Geri Bildirim
  • Ahmet Erhan;
    Dostluğun, acının, denizin, portakal ağacının şairi...
    Nasıl giriş yapsam, ne gibi şeyler yazsam eksik kalacak biliyorum, biliyorum ama yine de yazıyorum...

    İlk olarak Ahmet Erhan tohumlarını içimize atan ve filizlendirip, dallandırıp budaklandıran Mete Özgür 'e daha sonra ise kendisi kardeşim/ablam hatta ikizim olsa bu kadar sevmeyeceğim, aramızdaki sevgiye bir isim bulamadığım Dua'ya selam olsun :) ne kadar beni kandırsa da :) bu Ahmet Erhan'lar bana iki dostumu hatırlatacak şekilde baş köşede duruyorlar(Daha kitaplığa kaldıramadım 2 cildi de, sanırım bir süre de kaldıramam)

    Ahmet Erhan böyledir kimine canı ciğeri gibi gelir, kendisinden ötedir. Kimi ne ise abartıdır.
    "Hiç bu kadar yorgun olmamıştım. Defter seni de hiç bu kadar yormamıştım" (119/2.cilt) der oysa ki AhErhan... Nasıl direnilir ki böyle bir güzel kelimenin ahengine..

    Burada Gömülüdür 2. Ciltte;
    *Öteki Şiirler
    *Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi
    *Resimli 'Ahmetler' Tarihi
    *Ne Balık Ne De Kuş
    *Kaybolmuş Bir Köpek İlanı
    *Şehirde Bir Yılkı Atı
    *Sahibinden Satılık
    kitapları vardır.

    Onu ölüme götüren alkollü bu kitaplarında daha çok anlatıp, yüceltilmiştir.
    "Geldim, gördüm yenildim.... Ne var ki bunda? "(209/2.cilt) kendine yenik bir şairdir AhErhan, hayata yeniktir, sevgilere yeniktir... En çok da seni yenik hissettirir.

    Şiirleriyle veda eder her seferinde "Bir veda olsun şiirim, olursa" (214/2.cilt)

    Şiirlerinde;
    *Denizi:
    Ben denizi şeçtim
    Vurmak için dünyanın bütün kıyılarına.
    Daha söyleyecek
    Çok sözüm var çünkü,
    Daha yaşanacak nice yaz günü...(114/1.cilt)
    *Oğlu olan Deniz'i:
    Uzun bir sözcükse ömrüm
    Oğlum, son hecesisin sen(514/1.cilt)
    *Akdeniz'i:
    Ben Akdeniz diyorum ya,
    Sen kendi adını ver ona
    Ve ilk gülüşün olsun
    Mutluluğun yüzgörümlülüğü. (114/1.cilt)
    *Türkiye sevgisini:
    Ve Türkiye
    Her zaman bağımsız kalacaktır! (510/1.cilt)
    *Yalnızlığı:
    Yalnızlığı çileden çıkaracak kadar yalnızdım (173/2.cilt)
    *Alkolü:
    Alkol. Ve tütün
    Ben ölümü bunlarla yendim. (219/2.cilt)
    *Ölümü :
    Ölümle hayatın arasında bir yer varsa ben oradayım (78/1.cilt)
    Ama en çok da ölümü konu alır AhErhan...

    "Ben bu kadar yenilgiyi haketmedim" (147/2.cilt) der. Doğru haketmemiştir. Yazdığı şiirleri, acıları, umutları, umutsuzlukları vardı. Şiirleriyle göğüs gerdi yenilgilerine...

    Onu artık kim sorar, kim anımsar?
    Soluk dergi sayfalarında kalmış birkaç şiiri
    Nasılsa bir yerde su eritir, ateş yakar. "(83/1.cilt ) demişti ama o soluk dergilerdeki şiirleri şimdi Burada Gömülüdür, bu portakal ağacının turuncusunun içinde... Hiç değilse bizdedir, bizimledir. Abartılacak(!) ve sonuna kadar abartarak(!) sevecek olan bizde. Herkes anlayamaz o şiirleri bazı yaşanmışlıklar olması lazım...

    Ve "Mersin'de doğduğumu nasıl biliyorsam, adım gibi
    Biliyorum Ankara'da öleceğimi(480/1.cilt) diyen Ahmet Erhan 4 ağustosta 55 yaşındayken gırtlak kanserinden Ankara'da ölerek, Ankara Karşıyaka mezarlığına gömülmüştür...
    " Göreceksen şimdi gör beni
    Çünkü tabutlar ışık geçirmez" (366/2.cilt) gördük seni ama çok geç kalmıştık...


