• Deprem Vergisi ile 36 milyar $ toplanmış iç edip soyup bitirmişler.
    Deprem yazın 2868’e SMS yollayın 10 TL katkıda bulunun diye twit atıyorsa rantcı, fırsatcı Akpgillerin Kızılay başkanı ülkenin çivisi çıkmış demektir!
    Ya sağmal olmaya devam edeceğiz parababalarının soygun düzenine ya da hesap soracağız alaşağı edeceğiz asalakları sırtımızdan!
    Hz Ali'nin deyimiyle mazlum ayağa kalkmadan zalim diz çökmez.
    Allah korusun, Allah esirgesin martavalına karnımız doymadı mı daha?
    Ne zaman yeter bee diyeceğiz!
  • 160 syf.
    ·1 günde·3/10·
    Ah İlayda ahh beni bu derde sen attın :)) Arkadaşımın gazıyla okudum ben masumum hakim bey amca :))

    Koskoca kadının ergen kitaplarıyla ne işi var diyeceksiniz arkadaş kurbanı olduk işte :))

    Miraç bey; sen benim on yedi yaşımsın. "Her gün girip çıktığım evin kapı numarası bile 17 iken nasıl unuturum seni" diyor :) Farklı bir bakış açısı! Hiç aklıma gelmemişti. O yüzden bir kitabım bile yok. Halbuki benim kapı numaram da 17. Demek ki bakış açımızı genişletmemiz lazım:)

    17 senedir aynı adama aşık olduğumu, onu tanıdığımda 17 yaşında olduğumu ve kapı numaramızın 17 olduğunu düşünürsek burdan bi kitap çıkar , burdan yürürüm ben artık :)) Neyse konumuz bu değil!

    Miraç bey kitapta aşk acılarına , anne ve babasıyla ilgili bazı sıkıntılarına ve hayata dair bazı öğütlere yer vermiş. Genç yaşlar için büyük laflar diye düşünüyorum. Twit atmalık bir kaç güzel söz var hakkını yemeyelim! Mesela neydi o , "Ah almayın, papatya alın." :))

    Keyifli okumalar dilerim!
  • Twitter'dan alıntı.

    "Burada bir kız starbucks kahvelerinin isimlerini bilmeyen biriyle dalga geçmiş , bunu kültürsüzlük göstergesi olarak belirtmiş.
    Entelektüel,kültürlü insanlar starbucksda vakit harcamaz ki ,kitap okur, müze gezer ,hobileri vardır
    Saatlerce starbucksda oturmak hiçlik belirtisidir ! "
  • 536 syf.
    ·3/10
    Roman Nazan Bekiroğlu’n un anneannesi Zehra ve dedesi Setterhan’ın hikayesi çerçevesinde geçerken Pers kültüründen alıntılarla dolu bir hikaye, Kitabın bıraktığı lezzet; Itri’yi Sezen Aksu’dan dinlemeye benziyor. Gönül ister ki bunları kaynağından okumak ve derin derin konuşmak.
    Bugune kadar önceliklerimiz arasında Batı edebiyatı (İngiliz Amerikan Fransız Alman) ( Rus edebiyatı) olması nedeniyle Pers Kültürü/İran Edebiyatı hiç yönelmediğimiz bir mecra.
    Ne yazıkki ? Süzülerek gelen Kadim kültüre Pers kültürüne bir pencere açması açısından önce kendime kızıyor sonra da Nazan Bekiroğlu’na tesekkur ediyorum.(Eksiğimi Bekiroğlu ile kapamayalım)
    ***
    DÖNEM VE SİYASİ DURUM: 1912- 1918 .. Balkan Harbi –Bolşevik devrimi- 1. Dünya savaşı-
    YER:
    *Balkan harbinin Trabzon’u, Istanbul’u
    *1 . dunya savaşı ve Bolşevik devriminin Azerbeycan /Bakü’sü ve İran/Tebriz ‘i ve etkileri
    ***
    Kitapta olumlu olumsuz etkileyen paylaşımlarımı derlersem;

