• 'Türkçülüğün Esasları'nda tanımlanan olgu ırkçılığı, kandan ve bedenden gelen milletlik olgusunu dışlar. tanımladığı olguysa bugün türkiye topraklarında yaşayan halkın, bütünlüğüyle paylaştığı ortak kültürdür. ki bu kültürü şekillendiren güç ne yalnızca orta asyadan gelen türk kimliği, ne kürt ne ermeni, çerkez ya da laz kimliği değil; tüm bu kimliklerin birlikte harmanlanarak oluşturduğu gelecek ülküsüdür.
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşı olan, onun sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimseye "Türk" denir. Kürt, laz, çerkez olması onun ırksal kökenidir. Asıl ben kürdum, lazım demek ırkçılıktır. Ingilterede yaşayanlara nasıl Ingiliz diyorsak Türkiyede yaşayanlara da Türk diyoruz.Elma ile armut toplanmaz. Asıl bu şekildeki ayırım "Ayrıştırmaya " neden olur. Müslümanlıkla bağdastırmakta bana göre ayrıca bir "ironi"dir. Bütünlük ve kardeşlik için işte tam bu yüzden Ne Mutlu Türküm Diyene...
  • İNCELEMEEEEE
    TARİH VE DİL TEZLERİ PROJESİ
    Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir. Gerçekten de öyle değil mi? Hele ki son zamanlarda her isteyenin kendine göre bir tarih uydurabildiği zamanımızda. Sosyal meydanın bu kadar etkin kullanılmasının en etkileyici yanlarından birisi de bu bence. Çok kısa bir sürede insanları sokağa dökebiliyor, farklı toplumsal grupları birbirlerine etkin bir biçimde düşman edebiliyorsunuz. Ve tarihi kullanmak bunu çok daha kolay bir hale getirebiliyor. Çünkü eğitim sistemimiz o dereceye varmış durumda ki kimse tarihini bilmiyor. İşin en ilginç tarafıysa kendiniz öğrenmeye kalktığınızda bunu başarabilecek seviyede olmadığınızı fark ediyorsunuz. Bazen bunu bile fark edemiyorsunuz. Ne çeşit bir eğitim yöntemi izlemişler üzerimizde bilmiyorum ama özellikle son 30-40 yılın yetişenlerine baktığımızda bunu çok rahat bir şekilde görebiliyoruz. Tarih okuyan arkadaşlar bana kızabilirler ama gerçek şudur ki tarih okuyanların da çok az bir kısmı tarihçi sıfatını hak edebilir potansiyele erişebiliyorlar. İlber Ortaylı bir keresinde şöyle demiş; "Gençler, hem gezmeyi, hem okumayı ihmal etmeyin. Bilmek için ikisi de lazım. Sorguladığınız ya da merak ettiğiniz her şey hakkında kitap okuyun. Sadece ders kitaplarıyla gerçekleri öğrenemezsiniz." Bu sayfayı takip edenlerin kitaplara bir tutkuyla bağlı olduklarını biliyorum. Zira buraya kadar okumazlardı zaten. Fotoğrafı beğenip geçerlerdi. 1935’de Moskova Büyükelçimiz Vasıf Çınar, Çankaya’ya gelir. Mustafa Kemal dalgın dalgın kitap okuyordur. Vasıf Çınar bir anda “Paşam bu denli kitap okuyarak kafanızı yoruyorsunuz, siz Samsun’a çıkarken böyle kitap okuyarak mı çıktınız” demez mi! Mustafa Kemal gülümser ve “Bu tür lafları çok sık duyuyorum, işi gücü yok herhalde kitaplarla uğraşıyor diye dedikodumu yapıyorlarmış, çocukluğumda da böyleydim, elime üç beş kuruş geçince muhakkak yarısını kitaba verirdim, eğer aksini yapsaydım Atatürk olamazdım” der. Gerçekten de Atatürk gibi olmak istiyorsanız size verilenle yetinemezsiniz. Daha fazlasını istemeli daha fazlasını arzulamalısınız. Daha etkin mücadele etmelisiniz. Mücadele mi? Bu da ne demek şimdi? Savaşta mıyız kardeşim! diyorsunuz muhtemelen. Evet, savaştayız. Kültür savaşındayız. Mustafa Kemal’in dediği gibi “Bu sandıklar çok mühimdir, savaşta onlarla cephane taşımıştık, şimdi o savaş bitti, kültür savaşımız başladı, bu yeni savaşımızın cephanesi kitaplardır”. Ve maalesef biz o savaşı kazanmadık ama mücadele etmeyi de bırakmadık. Bizi yetiştiren kendi eğitim sistemimize rağmen direnmeye devam ediyoruz. Bakın size başka bir şeyden bahsedeyim. Mustafa Kemal. 1930 yılında Galatasaray Lisesi’ne gelir. Tesadüfen o gün orta son sınıf öğrencilerinin tarih-coğrafya sınavı yapılıyordu. Sınav salonuna girdi, öğrencileri tek tek ayağa kaldırıp şu soruları sordu: “ -Attila’nın Romalılarla harbi sırasında Afrika’dan İspanya’ya geçen ilk Arap ordusu kaç kişiydi? Bunların içinde karç Türk bulunuyordu? Bu ordu nereye ayak bastı? Hangi istikamete doğru gitti? İlk olarak hangi şehri zaptetti? -Sevr ve Lozan antlaşmalarını mukayese ediniz? -Şimendifer siyaseti nedir? -Batı Anadolu’nun ehemmiyeti nedir? -Etilerle(Hititler) Mısırlılar arasındaki muharebeyi anlatınız?
