• Bu kitap, Ermeni, Türk veya diğer tüm halklardan bu hikayeyi anlamak, yol açtığı tartışmalara ışık tutmak ve sonrasını yaratmak isteyenlere hitap ediyor.
  • MİLLİYETÇİ- IRKÇI- FAŞİST
    Maalesef son yıllarda insanların özellikle gençlerin kafası karışmış durumda. Daha Faşizm, Irkçılık ve Milliyetçilik kavramlarının ne demek olduğunu bilmeden orda burda atıp tutuyor.Herkes birbirine Irkçı; Faşist diyor. ABD son derece yetkin Toplum Mühendislerini ve internet üzerinde kullandığı binlerce Trolü kullanarak ,kültür erozyonu ve kargaşa yaratmak için elinden geleni yapıyor.O nedenle dünya literatüründe bu kavramların karşılığını buraya yazıyorum.
    IRKÇILIK: İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti,
    MİLLİYETÇİLİK: Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını, kendi çıkarlarının üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk..
    FAŞİZM : Demokratik düzenin yerine, aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan, tüm yetkilerin tek bir parti ya da kişinin elinde bulunduğu devlet düzeni

    Bizler İstiklal Marşı çalındığında tüylerimiz ürperirken, aidiyet duygusunu yaşarken, bağımsız bir ulus olmanın gururunu taşırken, son yıllarda Türküm demeye bile utanır olduk. Sürekli bir ırkçılık tehdidiyle karşılaşıyoruz. İngiliz ingilizim, Fransız fransızım der, ne diyelim.

    İnsanların ulus bilincinden, birliktelik bilincinden koparılması, sömürgeleştirmenin en önemli adımıdır. Farklı kültürler , dinler ve görüşte olanların birbirine karşı kışkırtılması planlanmış bir şeydir.

    Türkiye zaten bağımsız bir ülke değildir. Hiçbir üretimi olmayan, tarımsal, endüstriyel yani ekonomik annlamda tamamen Batı ya bağımlı olan bir ülkenin bağımsızlığı mümkün olabilir mi? Ey ABD diye ortalıkta nara atanlar çatır çatır, silah, uçak , makine vs. alırlar.

    Zaten 70 li yıllardan beri Türkiye bir tür sömürge ülkesidir. Atatürk'ün kurduğu fabrikalar cüzi ücretlere, ya yandaşlara ya da yabancı ülkelere satılmış.Halka ait hiçbir işletme kalmamıştır. HEY GÖZÜNÜ SEVDİĞİMİN YERLİ MALI HAFTALARI nerde..

    Eğitim dilinin zorla İngilizce yapılması da sömürge ülkelerinin özelliğidir. Büyük güçler küreselleşme, yok hümanizm,',insan hakları gibi söylemlerle sömürürler. İngilizce'nin dünya dili, bilim dili olduğu da koca bir yalandır. Hiç bir Fransız makalesini İngilizce yazmaz. 70 li yıllardan beri Türk siyasetini çaktırmadan hep dış güçler yönlendirir.

    Beni Irkçılıkla suçlayanlar ben Milliyetçiyim. Yani ülkemin iyi ve güçlü bir ülke olmasını isterim. Tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla, bilimiyle övünmek isterim. Bunun için elimden bir şey geliyorsa yapmak isterim. Türk ırkını üstün tuttuğum falan yok. Bu ülkenin Aziz Nesin in söylediği gibi % 60 ı cahil, kaypak, kendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan insanlardır. Ulus bilinci oluşmamıştır. Bir makarnaya, kömüre oy verir. Sanki ATATÜRK bu halkı bilmiyor muydu? Ancak Türk milletinin en büyük sorunlarından biri de korku kültürü ile yetiştiği için sürekli bir aşağılık kompleksi içinde olmasıdır. Türk gençliğini gaza getirmek ve kendine güveninin artmasını sağlamak için uğraşmıştır. (gençliğe hitabe, Nutuk vs)

    ha bu ülke de iyi sanatçılar, düşünürler , bilim insanı yok muydu? Hepsi ya yurtdışına gitti ya da bertaraf edildi. Hele YÖK ün kurulmasından sonra ülkede bilim falan kalmadı. Hele son 20 yılda akademisyenlerin büyük çoğunluğu yukarıdan inme, boş insanlar. Bu kadar mühendis yetişiyor, ülke de sanayi var mı yok? Sadece fason üretim. Makinalar, hatta montajcılar bile dışarıdan geliyor.Bu ülke 1940 larda kendi uçağını, arabasını yaparken, kendine yeten bir ülkeyken nasıl bu hale getirildi. Politikacılarla ortak çalışan iş adamları ve Batı nın dayatmalarıyla tabi. (Tarımda kota, üreticiye yüklenen aşırı vergiler).
    Son 20 yılda yapılan hiçbir sınava güvenmiyorum.Atamaya güvenmiyorum. Bir kamu çalışanı olarak söylüyorum ki torpil gırla gidiyor. Milyonlarca gencin kaderiyle oynandı.