    1)Bekiroğlu’nun anlatımı fotoğraflardan hikaye ye geçişlerle yapılıyor. Bu anlatım biçiminim ilkleri Susan Sontag’dır. Bekiroğlu’na inceden bir eleştiri ile twit attım ancak henüz yanıt alamadım. Alırsam paylaşacağım sizlerle.
    Hikaye Trabzonda anneannenin evinde başlarken mitolojik öykü Prenses Kassandra ile giriş yapmış inanın çok havada kalmış.Niye Kassandra benzetmesi yapmış anlamadım.
    Kassandra ile yazar Bekiroğlu yaşanmış tarihi biliyor tek ortaklığı bu. Ancak Kassandra’nın aldığı ceza ile acısını roman ile ilişkisi yok.
    Kasandranın acısı: Troyalıların sonunun ne olacağını ayan beyan görmesi ancak engel olamaması onları inandıramaması
    Biraz zorlarsak Balkan harbine gidenlerin savaşı kaybedeceklerini bilmesi -gitmemelerini söyleyememesi diyebiliriz
    Kasandra ve Bekiroğlu’nun iki acıda birbirinden farkli...

    •2)Romandaki tarihi yanlışlardan biri de:.. Selman Farisi Tasavvuf’da önemli kişilerden biridir. Romanda Selman Farisi için ; köle pazarlarında iken peygambere denk geliyor diye yazıyor. Bu tarihi yanlışı önce düzeltelim. Peygambere ulaşmak için Medine’ye gönüllü olarak köle pazarlarına gidiyor. Ve Peygambere ulaşıyor. Denk gelmiyor.

    3) Roman setterhan ve zehra nin hikayesini anlatsa da sanki setterhan aşki Azam ve ondan kaçisidir.
    Gerçi Azam içinde aşkın kaf halini görmüyoruz. Ayrıca araya da bolşevik devrimi ve azerbeycan baku hattını anlatmak için de sofya giriyor.

    4) -direk aldım metni-
    ..… Bakü Sovyet egemenliğine girdiğinde neft milyonerlerinin hepsinin servetinin bir gecede sıfırlandığını; bu
    dünyadan, geldikleri gibi yoksulluk içinde gittiklerini, hatta kiminin intihar kiminin firar ettiğini, kiminin infaz edildiğini. Söyleyebilsemde inanmazdım…

    (Azerbeycan’daki neft (petrol zengini) milyoneri den NOBEL ve ROTSCHILD bahseder.
    Nobel’i araştırdığımda Nobel ailesi Rus devrimi ile isveç’e döner. Kardeşleri nitrogliserin üretip savaş endüstrisine katkı ile zengin olur. Hatta kardeşi patlamada ölür. Bugün Nobel ödülü ölen kardeş adına yapılmıştır. Nobel ödülünün anlamı savaş endüstrisi )
    Ve Bekiroğlunun dediği gibi Neft milyonerleri dünyadan geldikleri gibi yoksulluk içinde gitmiyor. 

    Bekiroğlu’na haksızlık yapmadan, Kitaptaki değerli bilgileri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Yorumlarımı parantez içinde ekleyerek incelememi daha keyifli hale getirmeye çalıştım.
    1) Romanda ; Tebriz halısı desenine yapılan yorum gerçekten müthiş (alıntı olmasa gerek, haksızlık olur)
    Şu pervazlar olmasa bu desenlerin de anlamı olmaz
    çünkü sonsuzluktan gelerek bir pervazdan halıya giren desenler bir süre göründükten sonra diğer pervazdan çıkıp yine sonsuza gider.
    halı sonsuzluğun bir çerçeve içinde seyredildiği bir andır sadece.
    (fotoğrafta öyle değil mi bir an sadece..Halı desenini fotoğraf olarak düşünmemiştim. Benim için etkileyici)