    -Asur, Elan ve Akad medeniyetlerini Mısır medeniyetiyle mukayese ediniz?”
    Bu soruları üniversite tarih öğrencilerine sorarsak sizce ne cevap alırız? İşte bu yüzden Tarih ve Dil Tezleri Projesini geliştirdi. Bu projenin temel amacı Türk tarihinin ve Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini gözler önüne sererek Türkleri “barbar-dolikosefal-sarı ırktan” diye aşağılayan emperyalist ve ırkçı batı merkezli tarih anlayışına bilimsel yöntemlerle baş kaldırmak diğer yandan çok uluslu ümmet imparatorluğundan vatandaşlık bilincini esas alan bir ulus devlete geçiş sürecinde bu yeni devlete tarihsel ve kültürel derinlik kazandırmaktır. Atatürk’ün okuduğu 5000’e yakın kitaptan 879’u tarihle ilgilidir. Günümüz siyasilerinden oldukça farklıdır o. Çünkü bugün milletin egosunu tatmin etmeye çalışan bir tarihi söylem peşine düşmüş durumdalar. Ancak Atatürk, tarihi anlayarak ve analiz ederek okuyup bütün bu tarih birikiminden Türk devrimine tarihsel bir derinlik kazandırmak için faydalanmıştır. Onun tarih anlayışı millet anlayışını da yansımıştır. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Türk milletini Kürt, Çerkez, hatta Laz veya Boşnak olarak adlandırmak geçmişin baskı dönemlerinin ürünü yanlış adlandırmalardır. Aslında bunların hepsi “genel Türk topluluğu gibi” aynı geçmişe, tarihe, ahlaka ve hukuka sahiptirler. Türk Tarih Tezi bu gerçeği ortaya koymuştur.” 1932’de 1.Türk Tarih Kongresi toplanmıştır. Atatürk bu kongreye büyük önem vermiş, her fırsatta katılmış, bildirileri dinleyerek notlar almıştır. 1937’de 2.Türk Tarih Kongresi toplanmıştır. Dünyada altı gün süren bir bilimsel kongreyi baştan sona izleyen tek devlet başkanı belki de Atatürk’tür. 90 kadar bildirinin tamamını okumuş, hatta bir gecede 10-15 bildiri okuyarak Türk Tarih Kurumu’na görüş ve düşüncelerini bildirmiştir. Ve tabi ki Türk Tarihi çalışmaları Türk Dili çalışmalarını da zorunlu kılmıştır. Osmanlı döneminde 19.yüzyıla kadar Türkçenin bir dilbilgisinin olduğu dahi düşünülmemiş, bu konuda hiçbir çalışma yapılmamıştır. Zaten 8.yüzyıldan itibaren Türklerin Müslüman olmalarıyla Arapça ve Farsça ağırlık kazanmaya başlamış, Türkçe unutulmaya yüz tutmuştur. “Türk demek dil demektir” diyen Atatürk, Türk dilinin sadeleştirilmesi ve köklerinin bulunması için 535 edebiyat 397 dilbilim kitabı okumuştur. Atatürk, Türkçenin yüzyıllar içerisindeki kayıp köklerini ararken dünya dillerine yönelmiş, değişik dillerin etimoloji sözlükleri, klasik sözlükleri ve gramerlerini derinlemesine incelemiştir. Temmuz 1932’de program ve tüzüğünü kendisinin hazırladığı Türk Dil Tetkik Cemiyeti’ni kurmuştur. 1936’da Türk Dil Kurumu’na dönüşen bu cemiyet yerli ve yabancı sayısız uzmanla çalışmış, Türk dilini dünya dilleri arasındaki yaraşır yerine eriştirmişlerdir. Bu yola bine yakın kitap okumuş olan Atatürk, Güneş Dil Teorisi’ni geliştirmiştir. Bu teorinin amacı, Sümerler, Hititler, Etrüskler gibi eskiçağ uygarlıklarının dillerinin kökeninde Türkçenin yer aldığını kanıtlayarak Türk Tarih Tezini dilbilimle desteklemektir. Yapılan tüm bu çalışmalar, on yıl gibi kısa bir sürede antropoloji ve tarih öncesi arkeoloji dünyasında Anadolu halkı ve Türklerle ilgili önyargıların kırılmasını sağlamıştır. Türklerin sarı ırka mensup olduğuna yönelik genel kanı çürütülmüş ve Anadolu insanı sınıf atlamıştır. Türk Tarih Tezi çalışmaları sayesinde Türk insanı Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan binlerce yıllık kökleriyle tanışmış, ilk atalarının uygarlık kurucusu olduğunu öğrenmiştir. Türk Dil Tezi çalışmaları sayesinde ise 600 yıl kadar unutulan, unutturulan, Arapça, Farsça sözcüklerin istilasına uğrayan Türkçe derlenmiş, tarama ve türetme çalışmalarıyla adeta yeniden diriltilmiştir. Türk Tarih ve Dil Tezleri; Charles Darwin, eski İngiliz Başbakanı William Gladstone, bir diğer İngiliz Başbakanı Winston Churchill’in Türkler hakkındaki aşağılık görüşlerine ve ırkçı Batıya adeta bir baş kaldırıdır. Her devrimi gibi bu da unutturulmaya çalışılmış belki de unutturulmuş olan Atatürk, yeniden Türkiye’nin kurtuluş reçetesi olacaktır… Unutmayın Türk Milleti, Atatürk son söz değil dünya durdukça ön sözdür…
  • 07.10.2018

