• Filhakika, 14. Asrın sonuna kadar Türk şiirinin ve hatta dilinin havasını bize veren Yunus Divanı'yla ve 14. Asrın diğer dinî eserleriyle 15. Asrın herhangi büyük bir şairini karşılaştırırsak arada hemen hemen dilin zaruri çatısını teşkil eden unsurlardan başka bir münasebet olmadığını ve yeni bir zevk iklimine geçilmiş olduğunu görürüz. İşte bu kökten değişme aruz vezninin etrafında ve İran örneklerinin tesiriyle olur. Gerek tasavvufta ve gerek saray şiirinde Nesimî ve Şeyhî ile başlayan bu değişme dilin içinde, bugüne kadar sürecek olan gizli bir mücadelenin kapısını açar. Türkçenin gramatikal ve bilhassa sentaks hususiyetlerinden istifade eden 15. Asır şairlerimiz yavaş yavaş örneklerinde gördükleri bir yığın özelliği şiire getirmeye çalışırlar. Denebilir ki aruz, İran şiirindeki ses kuvvetine erişmesi için ihtiyacı olan kelimeleri ve ahenk kombinezonlarını kendiliğinden dilimize taşır. Tecvidin dinî terbiyenin içinde bulunması ve Arap telaffuzunu, hatta harf mahreçlerine kadar, Türk ağzına aşılamasının, medrese tahsilinin tamamıyla Arapça yapılmasının, her türlü edebî örneklerin üstünde Arapçanın bütün Müslüman teşekküllere kendisini kabul ettirmiş bulunmasının bu iklim değiştirmede büyük tesiri olmuştur. Fakat en büyük pay şüphesiz ki bu 15. Asır şairlerimizin aruza İran şiirindeki güzellikleriyle ve mâna âlemiyle, her iki yönden sahip olmaktaki çok tabii isteklerinindir.