• FENERBAHÇE - GALATASARAY EZELİ REKABETTE 389. DERBİ

    108 yıllık ezeli rekabette Fenerbahçe, geride kalan 388 maçın 146'sını kazandı, Galatasaray 123 galibiyet aldı, 120 maç beraberlikle bitti. Fenerbahçe rakibine 535 gol attı, Galatasaray 485 golle karşılık verdi.

    KADIKÖY YENİLMEZLİK SERİSİ

    Kadıköy'deki son derbi yenilgisini 17 Nisan 2005'te Beşiktaş'a karşı alan Fenerbahçe, iç sahada Galatasaray'a karşı son mağlubiyetini 22 Aralık 1999'da 2-1'lik skorla aldı. Fenerbahçe, Galatasaray'la Kadıköy'de yaptığı son 23 maçta yenilgi yüzü görmedi. (15 galibiyet , 8 beraberlik).
    Fenerbahçe, Beşiktaş'a karşı Kadıköy'de oynadığı son 15 maçı da kaybetmedi. (9 galibiyet, 6 beraberlik).
    20 Mart 1993'te Kadıköy'de yapılan lig maçında Fenerbahçe'yi 1-0 yenen Trabzonspor, bu tarihten sonra Fenerbahçe ile Kadıköy'de yaptığı 27 maçta galibiyet yüzü görmedi. 25 lig, bir Türkiye Kupası ve bir jübile maçı olmak üzere toplam 27 karşılaşmadan 16'sını kaybetti, 10'unda berabere kaldı.

    İstatistiklerin Efendisi FENERBAHÇE
  • 208 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    1000 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – BİRİNCİ AŞAMA

    Ülkemize yurtdışından dönen Türk bilim adamları şöyle bir tespitte bulundular. Bu bilim adamları Avrupa Amerika ve bili mum yabancı ülkelerde uzun yıllar görev yapmış akademisyenlerdir. Türkiye de sayısal bilim alanında tüm dünya ile başa baş gitmektedir( fizik-kimya- matematik-tıp-mühendislik bili mum teknik ve sayısal bilimlerde gelişmiş ülkeler ile 3 yıl ileri 5 yıl geri başa baş) Ancak sözel ve metafizik bilimlerinde dünyadan 100 yıl 200 yıl 300 yıl geride. ( felsefe-sosyoloji-edebiyat- psikoloji- ahlak- kişisel gelişim- dinler tarihi- vahiy kültürünü okuma ve anlamada 500 yıl geride olduğu bile var.). Toplumun ülkenin kodlarını oluşturan medeniyeti kuran vizyon u geliştiren milleti ayakta tutanda işte bu sözel bilimlerdir. Ülkemizde en zeki çocuklarımızı fen liselerine veriyoruz. Fen liselerinde sadece sayısal bilimler verilmektedir. Fen lisesi mezunların tamamı Tıp – mühendislik gibi alanlara gitmekte felsefesi olmayan her hangi fabrikada makine parçası üretmekle ömrünü geçirmektedirler.
    Vasat öğrencilerimizde öğretmen imam gazeteci siyasetçi esnaf gibi direk insan yetiştiren meslekleri seçiyorlar. Bu tablodan nasıl bir inkişaf beklersiniz. İrfanı olmayan zeki seküler mühendisler. Kitap okumayan vasatın altında eğitimci akademisyenler bu ülkeye için tehlikedir.
    İşte bu listedeki kitapların tümünü fen lisesi ve sayısalcılar öncelikle ve tüm toplum bireyleri mutlaka okumalıdırlar. Böylece dünya ile açığı kapatıp öne geçelim. Selam ve dua ile…..

    Kitaplık Okuma Listesi’nin BİRİNCİ AŞAMA kitap listesi:
    1- İslam’ın Dirilişi-Sezai Karakoç.
    2- İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    3- Diriliş Neslinin Amentüsü-Sezai Karakoç.
    4- Sütun-(Hepsi değil, bazı bölümleri seçilerek okunacak)-Sezai Karakoç.
    5- Yitik Cennet-Sezai Karakoç.
    6- Geleceğimizde İslâm Var-Roger Garaudy.
    7- Bu Ülke-Cemil Meriç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    8- Beş Şehir-Ahmet Hamdi Tanpınar-(Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    9- Yaşamak-Cahit Zarifoğlu (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    10- İnsanlığın Medeniyet Destanı-Roger Garaudy.
    11- Gül Yetiştiren Adam-(Anlatı) Rasim Özdenören
    12- Yoksulluk İçimizde-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    13- Ya Tahammül Ya Sefer-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    14- Bu Böyledir-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    15- Sır-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    16- Uzun Hikâye-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    17- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler-Rasim Özdenören.
    18- Üç Zor Mesele-İsmet Özel.
    19- İslâm’ın Vadettikleri-Roger Garaudy.
    20- Doğu ve Batı Arasında İslâm-Aliya İzzetbegoviç.

    KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – İKİNCİ AŞAMA
    21-Okulsuz Toplum-Ivan Illich-Birey Toplum Yayınları.
    22-Türkiye’nin Maarif Davası-Nurettin Topçu-Dergâh Yayınları.
    23-İslâm Kültür Atlası-İsmail Faruki-İnkılab (“Rehber” kitap bu: Liste bitince 2. kez okunacak)
    24-İslâm Tarihi-3 cilt-Filibeli Ahmet Hilmi ve Ziya Nur Aksun-Ötüken Yayınları
    25-Kur’ân-ı Kerîm Işığında Hz. Muhammed Mustafa (sav)-2 cilt-Osman Nuri Topbaş-Erkam Y.
    26-Mızraklı İlmihal-Semerkand Yayınları
    27-Komünist Manifesto-Marx & Engels.
    28-İlm-i Hâl-S. Ahmet Arvâsî
    29-Tefsir Usûlü ve Tarihi-Ömer Çelik-Erkam Yayınları
    30-Sünneti Anlamada Yöntem-Yusuf el-Karadavî
    31-Çöle İnen Nur-Necip Fazıl Kısakürek
    32-Fıkıh Usûlü-Vehbi Zuhayli-Risale Yayınları
    33-Tasavvuf-William Chittick-İz Yayıncılık
    34-Kelâma Giriş-U. Murat Kılavuz-A. Saim Kılavuz-İSAM Yayınları
    35-İslâm’ın Vizyonu-William Chittick-İnsan Yayınları
    36-Yoldaki İşaretler-Seyyid Kutup
    37-İslâm Düşüncesi-Muhammed İkbal-Külliyat Yayınları
    38-40-Çağ ve İlham-I-II-III-Sezai Karakoç-Diriliş Yayınları
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-REFERANS KİTAPLAR
    1-Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm-3 cilt-Hasan Basri Çantay
    2-Riyâzü’s-Sâlihîn-3 cilt-İmam Nevevî
    3-Büyük İslâm İlmihâli-Ömer Nasuhi Bilmen
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-SÖZLÜKLER
    1-Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat-Ferit Develioğlu
    2-Misalli Türkçe Sözlük-Ayverdi-3 cilt
    3-Büyük Türkçe Sözlük-Mehmet Doğan.
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-KAVRAM-TERİM SÖZLÜKLERİ
    1-Kur’ân Sözlüğü-John Penrice-İşaret Yayınları
    2-Kur’ân Terimleri Sözlüğü-Mukatil b. Süleyman-İşaret Yayınları
    3-Arap Dili’nde ve Kur’ân’da Farklar Sözlüğü-Ebû Hilâl el-Askerî-İşaret Yayınları
    4-Kelimeler Arasındaki Farklar-İsmail Hakkı Bursevî-İşaret Yayınları.
    5-Tarifat-Cürcanî-Litera Yayıncılık.
    6-Müfredat-Kur’ân Istılahları Sözlüğü-Râğıb el-Isfehânî-Pınar / Çıra Yayınları.
    İkinci aşama kitap listesini kaynağından okumak için tıklayınız
    4 KURŞUN KALEMLE OKUMA YÖNTEMİ
    Kitaplar, mutlaka 4 Kurşun Kalem’le okunacak.
    1-Yeşil Kalem’le: Kilit kavramların altı çizilecek.
    2-Kırmızı Kalem’le: Önemli satırların altı çizilecek.
    3-Mavi Kalem’le: Atlanmayacak yerler işaretlenecek veya gerekirse çizilecek HAFİFÇE
    4-Siyah Kurşun Kalem’le: Kitab’ın sayfalarının sağ ve sol kenarlarına notlar alınacak, başlıklar çıkarılacak, kavramlaştırmalar yapılacak ve ÜST BOŞLUKLARA EN ÖNEMLİ CÜMLE YAZILACAK…
    Okunan kitabın Birinci Bölüm’ü bitince, sırasıyla:
    1-Önce yeşil kalemle çizilen yerler / kavramlar hızla okunacak…
    2-Kırmızı kalemle çizilen satırlar okunacak…
    3-Sayfaların üst taraflarına yazılan cümleler okunacak…
    100 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – ÜÇÜNCÜ AŞAMA
    41-Tarih Hırsızlığı-Jack Goody-İş Bankası Yayınları.
    42-Şarkiyatçılık-Edward Said-Metis Yayınları.
    43-Küresel Çağda Tarih Yazmak-Lynn Hunt-Küre Yayınları.
    44-Dünya Tarihini Yeniden Düşünmek-Marshall Hodgson-Vadi Yayınları.
    45-Dünya Tarihi-William McNeill-İmge Yayınları.
    46-Uygarlıkların Grameri-Fernand Braudel-İmge Yayınları.
    47-Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri-Pitirim Sorokin.
    48-49-Tarih Bilinci-Arnold Toynbee-2 cilt.
    50-İslâm Medeniyeti Tarihi-Wilhelm Barthold, Mehmet Fuad Köprülü-Alfa Yayınları.
    51-53-İslâm’ın Serüveni-Marshall Hodgson-3 cilt-Pegasus Yayınları.
    54-Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi-Osman Turan-Ötüken Yayınları.
    55-Zihniyet ve Din-Sabri Ülgener.
    REFERANS KİTAPLAR
    -Türk Tarih Deyimleri Sözlüğü-Zeki Pakalın-3 cilt.
    ROMAN VE TARİH ANLATILARI
    * Devlet Ana-Kemal Tahir-roman.
    * Osmancık-Tarık Buğra-roman.
    * Yaban-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-roman.
    * Çankaya-Falih Rıfkı Atay-Yakın Tarih Anlatısı.
    * Fatih-Harbiye-Peyami Safa-roman.
    * Huzur-Ahmet Hamdi Tanpınar-roman.
    1. Bir küçük Osmancık vardı – Hasan Nail Canat
    2. Yasemen – Hasan Nail Canat
    3. Bir avuç ateş – Hasan Nail Canat
    4. Gül yarası – Hasan Nail Canat
    5.Yiğit Mustafa – Hasan Nail Canat
    6. Kırımlı Murat destanı – Hasan Nail Canat
    7. Nur dağındaki çocuk – Hasan Nail Canat
    8. Yaralı serçe – Hasan Nail Canat
    9. Kardeş kurşunu – S.Ateş Alpat
    10. Ana yüreği – S.Ateş Alpat
    11. Zamanın Zeynebi – S.Ateş Alpat
    12. Güller ağlar ülkemde – N.Aydın Gökduman
    13. Bir firavun bir mucahid – Yusuf Koç
    14. İdamlık genç – Emine Şenlikoğlu
    15. Maria – Emine Şenlikoğlu
    16. Huzur sokağı – Ş.Yüksel Şenler
    17. Boşluk – A. Günbay Yıldız
    18. Sokağa açılan kapı – A. Günbay Yıldız
    19. Dallar meyveye durdu – A. Günbay Yıldız
    20. Hristiyan gülü – Emine Şenlikoğlu
    21. Aşka uyanmak – A. Günbay Yıldız
    22. Aynada batan güneş – A. Günbay Yıldız
    23. Bir dünya yıkıldı – A. Günbay Yıldız
    24. Çiçekler susayınca – A. Günbay Yıldız
    25. Ekinler yeşerdikçe – A. Günbay Yıldız
    26. Figan – A. Günbay Yıldız
    27. Gurbeti ben yaşadım – A. Günbay Yıldız
    28. Mavi gözyaşı – A. Günbay Yıldız
    29. Ona secde yakışıyor – A. Günbay Yıldız
    30. Sitem – A. Günbay Yıldız
    31. Ülkemin açmayan çiçekleri – A. Günbay Yıldız
    32. Yanık buğdaylar – A. Günbay Yıldız
    33. Yıllar geriye dönse – A. Günbay Yıldız
    34. Müslüman savaşçı – Sadık Tekin
    35. Özgürlük Savaşçıları -1 K. Sancaktar
    36. Zaferin bedeli – 2 K. Sancaktar
    37. Moskof Mezarlığı – 3 K. Sancaktar
    38. Zindan hatıraları – Zeynep Gazali
    39. Mushaflar ve Bombalar 1 – Ahmet Pakalın
    40. Şehid Hama -2 Ahmet Pakalın
    41. Hamalı – 3 Ahmet Pakalın
    42. Alim ve Tağut – Yusuf Kardavi
    43. Derviş – M. Ali Gönül
    44. Yeterki Kuran Susmasın – Ömer Saruhan
    45. 39. Koğuş – Naşit Tutar
    46. Hakikat Yolcuları – Naşit Tutar
    47 – Kalbimin Düştüğü Yerdeyim – Habbab Çetin Akdeniz
    48. Aşk Düşünce Yollara – Munib Engin Noyan
    49. Malcolm X – Alex Haley
    50. Hatıralarım – Hasan el-Benna
    İslam Düşünce Atlası- İbrahim Halil Üçer
    İslam Düşüncesi Tarihi- Mian Muhammed Şerif
    • Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi- Necip Taylan
    • İslam Felsefesi- Hilmi Ziya Ülken
    • İslam Düşüncesi- Salih Aydın
    • İslam Düşüncesi Üzerine- Ekrem Demirli
    • İslam Düşüncesi Tarihi- Bayram Ali Çetinkaya
    • İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler- Ebu’l Ala Afifi
    • İslam Düşüncesi Yazıları- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesine Giriş- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesi Tarihi- H. Ömer Özden
    • İslam Felsefesi Tarihi- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi- Cüneyt Kaya
    • İslam Düşüncesinin Yapısı- Süleyman Uludağ
    • İslam Düşüncesinin Kurucu Unsurları- İsmail Kurt, S. Ali Tüz
    • İslam Felsefesi Sözlüğü- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihi- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • Ana Kaynaklarıyla İslam Felsefesi- Osman Öztürk
    • İslam Felsefesi Tarihi- Hüseyin Karaman
    • İslam Felsefesi Üzerine- Ahmet Arslan
    • İslam Felsefesi Tarihi- İsmail Hakkı İzmirli
    • Mekasidü’l Felasife- İmam Gazali
    • Filozofların Tutarsızlığı- İmam Gazali
    • Mişkatu’l Envar- İmam Gazali
    • El-Munkız Mine’d-Dalal- İmam Gazali
    • Faslu’l Makal- İbn Rüşd
    • Tutarsızlığın Tutarsızlığı- İbn Rüşd
    • Metafizik Şerhi- İbn Rüşd
    • Ahlak-ı Alai- Kınalızade
    • Kitabu’l Burhan- Farabi
    • El-Medinetu’l Fazıla- Farabi
    • Mukaddime- İbn Haldun
    • En-Necat- İbn-i Sina
    • Şifa Külliyatı- İbn-i Sina
    • Kitabu’t Tavasin- Hallac-ı Mansur
    • İşrak Felsefesi- Sühreverdi
    • Nüzhetü'l-Ervâh ve Ravzatü'l-Efrâh- Şehrezuri
    • Filozoflarla Mücadele- Şehristani
    • Münazarat- Fahreddin Razi
    • İslam Bilim Tarihi ve Felsefesi- Osman Bakar
    • Mutluluk ve Felsefe- İbn Miskeveyh
    • İbn-i Sina’da Metafizik ve Meşşai Gelenek- Muhittin Macit
    • Çağdaş İslami Akımlar- Mehmet Ali Büyükkara
    • Aristoteles ve Farabi’de Ahlakın Kaynağı- Hümeyra Öztüran
    • Amiri Felsefesinde Tanrı ve Âlem- Cüneyt Kaya
    • Varlık ve İmkân- Cüneyt Kaya
    • Şeriat ve Hakikat- H. Bayram Başer
    • Varlık ve Akıl- Ali Tekin
    • Nasıruddin Tusi’de Önermeler Mantığı- Harun Kuşlu
    • Cahız’ın Ahlak Düşüncesi- Yunus Cengiz
    • Nedensellik Kitabı- Kadı Abdulcebbar
    • Osmanlı Felsefesi- Ömer Mahir Alper
    • İslam Felsefesinde Akıl-Vahiy/Felsefe-Din İlişkisi- Ömer Mahir Alper
    • Varlık ve İdrak- İbrahim Kalın
    • Kindi Felsefi Risaleler- Mahmut Kaya
    • İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri- Mahmut Kaya
    • Felsefe ve Ölüm Ötesi- Mahmut Kaya
    • İslam Düşüncesinde Felsefe Eleştirileri- Fatih Toktaş
    • İbn Rüşd Felsefesi- Hüseyin Sarıoğlu
    • İslam Felsefesine Giriş- Neşet Toku
    • İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi- Kolektif
    • Ebubekir Razi’nin Ahlak Felsefesi- Hüseyin Karaman
    • İslam Ahlak Felsefesi- Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol
    • İslam Ahlak Teorileri- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi Kelamı- Macit Fahri
    • Felsefi Mirasımız ve Biz- Cabiri
    • Arap-İslam Aklının Oluşumu- Cabiri
    • Kelam Tarihinin Problemleri- Muhit Mert
    • Sistematik Kelam- Ömer Aydın
    • Kelam- Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak
    • Tefsir Usulü- Muhsin Demirci
    • Tefsir Tarihi- Muhsin Demirci
    • Hadis Usulü- İsmail Lütfi Çakan
    • Hadis Tarihi- Ahmet Yücel
    • Fıkıh Usulü- Fahrettin Atar
    • İslam Felsefesinde Mistik Bilginin Yeri- Şahin Filiz
    • Yitirilmiş Hikmeti Ararken- İlhan Kutluer
    • İslam Ahlak Felsefesine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri- Bekir Karlığa
    • Mezhepler Tarihi- Muhammed Ebu Zehra
    • Ahlak-ı Nasıri- Nasıruddin Tusi
    • İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları- İrfan Abdulhamid
    • Üç Müslüman Bilge- S. Hüseyin Nasr
    • Gazali’nin Felsefi Kelamı- Frank Griffel
    • İslam Mantık Tarihi- Tony Street
    • İslam Felsefesi ve Kelamı- Montgomery Watt
    • İslam Felsefesi Tarihi- Henry Corbin
    • İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Ortaçağ İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Doğuşundan Günümüze İslam Felsefesi- Roy Jackson
    • İslam Felsefesi Tarihi- S. Hüseyin Nasr, Oliver Leaman
    • İbn-i Sina Metafiziği- Robert Wisnovsky
    • İbn-i Sina’nın Mirası- Dimitri Gutas
    • Yunanca Düşünce Arapça Kültür- Dimitri Gutas
    • İslam Felsefesine Giriş- P. Adamson, R. C. Taylor
    • Varolmanın Boyutları- William Chittick
    • Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi- Anthony Black
    • İslam’ın Mistik Boyutları- Annemarie Schimmel
    • İslam’da Felsefe Tarihi- T. J. De Boer


    İSLAM AHLAKI SAHASINDA
    1. Tasavvuf ve Ahlak Eğitimi, Hasan el-Benna, Nida Yay.
    2. Hicab, Mevdudi, Düşün Yay.
    3. İslam’da Sosyal Adalet, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    4. Furkan-Rahman’ın Dostları İle Şeytanın Dostları Arasındaki Fark, İbn Teymiyye, Guraba Yay.
    5. Abidler Yolu, İmam Gazali, Semerkand Yay.
    İSLAM AKAİDİ SAHASINDA:
    1. İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Ebu Hanife, İFAV Yay.
    2. Sırat-ı Müstakim, İbn Teymiyye, Pınar Yay.
    3. Allah’ın Varlığı ve Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Karadavi, İhtar Yay.
    4. El-Akidetü’l-Vasıtiyye, İbn Teymiyye, Takva Yay.
    5. Kitabu’t-Tevhid, Muhammed b. Süleyman et-Temimi, Ümmülkura Yay.

    İSLAM DÜŞÜNCESİ SAHASINDA:
    1. İslam’da Cihad, Seyyid Kutup & Mevdudi & Hasan el-Benna, Özgü Yay.
    2. Gelin Bu Dünyayı Değiştirelim, Mevdudi, Özgün Yay.
    3. Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    4. Din Bu, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    5. İstikbal İslam’ındır, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    İSLAMİ ŞAHSİYETLER SAHASINDA:
    1. Hatıralarım, Hasan el-Benna, Beka Yay.
    2. Babam Mevdudi, Hamire Mevdudi, Mana Yay.
    3. Üstat Ali Ulvi Kurucu – Hatıralar 2, Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Kitaplığı.
    4. Şeyhülislam İbn Teymiyye ve Mücadelesi, Rizaeddin Fahreddin, Özgü Yay.
    5. Hakikate Giden Yol, İmam Gazali, Semerkand Yay.

    İSLAM TARİHİ SAHASINDA:
    1. Hilafet ve Saltanat, Mevdudi, Hilal Yay.
    2. Yahudi İle Savaşımız, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    3. Kayıp Minare (Kemalizm Tahlili), Abdullah Azzam, Küresel Kitap.
    4. 20. Asrın Cahiliyesi, Muhammed Kutub, Beka Yay.
    5. İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç, Fide Yay.

    İSLAM DAVETİ SAHASINDA:
    1. İslam Davetçilerine, Mevdudi, Dünya Yay.
    2. Tevhid Daveti, Seyyid Kutub, Ravza Yay.
    3. İslam’a Bağlılığım Neyi Gerektirir, Fethi Yeken, Özgün Yay.
    4. Bilginin Gücü, Cevdet Said, Pınar Yay.
    5. Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, Cevdet Said, Pınar Yay.
    İSLAM SİYASETİ SAHASINDA:
    1. Tevbe Suresi Tefsiri, Abdullah Azzam, Buruc Yay.
    2. İslam ve Beşeri Kanunlar, Abdülkadir Udeh, Ravza Yay.
    3. Said Halim Paşa Bütün Eserleri, Ahmet Özalp, Anka Yay.
    4. Öncelikli Meseleler Fıkhı, Yusuf el-Karadavi, Nida Yay.
    5. Biz Müslüman mıyız? Muhammed Kutub, Hilal Yay.

