• Türk birliği siyâsetindeki faydalara gelince, Osmanlı ülkelerindeki Türkler hem dini, hem ırki bağlar ile pek sıkı, yalnız dini olmaktan sıkı birleşecek ve esasen Türk olmadığı halde bir dereceye kadar Türkleşmiş sair Müslim unsurlar daha ziyade Türklüğü benimseyecek ve henüz hiç benimsememiş unsurlar da Türkleştirilebilecekti.
  • Ve aleykümselam ve rahmetullah
    Gayet hassas bir konu üzerinde mütalaa yapıyoruz. Bir yandan İSLAM’ı, tekliği ve tamamlanmışlığı ile kabul etme çizgimiz var, diğer yandan da Kur’an’ımızın, Allah’ın yaratma tarzı olarak önümüze koyduğu “ırk” çizgisi var. Biz gayet açık bir dille şunu beyan etmeliyiz: Irkları kökten yok saymak tam anlamı ile bir cahilliktir. Bir ırkı, diğerlerinin aleyhine olacak şekilde öne çıkarmak da tam bir cahilliktir. Hiçbir insan, erkek veya kadın olarak yaratılmasını seçemediği gibi yaratıldığı ırkı da seçememiştir. İnsanın seçimine bağlı olmaksızın kendisine verilen bir özellikle övünmesi veya yerinmesi akıllık değildir. Bu birinci meselemizdir.
    İkinci meselemiz ise şudur:
    Eğer dinimiz İSLAM, kıyamete kadar Allah’ın din olarak kabul ettiği tek din ise ki öyledir, hiçbir kelime, kaynağı ne olursa olsun İSLAM’ın alt veya üst başlığı olamaz. İSLAM kelimesinin başında veya sonunda onunla resmi bitişik bir anlam ifade edemez. Böyle bir iddia, İSLAM’ın giderilebilir eksikliklerinin bulunduğu vehmini doğurur ki, maâzallah bu bir iman zaafiyetidir en hafif ifadeyle. İSLAM, Allah’ın dinidir. Sahibi Allah olan bir dini, Allah’ın yarattığı kullarından bazılarının daha da güzel hâle getirebileceğini nasıl söyleyebiliriz? Bu hem gereksiz hem de tehlikelidir. İSLAM’ı kendi hâline bırakmalı, O’na iyi niyetle iyi gördüklerimizi bile yama yapmamalıyız. İmanımız bunu gerektirir. Yahudilerin, Allah’ın dinini bir aile dini hâline getirdikleri maceralarını unutamayız. Bu hususta ırkların adı önemli değildir; adı ne olursa olsun bütün ırklar ve yapılar İSLAM kelimesinin başında veya sonunda yer alamazlar. Zira ırklar insanı, İSLAM ise Allah’ı temsil ediyor. Bu çizgi gayet nazik bir çizgi olarak önümüzde durmalıdır. Bazı mümin kardeşlerimizin, şurada veya burada kendi ırkî yapılarını meziyetli/ayrıcalıklı görmeleri, imanî idraklerini etkileyecek çapta öne çıkıyorsa, onlarla aynı noktada durmamız mümkün olmaz artık. Fakat mesela, Osmanlı’nın ve Selçukluların İSLAM dairesindeki hizmetleri sebebiyle imanî bir idrak içinde bulunuyorlarsa bu bir noktada, iyiliğe karşı vefa duygusudur. Bu da takdirle anılmalıdır. Asırlarca İSLAM diye sancak taşımış bir milleti küçümsemek bir kenara hayır ve minnetle anmamak bile abes olur. Bu noktada haklıdırlar.Haklı olmakta geri kalacakları noktalar da yok değildir. Bu sebeple mesela Osmanlı sevgisini, dinle eşleşebilecek düzeye taşımayı abes ve itikat açısından tehlikeli buluruz. Çünkü:
    – Eğer insanlar, İSLAM kelimesinin başına getirilebilecek bir Türk veya Osmanlı kelimesi ile övünebileceklerse bu durum, İSLAM dininin yapısında bulunan bir şeyi iddia etmek demek olur. O takdirde de, o ilave isimden önceki Müslüman insanların yoksun oldukları bu ilave ismin açığını nasıl kapatacağımızı sorgularız. Emeviler de böyle bir isim önceliği yaptılar, şimdi onları neden zulümle itham ediyoruz o zaman? Abbasileri ne ile itham edebiliriz? Bu soruların cevapları uzar durur. Birbirimizle nizaya girmeden de şeytan bizi oturtmaz.
    – Osmanlı, İSLAM’ın bütünü değildi. Osmanlı’nın kendisi ve o zamanki İSLAM âlemi, başka ırkları da ihtiva ediyordu. Osmanlı’nınki bir liderlik konumudur. Eğer sadece beş asır liderlik koltuğunda oturduğu için bir ırkın İSLAM ismi ile anılması mümkün olacaksa o zaman, İSLAM’ı en baştan KUREYŞ İSLAM’ı olarak anmamız gerekmez mi? İlk Müslümanlar, ilk emek sahipleri ağırlıklı olarak Kureyş’tendi. Bu noktada da derin bir uçurum oluşmaktadır.
    – İSLAM’ın bugünkü tarihine kadar hizmet eden aileler arasında (Râşid halifeler bölümünü çıkarırsak), hizmet edip de giderken bedel ödetmeyen bir aile de yoktur. Emeviler, Abbasiler, Endülüs Emevileri, Selçuklular, Osmanlılar, Eyyubiler… her biri hizmetleri ile beraber asırlarca bedelleri ümmet tarafından ödenen faturalar da bırakıp gittiler. Güzel işleri nedeniyle bu ailelerden birini İSLAM’ın ismi ile beraber anmayı düşünürken, bıraktıkları faturalara bakarak onları İSLAM’ın yakınına bile yaklaştırmamayı da düşünsek hak olmaz mı bu mantıkla bakıldığında?. Elbette bu bir yanlış olur. Doğru, yanlış olur ama bu işin esasında bir yanlışlık var; Allah için yapılmış amellerin, cihatların karşılığını bu dünyada levhalaştırırken zaten yanlış başlamıştı.
    Buradan gelinen nokta şu olmalıdır:
    Hiçbir ırkın, ailenin adı İSLAM ile yan yana zikredilmesin. İSLAM, en üst ve denksiz bir isim olarak kalmalı. Irklar ve ailelere ait isimler de insanî ilişkilerde bilinmeli ve takdir edilmeli. Bu çizgide de iki önemli hususun unutulmama kaydı bulunmalıdır.
    Birincisi şudur: İSLAM’ı en üstün gördüğümüz, söz ve tavırlarımızdan belli olmalıdır. İSLAM üstündür derken, onun hükümlerinden birinin yok sayıldığı ya da kamufle edildiği bir tavır nifak demektir.
    İkincisi de şudur: Evet, ırklarımız var, ailelerimiz var ama Adem’in çocuklarıyız. Adem de topraktandır. Bu kadar.
    Size şunu söylemek zorundayım: Bu ve benzeri konuların tartışılmasından hayır beklemek, uzak ufuklarda yanan mumdan ışık beklemek gibidir. Tartışmamanızı, sadece bildiğinizi aktarıp kenara çekilmenizi tavsiye ederim size. Müminlerin tartışmaya mecalleri kalmamıştır. Allah’a emanet ederim sizi. Alakanıza teşekkür ederim. Duanızı beklerim.
    Selamünaleyküm
    Nureddin YILDIZ |Fetva Meclisi|
  • ...........................................
    ............................................
    Benedict Anderson’ın terimiyle, Türklük de aynı Fransızlık, Ermenilik, Kürtlük, Almanlık gibi “imagined community” (hayali cemaat). Bu konuda Türkiye’de özellikle entelektüel elitlerin halkın üzerinden genel ideolojik kavramlarla konuşması beni rahatsız ediyor. Köylerde yaptığım söyleşilerde, birçok köylünün kendilerini Türklük’le, Orta Asya’dan gelmiş olmakla tanımladıklarını görüyorum; bazı köylerde Kürtlük’ün, bazılarında Alevilik’in önemli olması gibi. Bu bence son derece normal ve dünyanın her yerinde görülen bir kültürel kimlik oluşumu. Bu tip oluşumlar hepimizin aidiyet duygusu için önemli ve milliyetçilikle, ulusalcılıkla bence direkt alakası yok. Ama entelektüel seviyeye çıktığımda 70 milyon için genellenmiş “Türk ırkı yok, Kürtler binlerce yıldır burada, Türkler işgalci” veya “Kürtler dağ Türk’üdür” gibi söylemlerle karşı karşıya kalıyorsunuz.


