• Eğer insan bedenine bir diken veya iğne batsa, bundan sadece o bölge etkilenir ve ruh bundan ne kadar etkilenirse, o kadar bir sıkıntı çeker. Fakat bedeninde insanın bir yamk olması halinde bu, dikenin veya iğnenin verdiği acıya benzemez. Çok daha ağır ve ızdırap verici, rahatsız edici olarak seyreder. Çünkü yanığın parçaları ya da cüzleri, insanın hemen hemen bütün bedeni üzerinde etkili olur. Yanık olan yerde, ister yanık yüzeysel derecede olsun yani yanığın en basiti olsun ve ister daha ileri derecelerde bir yanık olsun, kısaca hangisi olursa olsun, bedenin tümü üzerinde, hatta yanığın olmadığı yerlerde bile etkisini gösterir ve insanı çok büyük bir ızdırap çeker hale getirir. Vücudunun neresinde can ya da ruh varsa, bu yanık ağrı ve sızılari tümüyle oraları sarar, her bir et parçasında kendisini hissettirir. Herhangi bir yaralanma olayına gelince bu, sadece demirin ya da çivinin isabet ettiği yerde belirir, vücudun diğer organlarında belirmez. Beyin ve ruhun bundan dolayı çektiği izdırap, yanık sebebiyle çektiği izdırapla aynı değerde olmaz. Dolayısıyla tüm bedeni ve organları sarar. Bir kimse eğer can çekişiyorsa, artık bunun etkisi vücut organlarının tümünü
    tesiri altına almıştır, beyin damarlarının tümü bundan etkilenmişlerdir. Çünkü çekilen ve çıkarılmak istenen şey hemen her damardan, her mafsaldan ve hatta her bir hücrede can çekişmekte, her saç kılının dibinde ve tenin her tarafında ayrı ayrı ızdırap duyulmaktadır. Kısacası, insan tepeden tırnağa can çekişirken insanın halini, çektiği sıkıntı ve ızdırabı sorma; çünkü sözle anlatılacak gibi değildir. Nitekim bunun için "Can çekişme, kılıç darbesinden daha şiddetlidir!" denmiştir. Hatta testerelerle biçilmekten, makaslarla dilim dilim doğranmaktan da zordur. Çünkü
    kılıçla bedenin kesilmesi ânında, bedenin ruh ile olan bir bağlantısı nedeniyle ruh acı duyar. Fakat, bizzat etkilenen ve kılıç darbesine mârûz kalan eğer ruhun ve beynin kendisiyse, o zaman bunun tarifi mümkün değildir.
  • 136 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Dünyada yaşayabileceğiniz en kötü şeylerden biri, belki de en kötüsü haksızlığa uğramış olmanın kırgınlığı ile ölümü beklemek olsa gerek.
    Kitap, Fransız devrimi sonrası binlerce masum insandan yalnızca birinin mahkemedeki infaz kararı ve meşhur cellat Samson'un yanına varıp, boynunu 40 kiloluk o keskin bıçağın altına uzatması arasındaki 6 aylık dönemde ne hissettiğini anlatıyor.
    Düşünün, yaşamak için ciğerlerinize aldığınız her nefesin aslında sizi ölüme biraz daha yaklaştırdığının bilincinde olduğunuz bir 6 ay!

    Kitaba başlarken farkında olmadan bir müzik listesini de başlattım. Kulağımda sırayla Rodrigonun gitar konçertosu, Schindlerin Listesi soundtracki ve Karadayı dizisinin iki müziği vardı. (Tüyler diken) Kitabı bitirirken bu kez bilerek aynı listeyi başlattım. Mahkumun küçük kızı Marie ile son kez kucaklaştığı yerde yine Rodrigonun konçertosu çalıyordu. (Küllüğü uzatır mısınız?)