    2) Beyzade Berberden çıkarkan bahşiş bırakır. Bahşişin büyüklüğü berberi şaşırtır.
    Beyzade Bu baş bir altın etmez mi ? der.
    (Bu baş bir altın etmez mi? Sorusunun cevabı nedir bunun üzerinde duralım.
    kafayı berbere teslim eden beyzade bahşişi tabiî ki yüklü olacaktır., Berber isterse beyzadenin şahdamarından kesebilir. Düşmanı tarafından azmettirebilir. Beyzadenin ölümü berberin elinin altındaki şahdamarına bağlıdır. ancak berber sadakatle traşı bitirir.
    Beyzade de kelleyi kurtarmanın bedeli altını verir.
    Zengin böyle çalışır. kendini korumak ve güven altına almak icin hep önlem alır. Ve bunun da bir maliyeti vardır.Mesela Zengin en ucuz yerde oturmaz yemek yemez . Fakirin giremediği yerde onlardan yalıtılmış korunmuş lüks dediğimiz yerlerde yer. Kendini güvende hisseder. Bununda bir maliyeti vardır.)

    3) (Hakikat ve sahte Karagöz perdesinde çok güzel anlatılmıştır. Direk kopyaladım. Yorum yapmaya gerek yok sanırım)

    "İşte o perdenin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen, sevişen, kavga edip barışan onca suretin hepsi de birer gölge değil mi?"
    "Peki. Perdenin arkasına geçebilsek; o zaman onların asıllarını, daha önemlisi onları hareket ettiren eli fark etmez miyiz?"
    "İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde bir püf!", muhayyel bir mumu söndürür gibi boşluğa doğru üfledi, "Mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de Karagözcünün kutusunda bir araya konur,
    kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde."

    4) Beyzade, Kirkor ustadan firuze yüzük yapmasını ister ve metini aşağıda kopyalayıp yapıştırdım.

    …Sanat göstermek için önce iyi bir malzeme
    sonra da onu işleyebilecek usta gerekliydi. Kirkor Usta'nın kanısınca. Ama mükemmel eserin ortaya çıkması için onun sunulacağı makam da önemliydi. Eserler biraz da
    müşterilerin eseriydi. Öyleyse, işte cevher firuzesi. İşte Kirkor Usta. İşte talip. İşte makam..
    (..Makam derken anlayamadım.. eşim ile yaptığım sohbetimizde verdiği örnek çok yerinde idi….Madonna tenekeden yüzük taktıgında millet göklere çıkarır. İşte makam eseri uçurur… dedi ve….yani alıcısı da değer katar:)


    5) …Tezgâhın başına geçti. Ve Ermeni Kirkor Usta firuze işleyen bütün ustalarla aynı başlangıcı yaptı:
    "Ya Settar! Ya Gaffar!"

    (Gaffar ve Settar Allahın sıfatlarındandır..
    Gaffar anlamı: örten gizleyen
    Settar anlamı: örten gizleyen
    -yani kulların hatalarını örten gizleyen affeden. Kainattaki çirkinlikleri utandıracak halleri sürekli örten bağışlayan anlamı -
    Dedesi Setterhan da kaderine yaşadığı aşk acısının üstünü örtmeyi, ihaneti affetmeyi Setterhan ismini almakla başta akit vermiştir)
    (Aygulcum tamamladığın için tesekur)

    * Romanda geçen;
    Hay’ dan gelen hu ya gidiyor … hep duyduğumuz laftır. Anlamına bakalım.
    (Hay:canlı
    Hu: Allah
    Yani ;Her canlı Allaha gidiyor
    Bildiğimiz anlam da değil. Anlamı bozulmuş içeriksizleştirilmiştir. Her zamanki gibi kıymetli anlamları amacına ulaşmaması için ya argo ya ilgisiz ya boş bir anlam haline getirerek gerçek anlamından uzaklaştırılmıştır.)
    * Yine romanda;
    gözyaşlarım Vav’ın gözüne sızıyordu.
    (Vav:Allahı temsil eder. Gözyaşlarım Allaha ulaştı diyor)