğimize dair yol gösteren, ufuk açıcı ve dört başı mamur bir çalışma olmuş.
    Türkolojiye ilgisi olanlara tavsiye edilir.
  • "Hiçbir fikir, eğer o halkın kendi fikri değilse, onların ruhunu saramaz."
    Fatih Mehmet Şeker
    Sayfa 153 - Dergah Yayınları - Muhammed İkbal
  • 203 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Kitap, Kutadgu Bilig' i bir çok açıdan incelemiştir. Başta Kutadgu Biligle ilgili bilgi vericek olursam 1069-1070' de Kaşgar'da yazılmıştır. Yazarı Yusuf Has Hacip' tir. Kitap sosyo-kültürel hayatın bir göstergesi olarak kabul edilir.Kelime anlamı mutluluk veren bilgi'dir. Fatih Şeker kitabın nasıl okunması gerektiğine değinmiştir, Yusuf'un eserine , düşüncelerine derinlemesine girmenin yolu onu devriyle ve muasırlarıyla incelemektir. Eser siyasi, sosyal, dini şartlardan bağımsız, döneminden ayrı, münferit olarak kaleme alınmıştır. Karahanlılar döneminde yazılmış olan eserde şifai, mistik unsurlar da iç içe girmiştir. Eski türk kültürü çerçevesinde yazılmıştır. Fatih Şekerin de bahsettiği üzere eski düşünürler kitabı farklı şekilde yorumlamış kimisi tamamen islamlaşmadan bahsettiğini savunurken kimisi islama aykırı kelimelerin olduğunu islamla alakası olmadığını savunmuştur denildiği gibi de Yusuf has hacip arapça değil türkçe kelimeler kullanmaya özen göstermiş "Allah "yerine "Tanrı" gibi. Ama aynı zamanda da türkistanın tamda islamla tanıştığı dönemde bu eserini yazmış ve islamın neden kabul edilmesi gerektiğini de eserinde anlatmıştır. Toplumu çok yönlü ele almıştır. Yine eserin bildiğimiz en önemli özelliklerinden biride siyasetname özelliği taşımasıdır. Fatih Şeker siyaset felsefeai açısından da kutadgu biliği incelemiştir eser Türk siyasetinin hafızası olarak bilinir. Kutadgu Bilig' de Yusuf Has Hacip siyasi sistemin dayandığı temellerin nerelerden doğması gerektiğinin ipuçlarını vermiştir. İstikamet tayın edici vasıflara sahiptir. Kutadgu Biliğin kendisini okumak tabikide onu daha iyi inceleyip değerlendirmemize yardımcı olucaktır ama Fatih M. Şeker'in kitabı da Kutadgu Bilig hakkında bilgi sahibi olmamı onu okuduğumda hangi açılardan değerlendirmem gerektiğini bana kazandırmış oldu. Tavsiye ederim biraz sıkıcı gelebilir ama okunmalı :)
  • Öncekiler sonrakilerin yürüyeceği güzergahı belirler; sonrakiler de öncekileri yeni baştan şekillendirir.
  • 1285 syf.
    ·8/10
    Yusuf Has Hacib 1019 yılı civarında Balasagun’da doğmuştur. Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig adlı eserini 1070 yılında, 50 yaşındayken Kaşgar’da tamamlamıştır. Kitapta “Yıl 462’idi bu eseri yazıp tamamladım” (6495. beyit) ifadesi yer almaktadır. Eseri tamamlaması 18 ay sürmüştür. Yazmış olduğu eseri Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Han’ın huzurunda okumuş, eser hükümdar tarafından çok beğenilmiş ve kendisine Has Hacib ünvanı verilmiştir. Yusuf Has Hacib 1077 yılında Kaşgar’da hayatını kaybetmiştir. Türbesi Doğu Türkistan, Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Kaşgar şehrinde bulunmaktadır.

    Kutadgu Bilig 85 bölüm ve Yusuf Has Hacib tarafından sonradan eklenen üç bölümle birlikte toplam 88 bölümden oluşur. Bu 88 bölümde toplam 6645 beyit mevcuttur.

    Yusuf Has Hacib anlatmak istediği değerleri ve düşüncelerini dört sembol kişi üzerinden okuyucuya aktarmıştır.
    Kün-Toğdı kanunu ve adaleti,
    Ay-Toldı saadet ve mutluluğu,
    Öğdülmiş bilgi ve aklı,
    Odgurmış akıbeti ve kanaati (353-358 beyitler) ifade eden sembolik kişilerdir.

    Kitabın ilk üç bölümünde sırası ile Allah-u Zülcelal, Peygamber Efendimiz(s.a.v) ve Dört Halife övgüyle anlatılır. Allah’ın birliği ve yaratıcı gücü, Peygamber Efendimizin(s.a.v) elçiliği ve insani değerleri, Dört Halife’nin belirgin kişilik özellikleri anlatıldıktan sonra, her bölüm sonu dua ve şefaat dilekleriyle bitirilmiştir.