    İSLAMİ KAVRAMLAR SAHASINDA:
    1. Şehadet, Said Havva, Yenda Yay.
    2. Tevhidin Anlamı, Seyyid Kutub, Şehadet Yay.
    3. Tağut, Ahmet el-Kattan, Kitap Dünyası.
    4. Kur’an’ın Dört Temel Terimi, Mevdudi, Özgün Yay.
    5. Güç İrade ve Eylem, Cevdet Said, Pınar Yay
    Dini eserler:
    Mesnevi tümü -- mevlana
    Mahir İz – Tasavvuf
    Hamidullah’ın bütün kitapları
    A. Kemal Belviranlı - İslam Prensipleri ve Peygamberimiz Efendimiz
    Mahmud Hakkı - Halid b. Velid
    Bekir Topaloğlu - İslam’da Kadın
    Muhammed Ebu Zehre - İslam’da Sosyal Dayanışma
    Gazali’nin eserleri
    Ali Özek - İslam’da İbadet
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Dini Şiirler Antolojisi
    Mehmet Vehbi Efendi’nin tefsiri ve Ahkam-ı Kuraniyye’si
    Hasan Basri Çantay ve Ömer Nasuhi Bilmen’in mealleri, Hukuk-ı İslamiye Kamusu ve Muvazzah İlm-i Kelâm
    Eşref Edip - Asr-ı Saadet
    Şirvanî - İslam’da Siyasi Düşünce ve İdare
    Ebu’l Hasan en-Nedvî - Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti ve Hazreti Peygamber’in Yolu
    Ömer Rıza Doğrul - Kuran Nedir
    Enver Kuraşî - Faiz Nazariyesi ve İslam
    Zübeyir Sıddık - Hadis Edebiyatı Tarihi
    Mahmud Ebussuud - İslami İktisadın Esasları
    Osman Keskioğlu - İslam Hukuku
    Muhammed Ebu Zehre - İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Riyazu’s-Salihîn
    Seyyid Kutup’un kitapları
    Muhammed Kutup’un kitapları
    Mevdûdî’nin eserleri
    Rahmi Baban - İlim-Ahlak-İman ve Allah Vardır.
    Edebi eserler:
    Mehmet Akif – Safahat
    Necip Fazıl - Ahşap Konak ve Reis Bey
    Ali Ulvi Kurucu - Gümüş Tül ve Alevler
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Sessiz Gürültü
    Necla Pekolcay - İslami Türk Edebiyatı
    Yahya Kemal Beyatlı - Aziz İstanbul ve Kendi Gök Kubbemiz
    Namık Kemal - Gülnihal ve Vatan Yahut Silistre
    Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir ve Huzur
    Nurettin Topçu – Taşralı
    Cengiz Dağcı’nın romanları
    Ergun Göze - Meşhurların Son Sözleri
    Peyami Safa - Matmazel Noralinya’nın Koltuğu ve Fatih-Harbiye
    Samiha Ayverdi’nin eserleri
    Tarık Buğra - Ayakta Durmak İstiyorum
    Ahmet Hikmet Müftüoğlu – Çağlayanlar
    Ömer Seyfettin - Eski Kahramanlar
    Ahmet Kabaklı - Türk Edebiyatı Tarihi
    Fahri Ersavaş - Hamasi şiirler Antolojisi
    Genel kültür eserleri
    İlhan Egemen Darendelioğlu - Türkiye’de Komünist Hareketleri
    Kadir Mısıroğlu - Sarıklı Mücahitler
    İsmail Hami Danişment - Garb Medeniyetinin Membaı Olan İslam Medeniyeti, Eski Türk Seciye ve Ahlakı ve İstanbul’un Fethinin Medeni Kıymeti
    Hitler - Komünistler ve Beynelmilel Yahudi
    Necip Fazıl - Büyük Mazlumlar, Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri ve İdeolocya Örgüsü
    Abdülmecit Belli - Adalet Mülkün Temelidir
    Osman Turan - Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi ve Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları
    Tahirü’l Mevlevi - Müslümanlıkta İbadet Tarihi
    Cevat Rifat Atilhan - Masonluk, 31 Mart Vakası ve diğer eserleri
    Ergun Göze - Peyami Safa-Nazım Hikmet Kavgası, Kadir Mısıroğlu Amerika’daki Zenci Müslümanlık Hareketi
    Nurettin Topçu’nun tüm eserleri
    Ahmet Çiftçi - Komünizmin Maskesi Sosyalizmdir ve Ortak Pazar
    Bekir Berk - Dünya Anayasalarında Din
    Mustafa Sıbai - İslam’da ve Müslümanlara Göre Kadın
    Ali Fuat Başgil - Gençlerle Başbaşa
    Saadet Bektöre - Volga Kızıl Akarken "Volga Kızıl Akarken"
    Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu - Sultan II. Abdülhamit ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar ve Ordu ve Politika
    Mümtaz Turhan - Garplılaşmanın Neresindeyiz
    Kadircan Kaflı - Türkiye’nin Kaderi
    Mehmet Kaplan - Büyük Türkiye Rüyası
    William J. Lederer-Eugene Burdick - Kızıl Karıncalar ve Çirkin Amerikalı
    U. T Hsu - Gizli Mücadele.
    Tarihi eserler:
    M. Asım Köksal - Hz. Muhammed ve İslam Tarihi
    Vecdi Bürün - Nasıl Öldüler
    Yılmaz Öztuna’nın eserleri
    Kadir Mısıroğlu - Yunan Mezalimi, Lozan Zafer mi, Hezimet mi
    Necip Fazıl - Sultan Abdülhamit ve Vahideddin
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı
    İsmail Hami Danişment - İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
    Abdullah Taymaz - Rus İhtilalinden Hatıralar.
    İBNİ HALDUN - MUKADDİME
    ROGER GARAUDY – TÜM KİTAPLAR
    1000 Soruda 4 Raşit Halife / POLEN YAYINLARI
    1000 Soruda Peygamberimizin (s.a.v) Hayatı POLEN YAYINLARI
    20. Asrın Cahiliyesi BEKA YAYINLARI
    Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (sav) BEKA YAYINLARI
    Asrımızda İslam Uygulanabilir mi? RAVZA YAYINLARI
    Batıcı Söylemler ve İslam BURUC YAYINLARI
    Benzerini Getiremezler BEKA YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? AĞAÇ KİTABEVİ YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? HİLAL YAYINLARI
    Biz Müslümanmıyız ŞURA YAYINEVİ
    Bosna Hersek Katliamı TEVHİD YAYINLARI
    Çağdaş Dünyaya İslami Bakış BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları (3 Cilt Takım) RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 1- Demokrasi RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 2 -Komünizm- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 3 -Sekülarizm, Rasyonalizm, Milliyetçilik- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Konumumuz BEKA YAYINLARI
    Çocuklar İçin Peygamberlerin Hayatı BEKA YAYINLARI
    Düzeltilmesi Gereken Kavramlar RİSALE
    Evrim ve Değişmezlik BEKA YAYINLARI
    Gelenekler Çatışması BEKA YAYINLARI
    Hz. Muhammed'in Hayatı / Gençler İçin İLKE YAYINCILIK
    Hz. Peygamberden Gençlere 50 Nasihat İLKE YAYINCILIK
    İman ve İnkar Aynasında İki Kadın Portresi İLKE YAYINCILIK
    İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler RAVZA YAYINLARI
    İslam Budur BEKA YAYINLARI
    İslam Dünyasında Aydınlanma Sorunu BEKA YAYINLARI
    İslam Etrafındaki Şüpheler HİSAR YAYINLARI
    İslam İnancı RİSALE /Nureddin Yıldız
    İslam Kahramanları Ashab-ı Kiram (5 Kitap Takım) HİSAR YAYINLARI
    İslam Terbiye ve Ahlak Sistemi HİSAR YAYINLARI
    İslama Göre İnsan Psikolojisi ESMA YAYINLARI
    İslamın Etrafındaki Şüpheler TUĞRA NEŞRİYAT
    İslami Açıdan Tarihe Bakışımız RİSALE
    Kadının Özgürlüğü ve Tesettür RAVZA YAYINLARI
    Kadının Özgürlük Savaşı RAVZA YAYINLARI
    Kur'an Araştırmaları Medeni Ayetler Cilt 2 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Araştırmaları Mekki Ayetler Cilt 1 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Kıssaları BEKA YAYINLARI
    Kur'an'ı Nasıl Okuyalım İŞARET YAYINLARI
    Küreselleşme ve Müslümanlar BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllallah BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllellah / Akide, Şeriat ve Hayat Yolu RAVZA YAYINLARI
    Lailahe İllallah İHTAR YAYINLARI
    Nasıl Davet Edelim? BEKA YAYINLARI
    Örnek İslam Toplumu RİSALE
    Peygamberden Parıltılar BEKA YAYINLARI
    Peygamberimizin Savaşları HİSAR YAYINLARI
    Peygamberimizin Seriyyeleri HİSAR YAYINLARI
    Sosyal Bilimlerin İslami Temelleri BEKA YAYINLARI
    Tartışmalar BEKA YAYINLARI
    Tih'den Çıkış BURUC YAYINLARI .
    ….. DEVAM EDECEKTİR….
  • 136 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Selamlar, dostlar. Haim Nahumla ilgili bir analiz. Fikirlerinizi beklerim. Saygılar.

    “Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için,
    Dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir.”

    Necip Fazıl KISAKÜREK

    Kitabın Yazılış Amacına Dair

    Yazar Hüseyin Serkan Elönü, yazdığı “Haim Nahum” adlı kitabın önsözünde fikir, düşünce olarak yazma niyetini şöyle anlatmıştır: “Dinimizin ve ülkemizin kahramanları hakkında tonlarca kitap bulunurken İslam düşmanları hakkında ciddi eser maalesef bulamıyoruz.” Elönü, büyük bir eksikliğimizden haberdar ederken yazının devamı şöyle: “Düşmanımızı tanımıyoruz ve maalesef tanımak için çaba da sarfetmiyoruz. Bu kadar İslam’a zarar veren birisi olan Haim Nahum’un hayatını anlatan bir kitabın maalesef yazılmaması büyük bir eksikliktir.” (Sayfa-05)

    Saklı Tutulan Yüzler: Siyonistler

    Saklı kimliklerle, saklı faaliyetlerle: saklı Siyonistlerin, gizli yönetimleri ve gizli kurdukları devletleri olmuştur. Ekonomik, ticari yönden piyasayı hep ellerinden tutarak kendilerini güçlü ve etki alanlarını geniş tutmuşlardır. Anadolu coğrafyasında ki en önde ve önemli birkaç Siyonistler, ayrıca bu Siyonistler Osmanlı İmparatorluğuna da ihanet etmişlerdir. Bunlar: çoğu Sefarad Yahudi’si olmakla beraber Yasef Nassi, Sabetay Sevi, Abraham Salomon Kamondo, Emmanuel Karaso, Haim Nahum’dur. Theodor Herzl ise Aşkenaz Yahudi’sidir.

    Bir Dev’in Yıkılışı

    Yahudi inanç sistemin yöneticiliğini yapanlara “Hahambaşı” unvanı verilir. Bizans devletinin son zamanlarında İstanbul’daki Yahudilerin liderliğini yapan Rebi Moşe Kapsali’dir. Osmanlı’nın Yahudilerle ilk karşılaşması 13. yüzyılda on yıllık bir kuşatmadan sonra Orhan Bey tarafından Bursa alarak, ilk temaslar gerçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmed Mayıs 1453’de İstanbul’u fethettiğinde Osmanlı devleti bu dini lidere “İstanbul Hahambaşısı” denmiştir. Hahambaşıların görevleri 1453’den 1835’e kadar sadece dini liderlikti. Reformcu bir padişah olan Sultan II. Mahmud, Yahudi Cemaati’nin talebi üzerine radikal bir adımla 1835 yılında “İstanbul Hahambaşı” makamını ismini “Osmanlı Hahambaşı” olarak değiştirerek dini liderliği yanında siyasi rol vererek de Hahambaşılığını güçlendirmiştir. Abraham Levi Paşa ilk Osmanlı Hahambaşısı olmuştur.

    Böylece Hahambaşıların hepsi Osmanlı Sarayı ile derin münasebetler kurmuş ve Batılaşma temayülündeki Osmanlı Devleti’nde saygın bir pozisyona kavuşmuşlardır.

    İttihat ve Terakki’nin zorla II. Abdülhamit’e zorla II. Meşrutiyet’i ilan ettirerek Osmanlı Yahudi Cemaatin meclise girmelerini sağladılar. Meclise giren çoğu Yahudi ise Alliance Israélite Universelle mektebinde okumuşlardı.

