Babadan zengin bir arkadaşımız, 36 yaşına kadar hiç doğru dürüst çalışmadan yaşayıp kendini burjuva dertleriyle meşgul ediyor. Bunu yaparken de "Lanet olası fakirler"in aslında parasız ne kadar "mutlu" olduğunu anlıyor. Kitabın başlarında hissiz, soğuk, analitik bir adam iken, o olağanüstü gecenin sonlarına doğru tehlike, çekingenlik vs. hissederek solup gitmiş insanlığının geri geldiğini düşünüyor, bu duygulara bağımlı oluyor ve en sonunda da Robin Hood'luk yapıp, bir nevi çaldığı parayı etrafta gördüğü insanlara dağıtıyor. Torunlarına yetecek kadar parası varken köye göçen, hayatının sonuna kadar orada yaşamak isteyen ve "Bak adamlar ne güzel yaşıyor, biz de onlar gibi olalım" diye dolaylı yoldan kendilerini onlarla karşılaştıran, küstah zengin dayılar gibi.
Özetle; doğduğundan beri zengin ortamlarında takılmış, hayatı boyunca aynı ortamdaki insanlarla neredeyse programlanmış etkileşimlerde bulunmuş bir züppe, ilk kez doğal insanlarla karşılaşıyor.
Hikayenin ana karakteri, gerçek hayatta en sevmediğim insan tiplemesi. Bununla birlikte çevirmenden mi kaynaklı yoksa Zweig'in tarzı mı bilmiyorum ama kitap ilk başlarda gerçekten sıkıcıydı. İlk 10-12 sayfayı okuduktan sonra uykum geldi, kitabı bıraktım ve kestirdim... 70 sayfalık olması ve kitabın yarısına gelmiş olmam, beni onu yarıda bırakmaktan alıkoydu. Hem kitabı yarıda bırakmak istemedim, hem de sonunun nereye bağlanacağını merak ettim.
Okunur mu? Eh... İsterseniz okuyun. Bir şey kazanmazsınız ama bir şey de kaybetmezsiniz.