    Herkes bilir ki sömürge ülkelerinde liderler büyük güçlerce yetiştirilip halkın zaaflarına oynayarak diktatörleşir. Çünkü halk bilinçli olarak cahilleştirilir ve korku kültürüyle yetiştirilip, kendine güveni olmayan, güce tapan insanlar yetiştirilir.

    Hep Avrupa'da milliyetçilik yok vs. safsatası var. Avrupalılar o kadar milliyetçi ki, hiçbiri asla İngilizce konuşmaz. Tarihinden ve kültüründen gururla bahseder. Irkçıdır da, Orta doğu ülkelerini, sömürge ülkelerini ekonomik pazar olarak görür. Tabi ben Batı düşmanı değilim. Seviyorum da, Ancak her millet kendi çıkarları dahilinde hareket eder.

    Yıllardır sürekli önümüze konulan ERMENİ SOYKIRIMI. Her millet tarihte soykırım yapmıştır. Peki Ermenilerin Azerbaycan ve Karabağ bölgesinde yapmış olduğu soykırımları neden hiçkimse konuşmaz. Yahudi soykırımı gerçektir. Fakat şu an Yahudiler bütün dünyayı sömürmektedir. Bizim gibi sömürge ülkelerine gönderdikleri genetiğiyle oynanmış tohumlar sağlığımızı tehdit etmektedir.Ve bu bitkiler tohum vermediği için sömürge ülkeleri her yıl tohum almaya mecbur edilmiştir. Aşılar ve ilaçlar da ayrı mevzu.

    Topraklarımızın ve kurumlarımızın Araplara satılması, tehlikenin en önemli işaretidir. Filistin de zamanında topraklarını ve kurumlarını İsrail'e satmıştı.

    Milliyetçilik dediğimde herkesin ödü kopuyor, Irkçı vs. Milliyetçilik, bağımsızlık demektir. Kendine yeten, kültür de sanatta bilimde çağdaş ülke olmak demektir. Yoksa her ırk, kültür ve millet de her türlü insan mevcuttur. Kimse kimseden üstün değildir.

    Yurtdışına gidiyorum, Alman, fransız gururla kendinden, kültüründen bahsederken ve milleti ile gurur duyarken, ben Türk'üm dediğim de alaycı bir şekilde gülerek Darbe den, yok cemaatten söz ettiklerinde utandım.

    Amerika o kadar milliyetçi bir ülkedir ki; bütün filmleri Amerikan bilmemnesi diye başlar. Hollywood Amerika'nın en önemli kültürel silahıdır. Sürekli düşmanlarla savaşan ABD askerleri kahraman gibi gösterilir.

    İnternet büyük oranda toplum mühendisleri tarfından oluşturulan , bilgi kirliliği ve insanları galeyana getiren, düşünmekten yargılamaktan aciz, tüketici bir robota dönüştüren, insan zihninin genetiğiyle oynamaya elverişli bir araçtır. (ha tabi ki son derece faydalı özellikleri de var o ayrı). En azından normal hayatta konuşmaktan aciz, pısırık tiplerin burada öfkesini boşalttığı bir mecra.
  • Dikkat spoiler içerir.
    Aynı zamanda gazeteci olan yazarın, 12 Eylül darbesinden sonra başa geçen Özal ve ABD ile olan ilişkilerini konu aldığı oldukça detaylı bilgilerin bulunduğu güzel bir araştırma eseri. Özal başa geçtikten sonra iç ve dış siyasette yapılanlar, SEIA adı verilen üsler anlaşmasında ABD'nin talepleri ve bizim taleplerimizin uymaması, ama Atina yüzünden aleyhimize bir anlaşmanın imzalanmak zorunda kalınması, Özal'ın yuvarlak açıklamaları sebebiyle Ermeni Soykırımı yasa tasarısının Kongre'ye kadar gelmesi, ancak Türk Dışişleri personelinin üstün gayretleri sonucunda reddedilmesi gibi olaylar anlatılıyor. Bu dönemde Nevzat Kandemir, Şükrü Elekdağ gibi hariciyecilerin başarılı tutumları, Kürt sorunu ve Özal'ın bu konu hakkındaki görüşleri, Kıbrıs sorunu, Özal'ın Denktaş'ı ABD menfaatleri için sıkıştırmak istemesi, Patrikhane sorunu ve ABD'nin bu konudaki iki yüzlü politikası, askerlerin ABD tarafında çok sevilmesi özellikle genelkurmay başkanı Necip Torumtay'a olan sevgi gibi pek çok konu anlatılıyor. Keyifle bir solukta okunan, pek çok faydalı bilgi edinilebilecek bir kitap.
  • SSCB sınırlarına dahil olmuş pek çok ülkede rejim düşmanlığı, aykırı düşünceler gerekçesiyle milyonlarca insan yüzlerce yıllık vatanlarından edilmiş, soykırımı aratmayacak yöntemlerle yollarda ölüme terk edilmiştir.