    Jön Türk’ler, II. Abdülhamit’i tahtan indirmek için Makedonya çevresinde komitacılardan bir ordu kurularak, 31 Mart Hadisesini gerçekleştirdiler. Bu ordunun içinde 700 kişilik bir Yahudi Taburu da vardı. İstanbul ele geçirildikten sonra Hahambaşı Haim Nahum tarafından bu tabur tebrik edilmiştir.

    Aralık 1909’da Hamburg’ta ve Ağustos 1911’de Basel’deki Siyonist Kongrelerde Osmanlı Devleti’nden ayrılma politikası yerine Osmanlı ile bütünleşme fikrini beyan etmişlerdi, Siyonistler. Heyhat! Bu politika Jön Türk’lerin iktidara geldiğinden dolayı, kandırmacadan başka bir şey değildi. Siyonistler, bu kongredeki kararlardan sonra, sırasıyla Trablusgarp, Balkan ve Birinci Cihan Harpleri ile Osmanlı Devleti’nin topraklarını ele geçirmişler ve asla Osmanlı ile bir bütün olmak gibi gayeleri olmuştur.

    Haim Nahum, Yahudilerin Filistin’e gidip yerleşmelerine, arazi satın almalarına önemli bir engel teşkil eden ve II. Abdülhamid tarafından uygulamaya sokulan “Kırmızı Pasaport” uygulamasından kurtulmak için girişimlerde bulunmuştur. İttihat ve Terakki bu uygulamaya Eylül 1913’te son vermiştir. Yahudiler Osmanlı vatandaşlığına geçmek için idarecilere baskı kurarak ve her türlü yolu denemişlerdir, ancak muvaffak olamamışlardır.

    Birinci Cihan Harbi’nin başlamasıyla Haim Nahum, kendi cemaatinin dini lideri olmamıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti adına birçok yabancı temas yürüten bir diplomat haline gelmiştir.
    Osmanlı Devleti adına yaptığı ilk diplomatik temasını, 1915’te Çanakkale ablukası esnasında Çanakkale ateşkes şartları için İngiltere, Fransa adına Dedeağaç’a gelen bir İngiliz diplomatla yapmış ve İngilizlerin sunduğu şartları kabul etmeyerek bu görüşme neticesiz kalmıştır.

    1915 sonlarından itibaren Sultan Abdülaziz’in oğlu Veliahd Yusuf İzzettin Efendi ve Haim Nahum, İngilizlerle münferid sulh yapmak ve böylece Osmanlı Devleti’ni Birinci Cihan Harbi’nden en az zararla çıkara bilmek için görüşmeler yapmıştır. Yusuf İzzettin Efendi, 1 Şubat 1916 günü Zincirlikuyu’daki evinde ölü olarak bulunmuştur. Yusuf İzzettin Efendi’nin ölümünün ardından bu sulh teşebbüsü yarım kalmıştır. Başka hiç kimseler bu teşebbüse devam ettirmemişlerdir.

    27 Eylül 1919’da Haim Nahum, Paris’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Eski İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau ile görüşmüştür. Görüştükleri konu Türkiye’nin geleceği olmuştur. Bu Paris seyahatinde yeni bir devletin hudutları, Kemalistlerin fikir ve Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliği hakkında sayısızca temaslarda bulunmuş, basın toplantısı düzenlemişlerdir. Fransız basınında röportajlar yayınlanmıştır. Hamim Nahum, Fransa ile Türk milliyetçi hareketi arasında yapılabilecek bir antlaşmayı muhtelif defalar dile getirmiştir. Haim Nahum, Paris’ten 10 Aralık 1919’da Türkiye’ye dönmüştür.
    Haim Nahum, 30 Mart 1920’de İngilizlerin baskısı ve sağlık sorunlarından dolayı Osmanlı Hahambaşı makamından resmen istifa etmiştir. İstifası hükümet tarafından 24 Nisan 1920 tarihli “İrade-i Saniyye” ile padişah tarafından kabul edilmiştir.

    1920’de vazifesinden istifa ettiği yılda Paris’te ikamet etmeye başlar, bu dönemde siyasetle ilgilenmiştir, Haim Nahum. Türkiye cumhuriyeti ve Kemalist akımı hakkında çalışmalar yaparak demeç ve röportajlar yayımlamış, Kemalistlerin propagandasını yapmıştır.
    Haim Nahum’un hahambaşılıktan istifa etmesi, siyasi nüfuzunu azaltmamıştır. İttihatçılar, iktidarı kaybetmiş ve ileri gelenleri yurtdışına kaçmışlardır. Ancak Haim Nahum Türkiye’de etkili olmaya devam etmiştir. Milli Mücadele yıllarında Ankara Hükümeti’nin Amerika’daki bir nevi temsilcisi pozisyonuna gelmiştir.

    Haim Nahum, Amerika’ya giderek orada üniversitelerde Türkler lehine konferanslar vermiştir. Bu durum Türkiye’nin Haim Nahum’a büyük bir minnet ve hassasiyet duyulmasına sebep olmuştur.

    Haim Nahum, Amerika’da iken bir dizi konferanslar vermiş Yahudi cemiyetleri ile Mason locaları ile ve büyükelçilerle toplantılar yapmıştır. Haim Nahum, bu toplantılarla yeni kurulacak olan Türkiye’nin İslam’dan uzaklaştırılması gibi mevzular konuşulmuştur.

    Haim Nahum, Amerika’da işi bittikten sonra, plan icabı, hemen Londra’ya gelmiş ve İngiliz Hariciye Vekili Lord Curzon ile görüşmüştür. Haim Nahum, Lord Curzon’u Türkiye’ye bazı tavizler vermek ve istiklalini kabul etmek mukabilinde ona İslamiyet’e arka döndürmenin mümkün olacağı mevzusunda ikna etmeye çalışmıştır. Böylelikle Türkiye’de İslam Âlemi üzerinde nüfuz ve ehemmiyet ifade edecek hiçbir vasıf kalmaması planlanmıştır. Haim Nahum, Lord Curzon’a milyonlarca Sterlin ve yüz binlerce insan feda ederek elde edilemeyecek bir kazancı, basit ve bedava bir formülle takdim etmiştir. Haim Nahum’un son sözü şu olmuştur:
    “Siz Türkiye’nin mülki tamamiyetini (sınırlarını) kabul edin onlara ben İslamiyet’i ve İslam temsilciklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.” Demiştir.
    Lord Curzon, Haim Nahum’un bu teklifini heyecanla kabul etmiş ve en can alıcı sözlerini söylemiştir:
    “Türkiye İslami alakasını ve İslam temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulus birliği etmiş olur ve Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.” Demiştir.

    Haim Nahum Doktrin’in Ana Hatları

    Haim Nahum; “Türkler savaşla yıkılamaz. Türkleri yıkmak için;
    1- Anadolu insanını aç bırakın.
    2- Anadolu insanını işsiz bırakın.
    3- Anadolu insanını borca esir edin.
    4- Anadolu insanını dininden uzaklaştırın.
    5- Anadolu insanını bölün.
    6- Anadolu insanını ve tüm Müslümanları birbiri ile çarpıştırın.
    7- Anadolu insanını yumuşak lokma haline getirin yutun.” Demiştir.
    Haim Nahum, Avrupa emperyalist devletlere Türkiye’nin nasıl kurulacağını, Anadolu insanını din, dil, tarih, kültür ve beraberlik şuurunu nasıl yok edileceğini bu doktrin ile kendi stratejisini takdim etmiştir.

    2 Kasım 1922’ Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’nın Lozan Konferansı’na gönderilmesi için Meclis’i ikna etti. İsmet Paşa, Edirne Mebusu ve Hariciye Vekili sıfatıyla Lozan Konferansı’na başmurahhas olarak tayin edilmiş ve kendisiyle beraber 105 kişilik müşavir, yaver ve muhafız ordusu ile gitmiştir. Bu heyetin en ilginç ismi hiç şüphe yok ki o da Haim Nahum’dür. Haim Nahum, kendini Milli Mücadele ve Ankara Hükümeti yanlısı izlenimi vererek Lozan Konferansı’nda Türk delegasyonu içerisinde müşavir olarak bulunmasını sağlamıştır. 8 Kasım 1922’de Doğu Ekspersi İstanbul’dan Londra’ya hareket eden trende, müşavirler bölümünde Haim Nahum Efendi; “Osmanlı Yahudileri Eski Hahambaşısı, Yüksek Mühendis Mektebi Fransızca Öğretmeni” olarak bulunmuştur. Görünen vazifesi “Hukuk Müşavirliği” iken gerçek manada vazifesi arabuluculuk olmuştur. Sekiz ay sonrasında Lozan Konferansı sona ermiştir. Lozan Konferansı’ndan sonra Haim Nahum Türkiye’den ayrılarak tekrar gelme cesaretinde bulunmamış ve Mısır’a yerleşerek o ülkenin hahambaşı olmuştur.

    Haim Nahum, artık Türkiye ile olan işini bitirmişti. Amacına ulaşmıştı. Eğer Türkiye’ye gelirse bir Müslüman tarafından –Lozan’da Türkiye’yi dinsizleştirme ve çökertme doktrininin planlayıcısı olduğunu anladığı takdirde- kendisini öldürüleceği korkusuyla Türkiye’ye ayak basmamıştır.

    Kaynakça

    Meydan Larousse 8. Cilt, Sabah Gazetesi Yayınları, Sahife 326, İstanbul 1992.
    Yakın Tarih Ansiklopedisi, Cilt 3, Yakın Nesil Yayınları, İstanbul 1988.
    Fahrettin Korkmaz, Haim Nahum Doktrini, http://www.gazeteturka.com
    Necmettin Erbakan, Davam, Milli Güvenlik Yayınları, Ankara 2014.
  • Beş göz
    YENİ Zelanda'da iki camiye silahlı saldırı düzenlendi.
    Katliamda ilk belirlemelere göre 49 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Brenton Tarrant isimli saldırgan, saldırıyı iki yıl önce planladığını belirtirken 70 sayfalık manifestosunda Türkler'i de tehdit etti!
    Ergün Diler: Takvim Gazetesi, 16 Mart 2019, Cumartesi