    Zayıflığımızın, din ve millet düşmanlarına güç yetiremeyişimizin önemli bir sebebi de “İslâm/ümmet birliği”nin yokluğudur. Bir düşünelim, bugün Türkiye, Pakistan, Mısır, Suriye, Irak, Endonezya, Malezya, Sudan, İran; yalnız bunlar bile yeterli, bir birlik kursalar -ki, diğerleri de arkadan gelecektir- İslâm ümmetinin askerî, ekonomik, ilmî, teknolojik gücü ve stratejik konumu, kısa zamanda tamamlanarak dünya düzenini zulümden adalete çevirmeye yetecektir.

    İslâm birliği niçin oluşmuyor?

    Bu sorunun cevabı bir yazının değil, bir kitabın konusu olur, ancak bu sebeplerden birinin zihniyet meselesi olduğunda şüphe yoktur. Önce kavramları yerlerine oturtmak ve zihinlere İslâm birliğinin mümkün ve zorunlu olduğunu yerleştirmek gerekiyor. Örnek olarak “millet” kavramını alalım:

    İslâm kaynaklarında “millet”, bir dine bağlı insan topluluğu demektir. İslâm milletinin dini İslâm, hayat yolu şeriattır.

    İslâm milletinin içinde çeşitli kavimlere (etnik kökenlere) mensup fertler ve gruplar vardır. Bunlar dil, örf, âdet ve geleneklerini -İslâm’a aykırı olmamak şartıyla- muhafaza ederler, ama etnisiteye ait hiçbir değer, dine ait olanın önüne geçemez. Kavimler, kabileler, etnik gruplar, millet (İslâm ümmeti) içinde bir “kardeşler ailesi” teşkil ederler.