    Kurulan Sovyet rejiminin etkisiyle yüzyıllardır huzur içinde yaşadıkları topraklara, kaldırmak için yollar, binalar yapilan, kendi topraklarında yabancı konuma düşüp göçe zorlanan KırımTürkleri'ni anlatmaktadır.

    Cengiz Dağcı Türk Edebiyatının büyük yazarları arasındadır. Romanında Kırım Türklerinin yaşadığı acılarını, hüzünlü, güzel, akıcı ve etkileyici bir üslupla yazmıştır.

    Kitapları yıllarca elden ele dolaşır. Kırım'a ilgisini hiçbir zaman koparmaz.Hatıralarında "Ben yalnızca Kırım'ın yazarı değilim ama Kırım'ın faciasını bütün gerçeğini ve içtenligini yalnız yazabilirim." der.


    Son olarakta kitabın arka kapağındaki alıntıyla bitirmek istiyorum:
    “Evet, onlar da insandır! Pavlenko’lar, Ivan’lar, Kostyükler, Vasil Dimitroviç’ler, Stepan’lar, belki bunu gülünç görecekler; ama nasıl görürlerse görsünler, ben eserimi tekrar sakin bir dua ile bitirmek istiyorum. Romanımı kapatırken: “Tanrım!” diyorum. “Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi, başkalarının da insan olduklarına inandır onları!” Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler… Onlar da insandı!”
  • Kitap Hocanın çeşitli gazetelerde verdiği röportaj ve yazılarından oluşuyor. İki önemli konu inceleniyor. Birincisi Hocanın daha sonra TTK başkanlığına mal olacak, Ermeni Dönmeleri meselesi ve ikincisi ise Ermeni Soykırımı İddialarına Ret.

    Kitap sayesinde net bir şekilde, Ermeni iddialarına, her Türk vatandaşının bilmesi gereken ancak bilmediği bir gerçekler anlatılıyor. Bu bilgisizlik yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı. Umarım daha büyük belalar gelmez.
  • Prof.Dr. HAYRETTİN KARAMAN / 09.09.2018

    Yahudinin biri mahalle mahalle dolaşıp incik boncuk satıyor, bu işe yaramaz şeyler karşılığında halkın kıymetli mallarını, çocukları kandırarak topluyormuş. Zeki bir çocuk bunun farkına varmış ve “Arkadaşlar bu adam bizi kandırıyor, evlerden aparıp getirdiğimiz kıymetli şeyleri bu aldatıcı nesneler karşılığında vermeyelim” demiş. Yahudi bunu neduyunca çocuğu cezalandırmak ve susturmak için göstermeden sıkı bir çimdik atmış. Canı acıyan çocuk ağlamaya bağlayınca sokaktan geçen bir adam oraya yönelmiş, bu defa da Yahudi çocuk kendini savunamasın diye daha yüksek sesle ağlamaya başlamış. Adam sebebini sorunca da, “Bu çocuk bana çimdik attı” demiş, adam da çocuğun kulağını çekip yoluna devam etmiş.

    Kıssadan hisse:

    Siyonist Yahudiler en büyük zulmü ve uzun vadeli soykırımı Filistin halkına uyguluyorlar, ama propaganda gücünü kullanarak zalim iken mazlum rolü oynuyorlar, bugün mevcut ve devam etmekte olan zulmün üstünü kapatıyor, üzerinden yetmiş yıldan fazla zaman geçmiş olan Nazi zulmünü gündemde tutuyorlar.

    Ermeniler de böyle.

    Kendileri Müslüman Türk halkına büyük zulümler yaptıkları halde dünya kamuoyundan bunu nispeten gizlemeyi başarıyor, ama bir efsane olan “Ermeni soykırımını” inkâr edenleri cezalandırmak üzere ülkelerde kanun yaptıracak ölçüde gündemde tutuyor ve dünyaya yutturuyorlar.

