• Oysa, mesela Selim Işık
    Anlatmadan anlaşılmaya âşık...
  • Eller boşta kalıyor, tutunamıyorlar toprağa
    Anlatamıyorlar anlatılamayanı.
    Anlatmak gerek: düşman sarmış her yanı
    Oysa, mesela Selim Işık
    Anlatmadan anlaşılmaya aşık.
  • 28 yaşındaydı...
    “Tabancayı aldı ve ateş etti.”
    Selim...
    Selim Işık...
    Hayatın cılız gölgesi...
    Silinmeye yüz tutmuş...
    Mütereddit...
    Şövalye romanları okuya okuya kendini Don Kişot sanan zırhı paslanmış bir kahraman...
    Tutunamayan...
    Kitaplarda yaşayan hezeyan...
    İnsanların aldattığı...
    Yorduğu...
    Yaşamayı kimsenin öğretmediği Selim...
    Turgut’un kalp ağrısı...
    Vicdanı susmayan deli...
    28 yaşındaydı...
    “Tabancayı aldı ve ateş etti.”
    Hayatı boyunca dinlenmedi...
    Akıl edemedi...
    Cesaret edemedi...
    Suçlu hissetti...
    Istırap çekti...
    Korktu...
    Endişe etti...
    Tedahülden kalkan para gibi...
    Terk edilmiş virane gibi...
    Arkasından taşlanan ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp inleyerek kaçan bir köpek gibi hayattan gitti...
    Hayatını sağa sola dağıttı...
    Ciğerini itler yedi...
    Soluğu kesildi...
    Geveze, bütün hayatı boyunca susmadan konuştu ve tek bir söz çıkarabildi ortaya ...
    Çoğul bir kelime...
    Tutunamayanlar...
    Kapalı kapıların ardında kilitli bırakılan buhranlı genç...
    Ölümü bekliyor...
    Ölmeye yatıyor...
    Ölümü planlıyor...
    28 yaşındaydı...
    Yaşamaktan yorulmuş...
    Herkes sorumlu ölümünden...
    Sen de sorumlusun...
    Ben de...
    Tutunamayan herkesten, herkes sorumlu...
    Biraz ilgi...
    Biraz şefkat...
    Biraz merhamet...
    Biraz sevgi...
    ....................
    Turgut Özben :
    Unutamayan...
    Ve tutunamayan...
    Unutulmayı ölümden beter sayan...
    Eski bir albümün soluk resmi...
    Selim’in ölerek yalnız bıraktığı Turgut...
    “ Beni de al Selim.” diye sızlıyor içi...
    “Ölmekle bana haksızlık ettin.”