    "Ateş yakar, su boğardı, geç anladım.
    ...
    Soğuk üşütür, bıçak kanatırdı." (152/2.cilt)
    Her güzel gibi senin de değerini geç anladık...

    Değerini bilen okurların okuması dileğiyle...
  • Freud, bir doktordu. Ancak isteksiz ve işini sevmeyen biriydi. Yahudilerin seçebileceği meslekler o zaman sınırlı olduğu için, mecburen tıbbı tercih etmişti. Zaten Freud da, “Ne o zaman ne de daha sonra, doktorluk mesleğine karşı bir tutkum yoktu.” demekteydi.

    1906 yılından ölüm yılı olan 1939’e kadar Freud’un yakın dostu olan Ferenczi, onun hakkında şöyle diyordu:

    “Freud, hastaların yalnızca ayak takımı olduklarını söylerdi. Hastalar yalnızca, analistin (tedavi edenin) yaşamasına yardım ettiği (yani para kazandırdığı) ve kavram için materyal sağladığı takdirde iyidir. Onlara yardım edemediğimiz açıktır. Bu, terapatik bir nihilizmdir (yani tedavi hiçtir). Bununla beraber, bu kuşkuları onlardan saklayarak ve tedavi olma ümitlerini harekete geçirerek hastaları kandırırız.”

    Freud, felsefeye büyük ilgi duyuyordu. Bu yüzden teorilerini, hastalarını kendine göre yorumlayarak felsefik temellere oturttu. Psikanaliz adını verdiği metodu özel seanslarda, bir yandan purosunu içerek uygulardı. 1923’te kendisinde çene kanseri teşhis edildikten sonra bile, yine bu alışkanlığını sürdürdü. Kendisine uyanıklığı ve çalışabilme kapasitesini veren şeyin tütün olduğunu söylerdi. Sigmund Freud bu süre içinde çeşitli tümörleri aldırmak için tam otuz bir ameliyat geçirdi, ağzının yarısını değiştiren protezi defalarca çıkarttırıp taktırdı. 1938’de artık konuşması imkânsız hale geldi. Tümör habisti ve ameliyat edilemeyecek durumdaydı.


    Sigmund Freud, Eşi Martha Bernays Freud ve Eşinin Kızkardeşi Minna Bernays, 1929

    Bu sırada Hitler, Avusturya’yı işgal etti. Freud önce ülkeden kaçmak istemedi. Sonunda göçmeye karar verdiğinde de Naziler gitmesine izin vermek için ondan fidye istediler. Ölüm yatağındaki Freud, zengin kütüphanesini ve diğer bütün önemli eşyalarını geride bırakarak Londra’ya gitti, oğlunun oradaki evine yerleşti. Orada da çalışmayı sürdürdü, ama artık hastalarıyla seanslarını kızı Anna yürütüyordu. Freud’un yüzü süzülmüş adeta içi boşalmıştı. Giderek büyüyen kanserin sancılarına rağmen, ağrı ilacı almayı da reddediyordu. Ancak 1939, Eylül ayının son günlerinde pes etti. Doktorlar yanağını kesmiş, terminal tümöre ulaşmaya çalışmışlardı. Açık yaradan gelen koku öyle kötüydü ki, sevdiği köpeği bile Freud’un yanına gitmez olmuştu.


    Sigmund Freud ve köpeği
    83 yaşındaki ihtiyar, artık yiyemiyordu. Yarasına konan sinek ordusundan korunabilmek için her yanı cibinliklerle kaplıydı. Ölmeden iki gün önce doktoruna şöyle demişti: “İlk konuşmamızı hatırlıyor musun? Devam edemeyeceğim gün geldiğinde, bana yardımcı olacağına söz vermiştin. Artık bir işkence haline geldi, anlamı da kalmadı.” Doktor Freud’a bir morfin iğnesi yaptı. Oniki saat sonra bir doz daha verilince, Freud komaya girdi ve ertesi sabah öldü.

    | Prof. Dr. Sefa Saygılı, Zafer Dergisi, Mayıs-2002

    http://akademidergisi.blogspot.com.tr/...ir-bilim-mi.html?m=1
  • ÖLÜME MEKTUP YAZAN "ADAM"... ("KuP KuP BoY" is paying his TRIBUTE... )