    Rahmetli babam Erzurum’un Oltu kazasından idi, 1915 gibi yıllarda oradan Çorum tarafına göç etmişlerdi. Ömrü boyunca Ermenilerin kendilerine yaptıkları zulmü anlattı, “Onların yaptıklarının onda birini Ruslar yapmadı” der dururdu.

    Rahmetlinin anlattıklarının tarihi gerçek olduğu birçok çalışmada ortaya çıkarıldı. İki yazardan birkaç örnek aktaracağım:

    Sayın Osman Nuri Toraman’ın “Ermeni Mezalimi ve Soykırım” başlıklı bir makalesinden:

    “Ermeni isyanları artmaya başlayınca, 24 Nisan 1915 tarihinde, Ermeni komiteleri kapatılarak, 2 bin 345 Ermeni, ‘Devlet aleyhine faaliyette bulunmak’ suçundan tutuklanmıştır... Ermenilerin her yıl ‘ulusal anma günü’ olarak adlandırdığı günün, Yani 24 Nisan’ın tehcirle alakası yoktur; çünkü tehcir kanunu (Sevk ve İskân Kanunu) 27 Mayıs 1915’te çıkarılmıştır. Dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekâyi’de, 1 Haziran 1915 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Birinci Dünya Savaşı tüm hızıyla sürerken, Osmanlı Devleti, Ermeni komitacılarının Devlet aleyhine faaliyetlerinden ve Ermeni çetelerinin saldırılarından dolayı cephe gerisini sağlama almak maksadıyla, doğru bir kararla Doğu Anadolu’da yaşamakta olan Ermenileri daha güneye, Suriye ve Şam’a sevk kararı almıştır. Bu sevk sürecinde Ermeni kayıpları olmuştur. Trajediler yaşanmıştır. Ancak buna asla soykırım denilemez. Bu dönemde asıl soykırım, katliam, mezalim ve zulmü Müslüman Türk ahali, dahası Erzurumlular görmüştür… Ermenilerin acımasız işgal ve katliamına son vererek Erzurum’u kurtaran Kazım Karabekir, 12 Mart sabahını şöyle anlatıyordu: “Erzurum’da halk, gözyaşları içinde kimi babasını, kimi kardeşini, yakılmış ya da süngülenmiş buluyor, saçlarını yoluyordu. Sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu...” Ermeni çetelerinin yalnız son gece, Yani, 11-12 Mart 1918’de 3 bin Müslüman Türk’ü öldürdüklerini, Erzurum Rus 2. Topçu kale komutanı Yarbay Twerdo Khlebov anılarında yazmıştır... Amerikalı Prof. Dr. Justin McCarthy’ye göre ise, gerçek soykırım Türklere uygulanmıştır. Çünkü Erzurum Müslüman Türk ahalisinin yüzde 20’den fazlası Ermeni çeteleri tarafından katledilmiştir...”

    Sayın Murat Bardakçı’nın bir yazısından:

    “Günlerden bu yana kıyametleri kopartıyor, 1915 olayları hakkında önce Papa Fransuva’nın yaptığı konuşmaya, ardından da Avrupa Parlamentosu’nun aldığı ve tehciri ‘soykırım’ olarak niteleyen karara tepki gösteriyoruz. 1915’te büyük acıların yaşandığını, tehcirin Ermeniler tarafından unutulmasının imkânsızlığını ama tehcirin ‘soykırım’ değil, devletin o günlerdeki mecburiyeti ve daha da önemlisi “nefis müdafaası” olduğunu senelerden buyana yazıp söylüyorum.”

    “Mahmud Kâmil Paşa’nın şifre ile gönderdiği yazı:

    Erzurum, Van ve Bitlis illeri dâhilindeki Ermeniler firar edip düşman tarafına katılmak, çeteler teşkil ederek yolları kesmek, halkı katl ve depoları yağma ve tahrip etmek suretiyle içyüzlerini gösterdiler. Sivas, Diyarbakır ve Elazığ illerinde yaşayan Ermenilerin de aynı maksat ve emelde oldukları ele geçirilen silâh, bomba, patlayıcı maddeler ve meydana çıkarılan teşkilât ve tertipleri ile belli olmuş ve daha sonra Karahisar’daki olay ile de tespit edilmişti…”

    Prof. Dr. HAYRETTIN KARAMAN (İslâm Hukuku Profesörü)
    09.09.2018 tarihli gazete makalesi.