    Kimdir TUTUNAMAYANLAR?
    Kaybedenler...
    Kazanıp yine kaybedenler...
    Kazanmaya çalışırken hırpalananlar...
    Anlaşılmayanlar...
    .................
    Bu kitap:
    Mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır...
    Sevilmek ve özlenmek için yaygara koparan küçük bir çocuğun küsüp oyundan çıkmasının romanıdır...
    Hepimizin içinde bir “tutunamayan” var...
    Trajediyi ve mizahı iç içe kullanan bu dahi Oğuz Atay 70’li yıllarda milenyum çağının buhranlarını postmodernin zirvesinde insan ruhunun mahzenlerine hapsediyor. Varoluşçuluğu nabızlarda hissetmek mümkün...
    Bilinç akışına can ve ses veren Olric Türk edebiyatının sevimli hayali kahramanı...
    ...............,.,
    Bu kitap:
    Bir intiharın değil tutunamayanların katillerinin arandığı bir CİNAYET romanıdır...
    Katil kim?
    Aynaya bakalım ...
    Giderek yalnızlaşıyoruz...
    Yalnız...
    Çaresiz...
    Ve umutsuz...
    Ve dayanaksız...
    Aldatılarak...
    Yoksun...
    TUTUNAMADAN...
  • 28 yaşındaydı...
    “Tabancayı aldı ve ateş etti.”
    Selim...
    Selim Işık...
    Hayatın cılız gölgesi...
    Silinmeye yüz tutmuş...
    Mütereddit...
    Şövalye romanları okuya okuya kendini Don Kişot sanan zırhı paslanmış bir kahraman...
    Tutunamayan...
    Kitaplarda yaşayan hezeyan...
    İnsanların aldattığı...
    Yorduğu...
    Yaşamayı kimsenin öğretmediği Selim...
    Turgut’un kalp ağrısı...
    Vicdanı susmayan deli...
    28 yaşındaydı...
    “Tabancayı aldı ve ateş etti.”
    Hayatı boyunca dinlenmedi...
    Akıl edemedi...
    Cesaret edemedi...
    Suçlu hissetti...
    Istırap çekti...
    Korktu...
    Endişe etti...
    Tedahülden kalkan para gibi...
    Terk edilmiş virane gibi...
    Arkasından taşlanan ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp inleyerek kaçan bir köpek gibi hayattan gitti...
    Hayatını sağa sola dağıttı...
    Ciğerini itler yedi...
    Soluğu kesildi...
    Geveze, bütün hayatı boyunca susmadan konuştu ve tek bir söz çıkarabildi ortaya ...
    Çoğul bir kelime...
    Tutunamayanlar...
    Kapalı kapıların ardında kilitli bırakılan buhranlı genç...
    Ölümü bekliyor...
    Ölmeye yatıyor...
    Ölümü planlıyor...
    28 yaşındaydı...
    Yaşamaktan yorulmuş...
    Herkes sorumlu ölümünden...
    Sen de sorumlusun...
    Ben de...
    Tutunamayan herkesten, herkes sorumlu...
    Biraz ilgi...
    Biraz şefkat...
    Biraz merhamet...
    Biraz sevgi...
    ....................
    Turgut Özben :
    Unutamayan...
    Ve tutunamayan...
    Unutulmayı ölümden beter sayan...
    Eski bir albümün soluk resmi...
    Selim’in ölerek yalnız bıraktığı Turgut...
    “ Beni de al Selim.” diye sızlıyor içi...
    “Ölmekle bana haksızlık ettin.”

    Kimdir TUTUNAMAYANLAR?
    Kaybedenler...
    Kazanıp yine kaybedenler...
    Kazanmaya çalışırken hırpalananlar...
    Anlaşılmayanlar...
    .................
    Bu kitap:
    Mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır...
    Sevilmek ve özlenmek için yaygara koparan küçük bir çocuğun küsüp oyundan çıkmasının romanıdır...
    Hepimizin içinde bir “tutunamayan” var...
    Trajediyi ve mizahı iç içe kullanan bu dahi Oğuz Atay 70’li yıllarda milenyum çağının buhranlarını postmodernin zirvesinde insan ruhunun mahzenlerine hapsediyor. Varoluşçuluğu nabızlarda hissetmek mümkün...
    Bilinç akışına can ve ses veren Olric Türk edebiyatının sevimli hayali kahramanı...
    ...............,.,
    Bu kitap:
    Bir intiharın değil tutunamayanların katillerinin arandığı bir CİNAYET romanıdır...
    Katil kim?
    Aynaya bakalım ...
    Giderek yalnızlaşıyoruz...
    Yalnız...
    Çaresiz...
    Ve umutsuz...
    Ve dayanaksız...
    Aldatılarak...
    Yoksun...
    TUTUNAMADAN...
  • " DERİMİN ALTINDAKI KARIŞIKLIĞI BİLMEDEN YARGILIYORSUNUZ BENİ !"

    Üniversite yıllarından hocası Mustafa İnan'ın biyografik romanını yazmasını istedi TÜBİTAK. Gençleri bilime yönlerdirmek için yapılması istenen bir çalışmaydı bu.Başlarda pek sevindi ama daha sonra yazdıklarının denetim altında olması kitaba sipariş gözüyle bakmasına sebep oldu. Oysa o Mustafa İnan'ı 'kendi' gibi anlatmak istiyordu. Bir çok baskıya rağmen ısrarla çıkarmadığı bölümler mevcut romanda.
    Kendiyle benzerlik kurduğu Halit Ziya Uşaklıgil'in biyografisini de yazacaktı ama kaynak sıkıntısı yolunu kapattı.

    " BENİ YA ŞIMARTIN YA DA KAPI DIŞARI EDİN! YARI İÇTENLIĞE DAYANMAM ZOR BENİM."

