• - Mesajın kısa ve acımasız olduğunu biliyordum. Sonunda yazıhanemin bir çekmecesine koydum.
    + Açılmamış durumda mı?
    - Evet, açılmamış durumda. Ve hala da açılmamış durumda. Neden açayım? İçinde ne olduğunu biliyorum. Kelimeleri okumak yalnızca yarayı daha da yarıp açacaktı.
  • Irvin D. Yalom ile çoğu insan gibi Nietzsche Ağladığında ile tanışmıştım. Daha önce böyle bir kitap okumamıştım – psikoterapinin revaçta olmadığı zamanlardı- Psikanalizin doğduğu yıllar Nietzche, Brauer, Freud, bir de yazarın o kendine özgü anlatım tarzıyla birleşince uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir kitapla karşılaşmış oluyordunuz. Divan 'ı okudum sonra- daha farklı- 1980'lerin Amerikan filmleri tarzında- bir kitaptı , ama o da etkiledi beni. Yakın dönemde okuduğum – daha çok hayatının son dönemine gelmiş insanlarla yapılan – terapi hikayelerini anlatan Günübirlik Hayatlar 'ı da bu iki roman kadar vurucu bulmasam da beğendim.

    Aşkın Celladı ve Diğer (9) Psikoterapi Öyküleri de Günübirlik Hayatlar gibi yazarın yaptığı gerçek psikoterapi süreçlerinden oluşmakta. Ondan 25 yıl önce yazılmış tabi. Kitapta kendi deyimiyle “varoluş sancılarıyla cebelleşen” 10 kişinin öyküsü var. Bu 10 hastanın da onayını alarak (ve tabi isimlerini de değiştirerek) yayınlamış kitabını. Ben olsam onay vermezdim aslında. Belki onay alamadığı için bizlere aktaramadığı farklı hikayeler de mevcuttur, kim bilir.

    Uzun bir önsöz var kitabın başında; yazar önce kendi inandığı varoluşsal psikoterapiyi açıklıyor, sonra da öykülerdeki temel problemlere değiniyor. Dil kesinlikle zorlayıcı değil. Zaten Yalom'un bu derece sevilmesinin bir sebebi de en karışık durumları bile okuyucuyu sıkmadan, hikayenin içine katarak anlatabilmesinde gizli. Önsözde psikoterapi açısından önem taşıyan gerçekleri sıralıyor Yalom ve öykülerdeki terapi süreçlerini bu açıdan değerlendiriyor; ölümün kaçınılmazlığı, yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz, nihai yalnızlığımız ve yaşamımızın bir anlamdan yoksun oluşu. Farklı sebeplerle kendine gelen hastaların varoluşun bu gerçekleri ile yüzleşmelerini sağlıyor bir nevi. Tabi burada böyle anlatınca fazla bir şey ifade etmiyor belki ama Yalom o uzun önsözde bile bir şeyleri düşündürtüyor insana. Kalemi çok güçlü ve bunu göstermekten kaçınmıyor hiç Nietzche Ağladığında'da olduğu gibi. Zaten bize kendimizi anlattığı için, öykülerin içine giriveriyoruz biz de hemen.

    Ben de kısa kısa değinirsem hikayelere spoiler olmaz diye düşünüyorum. Çok satan Bir Psikiyatristin Gizli Defteri gibi sadece ilginç olayları toplayıp tedavilerini anlatmamış sonuçta Yalom. Bütün bir psikoterapi sürecini olanca samimiyetiyle, kendi duygu düşüncelerini, yaptığı yanlışları da büyük bir cesaretle ortaya koyarak ve okuyucuyu hiç bir zaman dışarıda bırakmayarak açıklamış. Süreçleri anlatmış yazar ve okutuyor kendini. Ben her hikaye için bir gün ayırdım işin doğrusu. Biraz düşünmek istiyor insan.

    "Aşkın Celladı" kitaptaki ilk terapi süreci. Kendisinden oldukça genç birisine aşık olan yetmiş yaşındaki bir kadın var baş rolde. Yalom tıpkı Dr. House gibi kurcaladıkça kurcalıyor her şeyi ve hikayenin adı gibi bir Cellat oluyor sonuçta. Gerçekten dokunaklı bir öykü.

    "Tecavüz Yasal Olsaydı"da “pis” olarak tabir edebileceğimiz bir hasta var. Kanser hastası ve kafasında kadınlarla beraber olmak dışında bir şey yok. Yalom sonlara doğru olaya “Senin anana bacına yapsalar” şeklinde, Türk modunda yaklaşınca yazarla kendimizi neden bu kadar çok bağdaştırabildiğimizi daha iyi anlıyoruz biraz. Mutlu/mutsuz bir sonla bitiyor bu hikaye de.