    Kitabın dördüncü bölümünde parlak bahar mevsimi anlatılırken; doğaya yeşil örtü giydiren baharın, göç ederken birbiri ardına dizilerek uçan turnaların, gagası kan kırmızısı kınalı kekliklerin ötüşünün günümüzden bin yıl öncede aynı ahenge sahip olduğunu okumak insanda farklı duygular uyandırıyor. Yine bu bölümde Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Han’dan övgü dolu sözlerle bahsediliyor.(88.beyit)

    Beşinci bölümde yedi yıldız (Satürn,Jüpiter,Mars,Güneş, Venüs, Utarit,Ay) ve oniki burç anlatılmakta.

    Kitabın altıncı bölümünde insanlık değerlerinin bilgi, akıl ve anlayışla kazanılacağı anlatılıyor.

    Yedinci bölümde dilin erdemi ve kusuru, faydası ve zararı anlatılırken “Sözüne dikkat et ki başın gitmesin, dilini sıkı tut ki dişin kırılmasın” (167.beyit) ifadesi kullanılıyor. Türk milleti hangi coğrafyada, hangi tarihte yaşarsa yaşasın şairleri ve ozanları boş laf etmenin, gereksiz söz söylemenin, yalan konuşmanın insanın başına bela getireceğini yazmış ve söylemişlerdir.

    Yusuf Has Hacib sekizinci bölümde sözlerini bilgiye değer veren insanlara söylediğini, insanın yanılabileceğini, sözlerinde yanılırsa kitabı okuyandan anlayış beklediğini ifade ediyor.

    “Halkın dili kötüdür, seni çekiştirir. Kişinin doğası kıskançtır etini yer.” (194.beyit) Yusuf Has Hacib’in bu beyitte “etini yer” tabirini kullanması Peygamber Efendimizin(s.a.v) “Gıybet eden kişi ölmüş kardeşinin etini yemiş gibidir” Hadis-i Şerifinden dolayı olabilir.

    Yusuf Has Hacib bilgiyi altına benzetmiş ve şöyle demiştir “Toprağın altındaki altın taştan farksızdır. Altın toprağın üstüne çıkınca kıymetlenir.” (213.beyit)

    Gereksiz ve boş lafın zararını anlatan Yusuf Has Hacib kişinin bildiğini söylememesi, bilgisini paylaşmamasının zararlarını da anlatır.

    Kitabın dokuzuncu bölümünde iyilik konusu üzerinde durulmuştur. “Kötüye sövülür, iyi övülür” (239.beyit) İyilik yapmanın ve iyi anılmanın yüceliğinden sözedilir. Bu bölümde meşhur Türk hükümdarı Alp-Er Tonga da anlatılır. (277.beyit) İyilikle, adaletle, anlayışla, bilgi ve akılla hükmeden bir bey olarak isminin anıldığından bahsedilir. İnsanın iyi anılması için ömrü boyunca iyilik yapması gerektiği anlatılır. Kötülüğün insanın kendisine de çevresine de faydası yoktur.

    Kitabın onuncu bölümünde bilgi ve aklın faydaları anlatılır. 290. 291. ve 6550. beyitlerde Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olan Sasani hükümdarı Nuşirevan’dan bahsedilmektedir. Nuşirevan’ın aklı ve bilgisiyle itibar gördüğü, iyi olarak anıldığı örnek gösterilir.

    Yusuf Has Hacib Onbirinci bölümde kendi ihtiyarlığıyla gençliği arasındaki farkı anlatır. Gençliğin güzelliği, zevki, değeri ve kıymetini anlatarak bu bölümüde dua ile bitirir.

    Kitapta onikinci bölüm itibariyle Yusuf Has Hacib öğütlerini ve söylemek istediklerini Kün-Toğdı, Ay-Toldı, Öğdülmiş, Odgulmış karakterleriyle hikayeleştirerek okuyucuya anlatmaya başlar. Bu ana karakterlerin yanı sıra Küsemiş, Hacip, Kumaru karakterleri dört ana karakter arasındaki irtibatı sağlamak için hikayede sıraları geldikçe ortaya çıkar, hikayedeki görevleri bitince kaybolurlar.

    Kitapta onikinci bölüm ve seksenbeşinci bölümler dahil olmak üzere bu bölümler arasındaki toplam yetmişdört bölümde bu hikaye anlatılır.

    Hikayede Kün-Toğdı hükümdar ve kanun koyucudur. Ay-Toldı ve Öğdülmiş hükümdarın vezirleridir. Aynı zamanda Ay-Toldı ve Öğdülmiş baba-oğul olarak anlatılmıştır. Ay-Toldı bilge bir insandır. Kendisine uyulduğunda mutluluğu ve saadeti getirecek kişidir. Öğdülmiş Ay-Toldı’ın oğludur ve babası öldüğünde onun yerine geçmiş hükümdara vezirlik yapmıştır. Bilgili ve akıllı bir vezirdir. Yusuf Has Hacib düşüncelerini Ay-Toldı ve Öğdülmiş karakterlerine bürünerek okuyucuya anlatmaya çalışmıştır. Akıbet ve kanaat sembolü olan Odgulmış ise dünyadan elini çekmiş, yalnız Allah’a ibadetle uğraşan ulu bir kişi, bir evliya olarak anlatılır.