    Biraz da kitap sayesinde araştırıp öğrendiğim şeyleri aktarayım. Fransız devrimi sırasında Paris'te tıp fakültesinde profesör olan Dr. Guillotine, devrim sonrası mebus olur. Muhtemelen o dönemde infaz öncesi işkence yapılıyordu ki daha insanca olması için düzenleme istedi. Başka bir cerrah bu aleti yaptırdı ve kullanıma başlandı.
    Filmi biraz başa sarıyoruz. Jean Jacques Rousseau'nun öğrencilerinden meşhur Robespierre, artık insanların ölümüne karar vermek istemediğini söyleyerek hakimlikten istifa eder. Devrim isteyen Jakobenlere katılır ve liderlerinden biri olur. Devrim sonrası kurulan iktidarla da başa gelir. Her devrim kanlı olur, ancak devrim sonrası kurulan iktidar, devrim sürecinde dökülenden çok daha fazla kanı göstermelik mahkemelerin eliyle dökmeye başlar. Tarihçiler bu döneme terör dönemi adını verir. Kral dahil olmak üzere binlerce insan, doğru düzgün yargılanmadan giyotin denen o meşum aletin altında kellesini verir. Dr. Guillotine ve bazı devrimciler bu durumdan rahatsız olup seslerini yükseltirler. Robespierre güç sarhoşluğu ile onları da giyotine mahkum eder. Devrimci arkadaşları ölür ancak Dr. Guillotine bir şekilde kurtulur cezadan. Her ne kadar kellesini kurtarsa da alete onun adı verilir. Dünyanın her yerinde meşum alet onun adı ile anılır. Ne acı!
    Tabi hikaye böyle bitmiyor. Zulmü iyice artıran Robespierre artık halkı da karşısında bulur. İnsanları ölüme göndermemek için hakimlikten istifa eden adam, güç sarhoşluğu ile binlerce masum insanın kanına giren bir katile dönüştüğünden Kendisinin idam kararı verilir. Yakalanmadan önce intihar eder, ancak silah sektiği için çenesini dağıtmakla kalır. (Beyin sapını hedef almazsan böyle olur)
    Ve nihayet zalim Robespierre de giyotin denen o aletle canını verir.
    Eee etme bulma dünyası demişler!
    The end...
  • 398 syf.
    ·Beğendi·10/10
    *()* MURAT ALOĞLU *()* GİRDAP *()*

    Her şey rahip Wolfgang Beauregard'ın bir akşam evinde otururken içeri aldığı bir adamın kendisini vahşice katletmesiyle başladı. Polis için en başta sıradan bir cinayet vakası gibi görünen bu olay, rahibe yapılan otopsinin ardından hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Rahibin kanında keşiş örümceği zehri vardı. Başka bir deyişle ölüm fermanı, başka bir katil tarafından, saatlerce önce yazılmıştı bile. İşin daha da vahimi, rahibin ölümü bir cinayetler zincirinin sadece başlangıcıydı. Öldürülenlerin ortak yanları neydi? Geçmişte paylaşılan bir sır mı vardı? Yüzbaşı Hale'in ekibi bu sırrı, daha fazla kan dökülmeden çözebilecek miydi?

    Bir taraftan yirmi yıl önceki eski bir birimi ortadan kaldırmaya çalışan ve intikam arayışında olan biri, diğer tarafta da olayları örtbas etmeye çalışan birileri herkesi ortadan kaldırmakta...
    Murat Aloğlu'nun ilk romanı Girdap soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, kararlılıkla ilerleyen, tüyler ürperten bir intikam avı olmanın yanı sıra iç içe sarmalanmış entrika, her anı ayrı bir sürpriz, adeta okuyucuya darbe üstüne darbe indiren, aklın alamayacağı gizemli bir okuma şöleni.
    (Tanıtım Bülteninden)

    KİTABA YORUMUM

    Kitabın türü polisiye. Sıradan hayatlar süren farklı meslekleri olan insanları bir araya getiren neydi? Bir gün bir rahip öldürüldü. Sıradan gibi görünen bu cinayet arka, arkaya bir sürü cinayetin habercisiydi. Okurken cinayetin türleri ve nasıl işlendiği tüylerinizi diken diken yapan ona rağmen elinizden bıraktırmayan bir kitap duruyor karşınızda. Beyin jimnastiği yapıyor bitirmeden uyuyamıyorsunuz.
    Hayat seçimlerden ibaret belki ama , bu kitabı okurken kurbanların seçim hakkı olabilir miydi bunları sorgulayacaksınız.
    Bu kitabın bana öğrettiği ders; geçmişi sizler bırakabilirsiniz. Ama yapılan her hata mutlaka geleceğimiz de karşımıza çıkacaktır. Başımıza her ne gelirse gelsin asla kimsenin canını yakmamalıyız. Polisiye kitaplarında hep merak ederiz Katil kim? diye. Bu kitapta katil değil katiller kim diye sorgulama yapacaksınız. Bence okuyun derim.
    Kitabın sonunda yazar öyle bir soru işareti bırakmış ki kitabın seri olacağını hatta olması gerektiğini düşünüyorum.

    Geçmişini Silemezsin, O Seni Silmedikçe...

    Değerli yazar Murat ALOĞLU’na değerli eserini bana ulaştırdığı için teşekkür ediyorum.

    DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
  • Bermuda şeytan üçgeni gibi hissediyorum şu üç ismi duyunca ( irony amaçlıdır kesinlikle yazarlar efsane yazıyor)


    Stephen King
    Jean-Christophe Grangé
    Dan Brown

    Kadınlardan da bi Tess Gerritsen hepsine bedel heralde tüyler diken diken oldu gene
  • Kür Şad ve kırk arkadaşı, aylı kızıl bayrağı bekleyerek hâlâ ufukları gözlüyor…