    Yaşamı boyunca 'anlaşılamama' kaygısıyla yazdı yazılarını. Hakkında yazılmış bir çok makale, biyografik eser olsa bile onu anlamanın kitaplarını okumaktan geçtiğini biliyorum. Yazılarındaki ayrıntılarda saatlerce boğulmuş olmak, onun yazarken yaşadığı o ruhsal sancıları okurken yaşamış olmak gerekir. Onu başkalarından dinlemek yerine kendisinden dinlemektir tercihim. Aksi halde onun hakkında yazılmış her şey anlamını yitiriyor.
    Ben seni anlatmaktan şeref duyuyorum, Atay!
    Keşkeyaşasaydıngillerden Derya, büyük bir iftiharla sunar!

    Ya mimarlık ya mühendislik, dediler. O da inşaat mühendisliğini kazandı ve ailesiyle İstanbul'a taşındı. Hiç bir zaman sevmedi mühendisliği. Dersleri aksatırdı. Derse girdiğindeyse, en arka sıraya geçer ya resim yapardı ya da kitaplarından âşina olduğumuz kelime oyunlarını oynardı, arkadaşlarıyla. Okulu uzattı. Bir dönem geç bitirdi okulu.

    "BÜTÜN ÜMİDİ(M), DOSTOYEVSKİ GİBİ , MÜHENDİS OLDUKTAN SONRA İSTİFA ETMEK(Tİ)." der karakterinin ağzından.
    Burada aslında kendinden bahsettiğini dikkatli okuyucularının gözünden kaçmadığını düşünüyorum. Yazdıklarıyla hayatının oyunlar üzerine kurulu olduğunu okuyucularını da bu tehlikeli oyunların süregeldiği dünyaya davet ediyor, Atay.

    Ben onu ruh dünyamın tek kadim dostu bilirken, o da Dostoyevski'yi çok sevmiş başucuna koymuş...

    İçine işlemiş olan yabancılaşma duygusunu atmak için mizahı kullandı. Ve onu tutamağı haline getirdi. Yaşamın içindeyken şakacı ve mizah yeteneği yüksek; kendi başınayken ise hayalci.

    " CANIMLARIM BENİM SEVİYORUM SİZLERİ İNSAN KARDEŞLERİM. DURUP DURURKEN SEVİYORUM İŞTE. SEVİP DURUYORUM. KOLLARIMI AÇIP BÜTÜN İNSANLIĞI KUCAKLIYORUM. PAPATYALAR GİBİ SİZİ KOPARIP GÖĞSÜMDE TUTMAK İSTİYORUM."
    İroni, ironi, ironi...

    Birazda, Sevin Seydi'den bahsetmek isterim. Oğuz Atay'ın aşık olduğu kadın...
    Atay, Fikriye F. Gürbüz'den ayrıldığında, Sevin ile Uğur da ayrılmıştı. Boşanmalarının bu durumla alakası olmadığını belirtmek isterim.
    Sevin'i çok severdi. Ona kitaplar getiren, bir kolu Londra'da olan bu kadın, Atay'ı daktilo başına oturtup Tutunamayanlar'ın yazılmasını sağlayan kişidir. Atay yazarken Sevin'de bir yandan İngilizce çevirisini yapmıştır. Bu bir senelik beraberlikte Tutunamayanlar kitabı biter. Sevin'de gider bu arada...
    Londra'ya...
    Neden gittiğinin sebebi bilinmiyor.
    Atay Tutunamayanlar'dan sonraki kitaplarında da sıkça Sevin'e değinir. Bu onu hala sevdiği anlamını taşıyor.

    Tutunamayanlar'ın yazıldığı, Sevin ile Atay'ın bir sene boyunca beraber yaşadığı apartman dairesi
    İstanbul Beyoluğun'daydı. Şu anda yok. Yıkıldı.
    Defalarca önünden geçmişliğim vardır. Ne kadar garip. Bir beton yığını bile bazı durumlar sayesinde anlam kazanabiliyor...
    Anlam çok önemli ama:

    " BİR ANLAM ARAMAMALI. ANLAM KADAR İNSANIN HAYATINI ZEHİR EDEN BİR KAVRAM YOKTUR. " diyor.
    O kadar doğru ki...