    Ekrana bakıyorum şimdi ..Ne yazsam , nasıl bir giriş yapsam diye ..O' nun ölüm haberini aldığım gün , tvlerde vakıf bahcesinin içindeki dozerler falan geliyor gözümün önüne .. Dozerlerin eksozlarından çıkan kara ,kapkara dumanlar .. Nasıl rahatsız oluyorum o an o dumanlardan anlatamam ..Cd lerimi , plaklarımı bardak altlığı yapsalar o dakika gözümde yok hiçbiri.. "Çocuklar koştursun üzerimde" mısraları geliyor aklıma .. Hiç görmediğiniz , hiç tanımadığınız , bir kez dahi konuşma fırsatınız olmamış bir adam bu.. Öyle yakın ki size , bir imza gününe gitseniz , kimin adına imzalayayım kitabı dese darılırsınız beni nasıl tanımadın diye .. Sanki senelerdir tanıyorum ben kendisini .. Pekçok arkadaşımın ölüm haberini aldım , akrabalarım falan .. O dozer sesleri ..O anki hissiyat bir garip .. Acı , hüzün , fiziki mücadeleyi kaybediş ama zihinsel savaşla gelen zafer mukayese dahi edilemez benimkilerle .. Hem de katıksız saf inkar edilemez bir zafer .. Öyle ki , düşmanları bile adını saygıyla anmak zorunda kalmışlar sonrasında.. Sanki bir gladyatörü izliyorum ölürken ..Yüzlerce hasmını yere sermiş ve o serdiği adamlardan oluşan ceset dağlarının üzerinde oturmuş , az sonra son nefesini verecek olan.. Hem üzülüyorum , hem de bir garip gurur var içimde.. Ölüme son kazığını da attın gittin diye seviniyorum içimden ..

    Ertesi gün kalktım .. Ertesi gün daha da bir garip!!! Nasıl anlatayım size bunu bilemiyorum ki..Sanki hiç sahip olmadığınız , ama uzun süredir kullandığınızı düşündüğünüz bir eşyanızı kaybetmişsiniz .. Hayat daha ekşi , kekremsi ,acı ve ardındaki hava daha buhranlı .. Hiç içmemiş olanlar için şekersiz çayın ilk yudumu gibi .. Cardiodan çıkıp pastaneye koşup ,fındıksız fıstıksız ,safi gülsulu (IYYY!!!) güllaç almak zorunda kalmak gibi .. Yemek sepetine sipariş verdiğin , çilingir sofrasına katık yapacağın 3 porsiyon acılı adananın yerine bir karışıklık sonucu ,plastik bir kap içinde kısırı gömüp eline bıraktıkları anda yaşadığın haklı cinnet gibi.. Kolajlayıp zerk etmişler beynine o an .. 3' ü 5' i bir arada .. Kimi zaman ayrı ayrı saldırıyorlar falan .. Olguların , duyguların , şahısların şimdiki zamandan - dili ,-mişli geçmiş zamana geçişleri yaşanan o an bir bakıma .. Normalde yaşı ilerlemiş olanların aksine bu yaştaki insanlar için ölüm olgusu daha farklıdır ..

    Ölmüştür karşındaki ..
    Üzülürsün ..
    Özlem vardır içinde ..
    Göremeyecek olmaktır seni o an üzen ..
    Çünkü KARŞINDAKİDİR ölen ..
    Kendini koymazsın o kefeye ..
    Hiç aklına gelmez ..
    Birgün seni de koyarlar o kefeye..
    İşte o an kendimi de düşündüm bir nebze..
    Yaşım ve aklım elverdiğince..

    - KuP KuP BoY - (hep goygoy yapmayalım dedik..)

    Aziz Nesin devam etsin az da ..

    "...İnsan nice ölüm gerçeğini , bu gerçeklerin en gerçeğini benimsese bile , yine de kendisinin öleceğine bütün gerçekliğiyle inanamıyor! İnanmıyor çünkü insanın bir şeye , bir olaya ,bir olguya tam inanabilmesi için , onu bikaç kez yaşaması , tekrar etmesi gerekir. Oysa biz ölümü kendimizde değil , BAŞKALARINDA yaşarız.Ölüm , bizim yaşayamayacağımız , kendimizde tekrarlayamayacağımız bir olay olduğu için de, birtürlü kendi öleceğimize bütün gerçekliğiyle inanamayız.Elbet ölecegeğiz deriz, öleceğimizi biliriz ama - bunu başkalarında görüp bildiğimizden - tam bilgi değildir.Yani biz ölmeyeceğimizi sanırız.Kendimizi ölmeyeceğiz sanınca , dostlarımızda bizimle birlikte var olacaklarından ve biz de onlarla birlikte var olacağımızdan , kendimiz olan dostlarımızın da öleceğine inanmayız ..."