    https://www.takvim.com.tr/...r/2019/03/16/bes-goz



    Kalpsiz, vicdansız kiralık katil CUMA NAMAZI için camiye gelen masum insanlara kurşun yağdırdı. 17 dakikalık video çekerek katliamı canlı vermek gibi bir ilke imza attı.
    İSTİHBARAT operasyonu olan katliamın elbette şifreleri vardı.
    Amacı vardı!
    Mesajı vardı!
    Hatta böylesine kurgulu, üzerinde çok düşünülmüş operasyonlarda birden fazla mesaj vardır. Ayrı ayrı adreslere gönderilmek üzere...
    Brenton Tarrant isimli vicdansız kiralık katilin özel yaşamı, nerede ne yaptığı, kiminle evli olduğu, annesi-babası beni ilgilendirmiyor.
    KATİL SONUÇTA! KİRALIK VE KİRLİ BİR TETİKÇİ...
    İNSAN DEĞİL... Silah değiştirip vurduğu insanların üzerine ikinci, üçüncü kez kurşun sıkacak kadar cani. İnsanlık dışı yaratık...
    Peki bu kadar vahşice bir katliam neden yapılır? Hiç tanımadığı insanlara niye böyle ÖLÜM kusulur? Asıl soruya gelelim... BU EMRİ, MASUM İNSANLARI ÖLDÜRME EMRİNİ KİM VERİR?
    Gelin buraya bakalım...
    Yıllardır, aylardır ABD ile ÇİN'in savaşını yazıyorum.
    İki gücün arkasındaki isimleri sıralıyorum. TÜRKİYE'NİN VAZGEÇİLMEZLİĞİNDEN söz ediyorum. "Türkiye olmazsa olmaz" diye tekrar tekrar not ediyorum. Ve Yeni Zelanda'da katliam oluyor TÜRKİYE'ye mesaj yollanıyor! NEDEN ve KİM?
    Açalım...
    ABD, yani CIA, HUAWEI'nin patronunun kızını KANADA'da tutuklattı. Sonra da ABD'ye çekmek için düğmeye bastı.
    Çin'in dünyayı dinlemek, borsaları gözlemek, konuşmaları kaydetmek, trafiği görmek için büyük ümit bağladığı HUAWEI saldırı altındaydı. 5G teknolojisiyle olan biten her şeyi bilecekti.
    CIA-PENTAGON buna itiraz ediyordu. Çünkü bu işleri kendileri yapıyordu... Kaptırmak niyetinde değillerdi! Huawei'nin patronu Ren Zhengfei'nin kızı Meng Wanzhou CIA'nın eline geçince ÇİN cevap vermek zorundaydı.
    Sert bir cevap dünyada izledikleri politikaya uymuyordu. Ancak bir şey yapmaları gerekiyordu. Bu arada tesadüf işte BOEING 737 8 MAX düştü! Çin hem uçakları yasakladı hem hava sahasını bu uçaklara kapattı. Türkiye de İran da! 50 ülkede bu uçaklar yere inmişti! Çin HUAWEI'ye yapılan saldırıya BOEING üzerinden cevap veriyordu. VE SAFLAR NETLEŞİYORDU! Türkiye ÇİN'in yanında yer alıyordu!
    İşaretler bu yöndeydi!
    Yeni Zelanda son zamana kadar HUAWEI'nin karşısında kaya gibi duruyor, ülkesinde operasyonlarını yasaklıyordu... Ancak son günlerde BASKI sonucu yön değiştirme sinyali verdi!
    Konu elbette HUAWEI idi...
    Ancak YENİ ZELANDA'nın ÇİN'in yanına geçmesi başka bir olayı daha tetikliyordu!
    ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN İKİNCİ ÖNEMLİ KONU BUYDU!
    Açalım...
    Yeni Zelanda saldırısı SAHTE BAYRAK OPERASYONUYDU! Görünen ile gerçekte olan bambaşkaydı!
    Sahte BAYRAK operasyonunun merkezinde ise The Five Eyes (Beş Göz) yatıyordu!
    Özellikle Yeni Zelanda'da Kraliçe II. Elizabeth'ten çok Jacob Rothschild güçlüdür. Avustralya'da da etkilidir ama Yeni Zelanda farklıdır! Yeni Zelanda Merkez Bankası'nda görev yapmış olan Sir Spencer Russell, Dr. Donald Brash, Dr. Alan Bollard, Graeme Wheeler, Grant Spencer ve Adrian Orr, Jacob Rothschild tarafından atanır.
    İşte Yeni Zelanda, Amerika Birleşik Devletleri'nin 70 yılı aşkın süredir kullandığı The Five Eyes (Beş Göz) istihbarat dinleme ve gözetleme sistemi için çok ama çok önemlidir! Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın da içinde olduğu bu sistem Amerika için vazgeçilmez.
    Rothschild ailesinin baskısıyla YENİ ZELANDA yön değiştirdi.
    Bunu istediğini gösterdi! Ailenin yani ROTHSCHILDLER'in kararıyla Yeni Zelanda The Five Eyes'tan (Beş Göz) ayrılma kararı verdi. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı da, Yeni Zelanda'yı dünya ekseninde merkez haline getirecek bir saldırı planlamaya başladı. CIA, 1 ayı aşkın süredir Yeni Zelanda'da bir bomba saldırısı planlıyordu. Ancak cami baskını çok daha etkili olabilirdi. Böyle karar verdiler ve hayata geçirdiler!
    Yeni Zelanda The Five Eyes'tan asla vazgeçemeyecek.
    Bu konu artık mecliste dahi konuşulmayacak. Yeni Zelanda Merkez Bankası Başkanı Adrian Orr, saldırının olduğu saatten bir süre sonra 49 kişinin katledildiği caminin sadece 3 kilometre uzağında bir toplantıda konuşacaktı. O toplantı da iptal edildi. Bu da bir tesadüf değildi.
    Adrian Orr, Merkez Bankası Başkanı gibi görünse de ülkenin Rothschild ailesiyle birlikte daha güçlendiğini söylemekten hiç çekinmeyen biri.
    20 yılda sadece 76 kişinin cinayet ve kazada öldüğü Yeni Zelanda'daki bu saldırı, Ortadoğu'ya da mesaj göndermeyi ihmal etmiyordu. Türkiye mesajın merkezinde yer alırken, verilen rakamlardan bazıları Akdeniz'in eylem ve boylamıydı. Yani Akdeniz'in savaşın merkezi olduğu gizlenmiyordu. MESELA SİLAHIN ÜZERİNDEKİ 14, MALTA'nın BOYLAMI...
    Saldırganlar yakalandı.
    Konuşsalar da bir şey değişmeyecek. Cılız ifadeler, sükseli tipik terörist açıklamaları gibi gösterilecek. Aslında saldırı için bir cami, bir de kilise seçildi. Ancak tercih son anda değiştirildi...
    Çünkü caminin sadece 3 kilometre uzaklığındaki bir kilisenin önünde de bombalı araç bulundu. Bu araçtaki bomba uzaktan kumanda ile patlatılmaya çalışıldı, ancak bilinmeyen bir nedenden dolayı patlamadı. Şimdi saldırıdan sonra ülkelerin ortak mesajlarını iyi takip edin. Kimileri bu saldırıdan mutlu olacak ama kınama mesajları yayınlayacak. TERÖR ve MÜSLÜMAN kelimelerini kimin kullandığına iyi bakın! NOT EDİN!
    ABD, dünyada patlayan veya patlatılan her bombadan haberdardır. The Five Eyes (Beş Göz) Washington dışındaki saldırıları öğrenmek için kurulmuştu. Sonra amacı değiştirildi ve sistem dinlemesiyle ülkelerdeki eğitim kurumlarındaki görevlilerin yönünün değiştirilmesine kadar etkin olan bir sisteme geçildi.
    Çok zor bir dönemden geçerken Yeni Zelanda'da bu saldırı kimse tarafından beklenmiyordu. O nedenle CIA Yeni Zelanda'yı seçti.
    Avrupa'daki saldırı daha etkin mesaj olur muydu? Avrupa'da da yakın zamanda saldırı olacak. Bunu görmek de zor değil. Bu saldırı Avrupa'ya da mesaj içeriyor.
    Merkel de Macron da hemen tepki verdiler! Biz de... Çin'in açtığı yolda olanlar hedef!
    Başaramayacaklar ama terörle gelecekler. İPEK YOLU'nu engellemeye güçleri yetmedi, şimdi dağıtmak için gelecekler... Kaç kez söyledim bilmiyorum ama 2019 çok zor bir yıl olacak. "HAVADA SAVAŞ" isimli yazımın üzerinden daha iki gün geçti! Finalde ne notu düşmüştüm: Bu büyük savaşta masum çok can yok olacak...
    Maalesef böyle... Savaş artık kendini gösterdi! AKDENİZ'den dolayı biz de merkezindeyiz...
    Belki bize GÜCÜMÜZDEN dolayı hiç bulaşmazlar ama Çin'e destek olanlar hedef! Saldıracaklar!
    Büyüttükleri bütün özel terör grupları aktif şu an! Türkiye bunu Atatürk Havalimanı, Reina ve Dolmabahçe saldırıları ile yaşadı. Ve sonra gerekeni yaptı, YABANCILARA ÇALIŞAN UNSURLARI TASFİYE ETTİ! Bize en fazla KAŞIKÇI CİNAYETİ ile bulaştılar! Bu kadar!
    Yine tedbiri elden bırakmadan gidelim. SAVAŞ BAŞLADI!
  • 12 Mart Muhtırası'ndan sonra Erim hükümetinin ilk işi haşhaş ekimini yasaklamak oldu. ABD bunun bedeli olan ilk tazminatını 8 Şubat 1972'de Ödedi (35 milyon TL).

    Türkiye'de haşhaş ekimi yeniden 01 Temmuz 1974'te Bülent Ecevit'in Başbakan, Necmettin Erbakan'ın Başbakan Yardımcısı olduğu CHP-MSP koalisyonu döneminde başlatıldı.
  • SAZAN SARMALI
    Osman Başıbüyük
    07.03.2019
    OdaTV

    Soğuk Savaş döneminde ABD’nin izlediği stratejinin 3 ana ayağı vardı:

    1) Dünya petrol ticaretini kontrol etmek,

    2) Komünist olmayan ülkelerin silah pazarına hâkim olmak,

    3) Dünya tarımsal üretimi üzerindeegemenlik kurmak[1].

    Aslında bugün de değişen pek bir şey yok. Sadece stratejinin üçüncü ayağı diğerlerine göre daha ön plana çıkmış durumda.

    Mesela, Türkiye ölçeğinde bir ülkeyi silahla falan diz çöktüremezsiniz; ama midesinden yakalarsanız, burnuna halka takılmış ayı gibi oynatmanız mümkün olur.

    ABD dışişleri eski bakanı Henry Kissinger, 1970 yılında “petrolü kontrol ederseniz ülkeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz” şeklinde bir cümle sarf etmişti. Bu cümlenin ne anlama geldiğini ne yazık ki hâlâ anlayamayan siyasetçilerimiz var. Oysa ki Atatürk; “Üreticilerden yoksun olan milletler üretenlerin esiri olur. MİLLİ EKONOMİNİN TEMELİ ZİRAATTIR. Köylü milletin efendisidir.” diyerek, çok önceden bu tehlikeye karşı bizleri uyarmıştı. Bizi bekleyen tehlikenin büyüklüğünü anlatabilmek için yaşanmış örneklere bakalım.

    YEŞİL DEVRİM VE AFRİKA

    2’nci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan gıda sıkıntısı, savaşan ülkeleri tarımsal üretimini artırmaya yönlendirdi. Bu konuda başı çeken hiç kuşkusuz ABD idi. Yeşil Devrim olarak adlandırılan 1950-70 yılları arasında ABD, daha fazla ürün elde etmek amacıyla tohum ıslahı, makineleşme, kimyasal gübre ve sulama gibi çeşitli teknolojileri tarımda kullanmaya başladı. Bunun bir sonucu olarak, ülkede zamanla küçük ölçekli çiftçilik kayboldu, endüstriyel tarıma geçildi. Bu dönemde dünya tarımsal üretimini kontrol etme, ABD kapitalizminin jeopolitik stratejisinin en önemli unsurlarından biri haline geldi. Bu süreci Avrupada yakından takip etti.

    1970’li yıllarda petrol fiyatları hızla tırmanırken aynı paralelde tahıl fiyatları da 3-4 katına çıkıyordu. Kendi ihtiyacının çok çok üzerinde bir üretim kapasitesine ulaşan ABD, bu sayede Dünyada tahıl arzını ve fiyatını kontrol eden tek ülke haline geldi[2]. Kissinger’ın istediği şey hayata geçiyordu.

    Gelişmekte olan ülkelerin, geniş topraklar üzerinde, çok büyük üretim kapasitene sahip tarımsal işletmeleri kuracak ekonomik güçleri yoktu. Üstelik buralarda yapılacak üretimi destekleyecek, makine, kimyasal ilaç ve gübre ile ıslah edilmiş tohum teknolojilerinden de yoksundular. Bu sebeple dünyada yaşanan acımasız tarımsal rekabetin giderek gerisinde kalarak, her geçen yıl daha az üretir hale geldiler ve sonunda halklarını doyuramayacak duruma düştüler. Bunun bir sonucu olarak da gıda temini için, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve küresel piyasalardan borç almak zorunda kaldılar. Borçlarını ödeyecek üretim kapasitesini hiçbir zaman yakalayamadıklarından, zamanla faiz sarmalında tekrar sömürgeleştiler. Zaten planlanan da buydu[3].