    Ayrıca, Tutunamayanlar'ın birinci baskısındaki çizim de Sevin'e aittir. Sevin aynı zamanda ressam olduğu için kitaba; saçlarında papatyalar bulunan kadın kafası figürünü resmetmiş ve Tutunamayanlar'a armağan etmiştir.
    Atay kitabını ilk olarak Vüsat O. Bener'e ve Cevat Çapan'a göstermiştir.

    Ve 13 Aralık 1977...
    Önce berberi İlhami'ye gidip saçlarını kestirmiş. Şakalaşmışlar. Sonra Pâpi ile birlikte Altay Gündüz'ün evine gitmişler. Atay, başı ağrıdığı için biraz istirahat etmek ister. Banyoya gider. Kapıyı kilitlememesi konusunda uyarılınca sinirlenir, çağla gözleriyle bir bakış fırlatıp banyonun kapısını kilitler. Hasta gibi yaşamadığı için hasta muamelesi de görmek istemiyordu, çünkü. Aradan uzun zaman geçince tedirgin olurlar. Altay, kapıyı kırar.
    Oğuz Atay
    öldü...

    "SEN ÖLDÜN; BEN DE KORİDORLARDA, ANLAMSIZ BEKLEYİŞLERİN İÇİNDE ÖLÜYORUM."
    Gerçekten öldün mü Atay?
    En sevdiğim dostumu kaybetmiş gibi üzgünüm. Kayboldum.

    Burada tüyler ürpertici bir ayrıntı var. Atay'ın Tutunamayanlar kitabındaki Selim Işık ile kurduğu bir özdeşimi farkediyorum.
    Selim Işık'ta ölmeden
    -intihar etmeden- önce kendini banyoya kilitliyor.

    Artık ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum...
    Ruhum yoruldu.
    Daha Eylembilim'i tamamlayacaktı. Sonra 'Geleceği Elinden Alınan Adam'ı yazacaktı. 'Türkiye'nin Ruhu' da vardı...

    "SEN GENE DE, ALINIP HEMEN KAYBOLMA. YOKSA BEN DE KAYBOLACAĞIM. KAYBOLUYORUM. YAŞAMAK, ÖLMEK GİBİ DEĞİL."

    Bağırması mı gerekiyordu?
    Çağla gözlü adam...
    Anlaşılamadan gitti.
    Sevgili okuyucun burda. Sen neredesin?
  • "İnsanlar Selim Işık'ın başına gelenlerden habersiz, aceleyle, birtakım yerlere gidiyorlardı. Birtakım insanlar, birtakım yerlere.."

    Tutunamayanlar pek öyle özeti, tarifi yapılabilecek bir kitap değil ama genel anlamda konu; yakın arkadaşı Selim Işık'ın intiharına anlam veremeyen Turgut'un, -onu tanıyanlar vasıtayla- kendini ve Selim'i tanıma yolcuğu.. Bu yolculuk sırasında da ortaya hepimizin onlarca alıntıda rastladığı Olric çıkıyor. Hepimizin içinde olan o iç ses. Kitabı okurken ben de kendi iç sesime bir isim vermeye karar verdim. Muzaffer. :) Tüm başarısızlıklarıma rağmen bana güç olsun, kuvvet olsun. :)

    Çoğumuz kitap hakkında "ağır", "yarım bıraktım", "ilerlemiyor", "çok karışık" gibi olumsuz yorumlara rastlamışızdır. Yine geçen gün gittiğim bir kitapçı sohbetimiz esnasında "Tüm Türkiye sadece adı var diye Tutunamayanlar okumaya çalışıyor, hayret ediyorum buna." dedi. Şu an onu okuyorum demedim ama aklıma yine Tutunamayanlar'da geçen o haklı satırlar geldi hemen. "Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli." (Syf 576) Girmemeli.. Oğuz Atay'la daha önceden tanışmamış olsaydım belki önyargı besleyeceğim ya da birileri bunun yüzünden besleyecek. Eğer gerçekten tanımak istiyorsanız böyle eleştirileri bir kenara bırakın. Romanla ilgili tavsiyeler verecek kadar donanmış değilim fakat naçizane diyebileceğim; önyargısız başlamak istiyorsanız önce diğer kitaplarına bir uğrayın.

