• 224 syf.
    ·14 günde·10/10 puan
    Okumaya başladığımda hala hayatta olan, bugün bitirdiğimde ise aramızdan çoktan ayrılmış olan Doğan Hoca'nın bir başka kitabına ilişkin görüşlerimi yazacağım.

    Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Doğan Hoca'nın 60 lı yaşlarında kaleme aldığı kitaplarla 80'li yaşlarında kaleme aldığı bu kitap oldukça farklı klasmanda.

    Kitapta yaşanmış olaylara dayalı okur mektupları kitabı bambaşka bir seviyeye taşımış, içeriği aktarılan teorik bilgilerin gerçek yaşamda ne gibi sonuçları olacağını görmeye imkan sağlamış.

    Okuduğum tüm Cüceloğlu kitapları içerisinde en sarsıcı, etkileyici ve dolu dolu olanın bu kitap olduğunu net şekilde söyleyebilirim.

    Öyle ki, eskiden olsa "Bu kitap ders olarak okutulmalı" derdim. Şimdiyse ders kitabı olarak belirleyip derslerimde okutuyorum. Tabi bunu yaparken Doğan Hoca'nın kitabının sonundaki dileğini de yerine getirerek bir nevi vasiyetini yerine getirmeye katkı sağlıyorum.

    Derslerimde, seminerlerimde ve yakın çevremde defalarca dile getirdiğim "Türkiye'de evlilik sadece iki kişinin evlenmesi demek değildir" sözünü tüm detaylarıyla irdeleyen müthiş bir eser olduğunu belirtmem gerekir.

    Öte yandan ezbere bir bakış açısıyla kötü görünenin iyi, iyi görünenin kötü olabileceğini gösteren canlı örnekleriyle öğreticilik yönü son derece yüksek bir eser olduğunu da eklemeliyim.

    Hocanın ustalık eseri diyebileceğimiz bu çalışmayla ilgili ne kadar kelam etsem az. Çok örnek verip içeriğin heyecanını kaçırmayı da istemiyorum. Tek dileğim bu yazıyı okuyan herkesin bu kitabı okuma konusunda tereddütü varsa bu endişeyi aşması.

    Şimdiden herkese iyi okumalar
  • Polonya'da ve Avrupa Türkiye'sinde de neredeyse nüfus namına bir şey kalmamış.
    Montesquieu
    Sayfa 186 - İş Bankası Yayınları
  • Zaten kolluk güçlerine, adalet ve hakkaniyete Türkiye'de, İran'da ve Büyük Moğol'un topraklarında, Hollanda ve Venedik cumhuriyetlerinden, hatta İngiltere'den daha çok riayet edildiğini sanmıyorum.
    Montesquieu
    Sayfa 137 - İş Bankası Yayınları
  • 208 syf.
    ·Puan vermedi
    "Öğretmenim Bir Bakar mısın?"
    -Öğretmenin Gücü Üzerine-

    Her kitabı bitirdiğimde kitabın ismi ve kapağı hakkında düşünürüm, ne kadar uyumlu diye.
    Evet bu kitabın ismi de içeriği en iyi biçimde yansıtır nitelikte..

    Bir bakışla başlar eğitim aslında.Gözlerinin içine tebessümle baktığımız bir çocuğun önce gözlerine,sonra gönlüne ve aklına girmiş oluruz.Yazar bunu "potansiyel gelişim anı" olarak tanımlıyor.

    "Hangi ülkede, hangi toplumda ,hangi okulda , hangi sınıfta olursa olsun öğretmenle öğrencinin göz göze geldiği bir an vardır.Bu âna potansiyel gelişim anı diyorum. Potansiyel gelişim anı; öğretmenin gücünün yaşamla temas ettiği , hayat bulduğu andır."

    Öğretmenin gücünü ise ilerleyen sayfalarda şöyle anlatıyor:

    "Değer veren, hâlden anlar. Hâlden anlayanla gönül bağı kurulur. Gönül bağı kurduğunu seversin ve ondan öğrenmeye açık hale gelirsin. İşte öğretmenin gücünün sırrı."

    Bu eserde, olumlu ya da olumsuz öğretmen davranışlarınının yer aldığı mektuplar var ve kitap bunlar üzerinden ilerliyor. Denetim odaklı korku kültürü içinde bir öğretmen otoriteyi elde tutmak amacıyla daha sert tavırlar takınabiliyor.(Bizim zamanımızda; eti senin ,kemiği benim diyen öğretmenler). Gelişim odaklı değerler kültürünü benimsemiş bir öğretmende ise itici güç sevgidir;bu tarz öğretmenler sınav başarısından daha çok öğrencinin ruhsal olarak olgunlaşmasını önemser.