    http://t24.com.tr/...-fark-cikmadi,245617
  • #Kitapyorum
    #HüseyinCengiz
    #VeSonraYolBitti...

    Bitti...
    Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kolay okunabilecek, akıcı bir üslupla kaleme alınmasından dolayı sıkılmadan okudum...
    Zamanında göç etmek zorunda bırakılmış Ermeni, Dersimli ve Türk vatandaşların torunlarının yaşamlarının gelecekte kesişeceğini kim tahmin edebilir ki? Hasan, Eleni, Aret ve Cem... Ortak bir geçmişe sahip dört genç. Roman da tam burada başlıyor işte. Dedelerinden kalan bir günlüğün sayfalarını okumaya başlayarak geçmişteki hazin yaşamöyküsünü aktarıyor bize bu dört genç.
    Kitabın ana teması ırk, dil, din, mezhep tanımaksızın kayıtsız şartsız var olması gereken kardeşlik duygusu. Kitabın neredeyse her sayfasında bu vurgu yapılmış. Her zaman ve her yerde dini, dili, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün insanların bir olduğunu da çok güzel aktarılmış okuyucuya... Sonu biraz daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum...
    Kitabın en tartışmalı yönü olan zoofili konusuna hiç değinmek istemiyorum...
  • Türk ırkı sağlıklı olsun diye, Emperyalist bir silah olan sigaraya karşı iradeni kullan!

    Genç Atsızlar, Sağlıklı Türk Nesilleri gönüllüsüdür.
  • Bizler "Türk Irkı Sağolsun!" Dediğimizde Bize "Faşist" Diyenler Aslında Türklüğün Yok Olmasını İsteyen Gerçek Faşistlerdir !
  • ‘’Şu satırları,1944 davasında Sançar'ın yaptığı savunmanın son cümlesiyle bitireyim:
    Türk Irkı Sağ Olsun...''