    Ve ölüm öyle bir olgu ki , safi o şahsı değil , onunla birlikte anıları da , bambaşka dünyaları da alıp götürüyor .. Ardında bilinmezlik.. Hiç kalkmayan bir sis bulutu .. Hep toz duman .. Bilinmeyenlerle başbaşa kalıyor kişi.. Aziz Nesin 1915 doğumlu..Vakti zamanında Birlikte Yaşadıklarım ve Birlikte Öldüklerim diye 2 ayrı klasör açmış.. Tek bir kitapta toplamakmış amacı tüm sevdikleri ve sevmediklerini.. Ömrü vefa etmemiş maalesef..O dosyaları ,Nesin Vakfı eski yazıdan günümüz türkçesine çevirip aranje ederek yayınlamış..600 küsür sayfalık bu kitabı ben üçüncüye okudum ..Diyebilirim ki , tamamlanıp yayınlansaydı çok ses getiren bir eser olacağı kesin .. Sevdiklerini sevmediği yönleriyle , sevmediklerini ise hakkını vererek takdir ettiği taraflarıyla aktarmış notlarına ..Safi notlardan da oluşmuyor pek tabii bu kitap.. İçinde çeşit çeşit dergiye gönderilen yazılardan tutun da , yazarlar arasındaki mektuplaşmalara ve yaşanılan anılara , gazete haberlerine varıncaya kadar pek çok doküman var .. Türk Edebiyatının kulis arkası desem hiç yanlış olmaz.. Kimler var diye sorma .. Bir bu kadar daha isim yazmam gerekir ..Ama şunu söyliyeyim ki cidden apayrı bir lezzet bu kitap.. Hani herkes diyor gülüyorsun Aziz Nesin okurken .. Evet cidden çok güldüğüm yer oldu bu kitabı okurken .. Bir o kadar da sinirden parmağımı, tırnağımı kemirdiğim an da cabası ..

    Bir kaç örnek vereyim size ..

    Bir gece vakti Sait Faik' le beraber onu yakan , sürüm süründüren eski aşkını aramak için İstanbul' un karanlık sokaklarına daldığınızı , o kadının evine gittiğinizi hayal edin Aziz Nesin ile.. Onu bir başkası ile gören Sait Faik' i avutmak için bir meyhanede soluğu aldığınızı ..

    Yaşar Kemal ile beraber İlya Ehrenburg ' un evine girişte Jean Paul Sartre ve Simone De Beauvoir ile selamlaşmak, tanışmak isteyen çıkmaz mı aranızda ? Bu karşılaşma sonrası Ilya Ehrenburg ile sohbet sırasında yaşananları size anlatamam .. Yaşar Kemal' in duvarda asılı bir goblen halının üzerinde gördüğü desenler üzerine , halıyı Türk halısı sanması sebebiyle dönen muhabbet .. Tarif edemiyorum .. Aziz Nesin halının goblen olduğunu biliyor ama uyaramıyor falan .. Rezilliğin daniskası tabii =)) Bu kızgınlığını öyle bir yazmış ki kitapta belki 30 40 kez okudum .. Her okuduğumda yerlere yuvarlandım =)) LEZZET TARİF EDİLEMEZ ..AKTARAMIYORUM .. 404 : NOT FOUND!

    Ya Sabahattin Ali' nin ölümü sonrası mahkemelerde sorgulara katılmak isteyeniniz ? Onun son eşyalarını , yeşil yazan dolma kalemini görmek isteyeniniz ? O yeşil yazan dolma kalem ile Jack London ' ın Demir Ökçe'sini almancaya çevirişinin ve ardından gelenlerin öyküsünü okumak isteyeniniz ?

    Kemal Tahir ile bir polis arabasına tıkılıp ,gözaltına alınıp , mahkum olup Sultanahmet Cezaevi' nde aynı hücrede ayakuçlu başuçlu yatarken sarf edilen sözler .. Akıllardan geçenler .. Kemal Tahir ' in 13 senelik mahpusluğu..

    Zar tutan Tahsin Saraç' la Cem Kitabevinde tavla atıp , adını hep duyduğunuz ama pekçoğunuzun bir kez dahi açıp okumadığı Fazıl Hüsnü Dağlarca ile tanışmak istemez misiniz ?