    Bahse konu dönemde Afrika ülkeleri bağımsızlıklarını daha yeni kazanmıştı. Bu ülkeler, 1960’lı yıllarda gıda konusunda sadece kendi kendilerine yetecek üretime sahip değil aynı zamanda net tarımsal ürün ihracatçısıydılar. Fakat Yeşil Devrim’in yaşandığı yıllarda tarımsal üretim teknolojisinin gerisinde kaldıkları için bugün Afrika kıtası yiyeceğinin %25’ini ithal eder hale geldi. Kıtadaki ülkelerin neredeyse tamamı gıda ithalatçısı. Kıtlık ve açlık ve bu sebeple çıkan politik krizler, Afrika için olağan bir durum halini aldı[4]. Bu durum bir tesadüf değildi.

    Afrika’nın yaşadığı gıda krizinin iç savaşlar ve salgın hastalıklar gibi birçok nedeni var. Ancak asıl neden, devlet kontrolü ve desteğinin tarımdan safha safha çekilmiş olmasıdır. Devleti tarımın dışına iten mekanizma ise hiç kuşkusuz Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Ticaret Örgütü’dür. Bu kuruluşlar, dış borçların geri çevrilmesine yardımcı olma görüntüsünde, devletin tarımdan desteğini çekmesini sağlayarak, tam tersi yönde ülkeleri borç sarmalına mahkûm ederek, yeniden yarı sömürge olmalarını sağlamıştır[5].

    TARIMSAL ÜRETİM KÜRESEL ŞİRKETLERE BAĞIMLI HALE GELDİ

    ABD tarım bakanı John Block, 1986’da Uruguay’da yapılan tarımla ilgili bir toplantıda; “ülkelerin kendi kendini beslemeye yetmesi fikrinin artık çağ dışı kaldığını” söyleyerek katılımcıları, gıda güvenliklerini ABD’den çok daha ucuza ithal edebilecekleri tarım ürünleriyle sağlayabileceklerine inandırmaya çalışıyordu[6]. Bu sözlere inanan Venezüella’nın başına neler geldiğini birazdan anlatacağız. Bu arada John Block, o yıllarda ABD’nin tarım ürünlerini nasıl bu kadar ucuza mal ettiği konusunda hiçbir bilgi vermiyordu. Washington, Dünya Ticaret Örgütü’nün kaldırılmasını dikte ettiği tarımsal destekleri (sübvansiyon), kendi çiftçisi için her sene giderek attırmaktaydı[7] ve aynı zamanda tarım araştırmalarına inanılmaz destekler veriliyordu. Böylece tarımda gen devrimi yaşandı.

    Bugün geldiğimiz noktada, Monsanto, Bayer, Cargil gibi büyük şirketler, neyin yenileceğine, nasıl üretileceğine ve nasıl işleneceğine karar verir hale geldi. Bu şirketler tohumdan tabaktaki yemeğe kadar tüm gıda zincirini kontrol etmeyi amaçlıyor.

    Çiftçilerin binlerce yıl tecrübeyle elde ettikleri tohumlar çalındı. Çiftçi, kimyasal yöntemlerle üretilen, genetiğiyle oynanmış ilaç ve besin bağımlısı, hibrit tohumlara mahkûm edildi. Büyük şirketlerin tekellerinde topladıkları tohum sertifikaları, çiftçiler arasındaki tohum ticaretini neredeyse bitirdi[8]. Bu tohumlar, tek bir seferlik ürün verdiği için, çiftçiler her yıl bu şirketlerini kapısını tekrar çalmak zorunda. Aynı zamanda ülkeler, vaat edilen verimliliği sürdürebilmek için yine bu şirketlerin ürettiği pestisit ve herbisit gibi ilaçlarla, kimyasal gübrelere döviz ödemek zorunda. Bütün bunlara çiftçinin kullandığı tarım makinaları ve onların yaktığı mazotu da eklerseniz, tarım üretiminin ne kadar çok dış girdiye bağımlı olduğunu görürsünüz. Gelişmekte olan ülkeler ara malı girdisi olmadan tarımsal üretim yapamaz hale geldi.

    VENEZUELLA ÖRNEĞİ

    Hugo Chavez, 1998 yılında iktidara gelirken, ülkenin petrol gelirlerini fakir halk ile paylaşacağını ve gıda güvenliğini garanti altına alacağı vaatlerinde bulunmuştu. Sosyalist programını finanse etmek için petrol gelirinden başka kaynağı yoktu. Petrolü devletleştirerek ana gelir kaynağı kontrol altına aldı. Takiben yüzlerce özel şirketi ve yüzbinlerce dönümlük araziyi devletleştirerek ülkedeki servet dağılımını dengelemek istedi. Fakat el konulan varlıklar tecrübesiz ellerde çok kötü yönetildi için yerel tarımsal üretim giderek azalmaya başladı. Bu durum pek önemsenmedi;“paramız var ki, ithal ediyoruz” diyerek ithalata dayalı bir düzen kuruldu. İthal edilen tarım ürünleri üzerinden sübvansiyon yapılarak fakir halkın gıdaya daha ucuza ulaşması sağlandı. Doğal olarak ithalat, ülkedeki tarımsal üretimi daha da baskı altına aldı. 2003 yılında döviz alım satımının devlet tekeline alınmasıyla birlikte birçok şirket üretime devam edebilmek için gerekli olan aramalı ve ekipmanları ithal edemez oldu. Bu durum tarımsal üretimi ciddi ölçüde baltaladı[9].

    Halefi Nicolas Maduro döneminde petrol fiyatları düşmeye başlayınca, bütçede ciddi açıklar vermeye başladı. 2014 yılında Amerikan ambargosuyla birlikte petrolden akan para iyice kesilince Maduro döviz yokluğundan gıda ithalatını kesmek zorunda kaldı. Bu sefer de gıda fiyatları yükselmeye başladı. Gıda fiyatlarındaki artışın yarattığı enflasyonist baskı, Maduro’nun iktidarını tehdit ediyordu. Maduro, çare olarak fiyatları makul seviyede tutmak adına üretimi sübvanse etmeden, fiyatları düşük tutmak için kanuni düzenlemeler yapma yoluna gitti. Yeni yasalarla gıda ürünlerinin üretimi, dağıtımı (tanzim satış) ve fiyatlandırılması düzenlendi. Hükümetin gıda sorununa çözüm diye geliştirdiği yöntemler tam tersine yerel tarım üretimini daha da azalttı. Bu düzenlemeler birçok şirketi kâr edemez hale getirdi. Sonuç olarak; şirketlerin üretimi durdurmak zorunda kalması, gıda krizine yol açtı[10]. Artık halk ancak tanzim satış merkezlerinden, Maduro taraftarlarının kontrolünde dağıtılan ucuz gıdaya ulaşabiliyor. Maduro karşıtı gösterilere katılırsanız aç kalmak garanti! ....

    Normalde gıda ithalatının durması birçok ülkede çiftçi için büyük fırsattır. Venezüella’da bir çiftçinin ihtiyacı olan, verimli toprak, su, güneş ve dünyanın en ucuz yakıtı var. Ama çiftçi üretemiyor. Niçin? İnsanlar uzun gıda kuyruklarında saatlerce sıra bekliyor; çöpleri karıştırarak beslenmeye çalışanlar var. Acaba neden? Çünkü çiftçinin elinde yerli tohum kalmamış; hibrit tohum ithal edecek para yok; tohum bulsalar kimyasal ilaç ve gübrelere ulaşamıyorlar. Bozulan biçerdöverin parçası bulunamıyor, bulunsa bile parasını ödemek zor. Köylerde çalışacak insan gücü kalmamış. İşin özü tarımsal üretim zinciri kırılmış.

    Ülkede insanlar ortalama 11 kg zayıflamış durumda ve ABD sınıra tırlarla yüzlerce ton gıda yardımını yığmış, köpeğe kemik sallar gibi Venezüella’nın zavallı vatandaşlarına isyan işareti veriyor. Ülkedeki krizin sonucunu hâlâ merak edeniniz var mı? Küresel şirketler Venezüella’nın petrolüne çökecek. Mesele Maduro’yu sevip sevmemek değil düşülen tuzağı görmek...

    TÜRKİYE’DE DURUM NE?

    Gelelim Türkiye’ye. Cumhuriyet döneminde Türkiye’ye tarım konusunda ilk dayatma 1954 yılında geldi. Başbakan Adnan Menderes, ABD’den Türkiye’ye yapılan yardımı, 300 milyon dolar artırmasını istemişti. ABD, Türk ekonomisinin düzelmesinin ancak tarıma uygulanan desteklerin azaltılmasıyla başarılabileceğini vurgulayarak isteği geri çevirdi[11].

    Asıl ciddi saldırı 12 Eylül 1980’de oldu. Darbe öncesi ülke ekonomisi batık vaziyetteydi. Borçlarımızı geri çevirecek miktarda borç bulabilmek için neoliberal ekonomi politikalarını yürürlüğe koymak zorunda kaldık. 24 Ocak kararları, temelde tarımda korumacılığın kaldırılması ve desteklemelerin azaltılmasını dayatıyordu. Dışarıdan gıda alımına konulan gümrük tarifelerinin iç piyasayı terbiye etmek maksadıyla düşürülmesi isteniyordu. Konu ile ilgili bazı çevreler, isteklerin ABD ve Avrupa ülkelerinde giderek artan tarım ürünleri stoklarının eritilmesine bağladı. Ama aslında yapılmak istenilen bambaşka bir şeydi.

    1988 tarihinde tohum ithalatına gümrük muafiyetleri getirildi. İlerleyen yıllarda baskının dozu giderek arttı. 5 Nisan 1994 kararları bağlamında IMF’ye verilen taahhütler kapsamında destekleme alımlarına giren ürün sayısı giderek azaltıldı. Daha sonra 10 Ocak 1996 tarihinde devreye giren Gümrük Birliği Antlaşması ile tarım ürünlerinin ithalatına konulan kısıtlamaların bir kısmı daha kaldırıldı. Tarım ürünlerinde fiyat oluşumu serbest piyasaya bırakıldı. Tarımsal kitler özelleştirildi. Tarım Satış Kooperatifleri gibi örgütlerden devlet desteğini çekti[12].

    Bu süreçte yavaş yavaş bireyler değişmeye başladı. Mesela, tarım ürünleri ihracatı 2004 yılında 1980 yılına göre %58 oranında artarken, ithalat %5322 oranında arttı. 2002 yılını fazla ile kapatan tarım ürünleri dış ticaret dengesi, 2003 yılından itibaren açık vermeye başladı[13].

    2001 yılında yaşanan ekonomik krizle birlikte yeni dayatmalar gelmişti. Örneğin, Kemal Derviş’in talimatıyla çıkarılan Şeker Kanunu’yla şeker pancarı üretimi yasaklandı ve mısır glikozu-şeker kamışı ithalatı serbest bırakıldı. Cargill gibi firmalar bu kararın ardından ülkede hızla yatırıma başladı. 2016 yılında da ABD menşeli 80 bin ton şeker ithalatında %50 olan gümrük vergisi %0’a indirilerek şeker pancarı üretimi tamamen bitirildi.