    Türkiye'nin dört bir yanından gelen öğretmen davranışlarına ait bu mektupları okuyunca bazen duygulanacak ,bazen orda bahsedilen öğretmeni alkışlayacak , bazen anlam veremeyecek,kızacaksınız. Ama sonuç itibariyle bir öğretmen olarak kendinizi muhasebeye çekecek ve "ben olsam bu davranış karşısında nasıl davranırdım? " diyerek özeleştiri de yapacaksınız.

    Öğretmen ve öğretmen adayı arkadaşlara tavsiye edebileceğim,ara ara açıp okunabilecek başvuru kitabı mahiyetinde bir kitap ..
    İyi okumalar diliyorum.
  • Türkiye'de durum bundan da kötü. Monarşi kurulduğundan bu yana babadan oğula kimsenin yüzünün gülmediği aileler mevcut orada.
    Montesquieu
    Sayfa 53 - İş Bankası Yayınları
  • Mustafa Kemal, Türkiye cisminin ruhudur.
  • 240 syf.
    ·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Benim için; son sayfayı okuyup kitabı kapattıktan sonra hala aklımdan atamadığım, ince ince işlenmiş karakterlerini düşünmeden edemediğim bir eserdi Romanından Kaçan Kahraman. İ-na-nıl-maz-dı! Çok beğendim, aşırı güzel kurgulanmış, olağanüstü düşünülmüş ve üzerinde çalışılmış olduğu her halinden belliydi. Çok çok çok beğendim, çççok! İnanılmaz bir coşku var içimde kitaba ve yazara karşı, size biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle yazarımız genellikle ortaokul öğrencilerine yazıyor kitaplarını, bunun yanı sıra Türkiye'de basılan tek kitabı da buymuş şimdiye kadar. Ancak diğer eserlerini araştırıp incelediğimde öğrendiğime göre bu kitabı daha çok yetişkin polisiye okurlarına hitap ediyor, zaten yaşça küçük bir kitlenin çok katmanlı ve iç içe geçmiş bu romanı hak ettiğince algılayabileceğini düşünmüyorum. Çünkü başlarda çok kafam karıştı, şimdi sizlerin de karışacak...
    Kitabımızın yazarı Gordon McAlphine oturuyor roman yazmaya başlıyor ve bir karakter yaratıyor, yarattığı karakter Takumi Sato. Takumi'de bir yazar ve o da Sam Sumida'nın hikayesini yazmaya başlıyor, ne yazık ki kitabını basacak olan editör Sumida'nın hikayesinden ziyade daha çok dönemin içinde bulunduğu savaş ve ırkçılık, düşmanlık sorunları yüzünden genç yazar Takumi'ye başka bir hikaye yazdırıyor. Bu hikayenin kahramanı da kanıyla canıyla Amerikalılaşmış Kore asıllı Jimmy Park. Şimdi başa dönelim, asıl kitabın yazarı McAlphine'in yarattığı bu kitabın bas kahramanı olan yazar Takumi Sato Amerikan-Japon düşmanlığının ortasında kalarak savaş esnasında toplama kampına gönderiliyor, gönülden bağlı olduğu eserini editörü kabul etmeyince gizli gizli yazıyor, bir yandan basılacak olan kitabı icin editörünün baskı altında bırakan mektuplarına katlanarak Jimmy Park'ın hikayesini devam ettiriyor. Ve islerin karıştığı nokta bu üç hikaye çok katmanlı olarak kitapta üst üste bindirilip sunuluyor bize. En çok takdir ettiğim ve gıptayla okumama sebep olan şey de bu aslında. Kitabın arka kapağında üç hikaye okuyacağımız belirtiliyor ama tabii alışılmışın dışına çıkıp kitabı üç ayrı bölüme bölmediğini görünce şaşkına döndüm. Birkaç sayfada bir gizlice birbirine bağlanan bu eserleri okumak ve editörün mektupları tarafından nasıl yönlendirildiğine birebir şahit olmak muazzamdı. Ne akıllıca düşünülmüş özgün bir polisiye ama! Yazarın çocuk kitapları yazıyor olması müthiş hayal gücü gerektiren detaylar ve sahnelerde sık sık aklıma geldi. Bir çocuğun uçsuz bucaksız hayal gücünden ilham alınmış ve mükemmelliğe ulaşmış gibiydi. Okudunuz mu veya okur musunuz bilemem ama bu sene benim okuduğum en iyi kitaplar arasına kesinlikle girecek ve tavsiye listemde ilk sıralara oynayacak bir kitap olduğuna eminim. Ülkemizde çok satmamış ve çok okunmamış olduğunu fark ettiğim için küçük/büyük herkese bu kitabı hediye etmek istiyorum.