    Rıfat Ilgaz ve yaz kış sırtından çıkarmadığı paltosunun öyküsünü bilmek isteyeniniz?

    Cengiz Aytmatov ile kısa bir sohbet edip , Yılmaz Güney'e mektup yazalım , Hasan Hüseyin Korkmazgil' den mektup alalım diyenler?

    Attila İlhan' ın şairliğe ilk başladığı dönemler .. Nazım Hikmet ve yıktırılan Tan gazetesi ..6 7 Eylül olayları dönemleri?

    Uzun ama gayet zevkli bir yolculuk bu .. Yüzlerce isimle tanışmakta cabası..

    Çok uzattım farkındayım ama bunu yazmazsam cidden olmayacak .. Sabah tesadüf eseri hem kendi , hem de dedemin dergi ve mecmualarını karıştırırken rast geldim .. Sapsarı bir Varlık Dergisi ..75 yılı..Bu yazıyı oturdum , üşenmeyip yazdım tekrar .. Biraz aceleye geldi ama olsun .. Niçin yazdığımı da açıklayayım .. Marcel Proust bir daha kalkmamak üzere yatağa düşmüş.İmamın kayığına binmesi an meselesi.. Gözlerini bir anda aralayıp , "bana" demiş , "hemen son yazdıklarımı getirin! O son ölüm sahnesini baştan aşşağı yanlış yazmışım ve bunu ancak şimdi anlıyorum." Aziz Nesin de geçirdiği bir kalp krizi sonrası o an aklından geçenleri anılarında yazar.. Daha doğrusu ölümü yazamadan ölecek olmasına üzülüyordur yazdıklarında..Hatta sevgili Zehraca , Sizin Memlekette Eşek Yok Mu incelemesinde buna da değinmiş ( #17989992 ) . Hal böyleyken , Aziz Nesin ölümünü yazamadı hiçbir zaman .. AMA ÖLÜME BİR MEKTUP YAZDI .. Buyrun okuyun ..

    Canalıcıma ;

    " Uykumdayken , kancıkcasına baskın verme ! Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!! Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış , canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım.Düşün ki ben seni , varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim.Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel! Sana olan saygımı yitirtme bana.Gürrültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil , bir de ben bileyim yeter. Gelişin , herkesleri ayağa kaldırmasın.Tam bana göre , bana uyan bir davranışla gel.Sessiz sessiz , sürdürdüğüm bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun , susuk gel! Çünkü benim için geleceksin , beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil.Uykumda birden bastırma ki , bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın.Saygıyla ayağa kalkıp seni buyur edeyim.Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim. Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup , bana bir de sen çektirmeye kalkma! Her ne çektimse hepsine güleryüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım ,sevinçlerimi el 'le bölüştüm.Sonum da böyle olsun isterim.Bilirim, güçlüsün..KİMSELERE EĞİLMEMİŞ BAŞIM, senin önünde eğilebilir ; ama bana bunu yaptırtma! Bana yaşamamı yadsıtıp ,sonunda beni kendimden utandırtma! Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme! Güleryüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni...

    DİMDİK YAŞADIM , sen de beni dimdik kucakla , al götür.Pusu kurma , arkadan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına... Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim.Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var , şimdi yok olalım.Bekletme beni.Elini çabuk tut.Herşey birden bire olup bitsin.

    - BU CEZA BANA YETER! -

    Sen öyle bir kesin gerçeksin ki , sana yalan da söylenmez.Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiçbirini kıskanmadığımı bilirsin; iyi yürekliliğimden değil, hiçbirini kendimden büyük görmediğimden...Yine bilirsin , yaptıklarımla da yapmayı tasarlayıp dahaca yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğim mühlet içinde , tasarladıklarımı yapamadımsa , evet , suç kimsenin değil, benim...Bu ceza yeter bana ; çünkü acısını duyanlar için CEZALARIN EN AĞIRIDIR.

    Herkes gibi ben de seninle ilk ve son olarak yalnız bikez karşılaşacağım.Bu karşılaşmamız, nerede , ne zaman , nasıl olsun diye, zaman zaman değişik istekler geçirdim içimden.Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu.Kahramanlar ilk savaşlarında ölmeyen , son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır.Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar.Savaşın , yaşam boyu sürdüğünü , yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öeyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp, " Merhaba!" diyebileyim. Bir zamanlar da uzun uzun yaşayıp bitkiselliğe dönüşmeyi , bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim.Şimdiyse , ne kahramanlık gösterisinde , ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.Dilersen , en beklemediğimi sandığın zaman gel.Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın ,beynimde bir kıymık gibi ...Korkmadan bekliyorum gel!!!