    IMF’ye 9 Aralık 1999 tarihinde verilen niyet mektubu ile Dünya Bankasına verilen 10 Mart 2000 tarihli niyet mektubu esas alınarak 2000 yılından itibaren tarımda “doğrudan gelir desteği” uygulamasına geçilmişti. Bu uygulamayı AKP Hükümetleri de devam ettirdi. Bu yöntem ile teşvikler, üretime göre değil, arazi büyüklüğüne göre verilmeye başlandı. Bu yöntem, niyetin tam tersi yönde küresel kuruluşların planladığı şekilde, üretim azalmasına sebep oldu. Hatta geçtiğimiz günlerde basında “doğrudan gelir desteğinin” yatak odasından dağıtıldığını iddia eden yazılar çıktı. Habere göre konuya hâkim tek bir personel, bakanlığın bilgisayarlarını evine götürmüş, dağıtımı kafaya göre yatak odasından yapıyormuş![14]

    2006 yılında AKP hükümeti “Tohumculuk Kanunu”nu çıkartarak köylülerin sertifikasız tohumları üretmesi, çoğaltması ve satması yasaklandı[15]. Bu yasayla köylüler, küresel tohum şirketlerinin sertifikalı tohumlarına bağımlı kılınırken, binlerce yılda ıslah ederek geliştirdikleri yerli tohumların kaybolmasının önü açıldı. Ülkedeki tohum çeşitliği hızla azalmaya başladı. Her geçen yıl dışarıdan daha fazla tohum ithal eder hale geldik.

    Örneğin 1990’ların başında ABD ve Kanada, Türkiye’den aldıkları mercimek ve nohut tohumları ile üretime başlamıştı. Bugün ülkemizde yetişen ve anavatanı Anadolu olan buğday, mercimek ve nohut gibi ürünlerin üretimi iç tüketimi yetemez hale geldiği için bu ürünleri Kanada ve ABD’den ithal ediyoruz[16].

    Türkiye'de 1986 yılından beri ithal tütünde kg başına 3 dolar, sigarada paket başına 40 cent "Tütün Fonu" uygulanmaktaydı. Bu uygulamanın amacı Türkiye'de üretilen tütününü, Türk tarımını korumak ve ihracat rakamlarını yükseltmekti. 2010 yılından itibaren bu fon kaldırıldı.Tütün Fonu'nun kaldırılması ile Türk tütünü bitirildi[17]. Yerli sigara markası kalmadı.

    AKP’nin 2006’da çıkardığı Tarım Yasası ile Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın (GSYH) %1’inin tarım üreticisine destek olarak verilmesi hükme bağlanmıştı. Ancak bu oran hiçbir zaman yakalanamadı, destek %0,3 ile %0,5 arasında kaldı. Devletin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden verdiği kredi miktarları göreceli olarak artıyormuş gibi gözükse de artan döviz fiyatları ve GSYH’ya orana göre verilen krediler sürekli azalıyor. ABD ve AB’nin denetiminde olan Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü’nün yönlendirmesiyle tarıma verilen destekler göstermelik hale getirildi.

    Bu arada ABD ve AB tarıma destek konusunda ne yaptı dersiniz? ABD, tarımsal üretim değerinin %25’ini üreticiye destek olarak vermekte; bu değer AB’de %40’ları bulmaktadır[18]. Bu haksız rekabet zamanla Türk çiftçisini üretemez hale getirdi. Son 16 yılda çiftçi, Belçika büyüklüğünde toprağı ekmekten vazgeçti. Hollanda büyüklüğündeki topraklarımız da her yıl nadasa bırakılıyor.

    Para kazanılmayan yerde insanları tutamazsınız. Geçim sıkıntısı çeken çiftçiler özellikle genç olanları köyleri terk etmeye başladı. Bu arada büyükşehir yasasıyla bazı köyler mahalle oldu. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatıldı. Görevleri, İl Özel İdarelerine devredildi. Sonra onlar da kapatıldı. Arkasından köy okulları da kapatılıp taşımalı eğitim sistemine geçilince, köyler tamamen boşaldı.

    2002 yılında tarımın istihdam içindeki payı, %34,9 iken 2017 yılında bu oran %19,4’e geriledi[19]. Tarımda istihdam rakamlarını yüksek olduğu dönemlerde önceki hükümetler oy kaygısıyla tarımdan desteği tamamen çekemiyordu ancak tarımdan ekmek yiyen insan sayısının azalması AKP Hükümetlerinin daha pervasız davranmasına müsaade etti. Bu pervasızlık, göreve geldikleri yılda %9,98 olan GSYH içindeki tarımın payının, 2017 yılı itibariyle %4,35’e düşmesine sebep oldu. Tarımsal üretimde hiç artış olmazken, Türkiye’nin nüfusu sürekli artıyordu. Plansız bir şekilde Suriye ve diğer ülkelerden gelen 5 mülteci gıda ihtiyacını daha da artırdı. Bütün bunlara bir de de tatillerini Türkiye’de geçirmeyi tercih eden yıllık 40 milyondan fazla turist eklenince, gıda üretimi tüketimin çok çok gerisinde kaldı. Bütün bu sürecin sonunda tarım ülkesi Türkiye, gıda ithal etmeden karnını doyuramaz hale geldi. 2017 yılı verilerine göre 8 milyar 895 milyon dolarlık gıda ithalatı yapmak zorunda kaldık.

    Bütün bunlar olurken AKP’li Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlarından Mehmet Mehdi Eker'e, Fransa Hükümeti “Tarım Alanında Şövalye Liyakat Nişanı” verdi! Bakan Eker, “ortak idealler ve hedeflere sahip iki ülkenin rekabet etmek yerine işbirliği içinde olması gerekir” diyordu[20].

    Atatürk’ün “Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir” sözünü hayatında hiç duymamış olan AKP’li Faruk Çelik, bakanlığı döneminde, “Tarım Teknolojisi ve Kapasite Geliştirme” görevini İngiltere’ye havale etmişti! Kozmik odadakiler kadar mahrem bilgilerimiz, plan, öngörü ve hedeflerimiz İngilizlerin elinde ve insafındaydı![21]

    Tarımla ilgili hiçbir eğitimi olmayan çiçeği burnunda son bakanımız Bekir Pakdemirli ise göreve gelmeden önce dünyanın en büyük dondurulmuş patates üreticisi Kanada merkezli küresel McCain Food şirketinin Ortadoğu danışmanı idi. Endüstriyel hazır gıdalar Türkiye pazarına Pakdemirli'nin “başarısı" ile girmişti![22] Bu sene hastalık tehlikesiyle 25 ilde toplam 141 bin dekarda patates ekimi yasaklandı[23]. Ne yazık ki bu hastalığın dışarıdan donmuş patates ithalatını artırma ihtimali var. Zaten sevgili bakanımız da “Saman ithal ettiniz, buğday ithal ettiniz diyenlere karşı şunu söylüyorum; Türkiye'de para var ki ithalat yapabiliyor” diye cevap veriyor[24]!

    Bütün bu beceriksiz siyasetçiler Türkiye’yi açlık tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Yerel seçimler öncesi Cumhur İttifakının meydanlarda halkı ikna etmek için kullandığı en önemli argüman “beka tehlikesi”. Evet Türkiye’nin gerçekten de beka tehlikesi var. Ancak bu tehlike ne Kuzey Irak’tan ne Suriye’den ne FETÖ’den ne de PKK teröründen kaynaklanıyor. Beka tehlikesi, SAZAN SARMALI tezgahına düşmek üzere olduğumuzdan kaynaklanıyor.

    SAZAN SARMALI

    Bu SAZAN SARMALI da ne diyeceksiniz? Anlatalım.

    AKP iktidarında, son 17 yılda acımasızca uygulanan neoliberal ekonomi politikalarıyla her şey haraç mezat satılarak devlet ekonominin dışına itildi. Devlet koruması ve güvencesinin olmadığı bu dönemde, şehirlerin çevresindeki asgari ücret ile köleliğe mahkûm edilen insan sayısında büyük artış oldu. Tarımdan devlet desteğinin çekilmesiyle birlikte köyden kente göç daha da hızlandı. Nüfusun %15,5'i daha gettolarda yaşamaya başladı. Köyünde başına buyruk çalışarak, çok çeşitli olmasa da doğal gıdalarla para harcamadan karnını doyurabilecek bu insanlar da gettolardaki asgari ücretli köleler ordusuna katıldı. Bu geniş kitleler, ucuz gıda satan marketlere ve devlet yardımlarına mahkûm hale geldi. İşin ilginç yanı, AKP hükümetlerinin izlediği yanlış politikalar sebebiyle bu zor hayata mecbur edilen dar gelirli bu geniş kitleler, inanç sömürüsü üzerinden oluşturulan algı sebebiyle AKP’nin oy deposunu oluşturuyor.

    Demirel’in söylediği; “tencerenin düşüremeyeceği hükümet yoktur” sözü doğrudur. Ekonomik krizin derinleşmesiyle, gıda enflasyonu iyice artarsa, bu geniş kalabalıklar eve ekmek götürmekte daha fazla zorlanmaya başlarsa hatta daha da ilerisi, işsiz kalır ve asgari ücretle bile iş bulamazlarsa veya bankamatikler gün gelir para vermezse, yani devlet maaş ödeyemezse ne olur? Hükümetin devrilmesini bir tarafa bırakın, yaşanması kaçınılmaz olan sosyal patlamalar sonu belli olmayan bir istikrarsızlık sürecini başlatır.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir konuşmasında şöyle diyor: “Bugüne kadar Türkiye'yi istedikleri gibi eğip bükemediler. Baktılar kurla faizle olmuyor, bu defa ülkemizi soğan, patates, biber, patlıcan, salatalık üzerinden ters köşe yapmaya çalışıyorlar. Aldığımız tedbirlerle bu hamleyi de boşa çıkardık. Çadırlar kuruldu. Bütün bunlarla birlikte tanzim satış yerlerini kurduk; fiyatlar yarıya indi daha da inecek. Temizlik ürünlerinden tutun marketlerde ne varsa onların da belli bir kısmını buralarda satmaya başlayacağız. Bunlar terör estirdiler terör. Gıdada teröre estirenlere gereken dersi veriyoruz, vereceğiz”[25].

    Aslına bakarsanız Erdoğan doğru söylüyor. Ama adamlar saldırıyı bugün başlatmadılar ki. 50 yıldır bu ortamı hazırlamaya çalışıyorlar. Peki biz ne yaptık? Gıda fiyatlarındaki enflasyon hızla tırmanmaya başlayınca ilk aldığımız tedbir, fiyatı artan tarım ürünlerinin gümrük vergisini sıfırlamak ve ithalat kotasını kaldırmak oldu. Arkasından marketlere zabıta gönderdik. Sonrasında belediyeler tanzim satış çadırları kurdu. Şimdi de Rekabet Kurulu, perakende gıda ticareti alanında faaliyet gösteren 23 zincir market hakkında soruşturma başlattı. Yani fiyat kontrol sistemine geçtik.

    Piyasada bir mal ziyadesiyle varsa stokçuluk yoluyla vurgun yapma ihtimali yoktur. Stokçuluk ancak ve ancak mal darlığında olur. Mal darlığı sorununu çözmek ise ithalatı artırmakla değil üretimi artırmakla olur. Bir ürünün fiyatını, maliyet artı kâr belirler. Eğer siz maliyetleri düşürecek tedbirler almadan, kâr oranlarını düşürecek şeklinde tedbir almaya çalışırsanız, üretimi daha da baltalarsınız. Üreticiler üretimden, tüccarlar ticaretten vazgeçerler. Emir komuta ile serbest pazar ekonomisi olmaz. Tarım alalında üretim zinciri kırılır, bu süreç ciddi devalüasyon ve ekonomik yıkım getirir[26].

    Gıda fiyatlarını düşürmek için yapılması gereken, üretimi artırmaktır. Peki Hükümet, gıda krizi yaşadığımız son 4-5 ayda üretimi artırmak için tek bir önlem almış mıdır? Almadı, alamaz. Peki niçin?