    Milliyyet, “millet bağını, millete aidiyeti” ifade eder. Müslüman bir Kürde “milliyetin ne” diye sorulduğunda “İslâm” cevabını verir (vermelidir), “kavmiyetin ne” diye sorulduğunda “Kürt” diye karşılık verir. Türk, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Laz… bütün Müslümanlar için soru ve cevap aynıdır.

    İslâm’ın yerine -kendinize göre manasını değiştirerek de olsa- Türk’ü koyar, buna “ulus” der, diğer etnik grupları ise kavmiyet, milliyet vb. nitelemeleriyle bu ulusun içine sokarsanız kavramları karıştırmış, olmayacak bir davanın peşine düşmüş olursunuz.

    Şöyle bir itiraz yapılabilir:

    Laik demokrat bir ülkede Müslümanlardan başka insanlar da -onlara eşit olarak- yaşarlar; bu sebeple “İslâm milleti” kavramı ve hakikati bunları dışarıda bırakır. Bu rejimlerde ülke halkı din birliğini değil, mesela vatana aidiyet birliğini veya vatandaşlığı ifade eden bir kavram çerçevesinde ifade edilmelidir.

    Evet, bu tespit doğrudur, ancak Türkiye’de ve benzeri bazı ülkelerde “ülke halkı”, “Türkiyeli”, “TC. vatandaşı” diye değil, “Türk” diye anılıyor, “Türk milleti, Türk ulusu” deniyor; diğer etnik gruplara da “Siz de Türksünüz” denmiş oluyor; onlar da -Müslüman olsunlar olmasınlar “Biz Türk değiliz, Kürdüz, Arnavuduz…” diyorlar.

    İslâm’da çözüm şudur:

    Bütün Müslümanlar kardeştir, hiçbir kavmin diğerine üstünlüğü yoktur, bütün etnik grupların milliyeti İslâm’dır. Gayrimüslim vatandaşlar (teb’a) ise din kardeşi değildir ama “İslâm yurdu ahalisidir: Ehlü dâri’l-İslâm’dır”. Temel insan haklarında Müslüman ahali ile eşit muamele görürler.

    Demokrasilerde ise bütün etnik grupların eşit olmaları ve tamamı kastedildiğinde tamamını kapsayan bir “halk”, “millet”, “ulus” ismiyle anılmaları gerekiyor; fakat bugün demokrasiyi benimsemiş ve insan hakları edebiyatı yapan ülkelere baktığımızda “bütün etnik ve dînî gruplara eşit muamele” yapmadıkları açıkça görülmektedir. Eskiden Hristiyan olmayanlara nasıl dini dayadılar ve İspanya’da olduğu gibi Hristiyan olmayı kabul etmeyen Müslümanları kılıçtan geçirdiler ise bugün de bir İslâm korkusu/tehlikesi (İslâmofobi) uydurarak ayrımcılık ve zulüm yapıyor, bütün etnik grupları, özellik ve farklılıklarını kaybederek kendi uluslarından olmaya zorluyorlar.

    Şimdi Âkif’e kulak verelim:

    <<Hani milliyyetin İslâm idi kavmiyyet ne?
    Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.
    Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?
    Küfrolur, başka değil, kavmini sürmek ileri
    Arab’ın Türk’e; Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e,
    Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış? Nerde!
    Müslümanlıkta “anâsır” mı olurmuş ne gezer,
    Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber.>>

    Prof. Dr. HAYRETTIN KARAMAN (İslâm Hukuku Profesörü)
    07.10.2018 tarihli gazete makalesi. (Perşembe, Cuma ve Pazar günleri yayınlanır.)
  • Kim olduğuna bakmasızın, Ermeni, Arap, Kürt, Laz, Çerkez, Süryani vb. bakmasızın herkesi Türk sayıyor, Türk görüyor ve işkenceler eşliğinde Türk olmaya zorluyordu.
    İşkencelerin altında Andımız, İstiklal Marşı ve Atatürk'ün Gençliğe hitabesi bütün tutsaklara ezberletildi.
  • türk yada kürt, alevi yada sünni, laz yada çerkez, fener ya da cimbom biz puzzleız, biz anadoluyuz, biz bölünemeyiz,
    CEZA
  • Selçuk ordusunun içinde yer alan Türk, Kürt , Laz , Çerkez , Abaza , Arnavut, vs.gibi etnik unsurların ortak adı ise "Kardeş"ti.