    - HİÇ KORKTUM MU? -

    Nice yaşadımsa , seninle baş başa , diş dişe döğüştüm.Pekçok kez yendiğim de , yenildiğim de oldu.Canım ki , en kutsal olan herşeyim benim. Onu elbet bana yakıştığı gibi ayakta , saygıyla , yiğitçe vermek isterim ; TESLİM OLMADAN...Bir armağan gibi vermek canımı! Sen de , yeniğin kalemini - Kİ O KALEM HEP KILIÇTI - teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz , arı - duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi. Kimselere demedim ,sen de kendine of dedirtme bana.Ne kahramanlıkta ,ne bitkisellikte , işte şimdi olduğum gibi bir sıra, ELİMDE KALEM ; önümde kağıtla daktilom , böyle bir zamanımda gel! İstersen gece , istersen gündüz, istersen yazın , istersen kışın gel ; kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki , kendi gözümde kendimiküçültme bana, kimseden su istetme, yardım diletme bana...Seninle yiğitçesine döğüşmedim mi? Bunları istemeyi hak etmedim mi? Bana ille de of dedirteceksen , hiç olmazsa bunu ikimizden başkası duymasın.Bunca yıl durmaksızın karşı karşıya savaşmış iki savaşçıyız.Üstelik benim savaşım , seninkinden çok daha yüceydi.Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben , sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum.Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı ? Bir an olsun korktum mu , ya da kaçmayı düşündüm mü?

    -ÖLÜMÜ HAK ETMEK İSTERİM -

    Birazcık daha yaşayabilmek için , birazcık daha iyi yaşayabilmek için , bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi? Yaşamayı hak etmeye çalıştığım gibi , ölümü de hak etmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya , ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım.Bir güzel ada , atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi? Benim katkımda atlasta görünemeyecek denli küçücük olsa da , var.Ne mi yaptım ? Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi .Ama ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.Saygıyla, gel bekliyorum. "

    Yazılış tarihi 9 Haziran 1974 imiş.. Varlık dergisinde yayınlanış tarihi Eylül 1975

    İŞBU SATIRLARIN YAZARINI ÖLÜM ,TESLİM ALIRKEN İKİ ELİYLE BAŞININ ÜSTÜNE SAYGIYLA KALDIRARAK ALDI.. İZMİR' DE BİR OTEL ODASINDA ÖLDÜĞÜNDE , ELİNDE KALEM-KAĞIT ,ÖNÜNDE DAKTİLOSU VARDI ...

    Işıklar içinde uyu AZİZ "BABA" !!!

    Ve pek tabii bonusumuz : https://www.youtube.com/watch?v=UHzWhCIP3qg

    Bu da benim bonusum olsun : 3:46 ' ya alayım .. 2 yudum "MAZOT" , 2 adet DUZLU FISTIH..

    https://www.youtube.com/watch?v=pcgFTZU9sew
  • Necip Fazıl Kısakürek'in "Üstat, neden sigarayı bırakmıyorsun?" diye soranlara, "Benim için yanan bir sigaram var, ondan da mı vazgeçeyim!" diye savunduğu tütün, beş asırdır hayatımızda.
  • Ey tütüne haramdır diyen ahmak,
    Niçin haram olsun bir yeşil yaprak?
    Tütün yetiştirmedi mi bu mukaddes toprak ?
    Haram olsaydı içer miydi Şeyh Altıparmak!
    Kolektif
    Sayfa 44 - Hediyeler hediyeler..
  • Necip Fazıl Kısakürek’in, “Üstat, neden sigarayı bırakmıyorsun?” diye soranlara, “Benim için yanan bir sigaram var, ondan da mı vazgeçeyim!” diye savunduğu tütün, beş asırdır hayatımızda.
  • İlk okuduğum dergi diyebilirim. Daha önce neden dergi okumadım dedirten bir eser bana göre... İçinde kendinizi bulabileceğiniz şiirlerden tutun denemelere kadar uzanıyor. Çizilen resimleri hele ayrı bir tat bırakıyor... Keşke daha önce başlasaymişim bile dedim hatta. Kesinlikle en yakın zaman da alıp okumanızı gerektiren bir dergi. Sadece bu sayısı için demiyorum. Her yeni sayısında ayrı bir tat var. Ayrı bir huzur var. Bazen durup bir sayfada saatlerce düşüncelere dalabiliyorsunuz. Şiddetle tavsiye edilir...