    "Şişman Bir Hanım"da yazarımızın şişman kadın nefretini görüyoruz bir parça, hastasıyla birlikte kendisi de tedavi oluyor burada gerçekte. Transfer- konttransfer olayıyla karşılaşıyoruz bu hikayede bolca- hastanın doktordan ya da doktorun hastadan aldığı olumlu/olumsuz duygular ve bunların terapiye olan etkisi diyebiliriz kısaca.

    "Yanlış Çocuk Öldü" isminden de tahmin edilebileceği gibi yıllar önce ölen kızının acılarını hala olanca ağırlıyla yaşayan güçlü bir anneyle ilgili (Hepsini tahmin edemezsiniz tabi:). Diğer hikayelerde olduğu gibi terapi ilerledikçe yapılan kazılardan farklı şeyler de çıkıyor.

    "Benim Başıma Geleceğini Hiç Düşünmemiştim"de bir kaç yıl önce eşini kaybetmiş yaşlı bir kadının çantasının çalınmasıyla su üstüne çıkan çaresizlik sorunu işleniyor.

    "Usulca Gitme"nin ana teması ölüm korkusu. Ama hikaye/terapi öyle başlamıyor tabi. Yaşlı bir adama eski aşk mektuplarını saklaması için Yalom'a vermek istiyor (Bu arada yazarın da halen sakladığı mektuplar olduğunu öğreniyoruz- anlatmıştır herhalde eşine artık)

    "İki Tebessüm"de başka bir doktorla yapılan ortak bir seansta, insanların belli bir olay karşısındaki algılamalarının ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Tüm kitap boyunca süren mükemmel tespitler bu hikayede de devam ediyor, #33202233 ve #33202909 alıntılarında olduğu gibi. Hikayenin sonundaki ufak Flaubert'in Papağanı öyküsüyle gerçekte hiç bir şeyin düşündüğümüz ya da algıladığımız gibi olamayabileceğini hissediyoruz.

    "Üç Açılmamış Mektup"ta kendisine sanal bir korku yaratıp onun içine hapsolan bir adamı tanıyoruz. Burada Yalom'un fazla bir etkisi yok açıkçası. Onca uğraşı sonuçsuz kalıyor ve adam tesadüfi etkenlerle normal hayatına geri dönebiliyor.

    "Terapi'de Tek Eşlilik"de yazarımız hastanın terapi sırasında ortaya çıkan diğer kişiliğine aşık oluyor (Bu hikayeyi hastaya okuttuğunda neler hissetti hiç bilemiyorum açıkçası). Her şeye rağmen hastaya sadık kalıyor ve sonuçta mutlu sona ulaşıyoruz. Ama diğer kadına olan özlemini hikayenin sonunda da vurguluyor Yalom.

    Son hikaye "Sahibini Arayan Düşler"de migrenine sebep olarak seks performansını gören yaşlı bir muhasebeciyle birlikteyiz. Yalom ilerleyen seanslarda farklı bir kişilikle karşılaşıyor kendisiyle rüyalarla haberleşmeye çalışan. Ve terapiyi bu rüyaların üzerinden şekillendiriyor.

    Gerçekten kitap boyunca bir şeylere inandırmaya çalışmıyor sizi Yalom , sadece insana dair bazı hikayeler anlatıyor ve siz de kabul ediyorsunuz bunları. Kendinizden biliyorsunuz çünkü çoğu şeyi. Bence psikoloji, psikiyatri vb. şeylere ilgi duymasanız da alıp okuyun kitabı. Kendinizi tanımanızı ve çevrenizdeki insanlara farklı gözle bakmanızı sağlayabilir belki. İyi pazarlar.
  • Küller ve Kar

    Bu anda bana gelirsen,
    dakikaların saat olur,
    saatlerin gün,
    ve günlerin bir ömür olur.