    Kitapta 47. ve 66. bölümler arasında Öğdülmiş Odgulmış’ın alim, tabib, şair, çiftçi, tüccar gibi kişilerle olan münasebetinde nasıl davranması gerektiği hakkında öğütler verir. Bu kısımlarda Yusuf Has Hacib yine Öğdülmiş karakterine bürünerek kendi fikir ve düşüncelerini okuyucuya aktarmaya çalışır.

    Hikaye içerisinde Ay-toldı ve Odgulmış hayatını kaybeder. Hikaye sonunda Kün-toldı ve Öğdülmiş ülkelerini birlik ve düzen içerisinde yönetir, insanlar mutlu ve mesut şekilde yaşarlar. Yusuf Has Hacib hikayeyi bu şekilde bitirir.

    Yusuf Has Hacib kitabın sonuna eklediği son üç bölümde artık ihtiyarladığını, gençliğini boşa geçirdiğini, gençliğin önemini, pişmanlığını, zamanın ve insanların bozulduğunu, iyi insanları bulmakta zorlandığını anlatır ve kendisine nasihat ederken aynı zamanda kitabını okuyanlara da öğütlerde bulunarak eserini bitirir.

    Bu kitabı okurken büyük bir keyif aldığımı söyleyebilirim. Yusuf Has Hacib eserinde evrensel nitelikte olan değerler hakkında çok etkili örnekler ve öğütler vermiştir. Ancak kitapta anlam veremediğim, yanlış olduğunu düşündüğüm beyitlerde mevcut. (4361)(4362)(4363) (4511) (4512)(4518) Bu beyitlerden hareketle kitabın yazıldığı tarihte toplumdaki bazı İslami ve insani değerlerin tam anlaşılamadığı, tam sindirilemediği yorumu yapılabilir. Yusuf Has Hacib 205. beyitinde şöyle der: “Sözü söyleyen yanılabilir ve şaşırır, anlayışlı isterse bunu düzeltir ve tashih eder.” Bende Yusuf Has Hacib’in bu altı beyiti yazarken yanıldığını, bu yanılgının da toplumun o tarihlerde bazı durumlar karşısında yanlış algılar içerisinde olduğundan kaynaklandığını söyleyebilirim. Bu yanılgı zamanla yine toplum içerisinde düzeltilmiş, meselenin tashihi Kutadgu Bilig’in yazıldığı tarihten yaklaşık 450 yıl önce İslam diniyle Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından yapılmıştır.

    Kutadgu Bilig Türk-İslam fikir ve sanat hayatının en eski örneklerinden biridir. Türk toplumunun teşkilatı ve fikir hayatı açısından bir devrin aynası durumundadır. Türk toplum bilimi, Türk tarihi, Türk kültürü ile ilgili birçok unsur içerisinde bulunabilir.

    Yusuf Has Hacib yalnız yaşadığı dönem için değil, günümüz içinde birçok değere sahip bir kitap ortaya koymuştur. Bugün birçok toplumsal meselede fikir sahibi olunamazken, bir çözüm üretilemezken bin yıl önce nasıl halledildiğini, fikirler üretildiğini görebiliriz. Buradan hareketle Yusuf Has Hacib’in kendisinden sonraki nesillere faydalı olmak, yol göstermek arzusu içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu amaca ulaşmak içinde böyle bir kitap meydana getirmiştir.

    Yusuf Has Hacib’in toplumsal meselelere duyarlılığı, çözüm yolları araması, fikir üretmesi ve bu fikirlerini sonraki nesillere aktarmak istemesi eğitimci yapısının en önemli göstergesidir.

    Kutadgu Bilig ilk bakışta yazıldığı dönemin devlet adamları, devlet teşkilatı ile ilgili gibi görünsede aslında toplumu oluşturan bireyler ile bireylerin toplumdaki konumu ve görevlerini de açıklamaya çalışır. Birbirleriyle çok sıkı bağı olan birey, toplum ve devlet hayatının ideal bir şekilde düzenlenmesi için gereken anlayış, bilgi ve erdemlerin ne olduğu, bunların ne şekilde elde edileceği, nasıl kullanılacağı ve nasıl korunacağı üzerine oluşturulmuştur.

    Son olarak Balasagunlu Yusuf Has Hacib’in “Ey bu kitabı okuyan canlı, ben bu dünyayı bırakıp toprağa düşünce, beni unutma” (6507.Beyit) sözlerini hatırlayıp kendisini ve söylediklerini unutmayacağımızı ve unutmamamız gerektiğini söylemek isterim. Allah ondan razı olsun ve Allah ona rahmet eylesin. İyi okumalar...