    Tutunamayanlar Oğuz Atay'ın ilk romanı fakat okuyacağınız ilk Oğuz Atay kitabı bu olmamalı. Bunun için ben de önce Korku'yu Beklerken ve Tehlikeli Oyunlar'ı okudum. Özellikle Tehlikeli Oyunlar ile yazarın tarzına alışıyorsunuz. Hayran kalıyorsunuz. Gerekli zemini oluşturduktan sonra Tutunamayanlar öyle yarıda bırakılacak bir kitap değil. Geçişleri çok, yakalamak bazen imkansız fakat sonunda "bu karmaşaya, baş ağrısına değdi" dedirtiyor. Kitabın üçüncü bölümü beni en zorlayan bölümdü ve çok zor ilerledim. Onun dışında hüzün ve tebessüm iç içe, keyifle okudum. Kaçırdığım, o an dikkat edemediğim çok yer vardır muhakkak. İkinci kez okuyacağım bu yüzden. Ve ikinci okuyuşumdan önce mutlaka kitapta değinilen Oblomov, Ölü Canlar, Benim Üniversitelerim, Dorian Gray'in Portresi, Vadideki Zambak gibi henüz okumadığım klâsikleri de okuyacağım. O zaman daha anlamlı olacaktır.

    Keyifli okumalar.
  • Tutunamayanlar’ı aylar önce okudum. Okumam da aylar sürdü..Açıkcası okumamın uzun sürmesinin en önemli sebepleri; okuduğum başka kitaplara benzemiyordu, hem açıktı hem de kapalıydı. Hem anlıyordum hem anlamıyordum, anlamadıkça tekrar okuyordum. Okuyup geçmek istemedim hiçbir sayfasını.. çoğu cümlelerini birden fazla okudum biraz da o yüzden uzun sürdü bitmesi.. Ama bitmez dediğim kitabın sonlarına yaklaşırken “bitiyor olmasının hüznünü” yaşadım gerçekten. Kitabın yorumumu bugün yapmamın tabi ki özel bir nedeni var: Bugün Oğuz Atay’ın doğum günü. Bugüne bir iz de ben bırakayım (belki birilerinin kitabı okumasına yol açarım) dedim :))


    Köşeye itilenlerin, takdir edilmeyenlerin, ezilenlerin, unutulanların, kendine ve herkese yetmeye çalışıp yetemeyenlerin romanı: TUTUNAMAYANLAR..
    ~
    ~
    ~
    Kimsenin farketmediği bir Selim Işık.. ( Tutunamayan)
    Dünyanın yükünü omuzlarında taşırken, kendi yükünün altında can veren, kimseye kendini de aklından geçenleri de anlatamayan, sadece anlaşılmak kabul görmek isteyen Selim.. Ama olmadı; ne onu anladılar ne farkettiler ne de kabul ettiler. •


    Selim’in dostu ; Turgut Özben.. (Tutunan biriyken tutunamayan olma yoluna giren)
    Selim’in intiharından sonra, onu anlamak için Selim’in hayatını araştırmaya başlar. Bu araştırma aslında onun kendini sorgulama ve özbenliğini aramasına dönüşür. Turgut, Selim’in farkettiklerini fark etmeye, onu anlamaya başlar ama o artık yoktur. Başkalarına farkettiklerini anlatamaz, anlatamadıkça Selim’i özler, Selim olmadıkça kendi kendine konuşmaya başlar. Sorular sorar, cevaplar verir, öfkelenir, üzülür, hayal kırıklığına da uğrar.. Bu iç konuşmalar Olric karakterini yaratıyor kitapta :)
    ~
    ~
    ~
    Simgeler, hicivler, iç konuşmalar, dil zenginliği, dil sadeliği,dönemin sosyal yapısına göndermeler, birbirine karışan rüya ve gerçekler...Kitapta hepsi mevcut..


    Oğuz Atay, Franz Kafka ve Dostoyevski’yi çok seven bir yazardı. Onların da kitaplarını okuduğunuzda görüş benzerliklerini sizler de yakalayacaksınız :)

    Her gün okuyup, irdeleyip, kendi benliğimizi bulma ve birey olabilme ümidiyle... Keyifli okumalar :)

    #oğuzatayıntutunamayanlarıyız