    Ashes and Snow
    Fillerin Prensesine…

    Tam bir yıl önce kayboldum.
    O gün bir mektup aldım.
    Beni fillerle yaşamımın başladığı yere
    geri çağırıyordu.
    Lütfen aramızda bir yıldır süren
    sessizlik için beni bağışla.
    Bu mektup sessizliği kırdı.
    Sana yazacağım 365 mektubun ilki.
    herbir sessizlik günü için bir tane.
    Asla bu mektuplardaki kendimden
    fazlası olmayacağım.
    Bunlar benim kuş yolu haritalarım.
    ve bunlar doğru olacağını
    bildiklerimin hepsi.
    Herşeyi hatırlayacaksın.
    Herşey öncesi gibi olacak.
    Zamanın başlangıçında,
    gökyüzü uçan fillerle doluydu.
    Her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı.
    Ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı.
    Eğer gece yukarıdaki
    yıldızlara bakarsanız…
    bir gözleri açık uyuyan fillerin
    ışıldayan gözlerini görürsünüz.
    En iyisi bizi izlemeye devam edin.
    Evim yandığından beri
    ayı daha net görüyorum.
    İçime düşen tüm cennetlere bakıyorum.
    Ellerimle tuttuğum cennetler gördüm,
    fakat bıraktım.
    Tutamadığım sözler gördüm.
    Azaltamadığım acılar…
    İyileştiremediğim yaralar…
    Dökemediğim gözyaşları…
    Kederlenemediğim ölümler gördüm.
    Karşılık veremediğim dualar…
    Açmadığım kapılar…
    Kapatmadığım kapılar…
    ve yaşamadığım hayaller…
    Kabul edemediğim,
    bana sunulanların hepsini gördüm.
    Arzu ettiğim,
    fakat asla almadığım mektuplar gördüm.
    Olabileceklerin tümünü gördüm,
    fakat asla olmayacak…
    Hortumunu yukarı kaldırmış bir fil
    yıldızlara bir mektuptur.
    Balinanın suda sıçraması
    denizin dibinden bir mektuptur.
    Bu imgeler hayallerime bir mektuptur.
    Bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.
    Kalbim pencereleri yıllardır açılmamış
    eski bir ev gibidir.
    Fakat şimdi pencerelerin
    açıldığını duyuyorum.
    Turnaların Himalayaların
    eriyen karlarının üstünde…
    yüzdüğünü hatırlıyorum.
    Deniz ayısının kuyruğunda uyumak…
    Sakallı fokların şarkısı…
    Zebranın havlaması…
    Kumun çıtırdamaları…
    Karakulakların kulakları…
    Fillerin egemenliği…
    Balinaların suda sıçraması…
    ve boğa antilopunun silueti…
    meerkat'in ayak parmağının
    kıvrımını hatırlıyorum.
    Gange nehrinde yüzmek…
    Nil'de gemi yolculuğu…
    Hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve
    birçok kadının yüzünü hatırlıyorum.
    Sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…
    Babalar ile çocuklar hatırlıyorum…
    ve tadı…hatırlıyorum…
    ve şeftalinin kabuğunu soymayı…
    Herşeyi hatırlıyorum.
    Fakat geride bırakılanları
    hiç hatırlamıyorum.
    rüyalarını hatırla…
    hatırla…
    Savanna fillerini daha uzun izledikçe,
    daha fazla dinledikçe,
    daha fazla açtıkça,…
    bana kim olduğumu hatırlatıyorlar.
    Koruyucu filler, doğa orkestrasının
    tüm müzisyenleri ile birlikte…
    çalışma isteğimi duyabilir mi?
    Filin gözlerinden görmek istiyorum.
    Adımları olmayan dansa katılmak istiyorum.
    Dansın kendisi olmak istiyorum.
    Eğer daha yakına gelir veya
    daha uzağa gidersen söyleyemem.
    Yüzüne baktığımda bulduğum
    huzuru özlüyorum.
    Eğer şimdi yüzün bana dönerse,
    kaybolduğunu sandığım yüzü
    tekrar bulmam belki daha kolay olur.
    kendimin.
    Tüy ateşe
    ateş kana
    kan kemiğe
    kemik iliğe
    ilik küllere
    küller kara
    Balinalar şarkı söylemiyor,
    çünkü bir cevapları var.
    Şarkı söylüyorlar,
    çünkü bir şarkıları var.
    Ne önemlidir,
    sayfada yazılı olan değil,
    Önemli olan,
    gönülde ne yazılı olduğudur.
    Haydi mektupları yak
    ve küllerini kara ser.
    Nehrin kenarında,
    bahar geldiğinde ve kar eridiğinde
    ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön.
    ve kapalı gözlerinle
    mektuplarımı tekrar oku.
    Bırak kelimeler ve imgeler vücudunu
    dalgalar gibi yıkasın.
    Ellerinle kulaklarını kapa
    ve mektupları tekrar oku.
    Cennet müziklerini dinle.
    Kuşun yolundan uç.
    Uç…
    Uç…
    Uç…