    Hükümet, maaşları ödeyebilmek için küresel piyasalardan borçlanmak zorunda. Üretimi artıracak yönde tedbirler almaya kalkışırsa 1 kuruş para vermezler. İşte çeşitli baskı araçları kullanılarak bir ülkeyi üretimi artıracak tedbirler almaktan alıkoyarken, ithalata yönlendirmeye, bunun bir sonucu olarak fiyat kontrolü rejiminin doğmasına neden olmaya, bu süreçte borç vermeye devam ederek krizi daha da derinleştirmeye ve sonunda hedef ülkeyi iç ve dış politikada kendi kararlarını alamaz hale getirerek esir alma tezgahına SAZAN SARMALI diyoruz. Maalesef Türkiye bu sazan sarmalı tezgahına düşmüş bulunuyor.

    Bugün Türkiye’nin Batı ile en önemli sorunlarından bir tanesi, Rusya Federasyonu’ndan alacağımız S-400 füzelerinin yarattığı kriz. Bütçede para yok, bu silah sistemini temin etmek için de kredi gerekecek. Mesela “beton” için kredi isteseniz herkes verir. Hatta S-400 alımı için bile küresel piyasalardan kredi bulabilirsiniz. Ama tarımsal üretiminizi artırmak için 1 kuruş kredi vermezler. Çünkü tarım en stratejik sektördür. 21’inci Yüzyılın en önemli silahı nükleer silahlar değil gıdadır.

    Bir ülkede toplumsal yapıyı, gelir ve kişi sayısı açısından bir piramide benzetebiliriz. Tepeye doğru çıktıkça gelir düzeyi artarken, kişilerin sayısı azalır. Aynı şekilde tabana doğru indikçe gelir düzeyi azalırken, kişilerin sayısı artar. Ekonomik kriz dönemlerinde tabandaki çok büyük kitleler gelirlerinin büyük bir kısmını sadece karınlarını doyurmaya ayırmak zorunda kalırlar. Peki bu insanlar ne yer dersiniz? Anadolu insanının en çok yediği; ekmek, hamur işi, makarna ve bulgurdur. Buğdaydan yapılanı yiyecekler. Sonra nohut, fasulye ve mercimek gelir. Biz bu gıdaları nereden ithal ediyoruz? Kanada ve Amerika’dan. Demek ki 1990’larda bizden bu tohumları boşuna almamışlar.

    Yerel seçimlerden sonra Türkiye ciddi bir borçlanma arayışına girecek. Borcu borç ile çevirmekten başka çare yok. Ülkenin çok miktarda dövize ihtiyacı var. Seçim sebebiyle bu tablo şimdilik saklanıyor. Erdoğan haklı olarak yeni yaptırımlardan kaçmak için IMF’den borç almak istemiyor. Peki başkaları verdikleri paranın nereye harcanacağına karışmayacak mı? Mesela Londra (Rothschildlar). Para vermek için seçimlerden AKP’nin güçlü çıkıp çıkmayacağını görmek istiyorlar. Çünkü şimdiye kadar uygulanan hatalı ekonomi ve tarım politikalarının devamını, Erdoğan gibi halkı inandıran güçlü bir liderden başkası sağlayamaz. Seçimden sonra para muslukları açılacak. Ülkede ciddi bir rahatlama olacak. İthalata devam edileceğiz. Bu arada tarımın her geçen gün biraz daha öldüğünü hiç kimse önemsemeyecek.

    Türkiye benzer bir durumu II. Abdülhamit döneminde yaşamıştı. Ulu Hakan(!), 33 yıllık iktidarı döneminde tam 13 defa borç anlaşması imzaladı. Borç alarak iktidarını uzattı. Alınan borç ile iktidarda kalma süresi doğru orantılıydı. Ama aynı zamanda alınan borç ile devletin hayatı ters orantılıydı. Yükümlülük altına giren devlet giderek zayıflıyordu[27]. Sonuç itibariyle Abdülhamit bugünkü Türkiye’nin tam 2 katı büyüklüğünde toprak kaybetti. Sanılanın aksine Abdülhamit yıkılmakta olan Osmanlı’nın ömrünü uzatmamış, tam tersine kendi iktidarını uzatmak için borç alırken yapısal sorunların gizlenmesine sebep olarak devleti yıkıma hazırlamıştır.Abdülhamit’i bugün göklere çıkartan zihniyet uyanmamızı önleyerek aynı numarayı tekrar yememiz için çalışmaktadır. Bütün dünyada her ülkenin din adamları milliyetçiyken bizimkilerin Cumhuriyet düşmanı olması bir tesadüf değildir.

    NE YAPMALI?

    1) Döviz, yurt içinde üretilemeyen mallara ulaşmak için kullanılmalıdır. Gıda ithalatına bağımlılık diğer ürünlerin ithalatını da tetikler. Çünkü alım gücü azalan köylü ve ülkeden çıkan döviz, diğer sektörlerdeki tüketimi azaltarak zamanla onların da batmasına neden olur. Böylece diğer alanlarda da ithalata mecbur kalırız. Gelişmiş ülkelerin tamamı, aynı zamanda tarım ürünleri ihracatçısı olup, tarım üretimi fazlası vermektedir. Türkiye’nin SAZAN SARMALI’ndan kurtulmak ve sonrasında orta gelir tuzağını yenmesi için en önemli ve ilk yapması gereken şey,tarımsal üretim fazlası vermektir. Aksi takdirde hiçbir alanda gelişme kaydetmek mümkün olmaz.

    2) Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehdit gıda güvenliğidir. Barzanistan, Membiç, Terör Koridoru, PKK, FETÖ gibi tehditler bu tehdidin yayında solda sıfır kalır. Bu manada önümüzdeki 10 yıl bizim için en önemli bakanlık Tarım ve Hayvancılık Bakanlığıdır. Yerel seçimlerden sonra Bakan dahil, bakanlığın bütün kilit kadroları hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan değiştirilmelidir. Bakanlıktaki akrabalık ve hemşerilik ilişkilerine son verilmeli, liyakat esasına dayalı, küresel şirketlerle ve ithalatla bağlantısı olmayan, mesleğini çok iyi bilen kişiler görev başına getirilmelidir.

    3)Üretimi artırmak için tarım ve hayvancılık mutlaka ciddi oranda desteklenmelidir. Verilen destek, devletin bütçesine yük getirmeyecek, tam tersine katkı sağlayacaktır. Ziraat mühendisi veya iktisatçı değiliz ama konuyu kabaca şöyle anlatmaya çalışalım. 2017 verilerine göre aşağı yukarı 9 milyar dolar tutarında gıda ithalatı yapmışız. Üretimi artırmak ve iç tüketimi karşılamak için devlet, 2 milyar doları çiftçiye çeşitli yollarla teşvik olarak verse; bir sonraki sene üretimimiz yeterli miktarda olursa,9 milyar dolar cebimizde kalır. Devlet 2 milyar dolar kaybetti diyeceksiniz. Kaybetmez. Piyasada yurt dışına çıkmayan bir 9 milyar dolar olacak, buna devletin teşvik olarak verdiği 2 milyar doları ilave edersek, piyasada elden ele dolaşan miktar 11 milyar dolar eder. Devlet,vatandaşının cebine giren bu 11 milyar dolardan, insanlar her alışveriş yaptığında KDV ve ÖTV şeklinde vergi alacak. Devlet, verdiği 2 milyar doların tamamını vergi yoluyla geri alabilir mi bilemem ama verilen teşvik ile yakalanan üretim artışı oranına göre önemli bir miktarın geri döneceği kesindir. Teşvike para harcamak yerine ithalatın önü açılırsa, devletin kasasından hiç para çıkmaz. İthal edilen malları kim alıyorsa, para onların cebinden, yani vatandaşın cebinden çıkar. Burada devlet, cebinden para çıkmadığı için kârlı gibi gözüküyor ama para çıkışı oluğu için zararı ülke etmektedir. Bu noktada önemli olan ülkenin kaybetmemesi dövizin ülke ekonomisinden dışarı kaçmasının önlenmesidir. Dolayısıyla devlet, cebinden biraz feragat ederse,yurt dışına kaçmayan o 9 milyar dolar, ülkeye çok şey kazandıracaktır.

    4) 3 yıl içerisinde temel gıda maddeleri olan tahıl ve bakliyatta ithalata bağımlılığı sıfırlayarak ihracatçı duruma geçmemizi sağlayacak bir plan yapılmalıdır. Aynı paralelde pamuk gibi sanayi bitkilerinde dışa bağımlılık sonlandırılmalıdır. Daha sonra aşama aşama teknoloji gelişimi ile tohum ithalatı azaltılarak en geç 10 yıl içerisinde tamamen yerli tohuma geçilmelidir.

    5) Tarımsal üretimde arzu edilen artış sağlansa bile dışarıdan ithal edilen tohum, gübre ilaç ve katkı maddelerine bağlı kalındığı sürece tarımdan beklenen katma değer sağlanamayacaktır. Katma değeri artırmak için dış girdi mümkünse sıfıra indirilmelidir. Bu maksatla devlet tohum, gübre ve ilaç üretimi gibi alanlarda her türlü desteği vermeli gerekirse kendisi doğrudan yatırım yapmaktan çekinmemelidir.

    6) Yerel seçimlerden sonra tanzim satış uygulamasına son verilmelidir. Üretim maliyetlerini düşürmeden fiyatları kontrol etmeye çalışmak tam tersi sonuç vererek üretim zincirini kırar.

    7) Herkesin işi gücü bırakıp tarım konuşup tarım yazması gerekir. Dış güçler tarafından baskı altında tutulan hükümeti, oy kaybı endişesi yaşatmadan harekete geçirmek mümkün olmaz.

    İki tespit ve Atatürk’ün bir sözüyle bu uzun makaleyi sonlandıralım:

    1. Erdoğan ya “yiğit düştüğü yerden kalkar” hesabı, bizi bu SAZAN SARMALI’ndan kurtaran ya da anavatanında buğday, nohut ve mercimeği bitiren bir lider olarak tarihe geçecek.

    2. Türkiye, S-400’den vazgeçerse burnuna halka takılmış demektir. Bu kaybedecek hiç zamanımız kalmamış anlamına gelir.

    “Bir ulus, yalnız kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlayamazsa, şunun-bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Böyle uluslar başkalarının denetimini de yönetimini de hak etmişlerdir.” (K. Atatürk)

    [1]https://www.globalresearch.ca/...our-food-supply/7735

    [2]A.g.e

    [3]A.g.e

    [4]https://fpif.org/...african_agriculture/

    [5]A.g.e

    [6]A.g.e

    [7]A.g.e

    [8]https://www.globalresearch.ca/...ium=related_articles

    [9]https://www.nytimes.com/...zuela-shortages.html

    [10]A.g.e

    [11]Furkan Arda, 1950-1960 Döneminde Türkiye-ABD İlişkilerinin İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi 2018, Trakya Üniversitesi

    [12]https://odatv.com/...ildi-0412171200.html

    [13]http://dergipark.gov.tr/.../article-file/289257

    [14]http://www.ngazete.com/...lan-dogrud-4049h.htm

    [15]http://www.resmigazete.gov.tr/...06/11/20061108-1.htm

    [16]http://r-komplex.org/...htac-adnan-cobanoglu

    [17]https://ilerihaber.org/...i-kuruldu-93516.html

    [18]https://www.globalresearch.ca/...o-evangelist/5506414

    [19] Türkiye Nereye Gidiyor, Prof.Dr. Duran Bülbül

    [20]http://www.hurriyet.com.tr/...-ye-verildi-22106769

    [21]http://www.ngazete.com/...-ingiltere-4433h.htm

    [22]https://www.sozcu.com.tr/...ine-notlari-2514583/

    [23]https://yesilgazete.org/...es-ekimi-yasaklandi/

    [24]https://www.yenicaggazetesi.com.tr/...apiyoruz-217981h.htm

    [25]https://www.tgrthaber.com.tr/...ik-verecegiz-2629179

    [26]https://odatv.com/vid_video.php?id=8FHD0

    [27]https://odatv.com/...enildi-11101822.html

    Osman Başıbüyük